Sâffât Suresi Türkçe Meali

SÂFFÂT SÛRESİ CÜZ: 23, SÛRE: 37

Mekke’de inmiştir; 182 ayettir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 151)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Andolsun sıra sıra dizilen (melek)lere.

2. Sakındırıp duranlara.

3. Öğüt almak için okuyanlara.
Bir başka tefsire göre, “Zikr’i (Kur’ân’ı) okuyanlara.”
diye tercüme edilir.

4. Kuşkusuz, sizin ilahınız birdir.

5. Göklerin, yerin ve bunların arasında
bulunanların Rabbidir
O; ve (bütün)
doğuların Rabbidir.

6. Kuşkusuz, biz yakın göğü yıldızlar
süsü ile süsledik.

7. Onu her azgın şeytandan koruduk.

8. Onlar, o yüce topluluğu dinleyemezler;
her yönden taşlanırlar.

9. Uzaklaştırılırlar ve onlar için ardı arkası
kesilmeyen bir azap vardır.

10. Ancak gizlice bir söz çalan müstesna.
Onun da yakıcı bir göktaşı arkasına
takılır.

11. Şimdi onlara sor: Onlar mı yaratılış
yönünden daha güçlüdürler yoksa
bizim (göklerde) yarattığımız kimseler
mi? Kuşkusuz, biz onları yapışkan bir
çamurdan yarattık.

12. Sen hayret edersin, onlar ise alay
ederler.

13. Kendilerine öğüt verilince öğüt almazlar.

14. Bir ayet gördüklerinde onu alay konusu
ederler.

15. Ve “Bu, apaçık bir büyüden başka
bir şey değildir.” derler.

16. “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz
zaman tekrar mı diriltileceğiz?!”

17. “İlk babalarımız da mı?!”

18. De ki: “Evet, (tekrar diriltileceksiniz;)
hem de hor hakir bir vaziyette.”

19. O, korkunç bir haykırmadır; o anda
hemen (dirilip etrafa) bakarlar.

20. Şöyle derler: “Yazıklar olsun bize! İşte
bu, ceza ve mükâfat günüdür.”

21. “Bu sizin yalanladığınız yargı günüdür.”

22-23. Zulmedenleri, onların eşlerini ve
Allah’tan başka taptıklarını bir araya
toplayın ve onlara cehennemin yolunu
gösterin.

24. Onları bekletin; onlar sorgulanacaklardır.

25. Size ne oldu da birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?!

26. Hayır, onlar bugün teslimiyet içindeler.

27. Bir kesimi diğer kesime dönerek, birbirlerini
sorguya çekerler.

28. “Sağdan (sağduyu adına) bize doğru
gelen sizdiniz.” derler.

29. Öbürleri, “Hayır, gerçekte siz iman etmiş
değildiniz.” derler.

,30. “Bizim size bir egemenliğimiz yoktu;
aslında siz azgın bir topluluktunuz.”

31. “Bu yüzden Rabbimizin sözü, bizim
hakkımızda gerçekleşti. Kuşkusuz biz
azabı tadacağız.”

32. “Biz sizi saptırdık; çünkü kendimiz
sapıktık.”

33. O gün onlar azapta ortaktırlar.

34. Kuşku yok, biz suçlulara böyle yaparız.

35. Onlara, “Allah’tan başka hiçbir ilah
yoktur.” denildiği zaman ululanmaya
kalkışırlardı.

36. “Deli bir şair için mi biz ilahlarımızı
bırakalım?!” derlerdi.

37. Hayır; o, hakkı getirmiştir ve peygamberleri
doğrulamıştır.

38. Kuşkusuz, siz acı azabı tadacaksınız.

39. Yaptığınız ne ise onunla cezalandırılacaksınız.

40. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları
bundan müstesna.

41-42. Onlara belli bir rızk, çeşitli meyveler
vardır. Ve onlar saygındırlar.

43. Nimetlerle dolu cennetlerdedirler.

44. Karşılıklı tahtlara otururlar.

45. Onlara, kaynaklardan akıp duran
duru içkiden doldurulmuş kadehler
ikram edilir.

46. Bembeyazdır ve içenlere zevk verir.

47. Onda ne aklı kaybetme var ve ne de
sarhoşluk.

48. Yanlarında nazik bakışlı, iri gözlü
eşler var.

49. Sanki (kuş tüyleriyle) örtülmüş yumurtalar
gibidirler.

50. Birbirlerine dönerek sorarlar.

51. İçlerinden biri söze gelir de, “Benim
bir arkadaşım vardı.” der.

52. “Sen de (kıyameti) doğrulayanlardan
mısın?” derdi.

53. “Ölüp toprak ve kemik olduktan
sonra mı cezalandırılacağız?”

54. “Onu görmek için bir bakar mısınız?”
der.

55. Bir de bakar, onu cehennemin ortasında
görür.

56. “Allah’a yemin olsun, neredeyse beni
helak edecektin.” der.

57. “Rabbimin nimeti olmasaydı, ben
de orada bulunanlardan olurdum.”

58-59. “Biz artık ilk ölümümüzün dışında
ölmeyeceğiz, değil mi?! Azaba
da uğramayacağız, değil mi?!”

60. Kuşkusuz, işte bu, büyük bir kurtuluş
ve başarıdır.

61. Çalışanlar böylesi için çalışsınlar.

62. Bu mu daha iyi bir ağırlamadır, yoksa
zakkum ağacı mı?!

63. Kuşkusuz, biz onu zalimler için bir
işkence yaptık.

64. O, cehennemin dibinde çıkan bir
ağaçtır.

65. Tomurcukları, şeytanların başı gibidir.

66. Ondan yerler ve karınlarını ondan
doldururlar.

67. Sonra (bu yemeklerinin) üzerine,
onlara kaynar su karışımı bir içecek
vardır.

68. Sonra onların dönüşü cehennemedir.

69. Kuşkusuz onlar, babalarını sapıklıkta
buldular.

70. Bunlar da onların izlerinde koşarak
gittiler.

71. Gerçekten onlardan öncekilerin de çoğu
sapmıştı.

72. Gerçekten biz onların içerisinde uyarıcılar
gönderdik.

73. Şimdi uyarılanların sonunun nasıl olduğuna
bir bak!

74. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları bundan
müstesna.

75. Gerçekten Nuh bize yalvardı ve biz
duaya ne güzel icabet edenleriz.

76. Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

77. Ve sadece onun soyunun kalmasını
sağladık.

78. Sonrakiler arasında ona güzel bir nam
bıraktık.

79. Selam olsun Nuh’a bütün âlemler
içinde.

80. Kuşkusuz, biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

81. O, bizim mümin kullarımızdandı.

82. Sonra diğerlerini suda boğduk.

83. Kuşkusuz, İbrahim de onun izinden
gidenlerdendi.

84. Hani o, temiz ve arınmış bir kalple
Rabbine geldi.

85. Hani babasına ve kavmine, “Siz neye
tapıyorsunuz?” dedi.

86. “Allah’ı bırakıp da yerine yalan uydurma
ilahlar mı istiyorsunuz?”

87. “Âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz
nedir?”

88. Derken yıldızlara baktı.

89. Ve “Ben hastayım.” dedi.

90. Arkalarını çevirip onun yanından
ayrıldılar.

91. Derken yavaşça onların ilahlarına
yöneldi ve şöyle dedi: “Siz (yemek) yemiyor
musunuz?”

92. “Niçin konuşmuyorsunuz?”

93. Gizlice onların yanına varıp sağ
eliyle onlara vurmaya başladı.

94. Derken koşarak ona (İbrahim’e)
geldiler.

95. (İbrahim,) “Siz yonttuğunuz şeye
mi tapıyorsunuz?!” dedi.

96. “Halbuki sizi de, sizin yaptıklarınızı
da Allah yaratmıştır.”

97. “Onun için bir bina yapın, (oradan)
onu ateşe atın.” dediler.

98. Ona bir tuzak kurmak istediler, biz
de onları alçalttık.

99. (İbrahim,) “Ben Rabbime doğru gidiyorum,
o bana yol gösterecektir.” dedi.

100. “Rabbim, bana iyilerden olacak bir
çocuk ver.” (dedi.)

101. Biz de ona sabırlı bir erkek çocuğu
vermeyi müjdeledik.

102. Kendisiyle beraber yürüyecek
yaşa gelince, (İbrahim,) “Ey yavrucuğum!
Ben rüyamda seni kestiğimi
görüyorum. Bir bak, sen ne dersin?”
dedi. O, “Babacığım! Emredileni yap,
Allah’ın izni ile beni sabredenlerden
bulacaksın.” dedi.

103. İkisi de teslim olup, onu alnı üzere
yere yatırınca,

104. Biz “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105. Gerçekten rüyayı doğruladın. Biz
iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.

106. Kuşkusuz, bu apaçık bir imtihandı.

107. Büyük bir kurbanlığı ona fidye
olarak verdik.

108. Kendisine, sonrakiler içinde de
güzel bir nam bıraktık.

109. İbrahim’e selam olsun.

110. İşte iyileri böyle mükâfatlandırırız.

111. Kuşkusuz o, bizim mümin kullarımızdandır.

112. Ona, salihlerden bir peygamber
olan İshak’ı da müjdeledik.

113. Onu ve İshak’ı kutlu kıldık. O ikisinin
soyundan iyiler de var, açıkça
kendi nefsine zulmedenler de var.

114. Musa ve Harun’a da büyük bir lütufta
bulunduk.

115. O ikisini ve kavimlerini o büyük
sıkıntıdan kurtardık.

116. Onlara yardım ettik de onlar galip
oldular.

117. O ikisine apaçık kitabı verdik.

118. Her ikisini doğru yola ilettik.

119. Ve her ikisi için sonrakiler arasında
güzel bir nam bıraktık.

120. Musa ve Harun’a selam olsun.

121. Kuşkusuz, biz iyileri böyle
mükâfatlandırırız.

122. O ikisi, bizim mümin kullarımızdandı.

123. Kuşkusuz, İlyas da peygamberlerdendir.

124. Hani o kavmine dedi ki: “Siz korkup
sakınmaz mısınız?!”

125. “Ba’l’e mi yalvarıyorsunuz?! Yaratıcıların
en güzelini de bırakıyorsunuz!
(bk. Açıklamalar Bölümü: 152)

126. “Sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın
da Rabbi olan Allah’ı!”

127. Derken onu yalanladılar. Kuşkusuz,
onlar tutuklanıp getirilecekler.

128. Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

129. Biz, sonrakiler arasında onun için
güzel bir nam bıraktık.

130. Selam olsun İlyas’a ve ona uyanlara.
Bazılarına göre İlyasin, İlyas anlamına gelen
bir lügattir. Bazıları da bunun, İlyas ve İlyas’ın
takipçileri anlamına geldiğini söylemişlerdir.
Bazıları da bunu, Âl-i Yâsîn diye okumuşlardır.
Buna göre Âl-i Muhammed anlamına gelir. Bu
mana, Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde nakledilmiştir.
(bk. Şubber Tefsiri.)

131. Kuşkusuz, biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.

132. O, bizim mümin kullarımızdandı.

133. Lut da peygamberlerdendi.

134. Biz onu ve bütün ailesini kurtardık.

135. Ancak bir kocakarı geride kalanlar
arasındaydı.

136. Sonra diğerlerini yok ettik.

137. Şüphe yok ki, siz de onlara uğruyorsunuz;
sabahları

138. ve geceleri. Yine düşünmez misiniz?!

139. Kuşkusuz, Yunus da peygamberlerdendi.

140. Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

141. Derken kur’aya katılmıştı da kaybedenlerden
olmuştu.

142. Kendisini kınayıp dururken
bir deniz hayvanı onu yutuvermişti.

143. Eğer Allah’ı tenzih edenlerden
olmasaydı,

144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar
onun karnında kalırdı.

145. Derken onu hasta bir hâlde ıssız
bir çöle attık.

146. Üzerine kabakgillerden bir ağaç
bitirdik.

147. Onu sayıları yüz bin veya daha
fazla olan bir topluluğa gönderdik.

148. Derken iman ettiler; biz de bir süreye
kadar onları yaşatıp nimetlerden
yararlandırdık.

149. Artık sor onlara: Kızlar Rabbine,
oğullar onlara mı?!

150. Yoksa melekleri dişi yarattık da
onlar tanık mıydı?!

151. Bilin ki, onlar yalan uydurup derler
ki:

152. “Allah doğurdu.” Kuşkusuz, onlar
yalancıdırlar.

153. Oğulları bırakmış da kızları mı
seçmiş?!

154. Size ne oldu?! Nasıl hükmediyorsunuz?!

155. Öğüt almaz mısın?!

156. Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?!

157. Eğer doğru söylüyorsanız, kitabınızı
getirin.

158. Onlar, O’nun ile cinler arasında
bir akrabalık olduğunu ileri sürdüler.
Oysa cinler, hesap için getirileceklerini
iyice bilirler.

159. Allah, onların nitelemelerinden
münezzehtir.

160. Allah’ın ihlâslı kulları müstesna.
(Onlar, Allah’ı müşrikler gibi nitelemezler.)

161. Kuşkusuz, siz ve taptığınız şeyler,

162. O’na karşı kimseyi aldatamazsınız.

163. Cehenneme gidecek olan müstesna.

164. (Melekler derler ki:) “Bizden her
birimizin mutlaka belli bir makamı
vardır.”

165. “Kuşkusuz, biz sıra sıra dizilmişiz.”

166. “Kuşkusuz, biz tenzih ederiz.”

167. Onlar diyorlardı ki:

168. “Öncekilerden bir öğüt (kitabı) yanımızda
olsaydı,”

169. “Biz de mutlaka Allah’ın ihlasa
eren kullarından olurduk.”

170. Fakat onu (Kur’ân’ı) inkâr ettiler;
yakında (inkârlarının sonucunu) bilecekler.

171. Gerçekten (peygamber olarak)
gönderilen kullarımız hakkında sözümüz
önceden kesinleşmiştir:

172. “Kuşkusuz, onlar mutlaka zafere
ulaşacaklar.”

173. “Kuşkusuz, bizim ordumuz galip
gelecektir.”

174. Artık bir süre onlardan yüz çevir.

175. Ve onların hâlini gör; yakında onlar
da (hallerini) göreceklerdir.

176. Azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

177. Azap evlerinin önüne inince, uyarılmış
kimselerin sabahı ne kötü olur.

178. Artık bir süre onlardan yüz çevir.

179. Ve onların hâlini gör; yakında onlar
da (hallerini) göreceklerdir.

180. İzzet sahibi Rabbin, onların nitelendirdiği
şeylerden münezzehtir.

181. Selam olsun peygamberlere.

182. Ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır