Sebe Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 22, SÛRE: 34

Mekke’de inmiştir. Ama bazılarına göre, 6.
ayeti Medine’de inmiştir. 54 ayettir.

15-19. ayetlerinde, Yemen ülkesinde bulunan
Sebe’ şehrine ait olaylardan bahsedildiği
için bu adı almıştır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim
iki Hamd’ı, yani Sebe’ ve Fâtır Sûrelerini
(Bu sûreler hamd ile başladığı için bunlara
Sebe’ ve Fâtır Hamdı denir) geceleyin okursa,
o gece boyunca Allah’ın hıfzı ve korumasında
olur. Kim de gündüz okursa, o gün
rahatsız edecek bir şey başına gelmez ve
dünya ve ahiret hayırından ona kalbinde
tasavvur etmediği ve arzulayamadığı hayır
verilir.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd, göklerde ve yerde bulunan
her şey kendisine ait olan Allah içindir.
Ahirette de hamd, O’na mahsustur. O,
hikmet sahibidir ve (her şeyden) haberdardır.

2. O yere gireni ve ondan çıkanı ve
gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O,
sürekli merhamet edendir ve çok bağışlayandır.

3. Kâfir olanlar, “O kıyamet saati bize
gelmez.” dediler. De ki: “Hayır, gaybı
bilen Rabbime yemin olsun ki, o mutlaka
size gelecektir. Göklerde ve yerde
zerre ağırlığında bir şey O’ndan gizli
kalmaz. Bundan daha küçük veya
daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir
kitaptadır.

4. İman edip doğru işler yapanları mükâfatlandırması
için (her şey apaçık bir kitapta yazılır). İşte onlar için bağışlanma
ve değerli bir rızk vardır.

5. Ayetlerimizle uğraşarak bizi acze uğratmaya
çalışanlara, pislikten oluşan acı
bir azap vardır.

6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden
sana indirilenin hak olduğunu, üstün ve
övgüye layık olan (Allah’)ın yoluna hidayet
ettiğini görürler.

7. Kâfir olanlar şöyle dediler: “(Toprak altında)
parçalanıp büsbütün dağıldığınız
zaman başka bir yaratılışa gireceğinizi
bildiren kişiyi size gösterelim mi?

8. Bir yalan uydurup Allah’a mı isnat etmiş,
yoksa onda bir delilik mi var? Hayır;
gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar, azaptadırlar
ve uzak bir sapıklık içindedirler.

9. Önlerindeki ve arkalarındaki gök ve
yeri görmediler mi? Dilesek, onları yere
geçiririz ya da başlarına gökten parçalar
düşürürüz. İşte bunda, Allah’a yönelen
her kul için bir ayet vardır.

10. Gerçekten Davud’a katımızdan bir
üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar!
(Allah’ı anmada) onunla eşlik edin.” (dedik.)
Demiri de ona yumuşattık;

11. “Geniş zırhlar yap ve dokumasında
ölçüleri koru.” diye. “İyi işler yapın. Kuşkusuz,
ben, yaptıklarınızı görmekteyim.”
(dedik.)

12. Sabah gidişi bir aylık mesafe olan
ve akşam dönüşü bir aylık mesafe
olan rüzgârı da, Süleyman’ın emrine
verdik. Erimiş bakır madenini onun
için akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden
onun yanında çalışanlar vardı. Onlardan
emrimizden çıkanlara alevli azaptan
tattırıyorduk.

13. Onlar, Süleyman’a dilediği görkemli
binalar, heykeller, havuzlar büyüklüğünde
kaplar ve sabit kazanlar
yapıyorlardı. Ey Davud soyu! Şükretmek
için amel edin. Kullarımdan sürekli
şükredenler azdır.

14. Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz
zaman onun öldüğünü ancak asasını
yiyen bir yer kurdu onlara bildirdi.
Süleyman yıkılınca cinler anladılar ki,
gaybı bilmiş olsalardı, bu aşağılayıcı
azap içinde beklemezlerdi.

15. Sebe’ (halkı) için yaşadıkları yerde
bir ayet vardı; sağda ve solda yer alan
iki bahçe bulunmaktaydı. “Rabbinizin
rızkından yiyin ve O’na şükredin. İşte
güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rab!”
Sebe’; Yemen Araplarının kabilesi, bu kabilenin
soyunun dayandığı kişinin adı.

16. Fakat onlar yüz çevirdiler de, onlara
Arim selini gönderdik ve iki bahçelerini
buruk yemişli ve içinde ılgın, biraz
da sedir ağacı bulunan iki bahçeye
dönüştürdük.

17. Nankörlük ettikleri için böylece
onları cezalandırdık. Biz, nankörden
başkasını cezalandırır mıyız?

18. Onlarla, bereket verdiğimiz şehirler
arasında açıkça görünen beldeler
meydana getirdik ve gezip dolaşmalarını
onlar arasında kıldık. “Artık gece
ve gündüz güven içinde oralarda gezin.”
dedik.

