Nur Suresi Türkçe Meali

349  CÜZ: 18, SÛRE: 24Medine’de inmiştir; 64 ayettir.

Bu sûrenin “Nur Sûresi” diye isimlendirilişi, Allah’ın
nurunu söz konusu eden 35. ayetten
dolayıdır. İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:

“Mallarınızı ve iffet yerlerinizi Nur
Sûresi’ni okumakla koruyun. Kadınlarınızı da
bu sûreyi okumakla koruyun. Kim her gün
veya her gece bu sûreyi okumayı âdet edinirse,
onun ailesinden hiçbiri o ölünceye kadar
zina etmez. Ölünce de yetmiş bin melek
onu mezarına kadar uğurlarlar. O meleklerin
hepsi, o kabrine girinceye kadar ona dua
eder, onun için bağışlanma dilerler.”

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Bu, indirdiğimiz ve farz kıldığımız
bir sûredir. Belki öğüt alırsınız diye
onda apaçık ayetler indirdik.

2. Zina eden kadın ve zina eden erkeğin
her birine yüz kırbaç vurun. Allah’a ve
ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın
dininde onlara acımanız tutmasın. Onların
cezalandırılmalarında müminlerden
bir topluluk da hazır bulunsunlar.

3. Zina eden erkek, sadece zina eden
veya müşrik olan kadınla evlenir. Zina
eden kadınla da sadece zina eden veya
müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere
haram kılınmıştır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 128)

4. İffetli olan kadınları zina ile suçlayıp,
sonra dört şahit getirmeyenlere seksen
kırbaç vurun ve onların şahitliğini de
asla kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar.

5. Fakat ondan sonra tövbe edip düzelenler
müstesnadır. Kuşkusuz, Allah
bağışlayandır ve merhamet edendir.

6. Eşlerini zina ile suçlayıp kendilerinden
başka şahitleri olmayan erkeklere
gelince, onlardan her birinin şahitliği, doğru
konuştuğuna dair Allah’a yemin ederek
dört defa şahitlik etmesiyle gerçekleşir.

7. Beşinci defada da, “Eğer yalan söyleyenlerden
ise, Allah’ın laneti kendi üzerine
olsun.” diye şahitlik etmelidir.

8. Kadının, kocasının yalan söylediğine
dair Allah’a yemin ederek dört defa şahitlik
etmesiyle ceza ondan kalkar.

9. Beşinci defada da, “(Kocası) doğru söyleyenlerden
ise, Allah’ın laneti kendi üzerine
olsun.” diye şahitlik etmelidir.

10. Ya Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı
ve Allah tövbeleri kabul eden ve hikmet
sahibi olmasaydı (hâliniz ne olurdu)?

CÜZ: 18, SÛRE: 24 NÛR SÛRESİ

11. O büyük yalanı uyduranlar sizden
bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü
sanmayın; bilakis bu, sizin için bir hayırdır.
Onlardan her birine, kazandığı günah
vardır. İçlerinden bu günahın önemli kısmını
üstlenene ise, büyük bir azap vardır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 129)

12. Bunu işittiğiniz zaman mümin erkek
ve mümin kadınların, kendileri hakkında
iyilik düşünüp, “Bu, apaçık bir iftiradır.”
demeleri gerekmez miydi?

13. Buna dört şahit getirselerdi ya! Şahitler
getirmediklerine göre, işte onlar, Allah
nezdinde yalancıların ta kendileridir.

14. Allah’ın dünya ve ahirette size yönelik
lütuf ve merhameti olmasaydı,
daldığınız bu konudan dolayı büyük
bir azaba uğrardınız.

15. Hani bu yalanı birbirinizden alıyor
ve bilginiz olmadığı bir şeyi söylüyordunuz
ve bunu önemsiz bir şey sanıyordunuz.
Oysa bu, Allah’ın katında
büyük bir günahtır.

16. Onu duyduğunuzda, “Bunu konuşmamız
bize yakışmaz. (Allah’ım!)
Sen her eksiklikten münezzehsin. Bu,
büyük bir iftiradır.” deseydiniz ya!

