Şûrâ Suresi Türkçe Meali

ŞÛRÂ SÛRESİ CÜZ: 25, SÛRE: 42 

23, 24, 25 ve 27. ayetleri Medine’de ve diğer
ayetleri Mekke’de inmiştir; 53 ayettir.

Bu sûre adını 38. ayetinde geçen “danışma”
anlamında Şura kelimesinden almıştır. İmam
Sadık (a.s)’dan nakledilen hadiste bu sûreyi
okumanın cennette büyük makam ve nimetleri
kavuşmaya vesile olacağı açıklanmıştır.
(bk. Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Ayn, Sîn, Kaf.

3. Üstün ve hikmet sahibi olan Allah, sana
ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

4. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa,
hepsi O’nundur. O, yücedir ve uludur.

5. Neredeyse gökler, üstlerinden çatlayacaklar.
Melekler, Rablerini hamd ile
tenzih ederler ve yeryüzünde olanlar
için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki,
Allah çok bağışlayan ve sürekli merhamet
edendir.

6. Allah’ı bırakıp da O’nun yerine kendilerine
veliler (dost ve koruyucular)
edinenleri, Allah sürekli gözetmektedir.
Sen onlara koruyucu değilsin.

7. Ana şehir (Mekke) ve çevresinde bulunanları
uyarman ve geleceğinde şüphe
olmayan toplanma (kıyamet) günü
hakkında onları uyarman için sana böyle
Arapça bir Kur’ân vahyettik. (O gün)
insanların bir kesimi cennettedir ve bir
kesimi de yakıp kavuran ateştedir.

8. Allah dileseydi, onları tek bir ümmet
yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine
dâhil eder. Zalimlere gelince, onlar için
ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.

9. Yoksa onlar, Allah bırakıp da başka
veliler mi edindiler?! Gerçek veli, yalnız
Allah’tır. O, ölüleri diriltir ve O’nun
her şeye gücü yeter.

10. Bir şeyde ayrılığa düştünüz mü,
onun hükmü Allah’a aittir. İşte bu, benim
Rabbim Allah’tır; O’na güvendim
ve O’na yönelirim.

11. Gökleri ve yeri yoktan var edendir.
Size kendinizden eşler yarattı, hayvanlardan
da çiftler var etti. Bu yolla sizi
çoğaltmaktadır. O’nun benzeri hiçbir
şey yoktur. O, işitendir ve bilendir.

12. Göklerin ve yerin kilitleri O’nundur;
rızkını dilediğine yayar ve (dilediğine)
kısar. Şüphesiz O, her şeyi bilir.

13. Dinden Nuh’a tavsiye ettiğini, sana
vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve
İsa’ya tavsiye ettiklerimizi size de din
(ve kanun) olarak belirledi. Dini yaşatın
ve onda ayrılığa düşmeyin. Kendilerini
çağırdığın şey, (Allah’a) ortak
koşanlara pek ağır gelir. Allah, dilediğini
bu din için seçer ve Ona yöneleni
de bu dine hidayet eder.

14. Onlar, kendilerine bilgi geldikten
sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden
ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, belirli bir süreye kadar (kendilerine
mühlet verileceğine dair) bir söz geçmiş
olmasaydı, aralarında hükmedilirdi. Onlardan
sonra bu kitaba vâris kılınanlar da
bu hususta şüphe içindedirler.

15. İşte onları buna çağır ve emrolunduğun
gibi diren, onların heva ve heveslerine
uyma ve de ki: “Allah’ın indirdiği her
kitaba iman ettim ve aranızda adaleti uygulamakla
emrolundum. Allah, bizim de
Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim
yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da
sizedir. Bizimle sizin aranızda bir çekişme
yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplar
ve gidiş O’nadır.

16. Çağrısı (müminlerce) kabul edildikten
sonra Allah hakkında tartışanların
delilleri, Rableri katında geçersizdir. Onlara
(Allah’tan) bir gazap vardır ve onlara
şiddetli bir azap vardır.

17. Kitabı hak olarak (indiren) ve teraziyi
(adalet ölçüsünü) indiren Allah’tır. Ne bilirsin,
belki de o saat (kıyamet) yakındır.

18. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini
isterler. İman edenler ise, ondan
korkarlar ve onun hak olduğunu bilirler.
Bilin ki, o saat hakkında tartışanlar, haktan
pek uzak bir sapıklık içindedirler.

19. Allah, kullarına lütufkârdır; dilediğine
rızık verir. O, güçlü ve üstündür.

20. Ahiret ekinini isteyene, ekinini artırırız.
Dünya ekinini isteyene de ondan
biraz veririz ve onun ahirette bir payı
olmaz.

21. Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği
şeyleri kendilerine din olarak belirleyen
ortakları mı var?! Eğer (azabın
gecikmesine dair) kesin bir söz olmasaydı,
aralarında hükmedilirdi. Kuşkusuz,
zalimlere acı bir azap vardır.

22. Zalimlerin kazandıklarından dolayı
korkudan titrediklerini görürsün ve
yaptıkları(nın cazası) mutlaka başlarına
gelecektir. İman edip iyi işler yapanlar
ise, cennet bahçelerindedirler.
Rableri katında diledikleri her şey onlara
vardır. İşte bu, büyük bir lütuftur.

23. Allah’ın iman edip iyi işler yapan
kullarını müjdelediği budur. De ki:
“Buna karşılık sizden o yakınlarımı
(Ehl-i Beyt’imi) sevmekten başka bir
mükâfat istemem.” İyilik yapana, yaptığı
işteki iyiliğini artırırız. Kuşkusuz, Allah
bağışlayandır ve şükrün karşılığını
verendir (iyiliklere karşı kadirşinastır
ve az amele bol mükâfat verendir).
(bk. Açıklamalar Bölümü: 154)

24. Yoksa “Allah’a yalan isnat edip uydurdu”
mu diyorlar?! Allah dilerse, senin
kalbini mühürler. Allah, sözleriyle
batılı yok eder ve hakkı hak kılar. Kuşkusuz
O, kalplerin özünü bilir.

25. Kullarının tövbesini kabul eden,
kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı
bilen O’dur.

26. İman edip doğru işler yapanların
duasını kabul eder ve kendi lütfundan
onlara fazlasını da verir. Kâfirlere ise,
çetin bir azap vardır.

27. Allah rızkını kullarına yaysaydı,
yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat
O, dilediği miktarda (rızkını) indirir.
Kuşkusuz O, kullarından haberdardır
ve onları görür.

28. Ümitsizliğe kapılmalarından sonra
yağmuru indiren ve rahmetini yayan
O’dur. O, gerçek koruyucu ve dosttur ve
övülmeye layıktır.

29. Gökleri ve yeri yaratması ve o ikisinde
yaymış olduğu canlılar, O’nun ayetlerindendir
ve dilediği zaman onları toplamaya
da gücü yeter.

30. Başınıza gelen her musibet, ellerinizle
kazandıklarınız yüzündendir. (Günahlarınızın)
birçoğunu da affeder.

31. Yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakacak
değilsiniz. Allah’tan başka bir koruyucu
ve yardımcınız da yoktur.

32. Denizde gezen yüce dağlar gibi gemiler
de O’nun ayetlerindendir.

33. Dilerse, rüzgârı durdurur da denizin
üzerinde (gemiler) öyle durgun kalırlar.
Kuşkusuz, bunda çok sabreden ve çok
şükreden herkes için ayetler vardır.

34. Ya da (dilerse, gemide bulunanların)
yaptıkları işler yüzünden o gemileri helak
eder (gark eder) ve O (günahların)
birçoğunu da affeder.

35. Böylece ayetlerimiz hakkında tartışanlar,
kendileri için bir kurtuluş olmadığını
bilsinler.

36. Size verilenler, dünya hayatının
geçici imkân ve zevkidir.
Allah’ın katındaki ise, iman
edip Rablerine güvenenler için
daha iyi ve daha kalıcıdır.

37. Onlar, günahların büyüklerinden
ve iğrenç işlerden çekinirler ve öfkelendikleri
zaman affederler.

38. Onlar, Rablerinin davetini kabul
ederler, namazı hakkıyla kılarlar, işleri
aralarında danışmaya dayalıdır ve
kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah
yolunda) harcarlar.

39. Ve bir saldırıya uğradıklarında
haklarını almak için yardımlaşırlar.

40. Kötülüğün karşılığı, onun misli
bir kötülüktür. Kim affeder ve (aradaki
kırgınlığı) düzeltirse, mükâfatı
Allah’a aittir. Kuşkusuz O, zulmedenleri
sevmez.

41. Zulme uğradıktan sonra hakkını
almak için yardım arayanları kınamak
için bir yol yoktur.

42. Fakat insanlara zulmedenleri ve
yeryüzünde haksız yere (başkalarına)
saldıranları kınamaya yol vardır. İşte
acı azap bunlaradır.

43. Ama kim sabredip affederse, kuşkusuz
bu, beğenilen sağlam işlerdendir.

44. Allah kimi saptırırsa, O’ndan sonra
kendisine bir veli (dost ve koruyucu)
bulunmaz. Azabı gördüklerinde zulmedenlerin,
“Dönüş için bir yol var
mı?” dediklerini görürsün.

45. Horluktan boyunlarını büküp, göz
ucuyla gizlice baktıkları hâlde ateşin
önüne getirildiklerini görürsün. İman
edenler, “Gerçek ziyan edenler, kıyamet
günü kendilerini ve ailelerini ziyan
edenlerdir.” derler. Bil ki, zulmedenler,
kalıcı bir azap içindedirler.

46. Allah’tan başka onlara yardım
edecek veliler (koruyucular ve dostlar)
yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık
onun için hiçbir kurtuluş yolu yoktur.

47. Geri çevrilmesi olmayan gün Allah
tarafından gelip çatmadan Rabbinizin
davetine uyun. O gün sizin için ne sığınacak
bir yer, ne de bir inkâr yolu
bulunur.

48. Yüz çevirirlerse, (bilsinler ki,) biz
seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Sana düşen, sadece mesajı iletmektir.
İnsana katımızdan bir rahmet
tattırdığımız zaman buna sevinir. Fakat
elleriyle önceden hazırladıkları kötü işler yüzünden bir kötülüğe uğrarlarsa,
işte o zaman (görürsün ki) insan
pek nankördür!

49. Göklerin ve yerin egemenliği Allah’a
aittir. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız
çocuklar, dilediğine de erkek çocuklar
hibe eder.

50. Yahut onlara erkek ve kız çocuklarını
bir arada verir ve dilediğini de kısır yapar.
Kuşkusuz O, bilendir ve güçlüdür.

51. Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla
ya da perde arkasından konuşur veya
bir elçi gönderir ve izniyle dilediğini O’na
vahyeder. O, yücedir ve hikmet sahibidir.

52. Sana da böylece emrimizden bir Ruh
vahyettik. Sen, kitabın da, imanın da ne
olduğunu bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan
dilediğimizi hidayete erdirdiğimiz
bir nur kıldık. Kuşkusuz, sen doğru
yola sevk etmektesin.

53. Göklerde olan ve yerde olan her şeyin
sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki,
işler, yalnız Allah’a döner.