Bereket verilen şehirler, bazılarına göre
Şam bölgesinin şehirleri ve bazılarına göre
Beytü’l-Makdis bölgesinin şehirleridir. O dönemde
Sebe’ halkının yaşadığı şehirler ile
Şam veya Filistin bölgesinin arası bol suyu
olan verimli bölgeler olduğu için yol üzerinde
yakın mesafelerle şehirler oluşturulmuş,
böylece yolculuk için azık taşımaya gerek
kalmamıştır. Ayrıca bu, yolcuların güvenliğinin
sağlanmasında da etkili idi. (bk. Mecmau’l-
Beyan Tefsiri.)

19. Onlar, “Rabbimiz! Yolculuklarımızın
mesafesini uzaklaştır.” dediler ve
kendilerine zulmettiler. Biz de onları,
öykülere çevirdik (isimleri yalnız
hikâyelerde kaldı) ve onları büsbütün
parçaladık ve dağıttık. Kuşkusuz, bunda
çok sabreden ve çok şükreden herkes
için ayetler vardır.

20. Gerçekten İblis, onlar hakkındaki
zannını doğru çıkardı; müminlerden bir
kesimi dışında hepsi ona uydular.

21. Şeytan’ın onların üzerinde bir egemenliği
yoktu. Sadece ahirete inananı,
onun hakkında tereddütte olandan ayırt
ederek belirlemek istedik. Rabbin, her
şeyi koruyandır.

22. De ki: “Allah’ı bırakıp da ilah sandıklarınıza
yalvarın. Onlar, göklerde ve
yerde bir zerre ağırlığında bir şeye sahip
değillerdir; onların bu ikisinde bir ortaklığı
da yoktur; Allah’ın onlardan bir destekçisi
de bulunmamaktadır.”

23. O’nun huzurunda, şefaat edilmesine
izin verilenin dışında şefaat bir fayda etmez.
Nihayet yüreklerinden korku kalkınca,
“Rabbiniz ne dedi?” derler. Onlar,
“Hakkı söyledi.” derler. O, yüce ve büyüktür.

24. De ki: “Size göklerden ve yerden rızk
veren kimdir?” De ki: “Allah’tır. O hâlde
biz veya siz, ikimizden biri, ya hidayet
üzerinde ya da apaçık bir sapıklık içindeyiz.”

25. De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan
ötürü siz sorgulanmazsınız ve biz de sizin
yaptıklarınızdan sorulacak değiliz.”

26. De ki: “Rabbimiz hepimizi bir araya
toplayacaktır, sonra aramızda hak
ile hükmedecektir. O, hüküm veren ve
bilendir.”

27. De ki: “O’na koştuğunuz ortaklarınızı
bana gösterin. Hayır! Üstün ve
hikmet sahibi Allah, ancak O’dur.”

28. Biz seni bütün insanları kapsayan
bir mesajla müjdeci ve uyarıcı olarak
gönderdik. Ama insanların çoğu bilmezler.
Bu ayette açıklandığı üzere Peygamber’in
mesajı, belli bir yöre veya zamanla sınırlı değil,
bütün insanları kapsamına almaktadır.

29. “Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat
ne zaman gerçekleşir?” derler.

30. De ki: “Size belirlenmiş bir gün vardır;
ondan ne bir saat geriye kalırsınız,
ne de öne geçersiniz.”

31. Kâfirler dediler ki: “Biz, bu Kur’an’a
ve ondan öncekine asla inanmayız. O
zalimleri, Rablerinin huzurunda durduruldukları
zaman birbirleriyle tartışırken
bir görsen! Zayıf düşürülenler,
büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız,
biz mutlaka mümin olurduk.”
derler.

32. Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere,
“Hidayet size geldikten
sonra biz mi ondan sizi alıkoyduk?!
Hayır, siz kendiniz suç işleyen kişilerdiniz.”
derler.

33. Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara,
“Hayır, (siz) gece ve gündüz
hile yapıp, bize Allah’ı inkâr etmemizi
ve O’na ortak koşmamızı emrederdiniz.”
Azabı gördükleri zaman pişmanlığı
içlerinde gizlerler. Küfre sapanların
boyunlarına demir halkalar takarız.
Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle
mi cezalandırılırlar?

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere şartlar
ne olursa olsun, toplumsal cebir oluşmaz
ve kişi, taşıdığı hür iradesi gereği kendisine
gelen bilgiyi değerlendirip hakka sarılmalıdır.

34. Biz hangi şehre bir uyarıcı gönderdiysek,
mutlaka oranın zevke düşkün
varlıklı kimseleri, “Biz, sizin ulaştırmakla
görevlendirildiğiniz mesajı
inkâr ediyoruz.” dediler.

