Tevbe Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 10, SÛRE: 9
Medine’de inmiştir; 129 ayettir.
Ancak bazılarına göre son iki ayeti Mekke’de inmiştir. Bu sûreye, birçok ayetinde tövbeden bahsedildiği
için (118. ayetinde üç kişinin tövbesinin kabulü kıssası bunun bir örneğidir) “Tevbe Sûresi” dendiği gibi, birinci ayetin ilk kelimesinden hareketle “Beraat Sûresi” ve Müslümanların içinde bulunan fasıkların ve münafıkların ayıplarını ortaya koyduğu için “Faziha Sûresi” de denmiştir.1. Bu, Allah ve Resulü’nden, kendileriyle
antlaşma yaptığınız müşriklere yönelik
ayrılık ve uzaklık ilanındır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 80)2. Yeryüzünde dört ay (daha
serbestçe) dolaşın. Bilin ki,
asla Allah’ı âciz bırakamazsınız
ve Allah kâfirleri zillete
uğratacaktır.

3. Büyük hac günü, Allah ve Peygamberi
tarafından insanlara bir ilandır:
“Allah ve Peygamberi, müşriklerden
uzaktır.” Eğer tövbe ederseniz, bu sizin
için daha hayırlıdır; ama eğer yüz
çevirirseniz, bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız.
Küfre sapanlara acı bir
azabı müjdele.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 81)

4. Ama kendileriyle antlaşma yapmış
olduğunuz müşriklerden antlaşmalarından
bir şey eksiltmeyen ve size
karşı kimseyi desteklemeyenler bunun
dışındadır. Onlarla yaptığınız antlaşmayı
süresi doluncaya kadar gözetin.
Kuşkusuz Allah takvalıları sever.

5. Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede
bulsanız öldürün, onları yakalayın,
sınırlayın (tutuklayın) ve her gözetleme
yerinde oturup onlara pusu kurun.
Eğer tövbe eder, dosdoğru namaz kılar
ve zekât verirlerse, yollarını serbest
bırakın. Gerçekten Allah bağışlayan ve
merhamet edendir.

6. Eğer müşriklerden biri senden güven
isterse, Allah’ın kelamını dinlemesi
için ona güven ver, sonra onu
güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu
(hüküm), onların bilgisiz bir topluluk
olmalarından dolayıdır.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

7. Müşriklerin nasıl Allah katında ve
Peygamberi yanında bir ahdi olabilir?!
(Oysa onlar sürekli yaptıkları antlaşmaları
çiğnemektedirler.) Sadece
Mescidu’lHaram’ın
yanında antlaşma
yaptıklarınız başka. Onlar sizinle
yaptıkları anlaşmaya bağlı kalma hususunda
sebat gösterdikleri sürece siz
de onlarla yaptığınız anlaşmaya bağlı
kalma hususunda sebat gösterin. Kuşkusuz
Allah takvalıları sever.

8. Nasıl (müşriklerin bir ahdi olabilir)?!
Oysa size üstün gelseler, sizin
hakkınızda ne bir akrabalık ve ne de
bir antlaşma gözetirler. Dilleriyle sizi
razı ederler, ama kalpleri (hakkı) kabul
etmez. Onların çoğu fasıktır.

9. Allah’ın ayetlerini az bir değer karşılığında
sattılar ve (insanları) Allah’ın
yolundan alıkoydular. Gerçekten onların
yaptıkları işler ne kötü idi.

10. Hiçbir mümin hakkında ne akraba-
lık hakkı ve ne de antlaşma gözetirler.
İşte onlar, haddi aşanlardır.

11. Eğer tövbe eder, hakkıyla namaz kılar
ve zekât verirlerse, artık onlar din
kardeşlerinizdir. Biz ayetlerimizi, bilgisi
olan bir topluluğa genişçe açıklıyoruz.

12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini
bozar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün
önderleriyle savaşın. Çünkü onların
yeminleri yoktur. Umulur ki vazgeçerler.
13. Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan)
çıkarmaya kalkışan ve size karşı
(savaşı) ilk olarak kendileri başlatan
kimselerle savaşmaz mısınız yoksa onlardan
korkuyor musunuz?! Oysa Allah,
imanınız varsa, kendisinden korkmanıza
daha layıktır.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle
onları cezalandırsın, onları alçaltsın, sizi
onlara galip kılsın ve mümin topluluğun
gönlünü ferahlatsın.
15. Onların (müminlerin) yüreklerindeki
öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini
kabul eder. Allah bilendir, hikmet
sahibidir.

16. Yoksa Allah, sizden cihad eden, Allah,
Peygamber ve müminlerden başka
kendisine bir sırdaş edinmeyen kimseleri
belirlemeden kendi hâlinize bırakılacağınızı
mı sandınız?! Allah, yaptıklarınızdan
hakkıyla haberdardır.

17. Müşriklere kâfir
olduklarına bizzat
kendileri şahitlik ettikleri hâldeAllah’ın
mescitlerini imar etmek düşmez.
Onların yaptıkları boşa gitmiştir
ve onlar ateşte ebedî kalıcıdırlar.

18. Allah’ın mescitlerini, sadece Allah’a
ve ahiret gününe iman eden, namazı
hakkıyla kılan, zekât veren ve
Allah’tan başka kimseden korkmayan
kimseler imar eder. İşte bunların hidayete
erenlerden olmaları umulur.

