Salavât Âyeti ve Kısaca Tefsîri

Remzi Zengin tarafından tarihinde yayınlandı

Şüphesiz Allah ve melekleri peygambere salât eder/destek verirler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin/destek verin ve tam bir teslimiyetle teslim olun. [Ahzâb sûresi, 56. âyet]

Âyette müminlere öncelikle emredilen peygambere her şekilde destek vermektir. Söz ve davranış ile ve tam bir teslimiyetle destek vermek. Peygamberin dünya ehli içinde bedeniyle var olduğu zaman diliminde desteğin şekli gâyet anlaşılırdır.

Ancak peygamberden sonra, resûle destek O’nun getirdiği mesajı okumak, anlamak, içselleştirmek ve tam bir teslimiyetle uymakla gerçekleşir. Bu işin eylem boyutudur. Bu durumda olmaya niyetlenişin dil ile ikrârı ve izhârı da Allâh Elçisi’nin güvenilir rivâyetlerde bildirdiği üzere O’na yürekten salât ve selam getirmekle olur.

‘Allahümme salli alâ Muhammedin ve Âl-i Muhammed/Allâh’ım Muhammed ve Âl-i Muhammed’e (soyuna) desteklerini sürdür/rahmet eyle’ demek bir örnektir. Salavât çeken bir mümin bu davranışı ve eylemiyle, ‘Ey Allâh’ım sen Muhammed ve Âli’ne, onların yoluna erkânına rahmetini, desteğini, yardımını sürdür, biz de onlara ve yola her yönden destek olmaya devam edeceğiz, sana da söz veriyoruz’ demiş olur.

Yine Hak Resûl’ün; “Bana kesik selam ve sâlat getirmeyin”, ‘Allahümme salli alâ Muhammed’ demekle, tamı eksiltmeyin, kâmili nâkıs eylemeyin, ebter salât etmeyin’ diyerek bizleri hem uyarmışlar, hem de dil ile destek ve ikrârın en mükemmel örneğini de bizlere talîm etmişlerdir.

İnancımıza göre, ‘Âl-i Muhammed’, öncelikle Hz. Muhammed efendimizin tertemiz Ehli Beyt’i ve Oniki İmamlardan oluşan Masum soyudur.

Hal böyle iken bazıları bilerek veya bilmeyerek Âl-i Muhammed’i salâttan sansürleyerek, tırpanlayarak bir yönüyle gizliden gizliye tarihteki Ehli Beyt düşmanlarının bâtıl yollarına uygun hareket etmektedirler.

Biz Kurân ve Ehli Beyt bağlıları, yüreğimizden gelen en gür sedâyla sevgili Peygamberimize ve Âli’ne dil desteği olan ikrâr ve izhârımızla, ‘Allahümme salli alâ Muhammed ve Âl-i Muhammed’ diyecek, yaşamımız ve eylemlerimizle de onlara ve onların yoluna her türlü desteği sunacağız. Zirâ mutmainlik derecesinde biliyor ve inanıyoruz ki, Yüce Allâh’ın bizlerden kemâl derecesindeki isteği budur. En doğruyu şüphesiz ki Allâh bilir.

Allah’ın Elçisi (s.a.a) buyurdular ki: “Bana ve Ehli Beyt’ime salâtı yükses sesle getiriniz. Zira, salât etmek nifakı/ikiyüzlülüğü yok eder.”
[Usûlü Kâfî, c. 2, sh. 786-788]

İmam Cafer Sâdık (a.s), Ehli Beyt’i-Âl-i Muhammed’i anmadan sadece, ‘Allahümme salli alâ Muhammed’ diyerek salavât getiren birini işittiğinde buyurdular ki: “Salâtı ebter/kesik bırakma. Bizi anmamak sûretiyle bizim hakkımıza zulmetme. Allâhümme salli alâ Muhammedin ve ehlibeytihi (Âl-i Muhammed) de.” 
[Usûlü Kâfî, c. 2, sh. 790-791]

Pir Sultan’ımız da peygamberimize salavât getirmekle ilgili bir nefesinde şöyle buyurmuş:
….. / …..
Muhammed’dir nebîlerin aynası
Salavât verenin nûr olur sesi,
Onsekizbin âlemin mustafâsı
Yâ Muhammed sana mürüvvete geldim… 
[Hikmet Pala; Pir Sultan Abdal, sh. 246]


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir