Yâsin Suresi Türkçe Meali

YÂSÎN SÛRESİ CÜZ: 22, SÛRE: 36

Mekke’de inmiştir. Sadece bazı görüşlere göre
47. ayeti Mekke’de inmemiştir. 83 ayettir.

Adını ilk ayetinden almıştır. İmam Sadık
(a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Her şeyin bir
kalbi vardır Kur’ân’ın kalbi de Yâsîn’dir.

Kim gündüz akşam olmadan bu sûreyi okursa
o gün akşam oluncaya kadar korunmuşlardan
rızıklanmışlardan olur.

Kim de uyumadan önce geceleyin onu okursa Allah onu
her azgın şeytandan ve afetten korumaları
için bin meleği onunla görevlendirir. Eğer
o uykusunda ölürse cennete girer… (bk.
Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ya, Sîn.

2. Hikmetli Kur’ân’a andolsun,

3. Kuşkusuz sen peygamberlerdensin.

4. Doğru yol üzeresin.

5. (Bu Kur’ân,) üstün ve merhametli
Allah tarafından indirilmiştir;

6. Babaları uyarılmamış, kendileri de
gaflette olan bir toplumu uyarman için.

7. Gerçekten karar onların çoğu hakkında
kesinleşmiştir; artık onlar iman
etmezler.

8. Kuşkusuz, biz onların boyunlarına,
çenelerine dayanan halkalar geçirdik;
artık kafaları havada kalmıştır.

9. Önlerine bir set, arkalarına da bir set
çektik; gözlerini de perdeledik; artık
onlar görmezler.

10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar
için birdir, iman etmezler.

11. Sen ancak, Kur’ân’a uyan ve gizlide
Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın.
İşte böyle birisini, bağışlanma ve değerli
bir mükâfatla müjdele.

12. Kuşkusuz, ölüleri ancak biz diriltiriz;
onların hazırlayıp gönderdiklerini ve izlerini
yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir önderde
saymışız.

“Apaçık önder”den maksadın levh-i mahfuz
olduğu söylenmiştir. (bk. et-Tibyan Tefsiri) Ehl-i
Beyt’ten gelen hadislere göre, Hz. Ali (a.s) ve o
hazretin 11 masum evladıdır. Her şeyin bilgisi, bu
ilahî önderlere verilmiştir. (bk. el-Burhan Tefsiri.)

13. Onlara, o şehrin halkını örnek ver.
Hani onlara peygamberler gelmişti.

14. Onlara iki kişiyi elçi olarak gönderdik
de, onları yalanladılar ve biz onları üçüncü
bir elçi ile destekledik. Onlar, “Kuşkusuz,
biz size gönderilmiş elçileriz.” dediler.

15. (O şehrin halkı,) “Siz de, ancak bizim
gibi beşersiniz. Rahman da, hiçbir şey indirmemiştir.
Siz, ancak yalan söylüyorsunuz.”
dediler.

16. Onlar, “Rabbimiz biliyor ki, biz size
gönderilmiş elçileriz.” dediler.

17. “Bize düşen vazife, ancak apaçık şekilde
mesajı iletmektir.”

18. Onlar ise, “Biz sizi uğursuz biliyoruz.
Eğer vazgeçmezseniz, mutlaka
sizi taşlarız ve bizden acı bir işkenceye
uğrarsınız.” dediler.

19. (Peygamberler,) “Uğursuzluğunuz
sizinle birliktedir (kendinizden kaynaklanır).
Size öğüt verilirse (böyle mi
karşılık verirsiniz)?! Aslında siz aşırı
giden bir topluluksunuz.” dediler.

20. Şehrin ta öte ucundan bir adam koşarak
geldi. Dedi ki: “Ey kavmim! Peygamberlere
uyun.”
Tefsirlerde yer aldığı üzere bu adam, Habib-
i Neccar’dır. Antakya halkının kendilerine
gönderilen peygamberleri yalanlamalarını
ve onları öldürmek istemelerini haber
alınca, şehrin diğer ucundan koşarak gelmiş
ve halkı peygambere iman etmeye
davet etmiştir.

21. “Sizden bir karşılık istemeyen ve
kendileri de hidayete ermiş olan kimselere
uyun.”

22. “Niçin beni var edene ibadet etmeyeyim?!
Siz de O’na döndürüleceksiniz.”

23. “O’ndan başka ilahlar mı edineyim?!
Eğer Rahman bana bir zarar dokundurmak
isterse, onların arabuluculuğu
bana bir yarar sağlamaz ve onlar
beni kurtaramazlar.”

24. “Kuşkusuz, ben o durumda apaçık
bir sapıklıkta olurum.”

25. “Kuşkusuz, ben Rabbinize iman ettim.
O hâlde beni dinleyin.”

26. Denildi ki: “Gir cennete.” O, “Keşke
dedi, kavmim bilseydi,”

27. “Rabbimin beni nasıl bağışladığını
ve beni değerli kimselerden kıldığını.”

YÂSÎN SÛRESİ CÜZ: 23, SÛRE: 36

28. Ondan sonra kavminin üzerine
gökten bir ordu indirmedik, indirecek
de değildik.

29. O (azap), sadece korkunç bir sesten
ibaretti; bir anda sönüp gittiler.
30. Ne yazık şu kullara! Kendilerine
gelen her elçiyi alaya alıyorlar.

31. Kendilerinden önce nice kuşakları
helak ettiğimizi, onların artık bunların
yanına dönmeyeceğini görmediler mi?!

32. Onların tümü, mutlaka huzurumuza
getirilecekler.

33. Ölü yeryüzü de onlara bir ayettir;
biz onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık
da ondan yerler.

34. Orada hurma ve üzüm ağaçlarından
bahçeler var ettik. Orada pınarlar
ortaya çıkardık.

35. Onun meyvesinden ve elleriyle
yaptıkları ürünlerden yesinler diye.
Acaba şükretmezler mi?!
Bir başka ihtimale göre ayetin anlamı şöyledir:
“Onun kendi elleriyle meydana getirmedikleri
meyvesinden yesinler.” (bk. et-
Tibyan Tefsiri.)

36. Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden
ve bilmedikleri şeylerden çiftler yaratan (Allah) her eksiklikten münezzehtir.

37. Gece de onlara bir ayettir; gündüzü
ondan soyup çıkarırız, o anda onlar karanlığa
dalarlar.

38. Güneş, karar bulacağı yerine doğru
akıp gider. İşte bu, üstün ve bilen Allah’ın
belirlediği ölçüdür.

39. Ay için de birtakım menziller belirledik;
nihayet eski ve eğri bir hurma dalı
gibi oldu.

40. Ne aya ulaşmak güneşe düşer, ne de
gece gündüzü geçer. Onlardan her biri,
bir yörüngede yüzerler.

41-42. Onlar için bir ayet de, dolu bir gemide
soylarını taşımamız ve onlar için
ona benzer bir binecek yaratmamızdır.

43. Dilersek, onları suda boğarız. Ne onların
feryadına koşan olur ve ne de onlar
kurtarılırlar.

44. (Onları kurtarmamız,) ancak bizden
bir rahmettir ve belirlenmiş zamana kadar
yararlanmaları içindir.

45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda
olanlardan korkun. Umulur ki size merhamet
edilir.” denilince (aldırmazlar).

46. Kendilerine Rablerinin ayetlerinden gelen
her ayetten mutlaka yüz çevirirlerdi.

47. Onlara, “Allah’ın size verdiği rızklardan
(Allah yolunda) harcayın.” denildiğinde,
küfre sapanlar iman edenlere
derler ki: “Allah’ın dilediği takdirde
yedirebileceği kimseye mi yedirelim?
Siz sadece apaçık bir sapıklıktasınız.”

48. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat
ne zaman gerçekleşir?” derler.

49. Onlar, ancak korkunç bir sesi beklerler;
çekişip dururken kendilerini yakalar.

50. Artık ne vasiyet edebilirler, ne de
ailelerine dönebilirler.

51. Ve Sûr’a üfürülür de o anda onlar kabirlerinden
Rablerine doğru koşarlar.

52. “Yazıklar olsun bize! Uyuduğumuz
yerden bizi kim diriltip çıkardı. Budur
Rahman’ın bize vaadi ve peygamberler
doğru söylemişler.” derler.

53. O, ancak korkunç bir sesten ibarettir.
Aniden onların hepsi huzurumuza
getirilirler.

54. O gün kimseye hiçbir zulmedilmez.
Ve siz ancak yaptıklarınızla mükâfatlandırılırsınız.

55. Kuşkusuz, cennetlikler bugün güzel
bir uğraşı ile eğlenirler.

56. Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlara
dayanmışlardır.

57. Orada meyveler ve arzuladıkları
her şey onlar için vardır.

58. Merhametli Rab tarafından söylenen
bir selam var onlara.

59. Ayrılın bugün ey suçlular!

60-61. Ey Âdemoğulları! “Şeytan’a kulluk
etmeyin; o size apaçık düşmandır;
yalnız bana kulluk edin. İşte doğru yol
budur.” diye tavsiye edip sizden söz
almadım mı?

62. Gerçekten o, sizden kalabalık bir
kesimi saptırdı. Hâlâ düşünmüyor
musunuz?

63. Budur size vadedilen cehennem.

64. Kâfir olduğunuz için bugün oraya
girin.

65. O gün ağızlarını mühürleriz, yaptıkları
işler hakkında elleri bizimle konuşur
ve ayakları şahitlik eder.

66. Dilesek, gözlerini kör ederiz de yola
doğru koşarlar. Ama nasıl görebilirler?

67. Dilesek, onları durdukları yerde şekillerini
değiştiririz, artık ne ileriye gidebilirler
ve ne de geri dönebilirler.

68. Kimin ömrünü uzatırsak, onun yaratılışını
tersine çeviririz (onu güçsüz ve
zayıf hâle düşürürüz). Hâlâ düşünmezler
mi?!

69. Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona
yaraşmazdı da. Bu, bir öğüt ve apaçık
Kur’ân’dan başka bir şey değildir.

70. Diri olanı uyarması ve kâfir olanlar hakkında
azap sözünün gerçekleşmesi için.

71. Kendileri için ellerimizin eseri olan
hayvanlar yarattığımızı görmediler mi?
Onlar, bu hayvanlara sahip olurlar.

72. Bu hayvanları onların emrine verdik;
binekleri onlardan ve onlardan yerler.

73. Bu hayvanlarda kendileri için nice
yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmezler
mi?!

74. Bir destek bulmak umuduyla Allah’ı
bırakıp da başka ilahlar edindiler.

75. İlahlarına hazırda bekleyen askerler
olmalarıyla birlikte, o ilahlar, onlara bir
yardım edemezler.

76. Artık onların sözü seni üzmesin.
Onların gizlediklerini de, açıkladıklarını
da biliriz.

77. İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı
görmedi mi ki, şimdi apaçık
bir düşman kesilmiştir?!

78. Kendi yaratılışını unutarak bizim
için bir örnek verdi ve şöyle dedi: “Çürüyüp
dağıldıkları hâlde bu kemikleri
kim diriltecek?!”

79. De ki: “Onu ilk defa yaratan, onu diriltecektir.
O, her türlü yaratmayı bilir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
Kureyş’ten olan Übey b. Halef, bir
bahçeden çürümüş bir kemik alarak elinde
ufaladı ve “Ey Muhammed! Çürümüş kemik
olduktan sonra mı diriltileceğiz?” dedi.
Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi:
“Kendi yaratılışını unutarak bizim için bir örnek
verdi ve şöyle dedi: “Çürüyüp dağıldıkları
hâlde bu kemikleri kim diriltecek?” De
ki: “Onu ilk defa yaratan, onu diriltecektir.
O her türlü yaratmayı bilir.” (bk. Nuru’s-
Sekalayn Tefsiri) Büyük filozoflar da, bu
ayette açıklanan delilin kıyamette dirilişin
ispatı için en sağlam delillerden olduğunu
bildirmişlerdir.

80. Yaktığınız o yeşil ağaçtan sizin için
ateş çıkaran O’dur.

81. Gökleri ve yeri yaratanın, onların
benzerini yaratmaya gücü yok mu?!
Elbette var. O, çok yaratan ve bilendir.

82. O’nun emri, bir şeyi dilediği zaman
sadece ona “Ol.” demektir. O da (hemen)
olur.

83. Her şeyin melekûtu (hükümranlığı)
elinde bulunan (Allah) her eksiklikten
münezzehtir. Ve siz O’na götürüleceksiniz.