19. Hacılara su vermeyi ve Mescidu’lHaram’ı
onarmayı, Allah’a ve ahiret
gününe iman edip Allah yolunda cihad
eden kimse(nin işi) gibi mi tuttunuz?!
Bunlar, Allah katında eşit olmazlar.
Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez.
İmam Muhammed Bâkır veya İmam Cafer
Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bu ayet
Hamza, Ali ve Cafer ile Abbas ve Şeybe
hakkında nazil olmuştur. Abbas ile Şeybe
hacılara su vermek ve Kâbe’nin perdesini
taşımak görevlerini taşıdıkları için övündüler.
Bunun üzerine Allah yukarıdaki ayeti
indirdi. Bu ayette Allah’a ve ahiret gününe
iman edip Allah yolunda cihat eden kimselerden
maksat Hamza, Ali ve Cafer’dir.”
(bk. el-Kâfî)

20. İman edip hicret eden ve mallarıyla
ve canlarıyla Allah yolunda cihad
edenlerin Allah yanında makamları
daha büyüktür. İşte bunlardır başarılı
olanlar.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

21. Rableri onlara, kendi katından bir
rahmet, hoşnutluk ve içinde kendileri
için kalıcı nimetler bulunan cennetler
müjdeler.
22. Orada ebedi kalırlar. Kuşkusuz, Allah
katında büyük bir mükâfat vardır.
23. Ey iman edenler! Babalarınızı ve
kardeşlerinizi, küfrü imana tercih ederlerse,
kendinize veli (dost ve koruyucu)
edinmeyin. İçinizden kim onları
veli edinirse, işte onlardır zalimler.
24. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız,
kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz,
biriktirdiğiniz mallar, durgunluğa
uğramasından korktuğunuz ticaret
ve beğendiğiniz evler, size Allah’tan,
Peygamberi’nden ve O’nun yolunda
cihad etmekten daha sevimli ise, artık
Allah’ın emrini (azabını) getirmesini
bekleyin. Allah, fasık topluluğu hidayete
erdirmez.
Bir hadiste şöyle nakledilmiştir: “Sizden biriniz
Allah için sevip Allah için buğzetmedikçe
imanın tadını anlamaz.” (bk. es-Safî Tefsiri)

25. Allah birçok yerde ve Huneyn günü
size yardım etmiştir. Hani çokluğunuz
sizi gururlandırmış, ancak bu size hiçbir
yarar sağlamamıştı ve tüm genişliğine
rağmen yeryüzü size dar gelmişti. Sonra
geriye dönüp kaçmıştınız.
İmam Hadi (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Ayette
geçen “birçok yerde” tabirinden maksat
seksen yerdir.” (bk. es-Safî)

26. Sonra Allah, huzur ve güvenini
Peygamber’e ve müminlere indirdi,
bir de sizin görmediğiniz ordular indirdi
ve küfre sapanlara azap etti. İşte
bu, kâfirlerin cezasıdır.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

27. Sonra bunun ardından Allah dilediğinin
tövbesini kabul eder. Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
28. Ey iman edenler! Müşrikler kuşkusuz
pistirler (necistirler). Artık bu yıllarından
sonra Mescidu’lHaram’a
yaklaşmasınlar.
Eğer (bu yüzden) fakirlikten korkarsanız,
(bilin ki) Allah dilerse yakında sizi kendi
lütfuyla zengin kılar. Kuşkusuz, Allah bilendir
ve hikmet sahibidir.
29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a
ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah
ve Peygamberi’nin haram kıldığı şeyi
haram saymayan ve hak dini din edinmeyen
kimselerle, zillet içinde kendi elleriyle
cizye verinceye kadar savaşın.

30. Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur.”
dediler Hıristiyanlar da, “Mesih
Allah’ın oğludur.” dediler. Bu, onların
ağızlarıyla söylediği (gerçek dışı)
bir sözdür. Onlar, (sözlerini) önceden
kâfir olan kimselerin sözlerine benzetiyorlar.
Allah onları yok etsin! Nasıl
(haktan) geri döndürülüyorlar?!
31. Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini,
rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i
rabler edindiler. Oysa sadece kendisinden
başka ilah olmayan bir tek ilaha
ibadet etmekle emrolunmuşlardı.
O, onların şirk koştukları şeylerden
münezzehtir.
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle dediği
nakledilmiştir: “Onlar (Yahudi bilginleri ve
rahipler) halkı kendilerine tapınmaya çağırmadılar;
çünkü bunu yapacak olsalardı,
halk onlara olumlu karşılık vermezlerdi. Ancak
onlar birtakım haramları onlara helal
ve birtakım helalleri de onlara haram ettiler.
(Halk da bunlara uymakla onlara tapmış
(gibi) oldular.” (bk. el-Kâfî ve Ayyaşî Tefsiri)

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

32. Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek
isterler. Oysa kâfirler hoşlanmasa
da Allah nurunu tamamlamaktan vazgeçmez.
33. Müşrikler hoşlanmasa da Peygamberi’ni
hidayet ve hak din ile tüm dinlere
galip gelsin diye gönderen O’dur.
34. Ey iman edenler! Kuşkusuz, Yahudi
bilginlerden ve rahiplerden birçoğu,
insanların malını batıl yolla yerler ve
(insanları) Allah’ın yolundan alıkoyarlar.
Altın ve gümüşü biriktirip Allah
yolunda harcamayanlar var ya, onları
acı bir azapla müjdele.
35. O gün ki [o mallar] cehennem ateşinde
kızdırılır da alınları, böğürleri ve sırtları
onlarla dağlanır. Ve (onlara), “İşte kendiniz
için biriktirdiğiniz bunlardır. Haydi,
tadın biriktirdiğiniz şeyleri.” [denir.]
36. Kuşkusuz Allah’ın kitabında gökleri
ve yeri yarattığı günden beri ayların sayısı,
Allah katında on ikidir. Bunlardan
dördü, haram aylardır. İşte budur sağlam
din. Öyleyse bu aylarda kendinize zulmetmeyin.
Müşrikler topyekûn sizinle
savaştıkları gibi, siz de onlarla topyekûn
savaşın. Bilin ki Allah, takvalı olanlarla
beraberdir.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

37. Şüphesiz haram ayları ertelemek
(nesî), inkârcılıkta ileriye gitmektir ki,
kâfirler bununla saptırılır. Allah’ın haram
ettiği ayların sayısına uydurmak ve
sonuçta Allah’ın haram kıldığını helal
kılmak için onu bir yıl helal ve bir yıl da
haram kılarlar. Kötü işleri kendilerine
süslü ve güzel göründü. Allah, kâfirler
topluluğunu hidayete erdirmez.
“Nesî”; haram ayların sayılarını koruyup kendilerini
korumamaya denir. Böylece haram aylar
geciktirilerek başka aylara erteleniyordu. Yani
haram aylarla ilgili hükümler başka aylarda
yürürlüğe konuyordu. (bk. el-Mizan.)

38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah
yolunda (savaş için) hareket edin.”
denildiği zaman ağırlaşarak yere çakılıp
kaldınız?! Yoksa ahiret hayatını bırakıp
dünya hayatını mı beğendiniz?!
Oysa ahirete göre dünya hayatının mal
ve imkânları pek azdır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 82)

39. Eğer (cihad için) hareket etmezseniz,
O, sizi acı bir azapla cezalandırır
ve başka bir kavmi yerinize getirir.
Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz.
Allah’ın her şeye gücü yeter.
40. Eğer ona (peygambere) yardım etmezseniz,
(şunu bilin ki) kâfirler onu
iki kişiden biri olarak çıkardığı zaman
Allah ona yardım etmiştir. Hani onlar
mağaradaydılar; hani o arkadaşına,
“Üzülme; şüphesiz, Allah bizimledir.”
diyordu. Allah, güven ve huzurunu
ona (peygambere) indirdi, görmediğiniz
ordularla onu destekledi ve küfre
sapanların sözünü aşağı kıldı. Allah’ın
sözü ise en yücedir. Allah üstündür ve
hikmet sahibidir.
Kur’ân’a göre sırf birliktelik ve arkadaşlık
bir fazilet ölçüsü sayılmaz. Nitekim çeşitli
ayetlerde iman ve fazilette eşit olmayan
kişilerden birbirlerinin musahibi ve arkadaşı
olarak söz edilmiştir {Örneğin Kefh: 37} (bk.
eş-Şübber Tefsiri.)

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

41. Hafif veya ağır (donanmış) olarak
savaş için hareket edin ve Allah yolunda
mallarınız ve canlarınız ile cihad
edin. Bilseniz, bu sizin için daha
iyidir.
42. (Onları çağırdığın şey) yakın bir
kazanç ve kısa bir yolculuk olsaydı,
mutlaka peşinden gelirlerdi. Fakat bu
çetin yol kendilerine uzak geldi. Onlar:
“Gücümüz olsaydı, sizinle birlikte (savaş
için) çıkardık.” diye Allah’a yemin
edeceklerdir. Onlar, (bu tutumlarıyla)
kendilerini helak etmektedirler. Allah,
onların yalancı olduklarını biliyor.
43. Allah seni affetsin, doğru söyleyenler
sana belli olmadan ve yalancıları
bilmeden niçin onlara izin verdin?!
44. Allah’a ve ahiret gününe iman
edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad
için senden izin istemezler. Allah, takvalıları
(hakkıyla) bilir.
Yani müminler ihlaslarından dolayı izne gerek
kalmadan cihada hazırlanırlar. Diğer bir
ihtimale göre ayetin anlamı şöyledir: “…cihadı
terk etmek için izin istemezler.”

45. Sadece Allah’a ve ahiret gününe
iman etmeyen ve kalpleri şüpheye düşen
kimseler, (cihadı terk etmek için)
senden izin isterler. Onlar, şüpheleri
içinde şaşkındırlar.
46. Eğer (savaş için) çıkmak isteselerdi,
bunun için bir hazırlık yaparlardı. Ama
Allah onların hareket etmesini istemedi
de onları alıkoydu ve onlara, “Oturanlarla
(âcizlerle) beraber siz de oturun.” denildi.
47. Sizinle birlikte çıksalardı, size bozgunculuktan
başka bir katkıları olmazdı
ve mutlaka aranıza dalıp fitne çıkarmaya
çalışırlardı. Aranızda onlara casusluk yapanlar
vardır. Allah, zalimleri bilir.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

48. Gerçekte bundan önce de fitne çıkarmaya
çalıştılar ve olayları sana ters gösterdiler.
Sonunda hak geldi ve hoşlanmasalar
bile Allah’ın emri ortaya çıktı.
49. Onlardan bazıları, “Bana izin ver ve
beni fitneye düşürme.” der. Bilin ki, onlar
fitneye düşmüş bulunuyorlar. Gerçekten
cehennem kâfirleri kuşatmıştır.
50. Sana bir iyilik gelirse, [bu] onları rahatsız
eder; ama başına bir musibet gelirse,
“Biz önceden tedbirimizi almıştık.”
derler ve sevinerek dönüp giderler.
51. De ki: “Allah’ın bize yazdığından başka
bir şey bize gelmez. O, bizim mevlamızdır.
Öyleyse müminler, yalnız Allah’a
güvensinler.”

52. De ki: “Bize iki güzellikten biri (zafer
veya şehit olmak) dışında bir şeyin
mi gelmesini bekliyorsunuz? Halbuki
biz, Allah’ın kendi katından veya bizim
ellerimizle size bir azap ulaştırmasını
bekliyoruz. O hâlde bekleyin; biz
de sizinle beklemekteyiz.”
53. De ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz
(malınızı hayır işlerde) harcayın, asla
sizden kabul olmayacaktır. Çünkü siz,
fasık (kötü işler yapan ve emre boyun
eğmeyen) bir topluluktunuz.”
54. Harcamalarının kabul olmasına,
sadece Allah’ı ve Peygamberi’ni inkâr
etmeleri, namaza bezginlikle gelmeleri
ve sadece istemeyerek harcama yapmaları
engel olmuştur.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

55. Onların malları ve çocukları seni
hayrete düşürmesin. Allah, bunlarla
ancak onlara dünya hayatında azap
etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını
istiyor.
56. Kesinlikle sizden olduklarına dair
Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden
değillerdir, fakat (sizden) korkan
bir toplulukturlar.
57. Eğer bir sığınak veya mağaralar
ya da bir oyuk bulsalardı,
koşarak oraya doğru yönelirlerdi.
58. Onlardan bazısı da, sadakalar konusunda
(zekât ve ganimetleri dağıtma
konusunda) seni eleştirirler. Eğer
sadakalardan onlara verilirse, hoşnut
olurlar; verilmezse, hemen kızarlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 83)

59. Eğer onlar, Allah ve Peygamberi’nin
kendilerine verdiğine razı olsalar
ve, “Allah bize yeter. Kendi lütfuyla
Allah ve Peygamberi (ileride yine)
bize verecektir. Biz Allah’a yöneldik.”
deselerdi (onlar için daha iyi olurdu).
60. Sadakalar, Allah tarafından belirlenen
bir farz olarak, ancak fakirler,
zavallılar, zekât toplayan görevliler,
kalpleri (İslam’a) ısındırılmış olanlar,
kölelerin özgürlüğe kavuşturulması,
borçlular, Allah yolunda (olan işler) ve
yolda kalmış yolcular içindir. Allah bilendir
ve hikmet sahibidir.

Sadakalardan maksat, farz olan zekâttır. Buna
göre ayette zekâtın bu sekiz grup için harcanması
gerektiği açıklanmıştır. Bazıları, ayette
yer alan bu tahsisten zekâtın bu grupların malı
olduğunun bile anlaşıldığını ileri sürmüşlerdir.
Buna göre, zekât verilmeden önce bile başkalarına
ait bir maldır ve insanın onda tasarruf
etmesi gasp hükmüne girer.

61. Onlardan Peygamber’i inciterek, “O,
kulaktır (denilen her şeye inanır, safdildir).”
diyen kimseler vardır. De ki: “O,
sizin için hayır kulağıdır; Allah’a inanır,
müminlere güvenir ve sizden iman eden
kimseler için bir rahmettir.” Allah’ın Resulü’nü
incitenlere acı bir azap vardır.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

62. Sizi hoşnut etmek için huzurunuzda
Allah’a yemin ederler. Oysa (gerçekten)
mümin iseler, Allah ve Resulü’nü hoşnut
etmeleri daha uygundu..
63. Allah ve Peygamberi’ne karşı koyan
kimseye, içinde ebedi kalacağı cehennem
ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu,
büyük bir aşağılanmadır.
64. Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine
haber veren bir sûrenin haklarında inmesinden
çekinirler. De ki: “Alay edin! Allah,
çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.”
Başka bir ihtimale göre: “Münafıklar, kalplerinde
olanı müminlere haber veren bir sûrenin
Peygamber’e inmesinden çekinirler.”

65. Onlara (niçin alay ettiklerini) sorsan,
“Biz sadece eğlenip oynuyorduk.”
derler. De ki: “Allah ile, O’nun ayetleri
ile ve Peygamberi ile mi alay ediyordunuz?!”
66. (Artık) bir mazeret göstermeyin;
iman ettikten sonra küfre saptınız.
İçinizden bir grubu affetsek de, suçlu
olmaları sebebiyle bir gruba da azap
edeceğiz.
67. Münafık (ikiyüzlü) erkekler ve münafık
kadınlar birbirlerindendirler.
Kötü işleri emreder, iyi işleri yasaklarlar
ve ellerini sıkı tutarlar. Allah’ı unuttular,
Allah da onları unuttu. Kuşkusuz,
münafıklar fasıktırlar.
Fasık yani kötü iş yapan ve emirden çıkan
kimse.

68. Allah, münafık erkeklere, münafık
kadınlara ve kâfirlere, ebedi kalacakları
cehennem ateşini vadetmiştir. O,
onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir.
Kalıcı azap da onlar içindir.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

69. (Ey münafıklar! Siz de) tıpkı sizden
öncekiler gibi(siniz). Onlar sizden daha
güçlü idiler; mal ve çocukları (da) daha
fazla idi. Onlar, kendi paylarından yararlandılar
(zevk aldılar). Siz de, öncekiler
paylarından yararlandıkları gibi,
kendi payınızdan yararlandınız (zevk
aldınız). Onlar (zevke) daldığı gibi, siz
de daldınız. İşte onların amelleri dünyada
ve ahirette boşa gitmiştir. Ve İşte
onlar, gerçek zarar edenlerdir.
70. Onlara kendilerinden öncekilerin,
Nuh, Ad ve Semud kavminin, İbrahim
kavminin, Medyen ve alt üst olan şehirlerin
halkının haberi gelmedi mi?
Peygamberleri açık delillerle onlara
geldiler. Demek ki, Allah onlara zulmedecek
değildi; fakat onlar kendilerine
zulmediyorlardı.
Medyen Hz. Şuayb’in ve alt üst olan şehirler
de Hz. Lut’un kavimlerinin bulunduğu yerlerdir.

71. Mümin erkekler ve mümin kadınlar,
birbirlerinin velileridirler (dost ve
koruyucularıdırlar); iyiliğe emreder ve
kötülükten sakındırırlar; namazı dosdoğru
kılarlar; zekâtı verirler; Allah’a ve
Resulü’ne de itaat ederler. İşte bunlara
Allah merhamet edecektir. Allah üstündür
ve hikmet sahibidir.
72. Allah, mümin erkeklere ve mümin
kadınlara (ağaçlarının) altından ırmaklar
akan cennetler ve Adn cennetlerinde olan
tertemiz meskenler vadetmiştir. Allah’ın
hoşnutluğu ise, (bundan) daha büyüktür.
İşte bu, büyük başarıdır.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

73. Ey Peygamber! Kâfirlere ve müna-
fıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert
davran. Onların barınağı cehennemdir.
Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
74. (O sözü) demediklerine dair Allah’a
yemin ederler. Hâlbuki onlar, o küfür sözünü
söylediler ve Müslüman olduktan
sonra tekrar küfre saptılar ve başaramadıkları
işe (Peygamber’i öldürmeye) yeltendiler.
Kin beslemeleri, sırf Allah ve
Resulü’nün kendi lütfu ile onları zengin
kıldığı içindir. Eğer tövbe ederlerse, onlar
için daha iyi olur. Ama yüz çevirirlerse,
Allah onlara dünya ve ahirette acı bir
azapla azap eder ve yeryüzünde onlara
bir veli (dost ve koruyucu) ve bir yardımcı
bulunmaz.

75. Onlardan, “Eğer Allah bize kendi
lütfü ile bağışta bulunursa, mutlaka
sadaka verir ve salihlerden oluruz.”
diye Allah’a söz verenler vardır.
76. Fakat Allah onlara kendi lütfu ile
bağışta bulununca, cimrilik yaptılar
ve (sadaka vermekten) yüz çevirerek
döndüler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 84)

77. Bu (cimrilikleri), Allah’ın huzuruna
çıkacakları güne kadar kalplerinde bir
nifakın yerleşmesine sebep oldu. Bu,
Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve
yalan söyledikleri içindir.
78. Bilmediler mi ki Allah, şüphesiz
onların sırlarını da, gizli konuşmalarını
da bilir ve şüphesiz, Allah gaipleri
bilendir.
79. Gönüllü olarak sadaka veren (bağışta
bulunan) müminlere ve güçlerinin
yettiğinden (imkânlarından) başka
bir şey bulamayan kimselere dil uzatıp
alay edenler var ya, Allah onlarla alay
etmiştir ve onlara acı bir azap vardır.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 10, SÛRE: 9

