Taha Suresi Türkçe Meali

 CÜZ: 16, SÛRE: 20(20)
TAHA SÛRESİ Mekke’de inmiştir; 135 ayettir.
Bu sûrenin adı ilk ayetinden alınmıştır. İmam
Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Taha
Sûresi’ni okumayı ihmal etmeyin. Çünkü Allaho sûreyi ve o sûreyi okuyanı sever. Kim onu
sürekli okursa, Allah amel defterini kıyamette
sağ eline verir ve onu Müslümanlıkta işlediği
işlerden dolayı hesaba çekmez ve hoşnut
olacağı miktarda onu mükâfatlandırır.” (bk.
es-Safî Tefsiri, Sevabu’l-A’mal’dan naklen ve
Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Ha.
2. Biz, sana Kur’ân’ı, sıkıntı çekesin
diye indirmedik.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 121)

3. Sadece korkan kimse için bir hatırlatma
ve öğüt olsun diye (indirdik).
4. Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından
(bölüm bölüm) indirilmiştir.
5. Rahman, Arş’a egemen oldu.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 122)

6. Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve
toprağın altında bulunanlar O’nundur.
7. Sen, sözü yüksek sesle söylesen
(veya gizlesen, bilmelisin ki), O, sırrı
da, en gizli olanı da bilir.
8. Allah, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.
En güzel isimler O’na aittir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 123)

9. Musa’nın kıssasının haberi sana geldi mi?
10. Hani o, bir ateş gördü ve ailesine, “Biraz
bekleyin! Ben bir ateş gördüm, belki
ondan size bir kor getiririm ya da ateşin
yanında bir kılavuz bulurum.” demişti.
11. Oraya varınca ona, “Ey Musa!” diye
seslenildi.
12. “Kuşkusuz, Rabbin benim! Ayakkabılarını
çıkar; çünkü sen kutsal vadi olan
Tuva’dasın.”
Bakara Sûresi, 253. ayetle ilgili açıklamaya
bakınız.

CÜZ: 16, SÛRE: 20 TÂHÂ SÛRESİ

13. “Ben seni seçtim; o hâlde vahyolunanı
dinle.”
14. “Kuşkusuz, ben Allah’ım; benden başka
ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni anmak
için namazı hakkıyla kıl.”
15. “Kuşkusuz kıyamet günü gelecektir.
Her nefsin kendi çabasının karşılığını
görmesi için onu gizlemek istiyorum.”
16. “Ona iman etmeyen ve kendi heva ve
hevesine uyan kimse, sakın seni ondan
alıkoymasın; yoksa helak olursun.”
17. “Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?”
18. Dedi ki: “O benim asamdır; ona dayanırım,
onunla davarlarıma yaprak silkerim
ve başka işlerde de ondan yararlanırım.”

19. (Allah,) “Onu bırak, ey Musa!” dedi.
20. Onu bırakınca, bir de ne görsün,
sürünen bir yılan olmuş!
21. (Allah,) “Onu al! Korkma! Biz onu
önceki hâline çevireceğiz.” dedi.
22. “Bir de elini koynuna koy; başka
bir mucize olarak zararsız ve bembeyaz
çıksın.”
23. “Sana en büyük ayetlerimizden bazılarını
gösterelim diye.”
24. “Firavun’a git. O, hakikaten azdı.”
25. (Musa,) “Ey Rabbim, göğsümü ge-
nişlet.” dedi.
26. “İşimi de bana kolaylaştır.”
27-28. “Sözümü anlasınlar diye dilimden
düğümü çöz.”

29. “Ailemden bana bir yardımcı ver.”
30. “Kardeşim Harun’u (bana yardımcı
kıl).”
31. “Onunla arkamı güçlendir.”
32. “Onu işime ortak kıl.”
33. “Ki seni çok tespih edelim.”
34. “Ve seni çok analım.”
35. “Sen bizi sürekli görmektesin.”
36. (Allah,) “Ey Musa! İsteğin sana verildi.”
dedi.
37. “Gerçekten biz bir defa daha sana
lütufta bulunmuştuk.”

TÂHÂ SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 20

38. “Annene vahyedilecek şeyi vahyettiğimiz
zaman.”
39. “Onu bir sandığa koy, sonra onu
denize bırak, deniz onu sahile atsın,
benim de düşmanım ve onun da düşmanı
olan birisi onu alsın.””Gözetimim
altında yetiştirilmen için de sana
katımdan bir muhabbet verdim.”
Yani senin sevilmeni sağladım.

40. “Hani kız kardeşin (durumunu
öğrenmek için) gidip (onların dadı
aradıklarını görünce) şöyle diyordu:
‘Ona bakacak birini size bulayım mı?’
Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin
diye seni tekrar annene verdik. Ve
sen, birini öldürdün de seni kederden
kurtardık ve defalarca seni denedik.
Bunun için yıllarca Medyen halkının
içinde kaldın. Sonuçta ey Musa, belirlenen
zamana geldin.”
41. “Seni kendim için yetiştirdim.”
42. “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin
ve beni anmakta gevşeklik etmeyin.”
43. “Firavun’a gidin; o gerçekten azdı.”
44. “Ona yumuşak söz söyleyin; belki
öğüt alır veya korkar.”
45. (İkisi): “Ey Rabbimiz! Bize karşı aşırı
gitmesinden veya taşkınlık etmesinden
korkuyoruz.” dediler.
46. (Allah,) “Korkmayın! Çünkü ben
de sizinle beraberim. İşitir ve görürüm.”
dedi.
47. “Ona giderek deyin ki: “Biz, senin
Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğulları’nı bizimle
gönder ve onlara işkence etme. Biz,
sana Rabbinden bir ayet getirdik. Hidayete
uyanlara selam olsun.”
48. “Gerçekten bize, azabın, (hakkı) yalanlayıp
yüz çevirenlere olduğu vaheyedildi.”
49. (Firavun,) “Rabbiniz de kimdir, ey
Musa?” dedi.
50. (Musa,) “Bizim Rabbimiz, her şeyi yaratıp
sonra yolunu gösterendir.” dedi.
51. (Firavun,) “Öyle ise, önceki kuşakların
durumu ne olacak?” dedi.

CÜZ: 16, SÛRE: 20 TÂHÂ SÛRESİ

52. (Musa,) “Onun hakkındaki bilgi, benim
Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim
ne yanılır ve ne de unutur.” dedi.
53. O, yeri sizin için bir beşik yaptı, orada
sizler için yollar açtı ve gökten su
indirdi. Onunla çeşitli bitkilerden çifter
çifter çıkardık.
54. Yeyin ve hayvanlarınızı da (orada)
otlatın. İşte bunda akıl sahipleri için
ayetler vardır.
55. Sizi ondan (yerden) yarattık; yine sizi
ona döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan
çıkaracağız.
56. Gerçekten biz ona (Firavun’a) en büyük
ayetlerimizi gösterdik; ancak o yalanladı
ve (iman etmekten) kaçındı.

57. “Ey Musa! Sihrinle bizi yurdumuzdan
çıkarmak için mi geldin?” dedi.
58. “Biz de sana onun gibi bir sihir getireceğiz.
Bizimle senin aranda bir buluşma
zamanı ayarla. Biz de, sen de
bundan caymayalım. Buluşma düz (ve
açık) bir yerde olsun.”
59. (Musa,) “Sizinle buluşma zamanımız,
süslenme (bayram) günü, halkın
bir araya toplatıldığı kuşluk vakti olsun.”
dedi.
60. Firavun dönüp gitti. Hilesini topla-
yıp, sonra (buluşma yerine) geldi.
61. Musa, “Yazıklar olsun size! Allah’a
yalan isnat etmeyin! Yoksa bir azap ile
sizi yok eder. Yalan uyduran yenilir ve
hayal kırıklığına uğrar.” dedi.
62. Onlar aralarında işlerini tartıştılar
ve gizli konuştular.
63. Dediler ki: “Kuşkusuz bu ikisi, büyücüdürler;
büyü yaparak sizi kendi
yurdunuzdan çıkarmak ve bu örnek
düzeninizi yok etmek istiyorlar.”
64. “Siz de kendi hile ve tuzaklarınızı bir
araya toplayın, sonra düzenli ve muntazam
bir şekilde gelin. Gerçekten bugün,
üstünlük kazanan zafere ulaşır.”

