Şuarâ Suresi Türkçe Meali

(26)
ŞUARÂ SÛRESİ

224. ayetten sona kadarki ayetler Medine’de, diğer
ayetler ise Mekke’de inmiştir. 227 ayettir.

Bu sûre, adını şairlerle ilgili olan 224-227. ayetlerinden
alır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

“Kim üç Tavasîn Sûreleri’ni (Ta, sîn, mîm
harfleriyle başlayan Şuara, Neml ve Kasas Sûrelerini)
cuma gecesi okursa, Allah’ın velilerinden
olup, O’nun komşusu ve O’nun korumasında
olur; dünyada hiçbir sıkıntıya uğramaz
ve ahirette cennetten hoşnut olacağı bir derece
ve hoşnutluğundan daha fazlası verilir ve
Allah onu yüz cennet hurisiyle evlendirir.” (bk.
es-Safî Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Sîn, Mîm.

2. Bunlar, açıklayıcı kitabın ayetleridir.

3. Onlar iman etmiyorlar diye, (üzüntüden)
neredeyse kendini mahvedeceksin.

4. Eğer dilersek, onlara gökten
bir belirti indiririz de boyunları
onun karşısında eğilip kalır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 135)

5. Rahman’dan kendilerine gelen her
yeni
hatırlatmadan mutlaka yüz çevirirler.

6. Kuşkusuz onlar yalanladılar; yakında
alay edip durdukları şeyin haberleri
kendilerine gelecektir.

7. Yeryüzüne bakmadılar mı? Orada
nice değerli çiftler yeşertmişizdir.

8. Gerçekte bunda bir ayet vardır. Ama
çoğu iman edecek değildir.

9. Şüphesiz Rabbin üstündür ve sürekli
merhamet edendir.

10-11. Hani Rabbin Musa’ya, “O zalim
kavme git; Firavun’un kavmine. (Hâlâ)
onlar sakınmazlar mı?!” diye seslenmişti.

12. (Musa da) şöyle demişti: “Ey Rabbim!
Beni yalanlamalarından korkuyorum.”

13. “Göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor.
O hâlde Harun’a da elçilik ver.”

14. “Ve onların bana isnat ettikleri bir
suç var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden
korkuyorum.”

15. (Allah,) “Hayır; (onlar seni öldüremezler;)
ayetlerimizle beraber gidin; biz
de sizinle beraberiz, dinliyoruz.” dedi.

16. “Firavun’un yanına varın da şöyle deyin:
“Biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”

17. “İsrailoğulları’nı bizimle gönder.”

18. (Firavun) şöyle dedi: “Çocukken
seni biz kendi yanımızda büyütmedik
mi ve ömrünün birçok yıllarını bizim
yanımızda geçirmedin mi?!”

19. “Sonunda yapacağını da yaptın.
Sen nankörlerdensin.”

CÜZ: 19, SÛRE: 26

20. (Musa) dedi ki: “Ben o işi yaptığımda
şaşkınlardan idim.”
Ayetin aslında geçen “zallîn”den maksat,
dinî bir sapıklık değildir. Çünkü bu, peygamberin
masumluğu ile bağdaşmaz. Ya
şaşkınlık, bilmemek veya unutkanlık; ya
da yolu kaybetmek anlamındadır. Allame
Tabatabaî, hikmet ve sağlam bilgiyi
bilmemeyi ifade ettiğini açıklamıştır. Çünkü
Kur’ân’daki bazı ayetler, bu tür ilim ve
hikmetin ona bu olaydan sonra verildiğini
açıklamaktadır. Bu anlamlardan birini kastederek
Firavun’a karşı tevriye yapması da
mümkündür. (bk. Minhacu’s-Salihin, es-Safî
Tefsiri ve el-Mizan Tefsiri.)

21. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım.
Sonunda Rabbim bana sağlam bilgi
verdi ve beni peygamberlerden kıldı.

22. Başıma kaktığın bu nimet de,
İsrailoğulları’nı köleleştirmen midir?!

23. Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?”
dedi.

24. (Musa,) “İnanacak olsanız, O, göklerin,
yerin ve onların arasında olanların
Rabbidir.” dedi.

25. (Firavun,) yanında bulunanlara,
“İşitiyor musunuz?” dedi.

26. (Musa,) “O, sizin Rabbiniz ve sizden
önceki babalarınızın Rabbidir.” dedi.

27. (Firavun,) “Size gönderilen bu elçi
gerçekten delidir.” dedi.

28. (Musa,) “Anlayacak olsanız, O, doğunun,
batının ve ikisinin arasında bulunan
her şeyin Rabbidir.” dedi

29. (Firavun,) “Benden başka bir ilah
edinecek olsan, seni zindana atılanlardan
yaparım.” dedi.

30. (Musa,) “Eğer sana açık bir şey getirmiş
olsam da mı?” dedi.

31. (Firavun,) “Doğru söylüyorsan, onu
getir!” dedi.

32. Musa asasını attı; aniden o besbelli
büyük bir yılan oldu.

33. Ve elini çıkardı, seyredenlere parlak
ve bembeyaz göründü.

34. (Firavun) çevresindeki ileri gelen
adamlara, “Gerçekten bu, çok bilgili bir
büyücüdür.” dedi.

35. “Büyüsüyle sizi topraklarınızdan çıkarmak
istiyor. Ne öneriyorsunuz?”

36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini beklet
ve şehirlere toplayıcılar gönder.”

37. “Sihri iyi bilen her büyücüyü sana getirsinler.”

38. Büyücüler, öngörülen belirli bir günde
bir araya getirildiler.

39. Halka da, “Siz de toplanır mısınız?” denildi

CÜZ: 19, SÛRE: 26

40. “Üstün gelirlerse, herhâlde büyücülere
uyarız.” (dediler.)

41. Büyücüler geldiklerinde Firavun’a,
“Biz galip gelirsek, bize bir ücret var mıdır?”
dediler.

42. (Firavun,) “Evet; o takdirde siz bana
yakın adamların arasında da yer alacaksınız.”
dedi.

43. Musa onlara, “Ne atacaksanız atın!”
dedi.

44. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar
ve Firavun’un saygınlığına yemin
ederiz ki, biz galibiz.” dediler.

45. Bunun üzerine Musa, asasını attı; asa
hemen, onların uydurduklarını yutmaya
başladı.

46. Büyücüler secdeye kapandılar.

47. Dediler ki: “Biz âlemlerin Rabbine
iman ettik.”

48. “Musa’nın ve Harun’un Rabbine.”

49. (Firavun,) “Ben size izin vermeden
ona iman ettiniz ha! O, size büyüyü
öğreten büyüğünüzdür. Yakında bileceksiniz.
Ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama kestireceğim ve hepinizi
astıracağım.”

50. Büyücüler dediler: ki: “Zararı yok!
Biz, Rabbimize döneriz.”

51. “İlk iman edenler olduğumuz için
Rabbimizin hatalarımızı bağışlamasını
umuyoruz.”

52. Musa’ya, “Kullarımı geceleyin yola
çıkar; kuşkusuz siz takibe uğrayacaksınız.”
diye vahyettik.

53. Firavun, şehirlere (asker) toplayıcılar
gönderdi.

54. (Onlar şöyle dediler:) “Bunlar, kuşkusuz
küçük bir toplulukturlar.”

55. “Bizi öfkelendirdiler.”

56. “Biz ise topyekûn hazır vaziyetteyiz.”

57-58. Sonunda onları nice bahçelerden,
pınarlardan, hazinelerden ve değerli
yerlerden çıkardık.

59. İşte böyle oldu. Biz oraları İsrailoğulları’na
miras bıraktık.

60. Firavun ve askerleri güneş doğarken
onların ardına düştüler

CÜZ: 19, SÛRE: 26

61. İki topluluk birbirini gördüğünde,
Musa’nın adamları, “Kuşkusuz, biz yakalanacağız.”
dediler.

62. (Musa,) “Asla! Rabbim benimledir.
O, bana yol gösterecektir.” dedi.

63. Bunun üzerine biz Musa’ya, “Asanı
denize vur.” diye vahyettik. Deniz
ikiye ayrıldı. Her bölük koca bir dağ
gibiydi.

64. Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.

65. Musa ve beraberinde bulunanların
hepsini kurtardık.

66. Sonra diğerlerini boğduk.

67. Gerçekten bunda bir ayet vardır; ama
onların çoğu iman edecek değillerdir.

68. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

69. Onlara İbrahim’in haberini de oku.

70. Hani o, babasına ve kavmine, “Neye
tapıyorsunuz?” demişti.

71. “Putlara tapıyoruz ve sürekli onların
önünde ibadete duruyoruz.” dediler.

72. (İbrahim) dedi ki: “Onlara yalvarınca
sizi duyuyorlar mı?”

73. “Veya size bir fayda ya da zarar veriyorlar
mı?”

74. “Hayır, ama biz babalarımızın böyle
yaptığını gördük.” dediler.

75-76. (İbrahim) dedi ki: “Siz ve sizden
önceki babalarınızın taptığı şeyleri görüyor
musunuz?”

77. “Gerçekten onlar, benim düşmanlarımdır.
Ancak âlemlerin Rabbi müstesna.”

78. “Beni yaratan ve hidayete erdiren,”

79. “Beni yediren ve içiren,”

80. “Hastalandığımda bana şifa veren,”
Hz. İbrahim (a.s), Allah’a karşı edebe riayet
ederek hastalığı Allah’a değil, kendisine isnat
etmiştir. Hastalık genelde insanın yemek ve
içmesinde vb. konularda Allah’ın belirlediği
sağlık kurallarına riayet etmemesinden kaynaklandığından,
buna insanın kendisi sebep
olmaktadır. Bu yönden de bunu Allah’a değil,
kendisine isnat etmiş olabilir. (bk. es-Safî.)

81. “Beni öldürecek ve sonra diriltecek
olan”

82. “Hesap günü günahımı bağışlamasını
umduğum O’dur.”

83. “Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni
iyilere kat.”

CÜZ: 19, SÛRE: 26

84. “Sonrakiler içinde bana güzel bir nam ver.”

85. “Beni nimetler dolusu cennetin mirasçılarından
kıl.”

86. “Babamı da bağışla; çünkü o sapıklardandır.”

87. “(İnsanların) tekrar dirilecekleri gün,
beni kimsesiz ve hor kılma.”

88. “O gün, ne mal fayda verir, ne de
oğullar.”

89. “Ancak Allah’a temiz bir kalple gelen
kimse müstesna.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 136)

90. O gün cennet, takvalılara yaklaştırılır.

91. Ve cehennem azgınlar için ortaya çıkarılır.

92-93. Ve onlara, “Allah’ı bırakıp da
taptığınız şeyler nerde? Size yardım
ediyorlar mı veya kendilerini koruyabiliyorlar
mı?” denir.

94. Onlar ve sapıklar, tepetaklak oraya
atılırlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 137)

95. Ve bütün İblis’in orduları.

96. Orada birbirleriyle çekişerek derler
ki:

97. “Allah’a yemin olsun ki, biz açık bir
sapıklıktaydık.”

98. “Hani sizi âlemlerin Rabbine eşit
biliyorduk.”

99. “Bizi ancak suçlular saptırdı.”

100. “Artık bizim ne şefaatçilerimiz var.”

101. “Ne de yakın bir dostumuz
var.”

102. “Keşke bizim için bir dönüş
olsa da, müminlerden olsak!”

103. İşte bunda bir ibret vardır; fakat
onların çoğu iman edecek değiller.

104. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

105. Nuh’un kavmi, peygamberleri yalanladılar.

106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti:
“(Allah’tan) korkmaz mısınız?!”

107. “Ben, size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim.”

108. “Allah’tan korkun ve bana itaat
edin.”

109. “Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, sadece
âlemlerin Rabbine aittir.”

110. “Allah’tan korkun ve bana itaat
edin.”

111. “Sana aşağılık kimseler uymuşken,
biz sana iman eder miyiz?!” dediler

112. (Nuh,) “Onların ne yaptıklarını
nereden bilebilirim?” dedi.

113. “Onların hesabı Rabbime aittir,
eğer anlasanız.”

114. “Ben müminleri yanımdan uzaklaştıracak
değilim.”

115. “Ben ancak açıklayıcı bir uyarıcıyım.”

116. “Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen,
şüphesiz taşlanacak kimselerden olursun!”
dediler.

117. (Nuh,) “Ey Rabbim! Gerçekten
kavmim beni yalanladılar.” dedi.

118. “Benimle onlar arasında hüküm
ver. Beni ve beraberimdeki müminleri
kurtar.”

119. Biz de onu ve yüklü gemide onunla
beraber bulunanları kurtardık.

120. Sonra geri kalanları suda boğduk.

121. Bunda bir ders vardır; ama onların
çoğu iman edecek değillerdir.

122. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

123. Ad (kavmi) de peygamberleri yalanladılar.

124. Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti:
“(Allah’tan) korkmaz mısınız?”

125. “Kuskusuz, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.”

126. “Allah’tan korkun ve bana itaat
edin.”

127. “Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, sadece
âlemlerin Rabbine aittir.”

128. “Her yüksek yere boşuna bir abide mi dikiyorsunuz?!”

129. “Ve ebedi kalmak arzusuyla sağlam
yapılar mı ediniyorsunuz?!”

130. “Güç kullandığınızda, zorbalar gibi
davranıyorsunuz.”

131. “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”

132. “Sizi bildiğiniz şeylerle destekleyenden
korkun.”

133-134. “O; davarlar, oğullar, bahçeler
ve pınarlarla sizi destekledi.”

135. “Sizin dehşetli bir günün azabına yakalanmanızdan
endişe ediyorum.”

136. Onlar, “Öğüt versen de, öğüt verenlerden
olmasan da, bizim için birdir.”
dediler.

137. “Bu, öncekilerin geleneğidir.”

138. “Biz cezalandırılmayız.”

139. Böylece onu yalanladılar; biz de onları
yok ettik. Kuşkusuz, bunda bir ders
vardır; ama onların çoğu iman edecek
değillerdir.

140. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve
sürekli merhamet edendir.

141. Semud (kavmi) de peygamberleri
yalanladılar.

142. Hani kardeşleri Salih onlara şöyle
demişti: “(Allah’tan) korkmaz mısınız?”

143. “Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim.”

144. “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”

145. “Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, sadece
âlemlerin Rabbine aittir.”

146. “Burada bulunan nimetler arasında
güven içinde mi bırakılacaksınız?!”

147. “Bahçelerde ve pınar başlarında?!”

148. “Ekinlerde ve salkımları güzel
hurma ağaçları arasında?!”

149. “Dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz.”

150. “Allah’tan korkun ve bana itaat
edin.”

151. “Aşırı gidenlerin emrine uymayın.”

152. “O aşırı gidenler ki yeryüzünde
bozgunculuk çıkarırlar da ıslah etmezler.

153. Onlar dediler ki: “Sen, sadece büyülenmiş
birisin.”

154. “Sen ancak bizim gibi bir beşersin.
Eğer doğru söylüyorsan, bize bir ayet
(mucize) getir.”

155. (Salih,) “İşte bu dişi bir deve! Onun
bir su payı vardır; belli bir gün de su
payı sizindir.” dedi.

156. “Sakın ona bir kötülük etmeyin;
yoksa korkunç bir günün azabı sizi yakalar.”

157. Nihayet onu kestiler; ama sonra
pişman oldular.

158. Sonuçta azap onları yakaladı. Gerçekten
bunda bir ders vardır; ama onların
çoğu iman edecek değildir.

159. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

CÜZ: 19, SÛRE: 26

160. Lut kavmi de peygamberleri yalanladılar.

161. Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti:
“(Allah’tan) korkmaz mısınız?”

162. “Kuşkusuz, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim.”

163. “Allah’tan korkun ve bana itaat
edin.”

164. “Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, sadece
âlemlerin Rabbine aittir.”

165-166. “Rabbinizin sizler için yaratmış
olduğu eşleri bırakıyor da, insanlar
içinden erkeklerle mi ilişki kuruyorsunuz?!
Gerçekten siz azgın bir
topluluksunuz.”

167. “Ey Lut! Eğer vazgeçmezsen, kesin
olarak (bu şehirden) sürülenlerden
olacaksın!” dediler.

168. (Lut) dedi ki: “Kuşkusuz, ben sizin
işinizden nefret edenlerdenim.”

169. “Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların
yaptıklarından kurtar.”

170. Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık.

171. Sadece geride kalanlar arasında
bulunan yaşlı bir kadın müstesna.

172. Sonra diğerlerini yok ettik.

173. Onların üzerine (ateşten) bir yağmur
yağdırdık. Uyarılanların yağmuru
ne de kötüdür!

174. Gerçekten bunda bir ders vardır;
ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

175. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladılar.

177. Hani Şuayb, onlara şöyle demişti:
“(Allah’tan) korkmaz mısınız?”

178. “Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim.”

179. “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”

180. “Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.
Benim mükâfatım, sadece
âlemlerin Rabbine aittir.”

181. “Ölçeği tam tutun ve eksik verenlerden
olmayın.”
182. “Doğru bir terazi ile tartın.”

183. “İnsanların mallarını azaltmayın (haklarını
kısmayın) ve yeryüzünde fesat çıkarmaya
yeltenmeyin.”

CÜZ: 19, SÛRE: 26

184. “Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratandan
korkun.”

185. Onlar şöyle dediler: “Sen, ancak büyülenmiş
birisin.”

186. “Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin.
Seni yalancılardan sanıyoruz.”

187. “Eğer doğru söylüyorsan, üzerimize
gökten parçalar düşür.”

188. (Şuayb,) “Rabbim sizin ne yaptığınızı
daha iyi bilir.” dedi.

189. Onu yalanladılar da, o bulutlu günün
azabı onları yakaladı. Gerçekten o,
dehşetli bir günün azabı idi.

190. Şüphesiz, bunda bir ders vardır; ama
onların çoğu iman edecek değillerdir.

191. Gerçekten senin Rabbin üstündür
ve sürekli merhamet edendir.

192. Şüphesiz bu (Kur’ân), âlemlerin
Rabbinin indirdiğidir.

193-194. Uyarıcılardan olasın diye, Ruhu’l-
Emin onu senin kalbine indirdi.

195. Apaçık bir Arapça diliyle.

196. Gerçekten o, öncekilerin kitaplarında
da vardır.

197. İsrailoğulları’nın bilginlerinin onu
bilmesi, onlar için bir delil oluşturmaz
mı?

198. Eğer onu Arapça konuşmayanlardan
birine indirseydik de,

199. Onlara okusaydı, ona iman edecek
değillerdi.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Eğer Kur’ân Arap olmayanlara indirilseydi,
Araplar ona iman etmezdiler. Ancak
Araplara inmiş olmasına rağmen, Arap olmayanlar
ona iman etmişlerdir. Bu da Arap
olmayanların üstünlüklerindendir.” (bk.
Kummî Tefsiri.)

200. İşte böyle onu günahkârların kalbine
iletiriz.

201. Onlar, acı azabı görmedikçe ona
iman etmezler.

202. Bu azap onlar farkında olmadan,
aniden onlara gelir.

203. O zaman, “Bize bir süre tanınır
mı?” derler.

204. Azabımızı çabuk istiyorlar mı?

205. Bilir misin! Onların yıllarca nimetlerden
yararlanmalarını sağlasak,
(bk. Açıklamalar Bölümü: 138)

206. Sonra kendilerine vadedilen şey
başlarına gelse,

207. Yararlanmakta oldukları o nimetler
onlara bir yarar sağlamaz.

208. Biz uyarıcıları olmayan hiçbir şehri
helak etmedik

209. İkaz için (böyle yaptık); çünkü biz
zulmeden değiliz.

210. Onu (Kur’ân’ı) şeytanlar indirmedi.

211. Bu onlara düşmez; buna güçleri
de yetmez.

212. Onlar, (vahyi) işitmekten uzak tutulmuşlardır.

213. O hâlde sakın Allah ile birlikte
başka bir ilaha yalvarma; yoksa azap
edileceklerden olursun!

214. En yakın akrabalarını uyar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 139)

215. Sana uyan müminlere kanadını
indir (şefkatli davran).

216. Eğer sana karşı itaatsizlik ederlerse,
“Yaptıklarınızdan uzağım.” de.

217. Üstün ve sürekli merhamet eden
Allah’a tevekkül et (güven).

218-219. O, seni (namaz için) kalktığın
zaman ve secde edenler arasında dolaşmanı
görüyor.

220. Gerçekten O, işitendir ve bilendir.

221. Şeytanların kime indiğini size bildireyim
mi?

222. Her günahkâr yalan uydurucuya inerler.

223. Bunlar, (gizlice başkalarının konuşmalarına)
kulak verirler ve onların çoğu
yalancıdırlar.

224. Şairlere de, sapıklar uyarlar.

225-226. Onların her vadide şaşkın şaşkın
dolaştıklarını ve yapmadıkları işleri söylediklerini
görmez misin?
2

27. İman edip doğru işler yapanlar,
Allah’ı çok ananlar ve zulme uğradıktan
sonra haklarını alanlar müstesna. Zulmedenler,
hangi dönüşe döndürüleceklerini
(hangi akıbete uğrayacaklarını) yakında
bilecekler.