80. Onlar için (Allah’tan) ister af dile,
ister dileme (fark etmez); onlar için yetmiş
defa af dilesen de, Allah onları asla
affetmez. Bu, onların Allah ve Resulü’nü
inkâr etmeleri sebebiyledir. Allah, fasık
topluluğu hidayete erdirmez.
81. Geride kalanlar (savaşa katılmayanlar),
Peygamber’den sonra (evlerinde)
oturmalarına sevindiler; mallarıyla ve
canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten
hoşlanmadılar ve, “Sıcakta (savaş
için) hareket etmeyin.” dediler. De ki:
“Anlasalar, cehennem ateşi (bundan)
daha sıcaktır.”
82. Artık yaptıkları işlere karşılık az
gülsünler, çok ağlasınlar!
83. Eğer Allah seni onlardan bir topluluğa
geri döndürür de onlar da (başka
bir savaşa) çıkmak için senden izin
isterlerse, de ki: “Benimle beraber asla
(savaşa) çıkmayacaksınız. Asla benimle
beraber bir düşmanla savaşmayacaksınız.
Siz ilk defa oturmaya razı
oldunuz, şimdi de geride kalanlarla
oturun.”
84. Onlardan ölen birine asla namaz kılma
ve (dua için) kabrinin kenarında durma.
Şüphesiz, onlar Allah’ı ve Resulü’nü
inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.
85. Onların malları ve çocukları seni hayrete
düşürmesin. Allah, bunlarla ancak
kendilerine dünyada azap etmeyi ve canlarının
kâfir olarak çıkmasını istemiştir.
86. “Allah’a iman edin ve Peygamberi ile
birlikte cihad edin” diye bir sûre indiril-
diğinde, onlardan servet sahibi olanlar,
senden (savaşa katılmamak için) izin istediler;
“Bırak, biz de geride kalanlarla
birlikte kalalım.” dediler.

CÜZ: 10, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

87. Geride kalanlarla birlikte kalmaya
razı oldular. Kalpleri mühürlenmiştir, artık
(bir şeyi) anlayamazlar.
88. Fakat Peygamber ve onunla beraber
iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad
ettiler. İşte tüm iyilikler, onlar içindir.
Kurtuluşa erenler de onlardır.
89. Allah, onlara (ağaçlarının) altından
ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetler hazırlamıştır. İşte bu, büyük bir
başarıdır.
90. Bedevilerden mazeret ileri sürenler,
kendilerine izin verilsin diye sana geldiler.
Allah’a ve Peygamberi’ne yalan söyleyenler
de evlerinde oturdular (savaşa
katılmadılar). Bunlardan kâfir olanlara
yakında acı bir azap gelecektir.

91. Allah ve Peygamberi hakkında iyi
niyet taşıdıkları takdirde, güçsüzlere,
hastalara ve (seferde) harcamak için
bir şey bulamayanlara bir günah yoktur.
İyileri kınamaya bir yol yoktur.
Allah çok bağışlayan ve sürekli merhamet
edendir.
92. Yine, kendilerine binek bulman (ve
cepheye göndermen) için sana geldiklerinde,
“Sizi bindirmek için bir şey
(binek) bulamıyorum.” dediğin ve harcamaya
bir şey bulamadıkları için de
üzüntüden gözleri yaş dökerek geri dönen
kimselere de (bir günah yoktur).
93. Sadece, zengin oldukları hâlde senden
(savaşa katılmamak için) izin isteyenler
için sorumluluk vardır. Onlar,
geride kalanlarla birlikte olmaya razı
oldular. Allah kalplerini mühürledi;
artık onlar (hakkı) bilmezler.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 9

94. Yanlarına döndüğünüzde size mazeret
ileri sürerler. De ki: “(Boşuna)
mazeret ileri sürmeyin. Asla size inanmayacağız.
Allah sizin haberlerinizi
bize bildirmiştir. Allah ve Peygamberi
sizin yaptığınız işleri yakında görecekler.
Sonra gaybı ve görüleni bilene
(Allah’a) götürüleceksiniz; O da, yap-
tığınız işleri size bildirecektir.”
95. Yanlarına geri döndüğünüzde, kendilerinden
(onları cezalandırmaktan)
vazgeçesiniz diye (mazeretleri olduğuna
dair) Allah’a yemin edecekler. Siz
de onlardan vazgeçin; kuşkusuz onlar
pistirler. Yaptıkları işlere karşılık olarak
da yerleri cehennemdir.
96. Kendilerinden razı olasınız diye
size yemin ederler. Siz onlardan razı
olsanız da, Allah fasık topluluktan
razı olmaz.
97. Bedeviler (göçebe Araplar), inkârcılık
ve nifak yönünden daha ileri ve
Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin
sınırlarını bilmemeye daha
uygundurlar. Allah bilendir ve hikmet
sahibidir.

98. Bedevilerden kimileri, (Allah yolunda)
harcadıklarını bir zarar sayarlar ve
belalarla karşılaşmanızı beklerler. Kötü
belalar onlara olsun. Allah işitendir ve
bilendir.
99. Bedevilerden öyleleri de var ki, Allah’a
ve ahiret gününe iman ederler ve
harcadıklarını Allah’a yakınlık ve Peygamber’in
dualarını alma sebebi sayarlar.
Bilin ki bu, onların (Allah’a) yakın olmalarına
sebeptir. Allah, onları kendi rahmetine
alacaktır. Allah çok bağışlayan ve
sürekli merhamet edendir.

CÜZ: 11, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

100. Muhacirler ve Ensar’dan (İslam’ı kabul
etmede) ilk öncüler ve iyilikle onları
takıp edenler var ya, Allah onlardan razı
olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır;
(Allah) onlara (ağaçlarının) altından
ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır;
orada ebedi kalacaklardır. İşte bu, büyük
kazanç ve başarıdır.
101. Çevrenizdeki bedevilerden bir kısım
münafıklar vardır ve Medine halkından
de bazıları münafıklığa alışmışlardır; sen
onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onları
iki defa azap edeceğiz ve sonra da büyük
bir azaba götürüleceklerdir.
Bu ayet açıkça gösteriyor ki, ashap arasında
hatta Peygamber (s.a.a)’in bile tanımadığı

münafıklar vardı. Buna göre ashabın hepsinin
adil olduğu iddiası tamamen yersiz ve
Kur’ân’la çelişen bir iddiadır.