TÂHÂ SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 20

65. “Ey Musa! İstersen sen at ya da ilk
atan biz olalım.” dediler.
66. “Hayır, siz atın.” dedi. Birden yaptıkları
büyü sayesinde ipleri ve sopaları
ona (Musa’ya) hareket ediyorlarmış
gibi göründü.
67. Musa, içinde bir korku hissetti.
68. Ona, “Korkma! Kuşkusuz üstün
olan sensin.” dedik.
69. “Sağ elinde olanı at, onların düzüp
koştuğu her şeyi yutar. Onların düzüp
koştukları bir büyücü hilesinden ibarettir.
Büyücü ise, nereye gelirse gelsin,
zafere erişemez.”
70. Büyücüler secdeye kapandılar ve,
“Biz, Musa ve Harun’un Rabbine iman
ettik.” dediler.
71. (Firavun,) “Ben size izin vermeden
mi ona iman ettiniz? O, size büyücülüğü
öğretmiş olan büyüğünüzdür. El ve
ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim
ve sizi hurma ağacının kütüklerine
asacağım. Hangimizin daha şiddetli
ve işkencesinin daha kalıcı olduğunu
bileceksiniz.” dedi.
72. (Onlar,) “Seni, bize gelen apaçık delillere
ve bizi yoktan var edene tercih
etmeyeceğiz. İstediğin şekilde hüküm
ver. Kuşkusuz, sen sadece bu dünya
hayatında hüküm verirsin.”
73. “Biz, günahlarımızı ve bize zorla
yaptırdığın büyüyü bağışlasın diye Rabbimize
iman ettik. Allah, daha hayırlı ve
daha bakidir.”
74. Kuşkusuz, kim Rabbine suçlu olarak
gelirse, cehennem onun içindir. Orada ne
ölür, ne de yaşar.
75. Kim de iyi işler yapmış bir mümin
olarak O’na gelirse, bunlar için yüksek
dereceler vardır.
76. Ebedi kalacakları, altından ırmaklar
akan Adn cennetleri! İşte budur arınanların
mükâfatı.

CÜZ: 16, SÛRE: 20 TÂHÂ SÛRESİ

77. Gerçekten biz Musa’ya, “Kullarımı geceleyin
yola çıkar. (Asânı vurarak) denizde
onlara kuru bir yol aç. Yakalanmaktan
korkmayacak ve (boğulmaktan) kaygılanmayacaksın.”
diye vahyettik.
78. Firavun, askerleriyle onları takip etti.
Derken deniz onları sarıp kuşattı (boğdu).
79. Firavun, kavmini saptırdı ve onlara
doğru yolu göstermedi.
80. Ey İsrailoğulları! Kuşkusuz, sizi düşmanlarınızdan
kurtardık ve Tur dağının
sağ yanını size vadettik (buluşma yeri
olarak belirledik); size kudret helvası ve
bıldırcın eti indirdik.
81. Size verdiğimiz temiz rızklardan
yiyin, ancak onda azgınlık yapmayın;
sonra gazabım üzerinize iner. Gazabım
kime inerse, şüphe yok ki, o mahvolur.
82. Gerçekten ben, tövbe edip
iman eden ve iyi iş yapan ve
sonra hidayete eren kimseyi
bağışlayıcıyım.
83. (Allah,) “Ey Musa! Kavminden ay-
rılıp (Tur’a) acele gelmenin sebebi nedir?”
dedi.
84. (Musa,) “Onlar da benim peşimden
geliyorlar. Hoşnut olasın diye senin
huzuruna gelmekte acele ettim, ey
Rabbim!” dedi.
85. (Allah,) “Biz, senden sonra kavmini
imtihan ettik ve Samiri onları saptırdı.”
dedi.
86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzgün
bir hâlde kavmine döndü. “Ey
kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte
bulunmadı mı? Bu süre sizin için
çok mu uzun oldu veya Rabbinizden
bir gazabın size inmesini mi istediniz
de bana verdiğiniz söze muhalefet ettiniz?”
dedi.
87. “Sana verdiğimiz söze, kendi isteğimizle
karşı gelmedik. Biz, o kavmin
süs eşyalarından yüklenmiş bulunuyorduk;
onları (ateşe) attık, Samiri de
öylece attı.” dediler.

TÂHÂ SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 20

88. Böylece (Samiri) onlar için, böğürmesi
olan bir buzağı heykeli ortaya
çıkardı. (O ve adamları,) “Bu, sizin de,
Musa’nın da ilahıdır.” dediler. Fakat o,
(Allah’la olan ahdini) unuttu.
Bazı tefsirlerde, “unuttu” fiilinin Samiri ve
adamlarının sözü olduğu kaydedilmiştir.
Buna göre ayetin anlamı “Fakat (Musa)
unuttu.” şeklindedir.

