Yunus Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 11, SÛRE: 10

Mekke’de inmiştir; 109 ayettir.
Ancak bazılarına
göre, 93-96. ayetleri Medine’de inmiştir.
Bazılarına göre ise, 40. ayeti de Medine’de
inmiştir. İmam Sadıka (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Kim her iki veya üç ayda bir Yûnus Sûresi’ni
okursa, onun cahillerden olmasından korkulmaz
ve kıyamet günü de Allah Teala
isterse, mukarreblerden olur.” (bk. es-Safî,
Sevabu’l-Amal’dan naklen.) Bu sûrede Yunus
Peygamber’in adı geçtiği ve kavminin
bağışlandığı bildirildiği için ‘Yûnus Sûresi’
adıyla anılmıştır.Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla1. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar, hikmetli
kitabın ayetleridir.2. İçlerinden bir adama, “İnsanları
uyar ve iman edenlere Allah katında
kendileri için bir doğruluk makamı
olduğunu müjdele.” diye vahyetmemiz,
insanlar için şaşılacak bir şey mi?!
Kâfirler, “Kuşkusuz, bu apaçık bir büyücüdür.”
dediler.

3. Kuşkusuz Rabbiniz, gökleri ve yeri
altı günde yaratan ve sonra Arş’a egemen
olup işleri düzene koyan Allah’tır.
O’nun izni olmadan bir şefaatçi bulunmaz.
İşte Rabbiniz, o Allah’tır;
O’na ibadet edin. Acaba öğüt almıyor
musunuz?!

4. Hepinizin dönüşü O’nadır. Bu, Allah’ın
hak olan bir sözüdür. Gerçekten
O, iman edenleri adalet üzere mükâfatlandırmak
için yaratılışı başlatır, sonra
onu geri çevirir. Kâfirlere ise, inkâr ettikleri
için kaynar sudan bir içecek ve acı bir
azap vardır.

5. Güneşi ışık (kaynağı), ayı aydınlık kılan
yılların sayısını ve hesabı bilesiniz
diye ona (aya) menziller belirleyen O’dur.
Allah bunları ancak hak üzere yaratmıştır.
O, bilen bir toplum için ayetlerini genişçe
açıklar.

6. Gece ve gündüzün (birbiri ardınca) gidip
gelişinde, Allah’ın göklerde ve yerde
yarattığı şeylerde takvalı olan bir topluluk
için ayetler vardır.

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

7. Bizimle buluşmayı ummayan, dünya hayatıyla
memnun olan, ona güvenen ve bizim
ayetlerimizden gafil olan kimseler var ya!

8. Onların barınağı, kazandıkları kötülüklerden
dolayı ateştir.

9. Kuşkusuz, iman edip iyi işler yapanları,
Rableri imanları sebebiyle hidayete
erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların
(saraylarının) altından ırmaklar akar.

10. Bunların orada (Allah’ı) çağırması,
“Her eksiklikten uzaksın sen Ey Allah!”
demektir; iltifatları “selam”dır; son çağrıları
da, “Âlemlerin Rabbine hamd olsun.”
demektir.

11. İnsanların hayra ulaşmakta acele
ettikleri gibi Allah şerrin onlara ulaşmasını
çabuklaştırsaydı, kuşkusuz
süreleri sona ererdi. Böylece bizimle
buluşmayı ummayanları taşkınlıkları
içinde şaşkın hâlde bırakırız.

12. İnsana bir rahatsızlık dokundu mu
yan üzere yatarken, otururken veya
ayakta iken bizi çağırır; ancak rahatsızlığı
ondan giderdiğimizde sanki
kendisine dokunan bir rahatsızlık için
bizi çağırmamış gibi geçer gider. İşte
haddi aşanlara, yaptıkları işler böyle
süslü kılınmıştır. (Yaptıkları işlerin kötülüğünü
fark etmezler.)

13. Kuşkusuz, sizden önceki nesilleri
zulmettikleri zaman yok ettik. Oysa
peygamberleri apaçık delilleri onlara
getirmişlerdi. Ancak onlar iman edecek
değillerdi. İşte biz, suçlular topluluğunu
böyle cezalandırırız.

