Piri Babanın Hayatı

Piri Baba’nın tarihsel kişiliği hakkında ne yazık ki elde fazla bilgi kaydı bulunmamaktadır. Ancak, Piri Baba hakkında, velâyetnamede anlatılan menkıbelere dayalı bir hayat hikâyesi karşımıza çıkmaktadır.Piri Baba 15. yüzyılda Merzifon’da yaşamış bir velidir. Hayatı boyunca evlenmediği ve bu nedenle de çocuğu olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Piri Baba’nın Ali Dede adında bir yeğeni olduğu velâyetnamede belirtilmektedir

Velâyetnameye göre; Piri Baba yedi-sekiz yaşlarında annesiyle birlikte Narince Köyünden göç ederek Merzifon’a yerleşir. Annesi Piri Baba’yı bir başmakçı yani ayakkabıcıya çırak olarak verir. İki ayrı usta yanında çalışan Piri Baba, bu dönemden sonra kerametlerini aşikâr eden bir derviş olarak hayatına devam eder. Bu nedenle denilebilir ki, Piri Baba’nın, önce ayakkabıcı çıraklığı ve sonrasında kerametler gösteren bir veli olarak hayat hikâyesini iki ayrı dönemde ele almak mümkündür.

Piri Baba, aslında ayakkabıcı çıraklığı döneminde de kerametler gösteren bir velidir. Çünkü O, bazen öğle namazını Kâbe’de kılar, ustasının su istemesi üzerine Şad Suyundan, Kerbela’daki İmam Hüseyin Çeşmesinden ve hatta Kâbe’den zemzem suyu getirir. Bir keresinde ise, Kâbe’de bulunan ustasına bir lenger helva götürür.

Piri Baba, hayatının ikinci dönemini daha çok Eski Hamam külhanında geçirir ve bu dönemde bir bir kerametlerini gösterir.

Piri Baba’nın hayatında gerçekleşen önemli tarihsel olaylardan birisi kuşkusuz Fatih Sultan Mehmet ile görüşmesidir. Velâyetnameye göre, günlerden bir gün Fatih Sultan Mehmet Merzifon’a gelir ve bu sırada, Merzifon ileri gelenleri Piri Baba’yı kadınlarla hamama girmesi konusunda padişaha şikâyet ederler. Fatih ise, Piri Baba’yla Eski Hamamda görüşür ve O’nun bir veli olduğuna karar verir. Ayrıca, Fatih Sultan Mehmet Piri Baba’yla yaptığı görüşmede geçen konuşmaları müneccimlerine yorumlattırıp İstanbul’un fethi müjdesini alır.

Bu konuda Evliya Çelebi seyahatnamesinde Menâkıb-ı Piri Dede başlığı altında bu menkıbenin biraz farklı bir versiyonu aktarılmaktadır. Burada, Piri Baba’nın Fatih ile değil onun babası II. Murad’la olan görüşmesine yer verilmektedir. Fatih Sultan Mehmed bu versiyonda henüz şehzadedir.

Yine velâyetnameye göre; Piri Baba, günde iki kez türbesinin bulunduğu yere gider, gün batıncaya kadar burada durur ve akşamları ise tekrar Eski Hamam külhanına girermiş. Günlerden bir gün türbesinin olduğu yerde dururken Allah’ın rahmetine kavuşur. Bunun üzerine köylüleri O’nu alıp Narince Köyünde defnetmek isterler. Ancak Merzifon âlimleri toplanarak bu duruma izin vermemişler ve Piri Baba’nın Merzifon’da bugünkü türbeye defnedilmesini sağlamışlardır.

 

Piri Baba Kalenderî mi Bektaşî mi?

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Piri Baba hakkında anlatılan bir menkıbede; Piri Baba, mugayyebât-ı hamse’den dem vuran kâfir, zındık, mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışık olması nedeniyle  Sultan II. Murad’a şikâyet edilir.[35]

Burada dikkat çeken nokta, Piri Baba’nın padişaha şikâyet ediliş gerekçeleridir. Piri Baba, mugayyebât-ı hamse’den dem vuran kâfir, zındık, mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışık olarak suçlanmaktadır.

Piri Baba en başta Mugayyebât-ı Hamse’den dem vurmakla suçlanmaktadır. Mugayyebât-ı Hamse, “bilinmeyen beş şey” anlamına gelmektedir. Kuran-ı Kerim’de Lokman Suresinin 34. Ayetinde; “Hiç şüphe yok ki kıyametin ilmi Allah’ın katındadır.  Yağmuru o indirir. Rahimlerdekini o bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimsede nerede öleceğini bilmez. Muhakkak Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” diye buyrulmaktadır. Ayette belirtilen beş konu bazı İslâm bilginlerince Mugayyebât-ı Hamse olarak adlandırılmıştır. Bu beş bilinmeyenden biri de anne karnındaki çocuğun cinsiyeti konusudur. Evliya Çelebi’nin rivayetine göre, Piri Baba hamamdaki hamile kadınlara çocuklarının cinsiyetini bildiriyormuş. Bu nedenle o zamanki Merzifon uleması, bilgisi Allah katında olan bir şeyi Piri Baba’nın açıklamasına tepki göstererek konuyu padişaha ilettikleri anlaşılıyor.