35. Ve dediler ki: “Bizim mal ve çocuğumuz
daha fazladır Biz, azaba da uğratılmayız.”

36. De ki: “Rabbim, dilediğine rızkını
yayar ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların
çoğu (bunu) bilmezler.”

37. Ne mallarınız, ne de çocuklarınız, sizi
huzurumuza yaklaştıracak değildir. Ancak
iman edip doğru işler yapan kişiler,
işte onlara, yaptıkları işlerden dolayı iki
kat mükâfat vardır ve onlar cennet köşklerinde
güven içindedirler.

38. Bizi âciz bırakmak için ayetlerimizle
uğraşanlar, işte onlar, azapta bulundurulurlar.

39. De ki: “Rabbim, kullarından dilediğine
rızkını yayar ve (dilediğine) kısar. (Allah
yolunda) harcadığınızın yerini O doldurur.
O, rızk verenlerin en hayırlısıdır.

40. Bir gün (kıyamet günü) onların tümünü
toplar, sonra meleklere der ki: “Bunlar,
size mi tapıyorlardı?”

41. Derler ki: “Seni tenzih ederiz. Sen
bizim velimizsin, onlar değil. Hayır,
onlar, cinlere tapıyorlardı. Çoğu, cinlere
inanmıştı.”

42. Artık bugün birbirinize ne bir yarar
sağlayabilir, ne de bir zarar verebilirsiniz.
Zulmedenlere, “Yalanladığınız o ateşin
azabını tadın.” deriz.

43. Kendilerine apaçık ayetlerimiz okununca,
“Bu, ancak babalarınızın taptığından
sizi alıkoymak isteyen bir adamdır.”
derler. Ve “Bu, ancak uydurulmuş bir
yalandır.” derler. Kâfir olanlar, hak
kendilerine geldiğinde, hak için, “Bu,
apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.”
derler.

44. Biz onlara, okuyacakları bir kitap
vermedik ve senden önce onlara bir
uyarıcı da göndermedik.

45. Bunlardan öncekiler de yalanladılar.
Bunlar, öncekilere verdiğimizin
onda birine bile erişmemişlerdir. Onlar,
peygamberlerimi yalanladılar da
onlara benim cezam nasıl oldu?!

46. De ki: “Ben size yalnız bir öğüt veriyorum:
İkişer ikişer ve tek tek, Allah
için kalkın; sonra düşünün. Arkadaşınızda
(Peygamber’de) bir delilik yoktur.
O, sadece çetin bir azap öncesinde
sizin için bir uyarıcıdır.”

Bu ayette insanın, içinde bulunduğu bozuk
toplumsal şartların doğurduğu baskıların etkisinden
ve kalabalıkların oluşturduğu akıntılarla
kapılmaktan kurtulmak için, Allah
için o şartlardan ve kalabalıklardan uzaklaşması,
evren ve kendi yaratılışı hakkında
düşünmesi önemle tavsiye edilmiştir.

47. De ki: “Sizden istediğim karşılık,
sadece sizin içindir. Benim mükâfatım,
sadece Allah’a aittir. O, her şeye
şahittir.”

48. De ki: “Kuşkusuz, Rabbim hakkı
ortaya atar. O, gaypları bilendir.”

49. De ki: “Hak geldi. Batıl ne (bir şeyi)
ortaya çıkarır, ne de (yok olanı) geri
çevirir.”

50. De ki: “Eğer saparsam, sapmamın
vebali kendime aittir. Eğer hidayete
erişirsem, bu, Rabbimin bana vahyetmesi
sayesindedir. Kuşkusuz O, işitendir
ve yakındır.”

51. Onları korkuya kapıldıkları zaman
bir görsen! Artık bir kurtuluş ve kaçış
yoktur. Yakın bir yerden yakalanırlar.

52. “Ona (Kur’ân’a) iman ettik.” dediler.
Fakat uzak bir yerden imanı elde
etmeleri nasıl olabilir?

53. Oysa önceden onu inkâr etmişlerdi
ve uzak bir yerden gayb hakkında görüş
belirtiyorlardı.

İnsanlar kendi güç ve bilinç çerçevelerinde
olan işleri, yani kendilerine yakın olan işleri
düzeltmedikçe gayb âlemi ile ilgili üstün
gerçeklere yaklaşmaları mümkün olmaz.
Başka bir ifade ile insan, kendisine uzak
olan gayb âleminin gerçeklerine iman
edebilmesi için, ona yakın olan bildiği gerçekleri
ayak altına almamalıdır. Yukarıdaki
ayetler, bu manaya işaret olabilir.

54. Bundan önce onların benzerleri
hakkında yapıldığı gibi, kendileriyle
arzuladıkları şey arasına girilir. Kuşkusuz,
onlar şiddetli bir şüphe içindeydiler