14. Sonra onların ardından, nasıl davranacağınızı
görelim diye sizi yeryüzünde
öncekilerin yerine geçirdik.

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

15. Ayetlerimiz kendilerine apaçık şe-
kilde okununca, bizimle buluşacaklarını
ummayan kimseler, “Bize bundan
başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir.”
derler. De ki: “Kendi yanımdan
onu değiştirmek benim hakkım değildir.
Ben sadece vahyedilene uymakta-
yım. Eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük
bir günün azabından korkarım.”
16. De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben
onu size okumazdım ve Allah da onu
size bildirmezdi. Bundan önce uzun
bir süre sizin aranızda yaşadım. Acaba
düşünmüyor musunuz?!
“Bundan önce” yani Kur’ân’ın inişinden
önce.

17. Allah’a yalan isnat eden veya O’nun
ayetlerini yalanlayan kimseden daha
zalim kim var? Kuşkusuz, suçlular
kurtuluşa ermezler.
18. Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir
zarar veren ve ne de bir yarar sağlayan
şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar,
Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.”
diyorlar. De ki: “Siz Allah’a, göklerde ve
yerde (bulunup) O’nun bilmediği bir şeyi
mi haber veriyorsunuz?! O, onların ortak
koştukları şeyden uzaktır ve yücedir!

19. İnsanlar tek bir ümmet idiler, sonra
ihtilafa düştüler. Rabbin tarafından (imtihan
için azabın gecikeceği hakkında)
önceden bir söz geçmiş olmasaydı, ihtilaf
ettikleri hususlarda aralarında (derhal)
hüküm verilirdi.
20. “Niçin ona Rabbinden bir ayet (mucize)
indirilmemiş?” diyorlar. De ki: “Gayb
sadece Allah’a aittir. Bu durumda bekleyin,
ben de sizinle bekliyorum.”

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

21. Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan
sonra insanlara bir rahmet tattırdığımızda,
hemen bizim ayetlerimize karşı tuzak
kurmaya koyulurlar. De ki: “Allah’ın tuzağı
daha çabuktur. Kuşkusuz elçilerimiz,
kurmakta olduğunuz tuzakları yazmaktadırlar.”
22. Kara ve denizde sizi gezdiren O’dur.
Gemilerde bulunduğunuz ve gemiler hoş
bir rüzgârla onları dolaştırdığı, onların
da bununla sevindiği bir sırada sert bir
fırtına gelip çatar ve her yerden dalgalar
onları sarar da artık çepeçevre kuşatıldıklarına
inanınca, Allah için dinlerini (her
türlü şirkten) arındırarak, “Bizi bundan
kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden
oluruz.” diye yalvarırlar.

23. Fakat onları kurtarınca, hemen
haksız yere yeryüzünde zulüm ve az-
gınlık yapmaya koyulurlar. Ey İnsanlar!
(Bilin ki) zulüm ve azgınlığınız
sadece kendi aleyhinizedir. Bu, dünya
hayatının geçici bir zevkidir. Sonra
dönüşünüz bizedir ve biz de yaptığınız
işleri size bildireceğiz.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Üç şey(in zararı) sahibine döner: Ahdi
çiğnemek, zulmetmek ve tuzak kurmak.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ey İnsanlar!
(Bilin ki) zulüm ve azgınlığınız, sadece kendi
aleyhinizedir.” (bk. Ayyaşî Tefsiri)

24. Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz
bir suya benzer ki, insanların
ve hayvanların yediği yeryüzünün
bitkileri onunla gürleşip birbirine karışır.
Nihayet yer süsünü takınıp güzelleştiği
ve yeryüzündekiler ondan
yararlanma gücüne sahip olduklarını
sandıkları sırada, gece veya gündüz
ansızın emrimiz gelip çatar ve o yeri
sanki orada önceden bir şey yokmuş
gibi biçilmiş hâle getirir. Ayetlerimizi,
düşünen topluluk için böyle genişçe
açıklarız.
25. Allah, esenlik (selam) yurduna çağırır
ve dilediğini doğru yola iletir.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilmiştir: “Selam Allah’tır ve kullarına
ve dostlarına yaratmış olduğu yurdu ise
cennettir. O, dilediğini cennetin yolu olan
doğru yola muvaffak kılarak (bu yurda) hidayet
eder.” (bk. es-Safî Meani’l-Ahbar’dan
naklen.)

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

26. İyi işler yapanlara iyilik ve daha
fazlası (mükâfat olarak) vardır. Yüzlerini
ne kara bir toz ve ne de zillet sarar.
İşte onlar cennetliktirler ve orada ebedi
kalırlar.
el-Kaddah şöyle nakleder: İmam Muhammed
Bâkır (a.s) bana, …Yûnus Sûresi’ni oku
dedi. Ben sûreyi okuyarak, “İyi işler yapanlara
iyilik ve daha fazlası (mükâfat olarak)
vardır. Yüzlerini ne kara bir toz ve ne de zillet
sarar. İşte onlar cennetliktirler ve orada

ebedi kalırlar.” ayetine geldim. İmam,
“Yeter!” dedi. Sonra şöyle buyurdu:
“Resulullah şöyle buyurmuştur: Ben
Kur’ân okuduğumda niçin yaşlanmadığıma
şaşırıyorum.” (el-Kâfî, c.2, s.633;
Ayyaşî Tefsiri, c.2, s.120)

27. Kötülük kazananlara gelince, her
kötülüğe ancak misliyle karşılık verilir.
Onları zillet sarar. Allah’a karşı onları
koruyacak kimse bulunmaz. Sanki
yüzlerini karanlık geceden parçalar
örtmüştür. Onlar ateş adamlarıdırlar
ve onlar orada ebedi kalırlar.
28. Hatırla o günü ki, onların tümünü
diriltip bir araya toplarız. Sonra ortak
koşanlara, “Siz ve ortaklarınız yerlerinizde
kalın.” deriz. Ardından onların
aralarını açarız. Ortakları, “Siz bize
tapmıyordunuz.” derler.
29. “Allah bizimle sizin aranızda şahit
olarak yeter. Kuşkusuz, biz sizin (bize)
tapınmanızdan habersizdik.”
30. İşte orada herkes önceden yapmış
olduğu işleri yoklayacaktır. Onlar gerçek
sahipleri olan Allah’a döndürülecekler
ve uydurdukları yalanlar kendilerinden
kaybolup gidecektir.
31. De ki: “Size gökten ve yerden kim rızk
veriyor? Veya işitme ve görme hislerine
kim egemendir? Diriyi ölüden ve ölüyü
de diriden kim çıkarır? İşleri kim düzene
koyar?””Allah.” diyecekler. De ki: “Öyleyse
(Allah’a karşı gelmekten) sakınmıyor
musunuz?”
32. İşte sizin hak Rabbiniz, o Allah’tır.
Hakkın ötesinde sapıklıktan başka bir
şey mi var?! Öyleyse nasıl (haktan) dön-
dürülüyorsunuz?!
33. Böylece Rabbinin, emre boyun eğmeyenler
hakkındaki, “Artık onlar iman etmezler.”
sözü kesinlik kazandı.

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

34. De ki: “Sizin (Allah’a koştuğunuz)
ortaklarınızdan yaratılışı başlatıp sonra
onu geri döndürecek olan bir kimse var
mı?” De ki: “Allah’tır yaratılışı başlatıp
onu geri döndürecek olan. Öyleyse nasıl
(haktan) çevriliyorsunuz?!”
35. De ki: “Ortaklarınız arasında hakka
götüren biri var mı?” De ki: “Allah hakka
götürür. Acaba hakka götüren mi
uyulmaya daha layıktır, yoksa hidayete
erdirilmedikçe (kendisi bile) hidayete ermeyen
mi? Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?!”
36. Onların çoğu sadece zanna uyar. Oysa
zan, hak konusunda (insana) asla yetmez.
(Kişiyi hakka ulaştırmaz ve gerçek ilmin
yerini doldurmaz). Allah onların
yaptıklarını iyice bilmektedir.

37. Bu Kur’ân, Allah’tan başkası tarafından
uydurulmuş değildir. Ancak
kendinden öncekilerin doğrulayıcısı
ve (Levhi
Mahfuz’da olan) kitabın
açıklamasıdır. Onda bir kuşku yoktur;
âlemlerin Rabbi tarafından gelmiştir.
38. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar?!
De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız,
siz de onun gibi bir sûre getirin ve (bu
iş için) Allah’tan başka gücünüz yettiği
herkesi yardıma çağırın.”
39. Hayır; onlar bilgisini kavrayamadıkları
ve kendilerine tevili gelmemiş
olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan
öncekiler de böyle yalanlamışlardı.
Bak, zulmedenlerin sonu nasıl oldu?
(bk. Açıklamalar Bölümü: 89)

40. İçlerinden bazıları ona iman ederler,
bazıları da ona iman etmezler.
Rabbin, bozgunculuk yapanları (herkesten)
daha iyi bilir.
41. Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim
yaptıklarım bana ve sizin yap-
tıklarınız size aittir. Siz benim yaptıklarımdan
uzaksınız, ben de sizin
yaptıklarınızdan uzağım.”
42. Onlardan sana kulak asanlar da
vardır. Anlamasalar da yine sağırlara
söz işittirebilir misin?!

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

43. Onlardan sana bakanlar da vardır.
Görmeseler de körleri doğru yola iletebilir
misin?!
44. Kuşkusuz, Allah insanlara hiçbir
şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine
zulmederler.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Hikmet sahibi ve her şeyi bilen
Allah, sadece hoşnutluğunu kabul etmeyenlere
gazap eder; sadece bahşişini
kabul etmeyenlere merhametini esirger ve
yalnız hidayetini kabul etmeyenleri saptırır.”
(bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

45. Onları dirilteceği gün sanki ancak
birbirleriyle tanışmayla geçirdikleri
günün bir bölümü kadar (dünyada)
kalmışlardır. Allah’ın huzuruna varmayı
yalanlayanlar, gerçekten ziyana
uğramışlar ve hidayete ermemişlerdir.
46. Onlara vadettiklerimizden (cezalardan)
bazılarını sana göstersek veya
seni vefat ettirsek, her halükârda onların
hepsinin dönüşü bizedir, sonra Allah
onların yaptıklarına şahittir.
47. Her ümmetin bir peygamberi vardır.
Peygamberleri onlara geldiklerinde
aralarında adaletle hükmedilir ve
onlara zulmedilmez.
48. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu
(azap) vaadi ne zaman gerçekleşecektir?”
derler.
49. De ki: “Allah’ın dilemesi dışında
ben, kendime bir zarar veya bir yarar
verme yetkisine sahip değilim. Her
topluluğun bir süresi (eceli) vardır. Süreleri
dolunca ne bir saat geri kalırlar
ve ne de ileri geçerler.”
50. De ki: “Sizce, Allah’ın azabı geceleyin
veya gündüzün size gelecek olursa, suçlular
o azabın neyini çabuk isterler?!”
51. Onlara, “Sonra o azap gerçekleşince
mi ona iman ettiniz?! Şimdi mi?! Oysa
önceden bunun çabuk gelmesini istiyordunuz?!”
denir.
52. Sonra zulmeden kimselere, “Kalıcı azabı
tadın! Kendi yaptıklarınızdan başka bir
şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?” denir.
53. Senden, “O (kıyamet azabı) hak mıdır?”
diye bilgi almak istiyorlar. De ki:
“Evet; Rabbime yemin ederim ki o haktır
ve siz (Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.”

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

54. Eğer zulmetmiş olan her bir kimse
yeryüzünde bulunan her şeye sahip olsa,
(azaptan kurtulmak için) onu bedel olarak
verir. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını
gizlerler ve aralarında adaletle
hükmedilir; onlara zulmedilmez.
55. Bilesiniz ki, yerde ve gökte ne varsa
Allah’ındır. Bilesiniz ki, Allah’ın vaadi
haktır. Ama onların çoğu bilmezler.
56. O diriltir ve öldürür ve ancak O’na
döndürüleceksiniz.
57. Ey insanlar! Rabbiniz tarafından size
öğüt, yüreklerde olan hastalıklara şifa ve
müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir.
58. De ki: “Sadece Allah’ın lütfu ve
merhametiyle, evet sadece bununla
sevinsinler.” Bu, onların topladıklarından
daha iyidir.
Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamları’ndan
gelen hadislerde, Allah’ın lütfundan maksat
Peygamber’in gönderilişi ve rahmetinden
maksat da Ali’nin velayeti olduğu açıklanmıştır.
(bk. es-Safî Tefsiri, Mecalisu’l-Müminin
ve Ayyaşî Tefsiri’nden naklen.)

59. De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği
ve sizin (bir delil olmadan) bir kısmını
helal ve bir kısmını da haram kıldığınız
rızk hakkında ne dersiniz?” De ki:
“Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a
yalan mı isnat ediyorsunuz?”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 90)

60. Allah’a yalan isnat edenlerin kıya-
met günü (hakkındaki) düşünceleri
nedir? Allah’ın insanlara lütuf ve merhameti
çoktur; ama insanların çoğu
şükretmezler.
61. Hiç bir durumda olmazsın, O’nun
vahyettiği Kur’ân’dan hiçbir bölüm
okumazsın ve hiç bir iş yapmazsınız,
ki o işe giriştiğinizde biz sizi görmeyelim.
Yerde ve gökte zerre ağırlığınca
hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Ondan
(zerreden) daha küçük veya daha
büyük hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir
kitapta (kayıtlı) olmasın.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Resulullah (s.a.a) bu ayeti okuduğunda şiddetle
ağlardı.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

62. Bilin ki, Allah’ın dostlarına ne bir
korku var ve ne de onlar üzülürler.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir:
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Kim Allah’ı tanır ve onun azametine
inanırsa, ağzını konuşmaktan ve karnını
yemekten sakındırır, oruca ve ibadete
yönelir.” Halk, “Babamız ve annemiz sana
feda olsun, bunlar Allah’ın velileridir (dostlarıdır.)”
dediler. Resulullah şöyle buyurdu:
“Allah’ın velileri, sustuklarında susmaları
zikir; baktıklarında bakmaları ibret; konuştuklarında
konuşmaları hikmet ve yürüdüklerinde
yürümeleri insanlar arasında
bereket kaynağıdır. Eğer Allah’ın onlar için
yazdığı ecel olmasaydı, Ruhları azabın
korkusu ve mükâfatın iştiyakından bedenlerinde
durmazdı.” (bk. es-Safî Tefsiri, elKâfî’den
naklen)

63. Onlar, iman etmiş takvalı kimselerdir.
64. Onlar için dünya hayatında ve ahirette
(Allah tarafından) müjde vardır.
Allah’ın sözlerinde (vaatlerinde) bir
değişme yoktur. İşte bu büyük bir başarıdır.
65. Onların sözü seni üzmesin. Kuşkusuz
izzet (güç ve onur) tümüyle Allah’a
aittir. O, işitendir ve bilendir.
66. Bilin ki, göklerde olan herkes ve
yerde olan herkes Allah’ındır. Allah’tan
başka ortaklar çağıranlar neye uymaktalar?!
Doğrusu onlar, sadece kuruntu
ve zanna uyuyorlar ve sadece tahmin
yürütüyorlar.
67. Geceyi içinde huzur bulmanız için
yaratan ve gündüzü aydın kılan O’dur.
Kuşkusuz, bunda işiten bir topluluk
için ayetler vardır.
68. (Müşrikler,) “Allah kendine çocuk
edinmiştir.” dediler. (Oysa) Allah (tüm
eksikliklerden) münezzehtir; O mutlak
ganidir; göklerde olan her şey ve yerde
olan her şey O’nundur. (Ey müşrikler! Sizin)
buna (bu iddianıza dair) bir deliliniz
yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir
şeyi mi söylüyorsunuz?!
69. De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar
kurtuluşa ermezler.”
70. (Onlar için) dünyada (kısa süreli) bir
yararlanma ve zevk vardır. Sonra dönüşleri
bizedir. Sonra da inkâr etmekte
olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı
tattıracağız.

