Zümer Suresi Türkçe Meali

ZÜMER SÛRESİ CÜZ: 23, SÛRE: 39

Mekke’de inmiştir; 75 ayettir.

Bu sûre, adını 71 ve 73. ayetlerinde geçen
“zümer” (bölükler) kelimesinden almıştır.
İmam Sadık (a.s)’dan nakledilen bir hadiste
bu sûreyi okumanın hem dünya hayatında,
hem de ahirette büyük mükâfatlara ulaşmaya
vesile olacağı açıklanmıştır. Dünya
mükâfatları arasında izzet ve heybet sahibi
olmak, ahiret mükâfatları arasında da cehennem
ateşinden korunmak zikredilmiştir.”
(bk. Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Bu kitabın indirilişi, üstün ve hikmet
sahibi Allah tarafındandır.

2. Kuşkusuz, biz sana bu kitabı hak
olarak indirdik; artık dini Allah’a özgü
kılarak O’na ibadet et.
Başka bir ifadeyle şöyle tercüme edilebilir:
“… artık uyduğun yöntemi Allah’a özgü kılarak
O’na kulluk et.”

3. Bilin ki, halis din Allah’a aittir. O’nu
bırakıp da kendilerine veliler edinen-ler, “Bunlara sadece bizi Allah’a daha fazla
yakınlaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
derler. Kuşkusuz, Allah, ihtilaf ettikleri
şey hakkında onlar arasında hükmeder.
Şüphesiz, Allah yalancı ve çok nankörlük
eden kimseyi hidayete erdirmez.

4. Eğer Allah bir oğul edinmek isteseydi,
yaratıklarından dilediğini seçerdi. O (her
eksiklikten) münezzehtir. O, tek ve kahhar
Allah’tır.

5. Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi
gündüzün üzerine sarar, gündüzü
de gecenin üzerine sarar. Güneşi ve ayı
da emrine boyun eğdirdi; her biri, belirli
bir süreye kadar akıp gider. Bilin ki, O
üstündür ve çok bağışlayandır.

6. Sizi bir tek candan yarattı. Sonra eşini
de ondan kıldı. Davarlardan da sekiz çift
indirdi. Sizi annelerinizin karnında üç
karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek
yaratır. İşte o Allah, sizin Rabbinizdir.
Hükümranlık O’na aittir. O’ndan
başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse nereye
çevriliyorsunuz?!

Deve, öküz, koyun, keçi; her birinden birer çift,
sekiz olur. Bazı rivayetlerde yer aldığı üzere sekiz
çiften maksat; deve, öküz, koyun ve keçinin
her birinden evcil ve vahşi olmak üzere iki türün
yaratıldığıdır. İmam Cafer Sadık (a.s)’dan
rivayet edildiğine göre üç karanlıktan maksat,
ana karnının, rahmin ve meşimenin karanlığıdır.
İmam Musa Kâzım (a.s)’dan rivayet edildiğine
göre yaratılıştan yaratılışa geçirmekten
maksat, çocuğun ana rahminde, kırk gün
nutfe, sonra kırk gün alaka (kan pıhtısı) ve
daha sonra kırk gün muzğa (çiğnemlik et)
hâlinde olmasıdır. (bk. el-Burhan Tefsiri.)

7. Nankörlük edip küfre saparsanız,
(bilin ki) Allah size muhtaç değildir. O,
kulları için nankörlüğü sevmez. Şükredersiniz,
sizin için bunu sever. Hiçbir
yük sahibi, diğerinin günah yükünü
yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir.
O, yaptıklarınızı size bildirecektir.
Kuşkusuz O, kalplerin özünü
bilendir.

“Hiç bir yük sahibi…” “Hiçbir günahkâr… olarak
da tercüme edilebilir.”

8. İnsana bir sıkıntı dokununca, Rabbine
yönelerek O’na yalvarır. Sonra
katından ona bir nimet verince, önceden
kurtulmak için yalvardığı sıkıntıyı
unutur ve O’nun yolundan saptırmak
için Allah’a ortaklar koşar. De ki: “Kısa
bir süre küfründen yararlan; kuşkusuz,
sen ateş ehlindensin.”

9. Hiç o (nankör), ahiretten korkarak
ve Rabbinin rahmetini umarak gece
saatlerinde secdede ve ayakta Allah’a
ibadet ve itaat eden kişiye benzer mi?
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit
olur mu?” Kuşkusuz, sadece akıl sahipleri
öğüt alır.

10. De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden
korkun. Sizden bu dünyada
iyilik edenlere iyilik vardır. Allah’ın
yeri de geniştir. Kuşkusuz, sabredenlere
mükâfatları hesapsız olarak verilir.”

