Ulemâ sarayda toplanıyor

Hârûn, Hüsniye’yi huzura çağırdı. O da geldi, dua okuma teşrifatını yerine getirdi. Hârûn dedi ki: “Ey Hüsniye! Hangi dindensin ve mezhebin nedir?” Cevap verdi: “Allah Rasûlü Hz. Muhammed’in dîn-i mübînindenim. Mezhebim ise onun Ehl-i Beyti’dir.”Hârûn dedi ki: “Ey Hüsniye, Rasûl’ün (sallallâhu aleyhi ve âlih) halîfesi ve vasîsi  kimdi?”

Hüsniye cevap verdi: “Ey halîfe, ulemâyı huzura çağırmaları için mühlet ver. Söylenecek her şeyi o va-kit anlatacağım. Eğer benim dinim ve mezhebim üzerine söz açılırsa bunun da cevabını vereceğim.”

Hârûn onun Ehl-i Beyt’e dayanarak konuşacağını görünce, veziri Yahyâ Bermekî’yi çağırdı ve dedi ki: “Câriye bizim yolumuz ve mezhebimizde değil. Onu öldürmelerini emret.” Vezir dedi ki: “Bu câriyenin iddiası büyük! Eğer ulemâ onu alt eder ve bizim mezhebimizin hak olduğunu ispatlarsa, onu katletme gereğinin gerekçesi de oluşmuş olur. Yok eğer ulemâ onun karşısında mağlup olursa, bu durumda halî-fenin verdiği güvenceye uyulması lazımdır. Çünkü bu küçük câriye, bütün o ulemâ ve fuzelâya  üstün geldiği takdirde, onu öldürmek yakışık almaz.”

Bu görüş Hârûn’un çok hoşuna gitti. Emri üzerine Bağdat ulemâsını huzura getirdiler. Başlarında reis olarak, o zamanın fakihlerinin  lideri Ebû Yûsuf vardı. Şâfiî de Bağdat’taydı.  Kâdî Ebû Yûsuf ile Şâfiî arasında epeyce bir husumet vardı. Nihâyet hepsini toplayıp huzura çıkardılar.

Hüsniye yüzündeki pe-çeyi açtı ve onların karşısına oturdu. Ona mezhebini sordular. Hüsniye, hiç endişe etmeden, Ehl-i Beyt’e muhabbetini ve onların yolunu izlediğini söyledi. Ulemâyla öyle bir tartışıyor ve cedelleşiyordu ki, hiç-biri karşısına çıkmaya cüret edemiyordu. Tefsirler yapıyor, Furkân’ın  âyetlerini tevil  ediyor ve sahih hadisleri anlatıyordu. Öyle ki Hârûn renkten renge giriyordu. Emri üzerine Araplardan bir kişiyi huzu-ra getirdiler. Derhal bir ferman yazdırıp Basra vâlisine gönderdi.

Basra ulemâsının en âlimi olup, Basra vilâyet köşkünde dörtyüz âlime ders veren İbrâhîm b. Hâlid Avnî de oradaydı. Ferman valiye ulaşıp mektubun içindekileri okuyunca, hiç beklemeden İbrâhîm b. Hâlid’i bir deveye bindirip, kendisine gelen elçiyle birlikte Bağdat’a, hilâfet merkezine gönderdi. İbrâhîm Bağ-dat’a vardığında, durum Hârûn Reşîd’e iletildi. Bunun üzerine İbrâhîm tartışma meclisine alındı. Bağ-dat ulemâsının hepsi huzurdaydı. Devlet erkânı, memleketin ileri gelenleri ve çeşitli bölgelerden Bağ-dat’a gelen emirler  de hilâfet sarayına çağrıldılar.

Hârûn, İbrâhîm b. Hâlid için, üzerine oturacağı altın yaldızlı bir taht konmasını emretti. Sonra Hârûn, İbrâhîm için soru sormanın bütün koşullarını hazırladıktan sonra, Hüsniye’yi huzura çağırmalarını em-retti. Ona kölelerin ve alt tabakanın arasında yer ayırdılar. Hüsniye izin isteyerek öne çıktı ve Hârûn’a dua teşrifatını icra etti. Meclise katıldığında ona yer göstermedikleri halde ilerledi ve İbrâhîm b. Hâlid Avnî’nin karşısında oturdu. İbrâhîm, kibirlenerek tahta kurulmuştu.