17. İman etmiş iseniz, Allah size bir
daha buna benzer bir işe dönmeyesiniz
diye öğüt verir.

18. Allah, ayetlerini size açıklıyor. Allah,
bilendir ve hikmet sahibidir.

19. İman edenlerin içerisinde çirkin işlerin
yayılmasını arzu edenlere dünyada
ve ahirette acı bir azap vardır. Allah
bilir ve siz bilmezsiniz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 130)

20. Allah’ın size lütuf ve merhameti
olmasaydı ve Allah şefkatli ve merhamet
eden olmasaydı (şiddetli bir azaba
uğrardınız).

351 NÛR SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 24

21. Ey iman edenler! Şeytan’ın adımlarını
takip etmeyin. Kim Şeytan’ın
adımlarını takip ederse, gerçekten
Şeytan, ona edepsizliği ve kötülüğü
emreder. Allah’ın size lütuf ve merhameti
olmasaydı, içinizden hiçbir kimse
asla (kötülüklerden) arınamazdı. Ancak
Allah dilediğini arındırır. Allah,
işitendir ve bilendir.

22. Üstünlük ve imkân sahibi olanlar,
yakınlarına, yoksullara ve Allah yolunda
hicret edenlere mallarından vermeyi
esirgemesinler. Affetsinler, göz
yumsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını
istemiyor musunuz? Allah, bağışlayandır
ve merhamet edendir.

23. İffetli, (kötülüklerden) habersiz
mümin kadınları zina ile suçlayanlar,
dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir
(Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır).
Onlara büyük bir azap vardır.

24. O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları
işler hakkında aleyhlerinde şahitlikte
bulunacaktır.

25. İşte o gün, Allah onların hak ettiği
cezayı tam olarak onlara verir ve
Allah’ın apaçık hak olduğunu bilirler.

26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü
erkekler de kötü kadınlara (yaraşır).
Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler
de temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar,
onların söyledikleri sözlerden uzaktırlar.
Bunlara bağışlanma ve değerli rızk
vardır.

27. Ey iman edenler! Kendi evinizden
başka bir eve, bilgi verip ev halkına selam
vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için
daha hayırlıdır. Olur ki öğüt alırsınız.
Yani habersizce ve izin almadan başkalarının
evine girmeyin. Rivayete göre Ebu Eyyub el-
Ensarî şöyle demiştir: Resulullah (s.a.a)’e, “Bilgi
vermek nasıl olur?” diye sorduk. Resulullah
(s.a.a), “Kişinin, ev halkının duyacağı şekilde
Subhanallah, Elhamdulillah ve Allahu Ekber…
demesi veya öksürmesi bilgi vermektir.” dedi.
(bk. Mecmau’l-Beyan.)

CÜZ: 18, SÛRE: 24 NÛR SÛRESİ

28. Orada bir kimseyi bulmazsanız, size
izin verilmedikçe oraya girmeyin. Eğer
size, “Geri dönün.” denirse, geri dönün.
Bu, sizin için daha temiz bir davranıştır.
Allah, yaptıklarınızı bilir.

29. İçinde size ait eşya olan ve oturulmayan
evlere (bilgi vermeden) girmenizde
size bir sakınca yoktur. Allah,
açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de
bilmektedir.

30. Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını
kontrol etsinler ve mahrem yerlerini korusunlar.
Bu, kendileri için daha temiz bir
davranıştır. Allah, onların yaptıklarından
haberdardır.

31. Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını
kontrol etsinler ve mahrem yerlerini
korusunlar. Açıkta olanı dışında
süslerini açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının
üzerine salıversinler. Süslerini
kocaları, babaları, kocalarının babaları,
oğulları, kocalarının oğulları, erkek
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları,
kız kardeşlerinin oğulları, kendilerinden
olan kadınlar, köleleri, kadınlara
ilgi duymayan bağımlı erkekler ve kadınların
örtülü yerlerine vâkıf olmayan
çocuklar dışında kimseye açmasınlar.
Gizledikleri süslerinin bilinmesi için
ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler!
Hep birlikte Allah’a tövbe edin
ki, kurtuluşa eresiniz.
İmam Sadık (a.s)’a, “Kadının vücudunda,
mahrem olmayan kimsenin görmesinde
herhangi bir sakınca olmayan yerler nerelerdir?”
diye sorulduğunda şöyle dediği
nakledilmiştir: “Yüzü, elleri (bilekten aşağı
kısmı) ve ayakları (topuktan aşağı kısmı).”
(bk. es-Safî, el-Kâfî’den naklen.)

353 NÛR SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 24

32. İçinizdeki bekâr kimseleri, köleleriniz
ve cariyelerinizden iyileri evlendirin.
Fakir iseler, Allah kendi lütfuyla
onları zenginleştirir. Allah bolluk verendir
ve bilendir.
İmam Sadık (a.s), ataları kanalıyla Resulullah
(s.a.a)’den şöyle rivayet etmiştir: “Kim
fakirlikten korkarak evlenmezse, yüce Allah
hakkında kötü zanda bulunmuş olur. Çünkü
Allah Teala şöyle buyurmaktadır: Fakir
iseler, Allah kendi lütfuyla onları zenginleştirir.
Allah bolluk verendir, bilendir.” Yine
şöyle dediği nakledilmiştir: “Bir adam Resulullah
(s.a.a)’e gelip fakirlikten şikâyet etti.
Resulullah (s.a.a) ona, “Evlen.” dedi. Adam
evlendikten sonra durumu düzeldi.” (bk. es-
Safî, el-Kâfî’den naklen.)

33. Evlenme imkânı bulamayanlar da,
Allah, lütfuyla kendilerini zenginleştirinceye
kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden
kendi bedellerini ödeyip
azat edilmek için yazılı olarak anlaşma
yapmak isteyenlerle kendilerinde
bir
hayır (ödeme gücü) biliyorsanızanlaşma
yapın. Allah’ın size vermiş olduğu
malından (da) onlara verin. Dünya
hayatının geçici menfaatini elde etmek
için cariyelerinizi, iffetli kalmak istedikleri
takdirde, zinaya zorlamayın. Kim
onları zorlarsa, (bilsin ki,) zorlanmalarından
sonra Allah, (o cariyelere karşı)
bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

34. Kuşkusuz, size apaçık ayetler, sizden
öncekilere ait bir örnek ve takvalılar
için bir öğüt indirdik.

35. Allah, göklerin ve yerin nurudur.
O’nun nurunun örneği, içinde lamba
olan bir kandilliğe benzer. Lamba, bir
billûr içindedir. Billûr, sanki parlayan
bir yıldızdır. Onun yakıtı, ne doğulu,
ne batılı olan mübarek bir zeytin ağacından
alınır. O ağacın yağı, neredeyse
ateş dokunmasa dahi ışık verir. Nur üstüne
nurdur. Allah, dilediğini kendi nuruna
iletir. Allah, insanlara bu (tür) örnekleri
verir. Allah, her şeyi bilendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 131)

36. (Bu nur,) Allah’ın yüceltilmesine ve
içinde kendi adının anılmasına izin verdiği
evlerdedir. Orada O’nu her sabah ve
akşam tesbih eden,
Bu ayet hakkında bir adam Resulullah’a, “Bu,
kimlerin evidir?” diye sordu. Resulullah (s.a.a),
“Peygamberlerin evidir.” diye buyurdu. Ebu
Bekir, “Fatıma’nın evi de bu evlerden midir?”
diye sordu. Peygamber, “Evet, bu evlerin en
faziletlilerindendir.” diye cevap verdi. (bk. edDurrü’l-
Mensur ve Şevahidu’t-Tenzil, c.1, s.409.)

CÜZ: 18, SÛRE: 24 NÛR SÛRESİ

37. Öyle kimseler (var) ki, ne ticaret ve
ne de alışveriş, onları Allah’ı anmaktan,
namazı hakkıyla kılmaktan ve zekâtı
vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin
sarsıldığı ve gözlerin afallayıp döndüğü
günden korkarlar.

