Said Suresi Türkçe Meali

SÂD SÛRESİ CÜZ: 23, SÛRE: 38 

88 Ayettir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 153)

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Sâd. Öğüt içeren Kur’ân’a andolsun (ki,
sen hak bir uyarıcısın).
(Veya “Şerefli Kur’ân’a andolsun.)

2. Fakat kâfir olanlar, ululanmakta ve
karşı gelmekteler.

3. Onlardan önce nice soyları yok ettik;
feryat edip bağırıştılar, fakat kaçıp kurtulma
zamanı değildi.

4. Kendilerinden olan bir uyarıcı onlara
geldiği için şaşırdılar. Kâfir olanlar, “Bu,
bir büyücü ve yalancıdır.” dediler.

5. “İlahları tek bir ilah mı yaptı?! Gerçekten
bu, pek şaşılacak şey!”

6. İçlerinden ileri gelenleri harekete
geçtiler (ve şöyle dediler): “Yürüyün
de ilahlarınız için direnin. Kuşkusuz
bu, istenen bir şeydir.”

7. “Biz bunu, (babalarımızı üzerinde bulduğumuz)
son dinde duymadık. Bu, bir
uydurmadan başka bir şey değildir.”

8. Zikir (Kur’ân), aramızdan ona mı indirildi?!
Doğrusu, onlar benim gönderdiğim
Zikir (Kur’ân) hakkında şüphe
içindeler. Doğrusu, onlar henüz azabımı
tatmadılar.

9. Yoksa üstün ve bol bağış sahibi Rabbinin
rahmet hazineleri onların yanında
mıdır?!

10. Yahut göklerin ve yerin ve onların
arasındakilerin hükümranlığı onlara
mı aittir?! Öyleyse araçlarla (göklere)
yükselsinler (de vahyin sana inmesine
engel olsunlar)!

11. Bunlar (peygamberlere karşı savaşmış)
gruplardan orada (Bedir’de) bozguna
uğramış küçük bir ordudurlar

12-13. Onlardan önce Nuh’un kavmi, Ad
(kavmi), kazıkları olan Firavun, Semud
(kavmi), Lut’un kavmi ve Eyke halkı da
yalanladılar. İşte bunlardır o gruplar.

14. Hepsi de peygamberleri yalanladılar.
Bu yüzden azabım (onlar için) hak oldu.

15. Bunlar da, ancak kimseye göz açtırmayan
tek bir çığlığın kopmasını bekliyorlar.

16. “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce
(azap) payımızı hemen ver.” dediler.

17. Onların söylediklerine sabret ve güç
ve kuvvet sahibi kulumuz Davud’u an.
Kuşkusuz o, (Allah’a) çok yönelendi.

18. Biz dağları onun emrine verdik de
onunla birlikte akşam ve sabah Allah’ı
tenzih ederlerdi.

19. Kuşları da toplu hâlde onun
emrine verdik; hepsi ona dönerdi.

20. Onun hükümranlığını sağlamlaştırdık;
ona hikmet ve (gerçeği batıldan
ayırt eden) anlatım gücü verdik.

21. Sana davacıların haberi geldi mi?
Hani mabedin duvarlarına tırmanmışlardı.

22. Hani (habersizce) Davud’un yanına
girmişlerdi de Davud onlardan
korkmuştu. Onlar, “Korkma; biz, biri
diğerine haksızlık etmiş iki davacıyız.
Aramızda hak ile hükmet; adaletsizlik
etme ve bizi doğru yola ilet.” dediler.

23. “Şu kardeşimdir; onun doksan dokuz
koyunu ve benim bir koyunum
var. ‘Onu da bana ver.’ dedi ve konuşmada
beni yendi.”

24. (Davud) dedi ki: “Kendi koyunlarına
katmak için senin koyununu
istemekle sana haksızlık etmiştir. Ortakçıların
çoğu birbirlerine haksızlık
ederler; iman eden ve iyi işler yapanlar müstesna; bunlar da ne kadar az!” Davud,
kendisini denediğimizi anladı. Rabbinden
bağışlanma diledi, eğilip yere kapandı
ve (pişman olup Allah’a) döndü.

