Zuhruf Suresi Türkçe Meali

ZUHRUF SÛRESİ  CÜZ: 25, SÛRE: 43

Mekkede inmiştir. Bazılarına göre 54. ayeti Medine’de
inmiştir; 89 ayettir.

Bu sûre adını 35. ayetinde yer alan “süsler”
anlamına gelen “zuhruf” kelimesinden alır.
İmam Muahmmed Bâkır (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilir: “Kim Ha Mîm Zuhruf Sûresi’ni
okumayı âdet edinirse, Allah kabirde onu
yerin böceklerinden, canlılarından ve kabir
sıkmasından korur; ta ki Allah’ın huzuruna
varır. Sonra (kıyamette) bu sûre gelerek,
Allah’ın emriyle onu cennette yerleştirir.”
(bk. Mecmau’l Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Andolsun (her şeyi) açıklayan (bu)
kitaba,

3. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir
Kur’ân olarak meydana getirdik.

4. Gerçekten o, bizim katımızda bulunan
ana kitapta pek yüce ve hikmetle
doludur.

5. Haddi aşmış bir topluluk olduğunuzdan
dolayı Kur’ân’ı size göndermekten
vaz mı geçelim?!

6. Öncekilere de nice peygamberler
gönderdik.

7. Onlar, kendilerine gelen her peygamberi
mutlaka alaya alırlardı.

8. Biz, bunlardan daha güçlü olanları
da helak ettik. Nitekim öncekilerin öyküsü
geçti (önceden sana anlatıldı).

9. Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?”
diye sorarsan, “Üstün olan ve her şeyi
bilen (Allah), onları yarattı.” derler.

10. O, yeri size beşik kıldı ve (gitmek
istediğiniz yerlere) ulaşabilesiniz diye
sizin için onda yollar var etti.

11. Belli bir ölçüde gökten su indirdi.
Onunla ölü bir bölgeyi diriltiriz. Siz
de böyle (kabirlerinizden) çıkarılacaksınız.

12. Yaratıkların bütün türlerini yarattı
ve bineceğiniz gemiler ve hayvanlar
var etti ki,

13. Sırtlarına (üzerlerine) kurulasınız;
sonra üzerlerine kurulup oturunca
da Rabbinizin nimetini anarak, “Bunu
bizim hizmetimize veren (Allah, her
türlü eksiklikten) münezzehtir. Yoksa,
bizim bunları hizmetimize almaya gücümüz
yoktu.” diyesiniz.

14. “Ve biz Rabbimize döneceğiz.” (diyesiniz.)

15. Bazı kullarını, O’nun bir parçası
saydılar. Kuşkusuz, insan apaçık bir
nankördür.

16. Yoksa O, yaratıklarından kendisine
kızlar edinmiş de oğlanları size mi
özgü kılmıştır?!

17. Onlardan biri, Rahman’a örnek verdiği
(izafe ettiği) şeyle (kız çocuğuyla)
müjdelenince üzüntüsünü gizlemeye
çalışır ve yüzü simsiyah kesilir.

18. Süs içinde yetişip tartışmada (delilini) açıklama becerisi olmayan kimseyi
(kızı) mi (Allah’a izafe ederler)?!

19. Rahman’ın kulları olan melekleri dişi
saydılar. Yaratılışlarına mı şahit oldular?!
Tanıklıkları yazılacaktır ve sorguya çekileceklerdir.

20. “Rahman dileseydi, biz onlara tapmazdık.”
dediler. Onların bu konuda bir bilgileri
yoktur, sadece yalan söylüyorlar.

21. Yoksa onlara, bundan önce bir kitap
verdik de ona mı sarılıyorlar?!

22. Hayır; Onlar, “Biz babalarımızı bir gelenek
üzere bulduk, biz de onların izlerinde
(doğru yolda) ilerlemedeyiz.” dediler.

23. Aynı şekilde, senden önce hangi
memlekete bir uyarıcı gönderdiysek,
mutlaka oranın müreffehleri, “Biz babalarımızı
bir gelenek üzere bulduk, biz de
onların izlerine uymaktayız.” dediler.

24. (O uyarıcı, onlara) dedi ki: “Babalarınızı
üzerinde bulduğunuz gelenekten
daha doğrusunu size getirirsem yine de
mi (eski geleneğinizi sürdüreceksiniz)?!”
Onlar, “İletmek için gönderildiğiniz mesajı
biz inkâr ediyoruz.” dediler.

25. Derken biz de onlardan öç aldık. Bir
bak, yalanlayanların sonu ne oldu!

26. Hani İbrahim, babasına ve kavmine
demişti ki: “Ben sizin taptıklarınızdan
uzağım.”

27. “Yaratılışımı başlatan (Allah) müstesna.
(Ben yalnız O’na kulluk ederim.)
Kuşkusuz O, beni hidayete erdirecektir.”