38. (Onlar, böyle yaparlar ki) Allah, yaptıklarının
en güzeli ile kendilerini mükâfatlandırsın
ve lütfuyla daha fazlasını
onlara versin. Allah, dilediğine hesapsız
olarak rızk verir.

39. Kâfir olanların amelleri ise, düz bir
çöldeki seraba benzer; susamış kimse
onu su sanır, fakat oraya gelince onun bir
şey olmadığını görür ve Allah’ı orada hazır
bulur, O da, onu tam olarak hesaba
çeker. Allah hesabı süratli görendir.

40. Veya (onların amelleri,) dalga üstüne
dalganın kapladığı, onun üstünde
de (kara) bulutların bulunduğu engin
bir denizdeki karanlıklara benzer. Birbiri
üstüne gelen karanlıklar. (Boğulmakta
olan biri,) elini çıkardığı zaman,
neredeyse onu dahi göremez. Allah’ın
nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

41. Göklerde ve yerde bulunan kimselerin
ve diziler hâlinde kanat açan
kuşların hep O’nu tesbih ettiklerini
görmez misin? Her biri, kendi duasını
ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını
iyice bilendir.

42. Göklerin ve yerin egemenliği Allah’a
aittir ve dönüş Allah’adır.

43. Allah’ın bulutları sürdüğünü, sonra
onları bir araya getirip üst üste yığdığını
görmüyor musun? İşte yağmurun
onun arasından çıktığını görürsün
Bir de gökten, oradaki dağlardan dolu
yağdırır. Onu istediğine isabet ettirir
ve istediğinden uzaklaştırır. Bu bulutlardan
çıkan şimşeğin ışığı neredeyse
gözleri alır.
Dağlar tabiriyle mecazi olarak bulutlar kastedilir.

355 NÛR SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 24

44. Allah geceyi ve gündüzü (birbirine)
çevirir. Şüphesiz, bunda basiret sahipleri
için bir ibret vardır.

45. Allah, her canlıyı sudan yarattı.
Kimi karnı üstünde yürür,
kimi iki ayağı üstünde yürür,
kimi de dört ayak üstünde yürür.
Allah, dilediği şeyi yaratır.
Allah, her şeye kadirdir.

46. Gerçekten biz, (birtakım) aydınlatıcı
ayetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi
doğru yola ulaştırır.

47. “Allah’a ve Peygamber’e iman ettik
ve itaat ettik.” derler. Sonra onlardan
bir kesim, bunun ardından yüz çevirirler.
Bunlar, iman etmiş değillerdir.

48. Aralarında hüküm vermesi için
Allah’a ve Peygamberi’ne çağırıldıkları
zaman, onlardan bir kesim, hemen
yüz çevirirler.

49. Eğer hak onların lehine olursa, boyun
eğerek ona gelirler.

50. Kalplerinde hastalık mı var; yoksa
şüphe mi ettiler; yahut Allah ve
Peygamberi’nin onlara haksızlık edeceğinden
mi korkuyorlar? Hayır; gerçek
şu ki, onların kendileri zalimdirler.

51. Aralarında hüküm vermesi için Allah
ve Peygamberi’ne çağırıldıkları zaman,
müminlerin sözü, ancak “işittik ve itaat
ettik” demeleridir. İşte bunlar, kurtuluşa
erenlerdir.

52. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat
eder, Allah’tan korkar ve O’ndan sakınırsa,
işte zafere erenler bunlardır.

53. Sen kendilerine emrettiğin takdirde
(savaşa) çıkacaklarına dair en ağır yeminleriyle
Allah’a yemin ettiler. De ki:
“Yemin etmeyin; (sizden istenilen, sadece)
güzel bir itaattir. Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır.”

CÜZ: 18, SÛRE: 24 NÛR SÛRESİ

54. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat
edin.” Eğer yüz çevirirseniz, (bilin ki,)
o (Peygamber) yükümlü kılındığı şeyden
sorumludur ve siz de yükümlü kılındığınız
şeyden sorumlusunuz. Eğer
ona itaat ederseniz, hidayete erişirsiniz.
Peygamber’e düşen, sadece (mesajı) apaçık
iletmektir.