25. Biz de onu bu hatasını ona bağışladık.
Kuşkusuz, bizim katımızda onun bir
yakınlık derecesi ve güzel bir dönüş yeri
vardır.

26. Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife
kıldık. Artık insanların arasında hak
ile hüküm ver ve sakın heva ve hevese
uyma; yoksa seni Allah’ın yoldan saptırır.
Kuşkusuz, Allah’ın yolundan sapanlara,
hesap gününü unutmalarına karşılık
çetin bir azap vardır.

27. Biz göğü, yeri ve o ikisinin arasındakileri
boşuna yaratmadık. Bu, kâfirlerin
zannıdır. (Girecekleri) ateşten dolayı vay
kâfirlerin hâline!

28. Yoksa iman edip doğru işler yapanları,
yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi
tutacağız?! Veya takvalıları, yoldan çıkanlar
gibi mi sayacağız?!

29. Ayetleri üzerinde iyice düşünsünler
ve akıl sahipleri öğüt alsın diye bu sana
indirdiğimiz kutlu bir kitaptır.

30. Biz Davud’a Süleyman’ı hibe ettik. Ne
güzel bir kuldu! Kuşkusuz o, (Allah’a)
çok yönelirdi.

31. Hani akşama doğru, üç ayağının üstünde
duran ve ön ayaklarından birini
büküp tırnağını yere dayayan (soylu)
yürük atlar ona sunulmuştu.

32. O dedi ki: “Ben güzel atların sevgisine
dalarak Rabbimi anmaktan gaflet
ettim. Nihayet güneş perdenin arkasına
girdi.

33. (Meleklere,) “Onu (güneşi) bana
geri getirin.” (dedi.) Sonra da onların
bacaklarını ve boyunlarını okşamaya
başladı .
Ehl-i Beyt’ten gelen hadislere göre Hz. Süleyman
(a.s) cihad için atları hazırlamaya uğraşırken
namaz vakti gecikmiş ve bunun üzerine
güneşin geri getirilmesini Allah’tan istemiştir
ve güneş geri geldiğinde namazını kılmıştır.
(bk. es-Safi tefsiri, el- Fakih’ten naklen.)

34. Gerçekten biz Süleyman’ı denedik
ve onun tahtının üzerine bir ceset bıraktık.
Sonra o (pişman olup Rabbine)
döndü.

35. (Süleyman,) “Rabbim! Beni bağışla
ve bana, benden sonra kimseye layık
olmayacak bir hükümranlık ver. Kuşkusuz
sen, bol bağış sahibisin.” dedi.

36. Biz rüzgârı onun emrine verdik;
onun emriyle istediği yere kolayca
akıp giderdi.

37. Yapı ustası ve dalgıç şeytanları da.

38. Bir arada bukağılara bağlanmış diğerlerini
de.

39. “Bu bizim hesapsız bağışımızdır;
ister ihsan et, ister tut.” (dedik.)

40. Kuşkusuz, bizim katımızda onun
bir yakınlık derecesi ve güzel bir dönüş
yeri vardır.

41. Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o,
Rabbine şöyle yalvarmıştı: “Kuşkusuz,
Şeytan bana sıkıntı ve acı verdi.”

42. “Ayağını yere vur; işte yıkanılacak
ve içilecek soğuk bir su!” dedik.

43. Bizden bir rahmet ve akıl sahiplerine
bir hatırlatma olarak ailesini ve onlarla
beraber bir mislini daha ona hibe ettik.

44. “Ve eline bir demet ekin sapı
al ve onunla vur ve yeminini
bozma.” dedik. Kuşkusuz, biz
onu sabırlı bulduk. O ne güzel
bir kuldu! Şüphesiz o, (Allah’a)
çok yönelendi.

45. Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i,
İshak’ı ve Yakub’u da an.

46. Biz onları katışıksız bir özellikle, o
yurdu anma özelliği ile arındırdık.

47. Kuşkusuz onlar, bizim katımızda
seçkin ve iyi kimselerdendirler.

48. İsmail’i, El-Yese’i ve Zülkifl’i de an.
Hepsi de iyilerdendirler.

49. Bu bir anıştır. Kuşkusuz, takvalılar
için güzel bir varacak yer vardır.

50. Kapıları onlara açık, Adn cennetleri.

51. Orada tahtlara yaslanmış hâlde birçok
meyveler ve içecek isterler.

52. Yanlarında nazik bakışlı, yaşıt eşler
vardır.

53. İşte hesap günü için size vadedilen
budur.

54. Bu bizim, asla tükenmeyecek rızkımızdır.

55. Bu böyledir. Kuşkusuz, azgınlara
da kötü bir dönüş yeri vardır.

56. Girecekleri cehennem. Orası ne kötü
bir yerdir!

57. İşte bu, kaynar su ve irindir; tatsınlar.

58. Bu türden çeşit çeşit azaplar.

59. Bu da, sizinle beraber cehenneme girecek
bir topluluktur. (Önderleri derler
ki:) “Onlara esenlik olmasın. Kuşkusuz,
onlar ateşe girerler.”

60. Onlar da (önderlerine) derler ki: “Hayır,
asıl size esenlik olmasın. Siz bunu bize
hazırladınız. Ne kötü kalınacak bir yer!

61. “Ey Rabbimiz! Kim bunu bize hazırladıysa,
azabını ateşte iki kat artır.” derler.

62. Ve derler ki: “Kötülerden saydığımız
o kişileri niçin görmüyoruz?”

63. “Onları alay konusu mu yaptık, yoksa
gözlerden mi kaçtılar?!”

64. Kuşkusuz, cehennem ehlinin bu tartışması
gerçektir.

65. De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek
ve kahhar olan Allah’tan başka hiçbir ilah
yoktur.”

66. “O, göklerin ve yerin ve onların arasında
olanların Rabbidir. O, üstündür ve
çok bağışlayandır.”

67. De ki: “Bu, büyük bir haberdir.”

68. “(Ama) siz ondan yüz çeviriyorsunuz.”

69. “O yüce makamda olanlar tartıştıkları
zaman benim onlar hakkında bir
bilgim yoktu.”

70. “Bana sadece apaçık bir uyarıcı olduğum
vahyediliyor.”

71. Hani Rabbin meleklere demişti ki:
“Ben balçıktan bir beşer yaratacağım.”

72. “Onu düzenleyip ruhumdan ona
üfleyince, ona secdeye kapanın.”

73. Meleklerin hepsi secde ettiler.

74. İblis müstesna. O, büyüklük tasladı
ve kâfirlerden oldu.

75. (Allah,) “Ey İblis! Kendi ellerimle
yarattığım şeye secde etmene ne engel
oldu? Ululuk mu tasladın, yoksa yücelerden
miydin?” dedi.

76. (İblis,) “Ben ondan daha iyiyim;
beni ateşten yarattın ve onu balçıktan
yarattın.”

77. (Allah,) “Çık oradan! Kuşkusuz, sen
taşlanmışsın (kovulmuşsun).” dedi.

78. “Şüphesiz, ceza ve mükâfat gününe
kadar lanetim senin üzerinedir.”

79. O, “Ey Rabbim! Onların dirilecekleri
güne kadar bana mühlet ver.” dedi.

80. (Allah,) “Kuşkusuz, sen mühlet verilenlerdensin.”
dedi.

81. “O bilinen vaktin gününe kadar.”

82. (İblis,) “Senin yüceliğine yemin ederim
ki, onların tümünü yoldan çıkaracağım.”
dedi.

83. “Sadece içlerinden ihlâslı kulların
müstesna.”

84. (Allah,) “Ben hakkım ve hakkı
söylerim.”

85. “Gerçekten cehennemi seninle
ve onlardan sana uyanlarla top yekûn
dolduracağım.”

86. De ki: “Buna (elçilik görevini
yapmama) karşılık sizden bir ücret
istemiyorum. Ben, gösteriş olarak
kendilerini sıkıntıya düşürenlerden
değilim.”

87. O (Kur’ân), âlemlere ancak bir
öğüttür.

88. Şüphesiz, onun verdiği haberi,
(kısa) bir süre sonra bileceksiniz.