28. Bu çağrıyı, tevhide dönsünler diye
soyu arasında kalıcı bir vasiyet olarak
bıraktı.

29. Doğrusu, biz onları ve babalarını
kendilerine hak ve açıklayıcı bir peygamber
gelinceye kadar (dünya nimetlerinden)
yararlandırdık.

30. Fakat onlara hak gelince, “Bu, bir
büyüdür ve biz buna inanmıyoruz.”
dediler.

31. “Niçin bu Kur’ân (bu) iki şehirden
bir büyük adama indirilmedi?” dediler.

32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar?!
Dünya hayatında geçimliklerini
aralarında biz taksim ettik ve
birbirlerini hizmete alsınlar diye kimini
derece bakımından kiminden üstün
kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdiği
şeyden daha iyidir.

33. Bütün insanların (inkârcılığı tercih
eden) bir topluluk hâline dönüşmeleri
olmasaydı, Rahman’ı inkâr
edenlerin evlerinin tavanlarını ve
üstüne basıp çıktıkları merdivenleri
gümüşten yapardık.

34. Evlerinin kapılarını ve yaslandıkları
tahtları da (hep gümüşten yapardık).

35. Daha nice süsler verirdik. Bütün
bunlar, sadece dünya hayatının imkân
ve zevkleridir. Ahiret ise, Rabbinin katında
takvalılar içindir.

36. Kim Rahman’ı anmaktan gönlünü
çevirirse, ona bir şeytan musallat ederiz;
artık o şeytan, ona arkadaş olur.

37. Kuşkusuz, bu şeytanlar onları doğru
yoldan alıkoyarlar, ama onlar kendilerinin
hidayette olduklarını sanırlar.

38. Nihayet bize geldiği zaman, “Keşke
benimle senin aranda doğuyla batı
kadar bir uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaşmış!”
der.

39. Haksızlık ettiğiniz için bu (pişmanlık)
asla size yarar sağlamaz. Kuşkusuz,
siz azapta ortaksınız.

40. Sen mi sağırlara işittireceksin, yahut
körlere ve apaçık sapıklıkta bulunanlara
yol göstereceksin?!

41. Eğer biz seni alıp götürürsek, kesinlikle
onlardan intikam alırız.

42. Yahut da onlara vadettiğimiz azabı
sana gösteririz. Gerçekten de bizim
onlara gücümüz yeter.

43. Sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Kuşkusuz,
sen doğru yoldasın.

44. O (Kur’ân), sana da, senin kavmine
de bir öğüttür. Yakında sorguya çekileceksiniz.

45. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere
sor; Rahman’dan başka tapılan
ilahlar mı var ettik.

46. Gerçekten biz Musa’yı ayetlerimizle
Firavun’a ve kavminin ileri gelenlerine
gönderdik. O, “Ben, âlemlerin Rabbinin
elçisiyim.” dedi.

47. Onlara ayetlerimizi getirince, onlara
gülmeye başladılar.

48. Onlara gösterdiğimiz her ayet, diğerinden
daha büyüktü. Belki doğru yola
geri dönerler diye onları azaba uğrattık.

49. “Ey büyücü! Rabbinin sana verdiği
ahit hakkına bizim için Rabbine yalvar;
biz elbette doğru yola geliriz.” dediler.

50. Fakat kendilerinden azabı kaldırdığımızda
hemen ahitlerini bozdular.

51. Firavun kavminin içinde yüksek sesle
şöyle dedi: “Ey kavmim! Mısır’ın saltanatı
ve ayaklarımın altından akıp giden
şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor
musunuz?”

52. “Ben şu zavallı ve doğru düzgün söz
söyleyemeyen adamdan daha iyi değil
miyim?”

53. “Ona (gökten) altın bilezikler atılmalı
veya beraberinde melekler gelmeli
değil miydi?!”

54. Firavun kavmini küçümseyip beyinsizleştirdi
de ona boyun eğdiler.
Kuşkusuz, onlar yoldan çıkmış bir topluluktular.

55. Bizi öfkelendirince onlardan intikam
aldık ve hepsini suda boğduk.

Hamza b. Bezi’, İmam Cafer Sadık (a.s)’ın,
“Bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık.”
ayeti hakkında şöyle dediğini nakleder:

“Allah Teala, bizim öfkelenmemiz gibi öfkelenmez.
Fakat Allah, kendisi için bazı veliler
yaratmıştır ki, onlar üzülürler ve onlar hoşnut
olurlar. Onlar, yaratık ve kuldurlar. Allah,
onların hoşnutluğunu kendi hoşnutluğu ve
onların öfkesini kendi öfkesi kılmıştır. Onları
kendisine davetçi ve yol gösterici kılmıştır
da, bu makama ermişlerdir. Nitekim şöyle
buyurmuştur: “Kim benim dostuma saygısızlık
ederse, bana karşı meydan okumuştur
ve beni savaşa çağırmıştır.” Yine buyurmuştur
ki: “Kim Peygamber’e itaat ederse,
Allah’a itaat etmiştir.” Yine buyurmuştur ki:
“Sana biat edenler, gerçekte Allah ile biat
etmişlerdir. Allah’ın eli, onların elinin üstündedir.”
et-Tevhid, 169.