11. De ki: “Dini Allah’a özgü bilerek
O’na ibadet etmek bana emredildi.”

12. “Ve (Allah’a) teslim olanların ilki
olmak bana emredildi.”

13. De ki: “Rabbimin emrinden çıkarsam,
büyük bir günün azabından korkarım.”

14. De ki: “Dinimi Allah’a özgü kılarak
O’na ibadet ediyorum.”

15. “Siz de O’ndan başka dilediğiniz
şeylere ibadet edin.” De ki: “Kuşkusuz,
gerçek zarara uğrayanlar, kıyamet
günü kendilerini ve ailelerini ziyana
uğratanlardır. Bilin ki bu, apaçık bir
ziyandır.”

16. Onların üstlerinde ateşten gölgelikler
ve ayaklarının altında da (ateşten)
gölgelikler vardır. Allah, kullarını bununla
korkutmaktadır. Ey kullarım!
Benden korkun.

17. Tağuta ibadet etmekten kaçınıp
(tüm varlıklarıyla) Allah’a yönelen
kimselere müjde olsun. Artık müjdele
kullarımı.

18. Onları ki, sözü dinleyip en güzeline
uyarlarlar. İşte onları Allah hidayete
erdirmiştir ve onlar, akıl sahipleridirler.

19. Azap sözü, hakkında kesinleşen kimse
mi (kurtulacak)?! Veya sen ateşte olanı
mı kurtaracaksın?!

20. Fakat Rablerinden korkan kimseler
için üstüne köşkler kurulmuş nice köşkler
vardır. Altlarından ırmaklar akmaktadır.
Bu, Allah’ın verdiği sözdür. Allah,
verdiği sözden caymaz.

21. Görmedin mi, Allah gökten bir su indirdi
de onu yerdeki kaynaklara sızdırdı.
Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler
çıkarır. Sonra (o ekinler) kururlar ve sen
onu sapsarı görürsün. Sonra onu çerçöp
yapar. Kuşkusuz, bunda akıl sahipleri
için bir öğüt vardır.

22. Allah’ın, İslam için göğsünü genişlettiği,
böylece Rabbinden bir nur üzere olan
kimse (kalbi katılaşmış kimseye benzer)
mi? Allah’ı anmaya karşı kalpleri kaskatı
olanlara yazıklar olsun! İşte onlar, apaçık
bir sapıklık içindedirler.

23. Allah, sözün en güzelini, bir kısmı bir
kısmına benzer, ayetleri tekrarlanan bir
kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların
derileri ondan ürperir. Sonra derileri
ve kalpleri Allah’ı anmakla yumuşar. Bu,
Allah’ın bir hidayetidir; dilediğini onunla
hidayete erdirir. Allah kimi de saptırırsa,
artık ona bir hidayetçi bulunmaz.

24. Kıyamet günü yüzünü o kötü azaptan
korumaya çalışan kimse (azaptan
kurtulmuş kişiye benzer) mi? Zalimlere,
“İşte (dünyada) kazanmakta olduğunuzu
tadın!” denir.

25. Onlardan öncekiler, (peygamberleri)
yalanladılar da azap hiç ummadıkları
yerden onlara geldi.

26. Böylece Allah, onlara daha dünya
hayatında aşağılanmayı tattırdı. Ahiret
azabı ise daha büyüktür, eğer bilselerdi.

27. Öğüt alsınlar diye biz, gerçekten bu
Kur’ân’da insanlar için her türlü örneği
verdik.

28. Takvalı olsunlar diye hiçbir eğriliği
olmayan Arapça bir Kur’an olarak.

29. Allah, birkaç uyumsuz efendinin
ortak oldukları bir kişi (köle) ile yalnızca
bir adamın emrinde olan bir kişiyi
örnek verir. Bu ikisi örnek olarak
eşit midir? Hamd Allah’ındır. Fakat
onların çoğu bilmezler.

30. Kuşkusuz sen öleceksin, onlar da
ölecekler.

31. Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin
katında (birbirinizle) çekişeceksiniz.

ZÜMER SÛRESİ CÜZ: 24, SÛRE: 39

32. Allah’a yalan isnat edenden ve
kendisine geldiğinde doğruyu yalan
sayandan daha zalim kimdir? Kâfirler
için cehennemde yer mi yok?

33. Doğruyu getiren ve onu tasdik
edenler, işte onlar, takvalı olanlardır.

34. Diledikleri her şey, Rablerinin katında
onlar için var. İşte bu, iyilerin
mükâfatıdır.

35. Allah, işledikleri en kötü işleri onlardan
giderir ve yaptıklarının en güzeliyle
onları mükâfatlandırır.

36. Allah, kuluna yetmez mi? Seni
O’nun dışındakilerle korkutuyorlar.
Allah kimi saptırırsa, artık onu hidayete
erdiren olmaz.

37. Allah kimi de hidayete erdirirse,
onu saptıracak olmaz. Allah üstün ve
öç alıcı değil midir?

38. Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?”
diye sorsan, kuşkusuz, “Allah.” derler.
De ki: “Sizce Allah bana bir zarar dokundurmak
istese, Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız,
O’nun verdiği zararı giderebilirler
mi? Veya bana rahmet etmek istese,
O’nun rahmetini önleyebilirler mi?” De
ki: “Allah bana yeter. Güvenenler (tevekkül
edenler), sadece O’na güvenirler.”

39. De ki: “Ey kavmim! Durumunuzun
(küfrünüzün) gerektirdiğini yapın; kuşkusuz,
ben de (imanımın gerektirdiğini)
yapmaktayım; yakında bileceksiniz,”

40. “Aşağılayıcı azabın kime geleceğini
ve kalıcı azabın kime ineceğini.”

41. Biz, bu kitabı sana insanlar için hak
olarak indirdik. Artık kim hidayet bulursa
bu kendisi içindir kim de saparsa
kendi aleyhindedir. Sen onlara koruyucu
değilsin.

42. Allah, ölüm zamanında canları tam
olarak alır; ölmeyenlerin de, uykularında
(canlarını alır). Sonra, ölümüne hükmettiği
kimselerin canlarını tutar, diğerlerinkini
belirli bir süreye kadar gönderir.
İşte bunda, düşünen topluluk için ayetler
vardır.

43. Yoksa onlar, Allah dışında kendileri
için birtakım şefaatçiler mi edindiler?
De ki: “Onların bir şeye güçleri yetmese
ve bir şey anlamasalar da mı (onlara
uyarlar)?!”

44. De ki: “Şefaat, tümüyle Allah’a aittir.
Göklerin ve yerin hükümranlığı
O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”

45. Allah tek olarak anıldığı zaman
ahirete inanmayan kimselerin yürekleri
daralır. Ama O’ndan başkaları anılınca
hemen sevinirler.

46. De ki: “Ey Allah! Ey gökleri ve yeri
bir örnek olmaksızın yaratan! Ey gaybı
da, görüleni de bilen! Kulların arasında,
ayrılığa düştükleri şeyler hakkında
hüküm verecek olan sensin.”

47. Eğer yeryüzünde bulunan şeylerin
hepsi ve onun yanı sıra onun bir misli
daha zulmedenlerin olsaydı, kuşkusuz,
onu kıyamet günündeki azabın
fenalığından kurtulmak için feda ederlerdi.
Hiç hesaba katmadıkları şeyler
(o gün) Allah tarafından karşılarına
çıkarılıverilir.

48. Yaptıklarının kötülükleri onlara
görünür ve alay ettikleri şey başlarına
gelir.

49. İnsana bir zorluk dokunduğunda
bize yalvarır, sonra katımızdan kendisine
bir nimet verdiğimizde, “Bana
bu nimet, ancak bilgim yüzünden verilmiştir.”
der. Hayır; o, büyük bir imtihandır.
Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

50. Onlardan öncekiler de bunu söylemişlerdi.
Fakat kazandıkları, onlara
bir yarar sağlamadı.

51. Derken elde ettikleri şeylerin kötülüklerine
uğradılar. Yakında bunlardan
zulmedenler de, elde ettiklerinin
kötülüklerine uğrayacaklar ve onlar
(bizi) âciz bırakacak değillerdir.

52. Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini
ve (dilediğine) daralttığını bilmediler
mi?! Bunda, iman eden topluluk
için ayetler vardır.

53. De ki: “Ey kendilerine karşı taşkınlık
yapan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Kuşkusuz, Allah
bütün günahları bağışlar. Kuşkusuz, O
çok bağışlayandır ve sürekli merhamet
edendir.

54. Size azap gelmeden Rabbinize dönün
ve O’na teslim olun. Sonra size yardım
edilmez.

55. Farkında olmadan ansızın azap size
gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin
en güzeline uyun.

56. Sonra kimse şöyle demesin: “Allah’ın
huzurunda yaptığım ihmalkârlık yüzünden
yazıklar olsun bana! Gerçekten ben
alay edenlerdendim.”

57. Veya şöyle demesin: “Allah bana yolu
gösterseydi, kesinlikle takvalılardan
olurdum.”

58. Yahut azabı görünce, “Keşke benim
için bir dönüş olsaydı da, iyilerden olsaydım!”
demesin.

59. Hayır; ayetlerim sana geldiği hâlde
sen onları yalanladın; büyüklük tasladın
ve kâfirlerden oldun.

60. Kıyamet günü de Allah’a yalan isnat
edenlerin yüzlerinin simsiyah olduğunu
görürsün. Böbürlenenlere cehennemde
yer mi yok?

61. Allah, takvalı olanları, elde ettikleri
kurtuluş araçlarıyla kurtarır. Onlara
bir kötülük dokunmaz ve onlar
üzülmezler.

62. Allah, her şeyi yaratandır ve O,
her şeyin vekilidir (sahibi ve koruyucusudur).
63. Göklerin ve yerin kilitleri O’nundur.
Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar
ise, işte onlar, ziyan edenlerdir.

64. De ki: “Ey cahiller! Allah’tan başkasına
kulluk etmemi mi bana emrediyorsunuz?”

65. Gerçekten sana ve senden öncekilere,
“Eğer ortak koşarsan, kuşkusuz
amelin boşa gider ve mutlaka ziyan
edenlerden olursun.” diye vahyedildi.

66. Hayır; yalnız Allah’a ibadet et ve
şükredenlerden ol.

67. Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Kıyamet
günü yeryüzü tamamıyla O’nun
kudret avucundadır. Gökler de O’nun
güçlü elinde dürülmüştür. O, ortak
koştukları şeylerden münezzeh ve
yücedir.

68. Sûr’a üfürülür; derken Allah’ın dilediği
kimse müstesna, göklerde ve
yerde olan herkes baygın düşer. Sonra
ona bir daha üflenir; bir de bakarsın ki,
onlar ayağa kalkmış, bakıyorlar.

69. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır;
amel defteri ortaya konur, peygamberler
ve gözeticiler getirilir ve
onlara zulmedilmeden aralarında hak
ile hükmedilir.

70. Herkese, yaptığı tam olarak verilir.
O, ne yaptıklarını en iyi bilendir.

71. Kâfir olanlar, bölük bölük cehenneme
doğru sürülürler. Oraya geldikleri
zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara,
“Rabbinizin ayetlerini size okuyan
ve bu gündeki buluşmanız hakkında
sizi uyaran, kendinizden olan peygamberler
size gelmedi mi?!” derler.
Onlar, “Evet (geldi). Fakat azap kararı,
kâfirlere hak oldu.” derler.
Süleyman b. Halid, İmam Cafer Sadık
(a.s)’dan şöyle nakleder:

“Resulullah (s.a.a) Ensar’dan bir grup gencin yanına geldi ve,
“Kur’ân’dan size okuyacağım ayetlere kim
ağlarsa, o cennetliktir.” buyurdu ve Zümer
Sûresi’nin sonundan, “Kâfir olanlar, bölük
bölük cehenneme doğru sürülürler.” ayetinden
sonuna kadar okudu. Bir genç hariç
onların tümü ağladılar. O, “Ya Resulallah!
Ben ağlamaya çalıştım, ama gözüm yaşarmadı.”
dedi.

Resulullah şöyle buyurdu: “Ben
tekrar okuyacağım, kim ağlar duruma girerse,
o cennete girer.” Tekrar okudu o grup
ağladı ve o genç de kendisini ağlar duruma
soktu. Böylece onların tümü cennete
girdiler.” (Saduk, el-Emalî, c.546.)

72. Onlara, “Cehennemin kapılarından girin;
orada ebedi kalın. Böbürlenen kimselerin
barınağı ne de kötüdür!” denir.

73. Rablerinden korkanlar da, bölük bölük
cennete sürülürler. Oraya geldikleri
zaman (büyük bir nimetle karşılaşır lar;)
cennetin kapıları açılır ve bekçileri onlara,
“Selam olsun size! Mutlu (tertemiz)
oldunuz; artık ebedi olarak cennete girin.”
derler.”

74. Ve derler ki: “Bize verdiği sözü doğrulayan
ve bu yeri bize miras bırakan
Allah’a hamd olsun. Cennetten dilediğimiz
yerde yerleşiriz. Amel edenlerin
mükâfatı ne güzeldir!”

75. Görürsün ki melekler, Arş’ın etrafını
sarmış, hamd ederek Rablerini tenzih
ederler. Onların aralarında hak ile hükmedilir.
Ve, “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah
içindir.” denir.