102. Günahlarını itiraf eden, iyi amelle
diğer kötü ameli birbirine karıştırmış
başka bir topluluk da var. Allah’ın bunların
tövbelerini kabul etmesi umulur.
Kuşkusuz, Allah çok bağışlayan ve sürekli
merhamet edendir.

103. Onların mallarından kendilerini
temizleyeceğin ve arıtacağın bir sadaka
(zekât) al ve onlara dua et. Kuşkusuz
senin duan, onlara huzur kaynağıdır.
Allah işitendir ve bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 85)

104. Onlar, kullarının tövbesini kabul
edenin ve sadakaları alanın (kabul buyuranın)
Allah olduğunu ve Allah’ın
tövbeyi kabul eden ve sürekli merhamet
eden olduğunu bilmediler mi?
İmam Zeynelabidin (a.s)’dan şöyle dediği
nakledilmiştir: “Ben Rabbime karşı kefilim ki,
sadaka kulun eline ulaşmadan Rabbin eline
ulaşır.” (bk. es-Safî Tefsiri)

105. De ki: “Amel edin (elinizden geldiğince
çalışın); yakında Allah, Peygamberi
ve müminler yaptıklarınızı görecekler
ve yakında gaybı ve görüneni
bilenin huzuruna döndürüleceksiniz.
O da, yapmakta olduğunuz işleri size
haber verecektir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 86)

106. Başka bir topluluk da var ki, (işleri)
Allah’ın emrine bırakılmıştır; (Allah) ya
onlara azap eder ya da tövbelerini kabul
eder. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 9

107. (Bir de,) zarar vermek, küfre sapmak,
müminler arasında ayrılık çıkarmak
için ve önceden Allah ve Peygamberi’ne
karşı savaşanlara üs olsun
diye mescit yapan kimseler vardır.
“İyilikten başka bir niyetimiz yok.”
diye ağır yeminler ederler. Ama Allah,
onların yalan söylediklerine şahitlik
eder.

108. Asla orada namaz kılma! Şüphesiz,
ilk günden takva üzere kurulan
mescit, içinde namaz kılmana daha
layıktır. Orada, arınmayı seven kişiler
vardır. Allah arınanları sever.

109. (İşlerinin) binasını Allah’tan çekinmek
ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak
üzere kuran mı daha iyidir, yoksa
binasını çökmek üzere olan bir uçurumun
kenarında kurup da o uçurumla
cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah,
zulmeden topluluğu hidayete erdirmez.

110. Kurmuş oldukları bina, kalpleri parçalanıncaya
kadar içlerinde kuşku ve şaşkınlık
(vesilesi) olmaya devam edecektir.
Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

111. Allah müminlerden, canlarını ve
mallarını, cennetin kendilerine verilmesi
karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda
savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Bu;
Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun kendi
üzerine aldığı hak bir vaattir. Ahdinde
(verdiği söze) Allah’tan daha sadık kim
var? O hâlde yaptığınız bu alış verişten dolayı
sevinin. İşte bu, büyük bir başarıdır.

CÜZ: 11, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

112. (O müminler;) tövbe edenler, ibadet
edenler, (Allah’a) hamd edenler, (Allah
yolunda) dolaşıp duranlar, rükû edenler,
secde edenler, marufu emredenler, mün-
kerden sakındıranlar ve Allah’ın koyduğu
sınırları koruyanlardır. Müminleri
müjdele!
(bk. Açıklamalar Bölümü: 87)

113. Cehennemlik oldukları açıkça belli
olduktan sonra, kendi yakınları bile
olsalar, müşrikler için (Allah’tan) af dilemeleri
Peygamber’e ve iman edenlere
yaraşmaz.

114. İbrahim’in, babası (veliliğini üstlenmiş
olan amcası Azer) için (Allah’tan) af
dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden
ötürü idi. Onun bir Allah düşmanı
olduğu kendisine açıkça belli olunca,
ondan uzak durdu. Kuşkusuz, İbrahim
(Allah korkusundan) çok yalvarıp
yakaran ve halim idi.

115. Allah, hidayete erdirdikten sonra,
sakınacakları şeyleri kendilerine açıkça
bildirmeden hiçbir topluluğu saptıracak
değildir. Allah her şeyi bilir.

16. Kuşkusuz, göklerin ve yerin hükümranlığı
Allah’ındır, diriltir ve öldürür.
Allah’tan başka sizin için bir
dost ve bir yardımcı yoktur.
117. Kuşkusuz Allah, Peygamberi’ne
ve zorluk anında ona uyan muhacirlere
ve ensara, onlardan bir kesiminin
kalbi eğrilmenin eşiğine geldikten
sonra merhamet etti. Sonra (tekrar)
rahmetiyle onlara yöneldi. Şüphesiz
O, onlara karşı çok şefkatli ve sürekli
merhamet edendir.
Bu ayet, Tebuk Savaşı hakkında nazil olmuştur.
Bu savaşta İslam ordusu hem yiyecek ve
içecek yönünden, hem de binek yönünden
sıkıntı içindeydi ve hava da gayet sıcaktı. Sıkıntıları
o dereceye varmıştı ki, bazen iki kişi
bir gün boyunca yalnız bir hurma ile yetinirlerdi.
On kişinin binek olarak yalnız bir devesi
vardı. Bu yüzden bu orduya zorluk ordusu
denmiştir. (bk. Menhecu’s-Sadıkin.)

TEVBE SÛRESİ CÜZ: 11, SÛRE: 9

118. (Savaşa katılmayıp) geride kalan
o üç kişiye de (merhamet etti). (Müslümanlar
onlarla ilişkilerini kesince)
yeryüzü tüm genişliğine rağmen onlara
dar gelmiş, gönülleri de sıkıldıkça
sıkılmış ve Allah’tan kaçışta O’na
yönelmekten başka bir sığınaklarının
olmadığına inanmışlardı. Sonra tövbe
etsinler diye onlara merhamet etti.
Kuşkusuz, Allah tövbeyi kabul eden
ve sürekli merhamet edendir.
Bunlar Kâb b. Malik, Meraret b. Rabi’ ve
Hilal b. Ümeyye’dir. Müslümanlar, Tebuk
Savaşı’na katılmayı geciktirdikleri için bunlarla
ilişkilerini kesmiş ve bunlar Medine’nin
kenarında bir dağa çekilerek ibadete koyulup
tövbelerinin kabul olması için Allah’a
yalvarmışlardır. Sonunda yukarıdaki ayetler
inerek tövbelerinin kabul olduğunu bildirmiştir.
Geniş bilgi için bk. es-Safî Tefsiri,
Kummî Tefsiri’inden naklen.

119. Ey İman edenler! Allah’tan korkun
ve doğrularla beraber olun.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 88)

120. Medine halkı ve etraflarında bulunan
bedevilere Allah’ın Peygamberi’nden
geri kalmaları ve kendi canlarını
korumak için onun canından
vazgeçmeleri yaraşmaz. Çünkü Allah
yolunda uğradıkları her susuzluk, yorgunluk,
açlık, kâfirleri öfkelendiren bir
yere adım atmaları ve düşmana karşı
elde ettikleri her başarı için Allah onlara
bir iyi amel yazar. Kuşkusuz, Allah
iyilerin mükâfatını zayi etmez.

121. Allah’ın onları yaptıklarının en güzeli
ile mükâfatlandırması için (bu yolda)
küçük büyük her harcamaları ve her vadiyi
kat etmeleri onlar için (salih bir amel
olarak) yazılır.

122. Müminler hep birlikte (cihad veya
ilim için) hareket edecek değillerdir. Niçin
dinde derin bilgi elde etmek ve geri
dönünce kendi toplumlarını uyarmak
için onların her kesiminden bir topluluk
hareket etmiyor? Olur ki, (onların uyarmasıyla)
sakınırlar.

CÜZ: 11, SÛRE: 9 TEVBE SÛRESİ

123. Ey iman edenler! Yakınınızda olan
kâfirlerle savaşın ve onlar sizde sertlik
bulsunlar. Bilin ki, Allah takvalılarla beraberdir.
124. Bir sûre inince içlerinden, “Bu, hanginizin
imanını artırdı?” diyenler var.
(Onlara de ki:) “İman edenlerin imanını
artırmıştır ve onlar (bu yüzden) sevinirler.”
İmam Cafer Sadık (a.s), “Allah, imanı kulların
azalarına farz kılmış ve azalarına bölmüştür;
sonra bunu Peygamber (s.a.a) beyan buyurmuştur.”
dedi. Bir adam, “İmanının azalmasını
ve tamamlanmasını anladım, ama artmasının
delili nedir?” diye sorunca İmam, “Allah
Teala’nın şu sözü: ‘Bir sûre inince içlerinden, ‘Bu
hanginizin imanını artırdı?’ diyenler var…’ Ayrı

ca Allah Teala, ‘onların hidayetlerini artırdık’
diye buyurmuştur.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî
ve Ayyaşî Tefsiri’nden naklen.)

125. “Kalplerinde hastalık olanların ise,
kir ve pisliğine pislik katar. Onlar, kâfir
olarak ölüp giderler.”
(İmam Muhammed Bâkır (a.s), “Yani, şek
ve şüphelerine şüphe katar ve şekleri yerleşir,
sonunda o şüphe içinde ölürler.” diye
buyurmuştur.)

126. Görmüyorlar mı ki, yılda bir veya
iki defa çetin imtihanla sınanırlar; sonra
ne tövbe ederler, ne de öğüt alırlar.
127. (Nifaklarını açıklayan) bir sûre indirildi
mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?”
diye birbirlerine bakar, sonra ayrılıp
giderler. Derin anlayış sahibi olmayan
bir topluluk oldukları için Allah kalplerini
(haktan) çevirmiştir.
128. Gerçekten kendinizden olan öyle
bir peygamber size geldi ki, sıkıntınız
ona ağır gelir, size düşkündür
ve müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.
129. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Allah
bana yeter; O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur; ben ancak O’na tevekkül ettim
ve O, büyük arşın Rabbidir.”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Yani, büyük hükümranlığın Rabbidir (sahibidir).”

(bk. es-Safî, et-Tevhid’den naklen.)