55. Allah, sizden iman edip doğru işler
yapanlara, onlardan öncekileri yeryüzüne
egemen kıldığı gibi onları da egemen
kılacağını, beğendiği dini onlar için
yerleştireceğini ve korkularını güvene
çevireceğini vadetti. Onlar bana ibadet
ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar.
Artık bundan sonra kim küfre saparsa,
işte onlar fasıktırlar.

56. Namazı hakkıyla kılın; zekâtı verin
ve Peygamber’e itaat edin ki, size merhamet
edilsin.
57. Küfre saplananların, asla yeryüzünde
(bizi) acze uğrattıklarını sanma.
Varacakları yer ateştir. Orası ne kötü
dönüş yeridir!

58. Ey iman edenler! Köle ve cariyeleriniz
ve içinizden bulûğ çağına ermemiş
olanlar (günde) üç defa sizden izin istesinler:
Sabah namazından önce, öğleyin
elbiselerinizi çıkardığınız zaman
ve yatsı namazından sonra. Bu üç vakit,
örtülü olmadığınız zamanlardır. Bunların
dışında ne size, ne de onlara bir
sakınca yoktur. (Çünkü) sürekli birbirinizin
yanına girip çıkmaktasınız. İşte
Allah, ayetlerini böyle size açıklıyor.
Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

357 NÛR SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 24

59. Çocuklarınız ergenlik çağına ulaştıklarında,
kendilerinden öncekiler izin
istedikleri gibi onlar da izin istesinler.
İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor.
Allah bilendir, hikmet sahibidir.
60. Evlenmek ümidi kalmayan yaşlı
kadınların, süslerini dışa vurmamak
şartıyla (bazı) elbiselerini bırakmalarında
bir sakınca yoktur. İffetli davranmaları
onlar için daha iyidir. Allah
işitendir ve bilendir.

61. Köre bir sakınca yoktur; sakata da
bir sakınca yoktur; hastaya da bir sakınca
yoktur. Sizin için de, kendi evlerinizden,
babalarınızın evlerinden, annelerinizin
evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden,
amcalarınızın evlerinden, halalarınızın
evlerinden, dayılarınızın
evlerinden, teyzelerinizin evlerinden
veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerden
veya dostlarınızın evlerinden (bir
şey) yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu
hâlde veya ayrı olarak yemek yemenizde
sizin için bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz
zaman, Allah katından kutlu ve
temiz bir esenlik dileği olarak kendinize
selam verin. İşte Allah, anlayasınız diye
ayetlerini böyle size açıklar.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan nakle göre,
Medine halkı, İslam’dan önce körleri, sakatları
ve hastaları yemekte kendilerinden ayırıyorlardı.
Ve onlarla birlikte yemek yemenin sakıncalı
olduğuna inanıyorlardı. Peygamber (s.a.a)
Medine’ye geldiğinde bir arada yemek yemelerinin
bir sakıncasının olmadığı bu ayetle
açıklandı. (Tefsir-i Kummî Tefsiri, c.2 s.108.)

62. Müminler, ancak Allah’a ve Peygamber’e
iman eden, topluca yapılan bir iş
için Peygamber’le beraber olduklarında
ondan izin istemeksizin bırakıp gitmeyen
kimselerdir. Kuşkusuz, şu senden
izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve
Peygamber’e iman edenlerdir. Öyleyse,
senden bazı işleri için izin istediklerinde
onlardan dilediğine izin ver ve onlar için
Allah’tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah,
bağışlayandır ve merhamet edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 132)

63. Aranızda peygamberi, birbirinizi çağırır
gibi çağırmayın. Gerçekten Allah,
içinizden sıvışıp kaçanları bilmektedir.
Öyleyse O’nun emrine muhalefet edenler,
bir belaya tutulmaktan veya acı bir
azaba uğramaktan çekinsinler.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 133)