89. (Buzağı heykelinin) onların sözlerine
bir karşılık vermediğini ve onlara
ne bir zarar ve ne de bir fayda vermeye
gücünün olmadığını görmüyorlar mı?
90. Gerçekte Harun, önceden onlara,
“Ey kavmim! siz bununla sınanmışsınız.
Rabbiniz, Rahman olan Allah’tır.
Şu hâlde bana uyun ve emrime itaat
edin.” demişti.
91. (Onlar,) “Musa aramıza dönünceye
kadar biz ona tapmaktan vazgeçmeye-
ceğiz.” dediler.
92-93. (Musa,) “Ey Harun! Onların saptığını
görünce, bana uymana ne engel
oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?”
dedi.

94. (Harun,) “Ey annemin oğlu! Sakalımdan
ve başımdan tutma! ‘İsrailoğulları
arasında ayrılık çıkardın ve benim
sözlerimi gözetmedin.’ demenden
korktum.” dedi.
95. (Musa,) “Ya senin maksadın nedir,
Ey Samiri?” dedi.
96. (Samiri,) “Ben onların görmediği bir
şey gördüm ve elçinin ayağının izinden
bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş
mücevheratın içine) attım. İşte nefsim
bunu bana hoş gösterdi.” dedi.
97. (Musa,) “Git! Hayatın boyunca ‘Bana
dokunmayın.’ diyebilirsin. Senin asla değişmeyecek
olan bir azap zamanın vardır.
Tapmakta olduğun tanrına bir bak! Onu
mutlaka yakacağız ve sonra kül edip denize
savuracağız.” dedi.
98. Kuşkusuz sizin ilahınız, kendisinden
başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. O,
her şeyi ilmi ile kuşatmıştır.

CÜZ: 16, SÛRE: 20 TÂHÂ SÛRESİ

99. İşte böylece öncekilerin haberlerinden
bazısını sana anlatıyoruz. Gerçekten biz,
kendi katımızdan sana bir zikir verdik.
100. Kim ondan yüz çevirirse, hiç kuşkusuz,
kıyamet günü ağır bir günah yükü
yüklenir.
101. Onda (o günah yükünün altında) sürekli
kalırlar. Onların kıyamet günü taşıdığı
yük ne de kötüdür!
102. O gün Sur’a üflenir ve suçluları gözleri
gömgök olmuş hâlde bir araya toplarız.
103. Aralarında gizlice konuşarak şöyle
derler: “Siz (dünyada) sadece on gün
kaldınız.”
104. Biz onların ne konuştuklarını daha
iyi biliriz. Onların en olgunu o zaman,
“Siz sadece bir gün kaldınız.” der.
105. Sana dağlar hakkında da sorarlar.
De ki: “Rabbim, onları ufalayıp savuracaktır.”
106. “Yerlerini dümdüz bir alan olarak
bırakacaktır.”
107. “Artık orada ne bir iniş, ne de bir
çıkış görürsün.”
108. O gün çağrıcıya uyarlar. Ona karşı
yan çizmek yoktur. Sesler, Rahman
olan Allah’ın karşısında kısılır; artık fısıltıdan
başka bir ses işitemezsin.
“Ona karşı yan çizmek” kısmı “Onun çağrısında
bir eğrilik yoktur.” diye de tercüme
edilebilir.

109. O gün, Rahman olan Allah’ın izin
verdiği ve konuşmasına razı olduğu
kimsenin şefaatinden başka hiçbir şefaat
yarar sağlamaz.
110. O, onların önlerinde olanı da, arkalarında
olanı da bilir. Ama onlar, bilgileriyle
O’nu kuşatamazlar.
111. Bütün yüzler, diri ve her şeyi
ayakta tutan Allah’a teslim olmuştur.
Haksızlık ve zulüm yüklenen, hayal
kırıklığına uğramıştır.
112. Mümin olarak iyi işler yapan, ne bir
zulme uğramaktan, ne de mükâfatının
eksiltilmesinden korkar.
113. İşte böylece biz onu Arapça bir
Kur’ân olarak sana indirdik ve onda çeşitli
uyarılara yer verdik. Olur ki takvalı
olurlar veya öğüt almalarına yol açar.