Piri Baba, Evliya Çelebi’nin aktardığı rivayette; kâfir, zındık ve mülhid ifadeleri ile de suçlanmaktadır. Bu ifadeler genel olarak dinsiz, Allah’ı inkâr eden ve ahrete inanmayan anlamlarında kullanılan terimlerdir. Bî-mezheb tabiri ise, Ehli Sünnet (Sünnî) mezhepleri dışında kalan, mezhepsiz anlamında kullanılmaktadır.

Piri Baba’yı suçlamakta kullanılan ifadeler arasında Cavlakî ve Işık terimleri de bulunmaktadır. Cavlakî teriminin Anadolu Selçukluları devrinden itibaren kullanılmakta olduğu, Işık teriminin ise 14. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Ahmet Yaşar Ocak’ın, Sohbetnâme yazarı Sun’ullah Gaybî’den aktardığı bilgiye göre; ışık teriminin ilk kez Hacı Bektaş Velî tarafından “İç dünyası aydınlık velî” anlamında kullanıldığı ifade edilmektedir.[36]

Fuad Köprülü, Işık teriminin Bâtınî anlamına gelebileceğini ifade etmektedir. [37]  Abdülbâki Gölpınarlı’nın yapmış olduğu bir tespitte de; İran’a bağlı Alevîlere ve Hurûfîlere Işık denildiği belirtilmektedir.[38]  Ahmet Refik’in hazırlamış olduğu kitap çalışmasında yayınlanan bazı 16. yüzyıl Osmanlı belgelerinde ise, Işık teriminin genel olarak Anadolu’daki Alevîleri ifade ettiği anlaşılmaktadır.39

Ahmet Yaşar Ocak, kalenderîler hakkında yapmış olduğu çalışmada, birçok vekayinâme, seyahatnâme ve Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak Cavlakî ve Işık terimlerinin Anadolu’daki Kalenderî topluluklar için kullanılmış olduğu sonucuna varmaktadır. 40

Piri Baba velâyetnamesinde, Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş Veli ve Horasan Erenlerinden hiç bahsedilmemektedir. Bundan hareketle Suraiya Faroqhi Piri Baba’nın tarihi bir şahsiyet olarak Bektaşilik Tarikatı ile bir ilişkisinin olmadığını ileri sürmektedir.[41] Oysa 1647 yılında Merzifon’a gelen Evliya Çelebi, Piri Baba tekkesinin bir Bektaşî tekkesi olduğunu ifade etmektedir.42

Piri Baba’nın bî-mezheb cevlâkî ışık olarak suçlanması ve velâyetnamede vurgu yapılan konular göz önüne alındığında, O’nun Ehli Sünnet (Sünnî) anlayışının dışında bir İslâm algılamasına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Piri Baba’nın bekâr bir yaşam biçimini benimsemiş olması ve velâyetnamede aktarıldığı üzere, Fatih Sultan Mehmet ile hamamda karşılaştığında takınmış olduğu tavırlar dikkate alındığında O’nun bir Kalenderî dervişi olabileceği akla gelmektedir. 43

Eğer Piri Baba bir Kalenderî dervişiyse, tekkesinin sonradan, Evliya Çelebi’nin ziyaret ettiği 1647 yılından önceki bir zamanda Bektaşiliğin etkisi altına girmiş olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anadolu’daki Batınî karakterli tarikat ve meşreplerin büyük bir çoğunlukla Bektaşilik içerisinde eriyerek bu tarikatla kaynaşmış oldukları bilinmektedir. Bu nedenle Piri Baba tekkesinin de böyle bir dönüşüm süreci yaşamış olması muhtemeldir.

Burada Kalenderîlik ve Bektaşîlik anlayışı arasında çok büyük farklılıkların bulunmadığını belirtmekte yarar var. Çünkü esas itibariyle her iki tarikatta, Kuran ve Ehlibeyt temelli Batınî bir İslâm anlayışına sahip bulunmaktadır. Zaten Hacı Bektaş Velî, Piri Baba, Koyun Baba, Otman Baba ve diğer bazı velilerin velâyetnameleri incelendiğinde, ortaya konulan veli tipinin birbirinden pek farklı olmadığı ve bu eserlerde genellikle benzer keramet motiflerinin işlenmiş olduğu görülmektedir.

35-EVLİYA ÇELEBİ Seyahatnamesi, II. Kitap, s. 206
36ĞAYBÎ, Sohbetnâme, Süleymaniye (Hacı Mahmud) Ktp., Nr. 3137,
v-34a’dan aktaran OCAK Ahmet Yaşar, Osmanlı İmparatorluğu’nda
Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV – XVII. Yüzyıllar), s. 105
37-KÖPRÜLÜ Fuad, a.g.e., s. 112-113, 45 nolu dipnot
38-GÖLPINARLI Abdülbâki, Hurûfîlik Metinleri Kataloğu, s. 32
39-AHMET REFİK, Onaltıncı Asırda Râfızîlik ve Bektâşîlik, s. 36, 41, 49,
59, 63, Sadeleştiren: Mehmet Yaman
40- OCAK Ahmet Yaşar, a.g.e., s. 100-107
41-FAROQHİ Suraiya, Anadolu’da Bektaşilik, s. 39
42-EVLİYA ÇELEBİ Seyahatnamesi, II. Kitap, s. 207

43-ŞAHİN Haşim, a.g.m., s. 280

 

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir