Risale-i Hüsniye

Giriş
Bismillahirrahmanirrahim
El-hamdü lillâhillezî menne aleynâ, bi-ma’rifeti’l-enbiyâ ve’l-eimmeti’l-ma’sûmîne, bi’d-delâili ve’l-bürhân. Ve neccânâ bi-rahmetihî, min mudillâti’l-ehvâi’l-fâsideti ve’l-mezâhibi’l-bâtıleti, bi’s-sıdki ve’l-yakîn. Ve’s-salâtü alâ seyyidi’l-enbiyâi ve’l-murselîn; Muhammedin ve ıtretihî ve etbâihî, ilâ yevmi’d-dîn.Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Bizlere, peygamberleri ve masum imamları deliller ve bürhanlarla  tanıma nimetini bahşeden; rahme-tiyle doğruluk ve yakîn  lütfederek, fâsit hevâların ve bâtıl mezheplerin saptırmasından kurtaran Al-lah’a hamd olsun. Salât, peygamberlerin ve rasûllerin efendisi Muhammed’e, Ehl-i Beyti’ne ve kıyamet gününe dek onlara tabi olanlara olsun.
Anlatıldığına göre; hakir ve fakir, garip ve kimsesiz, güçsüz kuvvetsiz İbrâhîm Esterâbâdî, dokuzyüz ellisekiz  senesinde, Kutsal Mekke’de tavafın şartlarını yerine getirdi. Mahlûkâtın Efendisi’ni ve masum imamları (hepsine salât ve selâm olsun) ziyaret merasimini tamamladıktan sonra geri dönerek, Şam’da hilâfet konağına vardı ve o diyarın aklı başında bazı mü’minleriyle ve güvenilir Şiîleriyle  hemhal olup sohbetler yaptı.Hârûn Reşîd zamanında muhâlif ulemâ ve fakihlerle tartışmış, deliller ve bürhanlarla mezhebin hakikatini ispatlamış Hüsniye risâlesini, Ali’ye olan bağlılığı ve takvası ile meşhur bir seyyidin yanında, başından sonuna kadar mütalaa etti. Risâleyi ondan yalvar yakar alıp bir kopyasını çıkardı.

Acem  beldelerine yöneldiğinde, o risâleyi yanına alarak Ali dostlarına ve ihtiyaç sahiplerine armağan etti. Hüsniye’nin Ehl-i Sünnet ve Cemâat ulemâsıyla tartışmalarını, Ehl-i Beyt’e muhabbet ve meveddet  erbabından dileyenlere ulaştırdı. Söz konusu risâle Arapça’ydı ve Acem muhiplerin ço-ğunluğu doğal olarak onu anlamıyordu. Bu nedenle muhiplerden bir azizin talebiyle, Hüsniye Risâlesi’ni Farsça’ya tercüme etti. Havâs ve avâmdan  herkesin onu okuyup yazabilmesi ve dinleyebilmesi için, tercümede zor bir üslubu tercih etmedi. Mü’minlerin Emîri ve Müttakîlerin İmamı Hazreti Ali’nin (aleyhissalâtü vessselâm) bereketiyle, söz konusu risâle kısa zamanda büyük şöhret kazandı; muhaliflerin de, destekleyenlerin de beğenip kabul ettiği bir metin haline geldi.

Rivâyet olunur ki, cihan önderi ve devranın Allâmesi, manalara vakıf, muallim-i sânî, ârif billâh ve âlim billâh Şeyh Ebu’l-Fütûh Râzî Mekkî  (rahimehullah) şöyle aktarır: