Şeriat Kapısı

Gel gönül fehmeyle sen özünü gör,
Şüphe yok ki beş vaktini kılmalı.
Şerîat’ı kurdu Fahri Kâinât,
Tarîkat’ta rehberini bilmeli…

Şerîat nedir?

Kurân’da ne şekilde geçmektedir? Tarihte nasıl uygulanmıştır?
Şeriat tek tip midir, yoksa çeşitleri var mıdır? Neden biz Aleviler bu kavrama karşı mesafeli durmaktayız? Bu duruşun tarihi arka planı var mıdır?

Şeriat; Arapça bir kelime olup, anlamı itibariyle Türkçe’de YASA-HUKUK-KANUN manalarına gelmektedir.
Şeriat, yüce Kitabımız Kurân’da türevleri ile şöylece geçmektedir; ‘…Daha sonra seni, iş ve yönetimde bir şerîat/bir yol, yöntem üzerine koyduk. Artık ona uy! Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme…!’ [Câsiye (45): 18]

‘…O halde onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat (şiraten) ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı…’  [Mâide (5): 48]

‘…Sizin için, dinden, Nûh’a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Mûsa’ya ve İsa’ya önerdiğimizi şöyle diyerek şeriat kıldı (şerea) / kanunlaştırdı…’ [Şûrâ (42): 13]

Görüldüğü üzere Hak kelâmında bu kelime ‘Kanun-Yasa-Yol-Yöntem’ gibi manalarda kullanılmıştır. Zamanla bu kavram daha özel anlamlarda kullanılarak genellikle İslam’ın dış görüntüsü de diyebileceğimiz İslam fıkhı, fıkıh kuralları, mezheplerin fıkıh denilen alandaki emir, yasa ve uygulamaları ve İslam adına halkların yönetildiği devletlerde devletin yasaları, kanun ve kuralları anlamında anlaşılmıştır.

Tanrı Elçisi Muhammed’imiz Hak’ka yürüdükten sonra Ehli Beyt’in ve On İki İmamların devlet yönetiminden uzaklaştırılmaları ile yönetim, gâsıpların, zâlimlerin, tâğûtların eline geçmiş ve Kurân’ın birçok terimleri MUKTEDİR DİKTATÖR’lerin oyuncağı kılınmıştır.

Şeriat da maalesef bu terimlerden biridir.
Bu zulüm ve kirletmelere var güçleriyle karşı duranlar da, bu karşı koyuşları her türlü mağduriyet ve canları ile ödemişlerdir. Müslümanların tarihi bu haksızlıklara boyun eğmeyen yiğitlerin mücadeleleri ile dopdoludur. Ehli Beyt, On İki İmamların ve Hak Erlerinin takipçilerinin yaşam ve şahadetleri bunun en açık kanıtlarındandır.

İşte Emevîler, işte Abbasîler, işte Selçuklular, işte Osmanlılar ve devam eden süreç…
Sözde, şeriat adına kurulmuş İslam(!) düzenleri ve uygulanan zulümler ve haksızlıklar… Gasplar, zulümler, cinayetler, işkenceler, haksızlıklar, hırsızlıklar, baskılar, soygunlar, bozgunculuklar dağlar boyunca… Ucu bucağı yok…

Böyle bir süreçte nerdeyse şeriat adına kötülükten başka bir şeye şahit olmayan Ehli Beyt Dostları, zaman içerisinde şeriat kelimesine soğuk bakmış, mesafeli durmuş, ‘şeriat’ denilince Din-İslam adına işlenen cinâyetleri, gerçekleştirilen zulümleri hatırlar olmuşlar. Bu karşı duruştan Anadolu’nun mazlûm Alevi halkı da nasiplenmiş ve bu kavramı işittiklerinde yüz buruşturmuşlardır.

Tarih boyunca devlet yönetiminden çoğu zaman uzak düşen, hatta karşı yerde duran Alevî halk, kendi iç âleminde şeriat kavramını da çok özel manada anlamaya, algılamaya, manalandırmaya başlamıştır. Buradaki Dört Kapı’nın ilk kapısı olan ‘Şeriat’ da bu çerçevede algılanmış, özel manada ilim, irfan, ahlak, özel yaşamdaki güzellikleri ifâde eder olmuştur.

Temeli; İman, edep, güzel ahlak, aşk, sevgi, muhabbet, irfan olan Ehli Beyt Yolu Alevî Öğretisi’nden, Şeriat’ı başka türlü tanımlamasını beklemek zaten doğru da olmazdı…
Bugün de her nerede devlet yönetimini çağrıştırır içerikli şeriat sözü duyulsa aynı tepki verilmektedir. Ve, ‘ağzı sütten yanan yoğurdu üfleyerek yer’ atasözü bu tepkiyi yeterince açıklamaktadır.

Bütün bunlardan çıkan sonuca göre her hukuk sistemi bir şeriattır. Her toplumun bir şeriati vardır. Kültür ve geleneklerin oluşturduğu yaşam biçimlerini de şeriata benzetirsek, toplumların sayısı kadar şeriat vardır da diyebiliriz. En ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bu böyledir.
Ve buna göre; Emevî Şeriatı, Abbasî Şeriatı, Osmanlı Şeriatı, İslam Şeriatı, Yahudî Şeriatı denilebileceği gibi, Alevî Şeriatı, veya Emevî İslam(!) Şeriatı, ya da Ehli Beyt-Alevî İslam Şeriatı, tanımlamaları da kullanılabilir.

Biz de Şeriat dediğimizde çerçevesini Kurân’ın çizdiği ve içeriğini Ehli Beyt, On İki İmamlar ve Hak Erenlerinin güzelliklerle doldurduğu sistemi anlıyor o anlamda kullanıyoruz…

Ehli Beyt Yolu’nda Şeriat; erenlerden Harabî Baba’nın;

Şer-i şerif inkâr olunmaz ama,
Şeriat var Şeriat’tan içeri,
Tarikat’sız Allah bulunmaz ama,
Tarikat var Tarikat’tan içeri…

Gördüğün Şeriat Şeriat değil,
Gittiğin Tarikat Tarikat değil,
Marifet sandığın Marifet değil,
Marifet var Marifet’ten içeri…

Vechi Harabi’ye gel eyle dikkat,
Hak’kın Cemâlini eylesin rüyet,
Sadece Hak vardır demek değil,
Hakikat var Hakikat’tan içeri… hak beyitlerinde buyurduğu üzere; Şeriat var Şeriat’tan içeri, sözüyle ifâde edilen Şeriat’tır.

Velhâsıl, bu yolun Şeriat’ı; Genetiği ile oynanmış, hormonlu, inorganik, yapay, çakma Şeriat değil, İslâmî, İrfânî, Bâtınî, Ahlâkî, Muhammedî, Alevî, Hasanî, Hüseynî şerîat, Muhammed ve Âl-i Muhammed Yolu’nun Şerîat’ıdır…
İşte, Alevî İslâm öğretisindeki Şeriat Kapısı bu manada Hak’kın kullarını ‘Adam etme-Âdem etme’ yolunun giriş kapısı, ilk basamağıdır. Bu kapıdan adım atmayanlar, bu basamağa ayak basmayanlar diğer kapılara ulaşamaz, daha yükseklerde pervâz edemezler.

Alevî şeriat hukukunda amaç; kişiyi irşat ederek işlenen suçun bir daha işlenmemesini sağlamaktır. Yani suça sebebiyet veren şartları ortadan kaldırmak, bireyi topluma kazandırmak, bireyin toplumsal yanını güçlendirerek, güzel ahlaklı bir benlik geliştirmektir.

Alevî gelenek ve göreneklerini yani Alevî şeriatını incelediğimizde temelinde irfan ve bilgelik yattığını görürüz.
Anadolu toprakları dışında yaşayan Şia / Ehli Beyt Yolu bağlısı topluluklar, devletleşebildikleri oranda İslam adına şeriat uygulamalarını devlet boyutunda zaman zaman uygulamışlar. Anadolu Alevileri olan Ehli Beyt Dostları ise, genel olarak devlet ile barışık olamadıkları ve kapalı bir toplum şeklinde yaşadıkları için şeriat uygulamalarını Halk Mahkemeleri de diyebileceğimiz Cem ibadetlerinde Dede / Pir / Mürşit gözetiminde gerçekleştirmişlerdir.

Zira Ehli Beyt Yolu bağlısı Alevî mürşitleri biliyorlardı ki; Kurân ve Ehli Beyt’in öğretileri ile şekillenmemiş olan bir yönetim -Kurân’ın ve Ehli Beyt’in deyimiyle- Tâğût’tur. Tâğût hükümetine başvurmak, ona göre sorunlarını çözmeyi kabullenmek de bu yolda helal değildir.

‘İnsan ilk etapta şeriatin zâhiriyle işe başlamadığı müddetçe, ilâhî marifet yolunda bir tek adım olsun ileri gidemez’ buyuran büyüklerimiz ne de güzel buyurmuşlar.

Şimdi bizim aramıza,
Yola boyun eğen gelsin…
Şerîat’ı, Tarîkat’ı,
Hakîkat’ı bilen gelsin…

Kişi halden anlayınca,
Hakîkat’ı dinleyince,
Üstüne yol uğrayınca,
Ayrılmayıp duran gelsin…

Tâlip olunca tâlip,
İşini Mevlâ’ya salıp,
İzzet ile selâm alıp,
Gönüllere giren gelsin…

Koyup dünyâ davasını,
Hakk’a varıp sevdâsını,
Doğrulayıp öz nefsini,
Şeytânı öldüren gelsin…

Şeriat Kapısı’nın On Makam’ı vardır. Şimdi de o on makamı ve o makamların; Kurân, Ehli Beyt ve On İki İmam buyruklarındaki temellerini görelim.