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

71. Nuh’un haberini onlara oku. Hani o,
kendi kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim!
Eğer sizin aranızda bulunmam ve
Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır
geliyorsa, (şunu bilin ki,) ben Allah’a tevekkül
ettim. Siz de Allah’a koştuğunuz
ortaklarla birlikte tavrınızı kesinleştirin,
artık işiniz size örtülü kalmasın. Sonra
benim hakkımda yapacağınızı yapın ve
bana göz açtırmayın.”
72. “Eğer yüz çevirseniz, (şunu bilin ki,)
ben sizden bir karşılık istemiyorum.
Beni mükâfatlandırmak Allah’a düşer ve
bana, Allah’a teslim olanlardan olmam
emredilmiştir.”
73. Ama onlar onu yalanladılar. Biz de
onu ve gemide beraberinde bulunanları
kurtardık ve onları (öncekilerin)
halefi kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları
ise suda boğduk. Bak, uyarılanların
sonu nasıl oldu?!
74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi
kavimlerine gönderdik. Onlara
apaçık deliller getirdiler. Fakat onlar
önceden yalanladıkları şeye inanacak
değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini
böyle mühürleriz.
75. Sonra onların arkasından Musa ve
Harun’u Firavun’a ve yanındaki seçkinlere
apaçık delillerle gönderdik.
Ancak onlar büyüklük tasladılar. Onlar
suç işleyen bir topluluk idiler.
76. Katımızdan onlara hak geldiğinde
dediler ki: “Kuşkusuz, bu apaçık bir
büyüdür.”
77. Musa, “Hak size geldiğinde onun
hakkında böyle mi diyorsunuz?!” Büyü
müdür bu?! Oysa büyücüler kurtuluşa
ermezler.” dedi.
78. Dediler ki: “Sen bizi babalarımızın
takip ettiği yoldan çevirmek ve bu topraklarda
yüceliğin siz ikinize ait olması
için mi bize geldin? Biz siz ikinize
inanacak değiliz.”

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

79. Firavun, “Bütün bilgili sihirbazları
benim huzuruma getirin.” dedi.
80. Sihirbazlar gelince Musa, “(Büyü
için) atacağınız ne varsa atın.” dedi.
81. Onlar (sihir araçlarını) atınca Musa,
“Sizin ortaya koyduğunuz şey sihirdir.
Kuşkusuz, Allah onu geçersiz kılacaktır.
Allah, bozguncuların işini düzeltmez.”
dedi.
82. Allah, suçlular istemeseler de hakkı
kendi sözleriyle (emirleri ve ayetleriyle)
geçerli kılar.
83. Firavun ve adamlarının kendilerine
işkence etmesinden korktukları için
Musa’ya kendi kavminden olan (genç)
bir kuşaktan başka kimse inanmadı.
Kuşkusuz, Firavun o topraklarda ululanan
biriydi ve kuşkusuz o, haddi
aşan kimselerdendi.
84. Musa, “Ey kavmim! Eğer Allah’a
iman etmişseniz, O’na tevekkül edin;
eğer (gerçekten O’na) teslim olanlar
iseniz.” dedi.”
85. Dediler ki: “Biz Allah’a tevekkül ettik.
Ey Rabbimiz! Bizi zalimlerin fitnesine
(işkencelerine) maruz bırakma.”
86. “Ve kendi rahmetinle bizi kâfirler topluluğundan
kurtar.”
87. Musa ve kardeşine, “Mısır’da kavminize
evler hazırlayın, evlerinizi birbirlerinin
karşısında kurun, namazı hakkıyla
kılın ve müminleri müjdele.” diye
vahyettik.
88. Musa şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Sen
Firavun’a ve kavminin ileri gelenlerine
dünya hayatında ziynet ve mallar verdin.
Ey Rabbimiz! (Kullarını) senin yolundan
saptırsınlar diye. Ey Rabbimiz! Onların
mallarını yok et ve kalplerini katılaştır ki,
acı azabı görmedikçe iman etmezler.

CÜZ: 11, SÛRE: 10 YÛNUS SÛRESİ

89. Allah, “İkinizin duası kabul olundu.
Direnin ve bilgisiz kimselerin yoluna uymayın.”
dedi.
90. Ve İsrailoğulları’nı denizden geçirdik.
Firavun ve askerleri, haksızlık ve sal-
dırganlık ile peşlerine düştüler. Nihayet
boğulma eşiğine gelince (Firavun), “İsrailoğulları’nın
iman ettiği ilahtan başka
bir ilahın olmadığına iman ettim; ben
(hakka) teslim olanlardanım.” dedi.
91. Şimdi mi?! Oysa önceden (Allah’ın
emirlerine) karşı gelmiştin ve bozgunculardan
idin.
92. Senden sonra gelenlere bir ayet (belirti)
olasın diye bugün senin cesedini sahile
atacağız. Doğrusu insanların birçoğu
ayetlerimizden habersizdir.

93. İsrailoğulları’nı sağlam ve doğru bir
mevkie yerleştirdik ve temiz şeylerden
onlara rızk verdik. İhtilafa düşmeleri
de ancak kendilerine bilgi geldikten
sonra oldu. Kuşkusuz, Rabbin kıyamet
günü ayrılığa düştükleri konular hakkında
aralarında hüküm verecektir.
94. Eğer sana indirdiğimiz hakkında
şüphede isen, senden önce kitabı
okuyanlara sor. Kuşkusuz, Rabbinden
sana hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden
olma.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 91)

95. Ve sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan
olma, yoksa zarar edenlerden
olursun.
96-97. Rabbinin sözü (azap vaadi) haklarında
kesinleşenler, acı azabı görene
kadar kendilerine her türlü ayet gelse
bile, iman etmezler.

YÛNUS SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 10

98. Niçin Yunus’un kavmi dışında hiçbir
beldenin halkı kendilerine yarar sağlayacak
şekilde iman etmediler (iman etmeyi
kendilerine yarar sağlamayacak
kadar geciktirdiler)?! Yunus’un kavmi
iman ettiği zaman, dünya hayatındaki
zillet azabını onlardan kaldırdık ve onları
belli bir süreye kadar (dünya hayatından)
yararlandırdık.
99. Rabbin isteseydi, yeryüzünde olan
herkes iman ederdi. Bu durumda sen
insanları iman etsinler diye mi zorluyorsun?!
100. Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse
iman etmez. Allah, pisliği akıl etmeyenlere
yükler.
101. De ki: “Göklerde ve yerde ne olduğuna
bir bakın!” Ayetler ve uyarmalar,
iman etmeyen bir topluluğa fayda
etmez.
102. Kendilerinden önce gelip geçenlerin
geçirdiği günlerden farklı bir şeyi
mi beklerler?! De ki: “Bekleyin, ben de
sizinle birlikte bekliyorum.”
103. Sonra biz, kendi elçilerimizi ve
iman edenleri kurtarırız. İşte üzerimize
düşen bir hak olarak iman edenleri
böyle kurtarırız.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“İçinizden bu inanç (Ehl-i Beyt’in masum
olduğu inancı) üzere ölenlerin cennet ehli
olduklarına dair şahitlik etmenize ne engel
oluyor?! Oysa Allah Teala buyuruyor ki: ‘İşte
üzerimize düşen bir hak olarak iman edenleri
böyle kurtarırız.'” (es-Safı)

104. De ki: “Ey insanlar! Eğer Dinim hakkında
kuşkuda iseniz, (şunu bilin ki)
ben, Allah’tan başka taptığınız şeylere
tapmam. Ben, ancak sizin canınızı alan
Allah’a ibadet ederim. Bana, iman edenlerden
olmam emrolundu.”
105. “Ve hakka yönelerek yüzünü dine
doğru yönelt ve asla Allah’a ortak koşanlardan
olma!” (diye buyuruldu.)
106. “Ve Allah’ı bırakıp da sana yarar ve
zarar vermeyen şeyleri çağırma. Eğer
böyle yaparsan, zalimlerden olursun.”
(denildi.)

107. Allah sana bir sıkıntı dokundurursa,
onu O’ndan başka kimse gideremez; sana
bir iyilik ulaştırmayı dilerse de, O’nun lütfunu
geri çevirecek kimse olmaz. Lütfunu
kullarından dilediğine ulaştırır. O, bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
108. Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek
geldi. O hâlde, kim hidayet bulursa,
kuşkusuz kendi yararına hidayet bulmuş
olur; kim de sapıklığa düşerse, kuşkusuz
kendi zararına sapıklığa düşmüş olur.
Ben size vekil (koruyucu) değilim.
109. Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü
verinceye kadar sabret. O, hüküm
verenlerin en iyisidir.