TÂHÂ SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 20

114. Gerçek hükümdar olan Allah,
her şeyden yücedir. Kur’ân’ın vahyi
sana tamamlanmadan önce onu okumada
acele etme ve, “Rabbim ilmimi
artır.” de.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
İmam Ali (a.s)’a, “İnsanların en bilgini kimdir?”
diye sordular. İmam Ali şöyle dedi:
“Halkın ilmini kendi ilmine ekleyen kimsedir.”
(es-Safî, el-Hısal’den naklen.)

115. Gerçekten biz, önceden Âdem’e
tavsiye ettik. Fakat o, unuttu ve onda
bir kararlılık da bulmadık.
116. Hani meleklere, “Âdeme secde
edin.” demiştik. Onlar secde ettiler;
yalnız İblis secde etmekten kaçındı.
117. Bunun üzerine dedik ki: “Ey
Âdem! Bu, senin ve eşinin düşmanıdır.
Sakın sizi cennetten dışarı çıkarmasın;
yoksa sıkıntıya düşersin.”
118. “(Cennette) senin için ne acıkmak
vardır, ne de çıplak kalmak.”
119. “Orada ne susuzluk çekersin, ne
de güneşin altında kalırsın.”
120. Şeytan ona vesvese verdi ve, “Ey
Âdem! Sana ebedilik ağacını ve zevali
olmayan hükümranlığı göstereyim
mi?” dedi.
121. Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine
ayıp yerleri kendilerine göründü
Cennetin yapraklarıyla örtünmeye koyuldular.
Böylece Âdem, Rabbinin emrinden
çıktı ve maksadına erişmedi.

122. Sonra Rabbi onu seçti; tövbesini kabul
etti ve onu hidayete erdirdi.
123. (Allah,) “Birbirinize düşman olarak
hepiniz oradan inin! Artık benden size
bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime
uyarsa, ne sapar ve ne de bedbaht
olur.” dedi.
124. “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse,
onun için zor bir hayat vardır ve kıya-
met günü onu kör olarak haşrederiz.”
125. “Rabbim! Gören biri olduğum hâlde
niçin beni kör olarak haşrettin?” der..

CÜZ: 16, SÛRE: 20 TÂHÂ SÛRESİ

126. (Allah,) “İşte böyledir. Bizim ayetlerimiz
sana geldi, ancak sen onları unuttun.
Bugün de sen unutulacaksın.” der.
127. Aşırılık edeni ve Rabbinin ayetlerine
iman etmeyeni işte böyle cezalandırırız.
Ahiret azabı ise, elbette daha şiddetli ve
daha kalıcıdır.
128. Onlardan önce nice kuşakları yok
etmiş olmamız, onların hidayete ermeleri
için yetmedi mi?! Halbuki onların yurtlarında
gezip duruyorlar. İşte bunda akıl
sahipleri için ayetler vardır.
129. Eğer Rabbin tarafından, önceden kesinleşmiş
bir hüküm ve belirlenmiş bir süre
olmasaydı, azap onlara gerekli olurdu.
130. Onların söylediklerine karşı sabret
ve güneş doğmadan önce de, batmadan
önce de hamd ile Rabbini tesbih
et; gece saatlerinde ve gündüzün uçla-
rında da tesbih et ki, hoşnut olasın.
131. Kendilerini sınamak için onlardan
bazı kimseleri yararlandırdığımız
dünya hayatının çekici süslerine asla
göz dikme. Rabbinin rızkı daha iyi ve
daha kalıcıdır.
132. Ailene namazı emret ve bu işte
sebat göster. Senden rızk istemiyoruz;
biz sana rızk veririz. Sonuç, takvanındır
(takvalılarındır).
133. “Niçin Rabbinden bize bir ayet
(mucize) getirmiyor?” dediler. Önceki
kitaplarda yer alanlarla ilgili apaçık
delil onlara gelmedi mi?!
134. Eğer onları bundan (Kur’an gelmeden)
önce helak etseydik, “Ey Rabbimiz!
Bize bir peygamber gönderseydin de
aşağılanmadan ve rezil olmadan önce
ayetlerine uysaydık.” diyeceklerdi.
135. De ki: “Herkes beklemektedir, siz
de bekleyin; yakında doğru yolda gidenlerin
ve hidayete erenlerin kimler
olduğunu bileceksiniz.”