56. Biz onları, (sonradan gelenler için
kötü) bir geçmiş ve örnek kıldık.

57. Meryem oğlu örnek verilince, kavmin
hemen bundan ötürü sevinip çığlık
attılar.

58. “Bizim ilahlarımız mı daha iyi, yoksa
o mu?” dediler. Sadece tartışmak
için bunu söylediler. Geçekten onlar,
tartışmacı bir toplulukturlar.

59. O, sadece kendisine nimet verdiğimiz
ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız
bir kuldur.

60. Eğer dileseydik, yeryüzünde yerinize
geçecek melekler var ederdik.

61. Kuşkusuz o, kıyamet saati için bir
bilgidir. Öyleyse o saatin geleceğinden
asla şüphe etmeyin ve bana uyun. İşte
doğru yol budur.

62. Sakın, Şeytan sizi (doğru yoldan)
alıkoymasın. Gerçekten o, size apaçık
bir düşmandır.

63. İsa apaçık delillerle geldiğinde
şöyle dedi: “Ben size hikmeti getirdim
ve hakkında ayrılığa düştüğünüz
şeylerden bazısını size açıklamak için
geldim. Öyleyse Allah’tan korkun ve
bana itaat edin.”

64. “Kuşkusuz, Allah benim de Rabbimdir,
sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet
edin; doğru yol budur.”

65. Ama içlerindeki topluluklar ihtilafa
düştüler. O acı günün azabından dolayı
zulmeden kimselere yazıklar olsun!

66. Onlar, farkında olmadıkları bir
hâlde ansızın o kıyamet saatinin başlarına
gelmesinden başka bir şeyi mi
bekliyorlar?!

67. O gün takvalı olanlar dışında, samimi
dostlar bile, birbirlerine düşman
kesilirler.

68. “Ey kullarım! Bugün size bir korku
yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.”

69. Bunlar, ayetlerimize inanan ve (hakka)
boyun eğen kimselerdirler.

70. “Siz ve eşleriniz, sevinç içinde cennete
girin.”

71. Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır.
Orada canların istediği ve gözlerin
zevk aldığı her şey vardır ve siz orada
sürekli kalacaksınız.

72. Yaptıklarınıza karşılık size miras olarak
verilen cennet işte budur.

73. Orada sizin için bol meyveler vardır,
onlardan yiyeceksiniz.

74. Kuşkusuz, suçlular da cehennemin
azabında sürekli kalırlar.

75. Azapları hafifletilmez ve onlar orada
ümitsizdirler.

76. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onların
kendileri zalim idiler.

77. Şöyle feryat ederler: “Ey Malik! Rabbin
canımızı alsın.” O, “Siz (burada) bekletileceksiniz.”
der.

78. Gerçekten biz size hakkı getirdik; fakat
çoğunuz, haktan hoşlanmıyorsunuz.

79. Yoksa işi sağlama mı aldılar? Biz (de
işi) sağlama alanız.

80. Yoksa onlar, içlerinde gizlediklerini
ve gizli konuşmalarını duymadığımızı
mı sanıyorlar? Hayır! Yanlarındaki elçilerimiz
de yazıyorlar.

81. De ki: “Rahman’ın bir çocuğu olsaydı,
ben ibadet edenlerin ilkiydim.
(Herkesten önce bunu ben bilir ve
açıklardım.)”

82. Göklerin ve yerin Rabbi ve Arş’ın
Rabbi, onların nitelemelerinden münezzehtir.

83. Bırak onları, kendilerine vadedilen
güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve
oynasınlar.

84. Gökte de ilah, yerde de ilah O’dur.
O, hikmet sahibidir ve bilendir.

85. Göklerin, yerin ve o ikisinin arasında
bulunanların hükümranlığı
kendisine ait olan (Allah) ne yücedir!
O saatin (kıyametin) bilgisi de O’nun
yanındadır ve hepiniz O’na döndürüleceksiniz.

86. Allah’ı bırakıp yalvardıkları şeyler,
şefaat hakkına sahip değillerdir.
Ancak bilerek hakka tanıklık edenler
müstesna.

87. Eğer onlara, “Kimin kendilerini yarattığını
sorsan, mutlaka “Allah” derler.
Öyleyse nasıl (haktan) çevrilirler?!

88. (Peygamber’in,) “Ey Rabbim! Kuşkusuz
bunlar, iman etmeyen bir topluluktur.”
demesini de (Allah bilir).

89. O hâlde onlardan yüz çevir ve “Esenlik
olsun.” de. Yakında bilecekler.”