Nisa Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 4, SÛRE: 4

Medine’de inmiştir; 176 ayettir.

Kadınlarla ilgili şer’î ahkâm ve diğer konular bu
sûrede açıklandığı için sûreye kadınlar anlamına
gelen “Nisâ” adı verlmiştir.

İmam Emirü’l-Müminin Ali (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilmiştir: “Kim her hafta Nisa Sûresi’ni
okursa, kabrin sıkmasından korunmuş olur.”
(bk. el-Ayyaşî Tefsiri)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir nefisten yaratan,
ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok
erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden
korkun. Adına birbirinizden dilekte
bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalardan
(akrabaların hakkını çiğnemekten)
sakının. Şüphesiz, Allah sizi
gözetleyicidir.

2. Yetimlerin mallarını kendilerine
verin, kötü olanı iyiyle
değiştirmeyin (kendi kötü malınızı onların
iyi malıyla değiştirmeyin) ve onların
malını kendi malınıza ekleyerek yemeyin.
Şüphesiz bu, büyük bir günahtır.

3. Eğer yetimler (öksüz kızlar) hakkında
adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız,
beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer
veya dörder nikâhlayın. Adaletsiz davranmaktan
korkuyorsanız, o zaman yal-
nız biriyle evlenin veya sahip olduğunuz
cariyelerle yetinin. Bu, adaletsizlikten
uzak durmanız için daha elverişlidir.
4. Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu
ile kendilerine verin. Eğer gönül rızası
ile mehirlerinin bir miktarını size
bağışlarlarsa, onu afiyetle yiyin.
5. Hayatınızın doğrulması için Allah’ın
vesile kıldığı mallarınızı beyinsizlere
vermeyin. O mallardan onların geçimlerini
sağlayın, onları giydirin ve onlara
güzel söz söyleyin.
6. Yetimleri (olgunluğa erişip erişmediklerini
bilmek için) deneyin; evlenme çağına
eriştiklerinde onlarda akıl yönünden
olgunluk belirtilerini görürseniz,
mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler
(ve mallarını geri alacaklar) diye
mallarını israf ederek ve tez elden yemeyin.
Zengin olan, iffetli olsun (yetim için
verdiği emeğine karşı bir şey almasın).
Fakir olan ise, ölçülere uygun miktarda
yesin. Yetimlere mallarını teslim ettiğinizde,
bunu şahitlerin huzurunda yapın.
Hesap gören olarak Allah yeter.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 4

7. Erkeklere, baba ve annenin ve akrabaların
geride bıraktığından bir pay
vardır; kadınlara da, baba ve annenin
ve akrabaların geride bıraktığından bir
pay vardır. Onun (geride bırakılan malın)
azından da, çoğundan da. Ödenmesi
gerekli belirlenmiş bir pay olarak.
8. Miras taksiminde (hisseleri olmayan)
yakınlar, öksüzler ve fakirler de
bulunurlarsa, onlara da ondan verin
ve beğenilen güzel söz söyleyin.
9. Kendilerinden sonra güçsüz evlatlar
bıraktıkları takdirde onlar için (sıkıntıya
düşmekten) endişe edenler, (haksızlık
etmekten) korksunlar; Allah’tan
çekinerek sağlam söz söylesinler.
10. Haksız yere yetimlerin mallarını
yiyenler, gerçekte karınlarına ateş doldurmaktadırlar.
Yakında onlar, alevli
ateşe atılacaklar.
11. Allah, evlatlarınız hakkında size
şöyle tavsiye eder: Erkeğe iki kadının
payı verilir. Eğer mirasçılar yalnız kız
olur ve (iki veya) ikiden fazla olurlarsa,
bıraktığının üçte ikisi onlarındır; eğer bir
kız olursa, yarısı onundur. Ölenin çocuğu
varsa, baba ve annesinin her birine altıda
bir hisse düşer. Eğer çocuğu yoksa ve (yalnız)
baba ve annesi ondan miras alırsa,
annesinin payı üçte birdir (geri kalan mal
babanındır). Ama eğer ölenin kardeşleri
varsa, annesinin payı altıda birdir (geri
kalan babanındır). (Tüm bunlar,) onun
yaptığı vasiyetten ve borcundan sonradır.
Babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin
size daha çok faydalı olduğunu siz bilmezsiniz.
Bunlar, Allah tarafından belirlenen
farzlardır. Kuşkusuz, Allah hakkıyla
bilen ve hikmet sahibidir.

CÜZ: 4, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

12. Hanımlarınızın çocuğu yoksa, yaptıkları
vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktıklarının
yarısı sizindir; eğer çocukları
varsa, dörtte biri sizindir. Sizin de çocuğunuz
yoksa, yaptığınız vasiyetten ve
borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri
onlarındır; eğer çocuğunuz varsa, sekizde
biri onlarındır. Eğer babası, annesi ve
çocuğu olmayan bir erkek veya kadın
miras bırakır ve onun (anne tarafından)
bir erkek kardeşi veya kız kardeşi olursa,
o ikisinden her birinin hissesi altıda
birdir; eğer bundan fazla olurlarsa, o zaman
üçte birde ortaktırlar. Bu, zarar vermek
niyeti olmaksızın yapılan vasiyetten
ve borçtan sonradır. Bunlar, Allah’tan
size bir öğüttür. Allah hakkıyla bilendir,
halimdir.

13. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır.
Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat
ederse, onu altından ırmaklar akan
cennetlere yerleştirir; orada sürekli
kalırlar. Büyük kurtuluş ve başarı işte
budur.
14. Kim de Allah’a ve Peygamber’ine
karşı gelir ve koyduğu sınırları aşarsa,
Allah onu sürekli kalacağı bir ateşe sokar
ve ona aşağılayıcı bir azap vardır.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 4

15. Kadınlarınızdan fuhuş (kötü iş)
yapanlar aleyhine içinizden dört şahit
getirin; eğer tanıklık ederlerse, ölünceye
veya Allah kendilerine bir yol belirleyinceye
dek onları evlerde tutun.
16. İçinizden fuhuş yapan iki kişinin
(kadın ve erkeğin) her ikisini de incitin;
eğer tövbe eder ve kendilerini düzeltirlerse,
artık onlara dokunmayın.
Şüphesiz, Allah tövbeleri kabul eden
ve sürekli merhamet edendir.
17. Allah’ın kabulünü üzerine aldığı
tövbe, sadece cahillikle günah işleyen
ve sonra hemen tövbe eden kimseler
içindir. İşte bunların tövbelerini Allah
kabul eder.Şüphesiz, Allah hakkıyla
bilendir ve hikmet sahibidir.
18. Sürekli günah işleyip nihayet ölümü
gelince, “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlere
ve kâfir olarak ölenlere tövbe yoktur.
Onlara elemli bir azap hazırladık.
19. Ey iman edenler! Kadınlardan zorla
miras almanız, size helal değildir. Apaçık
bir fuhuş işlemedikçe, verdiğiniz maldan
bir kısmını almak için onları bir kenara
da koymayın (onlara baskı da yapmayın).
İyi ve uygun bir şekilde onlarla geçinin.
Onlardan hoşlanmıyorsanız, (hemen
ayrılmaya yeltenmeyin; çünkü) Allah’ın,
hoşlanmadığınız bir şeyde çok hayır takdir
etmesi mümkündür.

CÜZ: 4, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

20. Eğer bir eşi bırakıp yerine başka bir
eş almak isterseniz, (mehir olarak) onlardan
birine yüklerle mal vermiş olsanız
dahi, ondan bir şey almayın. Yoksa bunu
(mehri), iftira ve apaçık günaha başvurarak
onlardan almak mı istiyorsunuz?!
21. Nasıl bu mehri alıyorsunuz?! Oysa
birbirinizle ilişkide bulunmuşsunuz ve
eşleriniz de sizden sağlam bir ahit almışlardır!
22. Ve geçmişte olanlar bir yana artık babalarınızın
evlendiği kadınlarla evlenmeyin.
Çünkü bu çirkin, iğrenç ve kötü
bir yoldur.
23. Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz, erkek
kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin
kızları, sizi emziren (süt) analarınız,
süt bacılarınız, eşlerinizin anneleri,
ilişkide bulunduğunuz kadınlarınızdan
olma himayenizdeki üvey kızlarınız,
eğer
o kadınlarla ilişkide bulunmamışsanız,
(kızlarıyla evlenmenizde)
size bir günah yokturkendi
soyunuzdan
olan oğullarınızın eşleri ve geçmişte
olanlar bir yanaiki
kız kardeşle
bir arada evli olmanız, size haram kılınmıştır.
Gerçekten Allah çok affeden
ve sürekli merhamet edendir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

24. Ve (harpte esir alarak) sahip olduklarınız
hariç, evli kadınlar da (size
haram kılınmıştır). Bunlar, Allah tarafından
size belirlenen hükümlerdir. Bu
sayılanlardan başkasını zinadan
uzak
durup iffetli olarakkendi
mallarınızla
istemeniz, size helal kılınmıştır. Artık
müt’a olarak evlendiğiniz kadınların
belirlenmiş mehirlerini kendilerine
verin. Mehri belirledikten sonra (onu
azaltmak veya çoğaltmak hususunda)
birbirinizle anlaşmanızın bir günahı
yoktur. Kuşkusuz Allah bilendir, hikmet
sahibidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 51)

25. Sizden mümin hür kadınlarla evlenmeye
mal varlığı yönünden gücü
yetmeyen kimse, sahip olduğunuz mümin
cariye kızlarınızla evlensin. Allah
sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz
birbirinizdensiniz. Fuhuştan uzak durup
iffet ölçülerine riayet etmeleri ve
gizli olarak kendilerine
dost edinmemeleri hâlinde onlarla ailelerinin
izniyle evlenin, mehirlerini de
uygun şekilde onlara verin. Eğer evlendikten
sonra fuhuş yaparlarsa, onlara
hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı
uygulanır. Bu, içinizden (evlenmemek
yüzünden) zorluğa duçar olmaktan korkanlar
içindir. Fakat sabretmeniz, sizin
için daha iyidir. Allah bağışlayandır ve
sürekli merhamet edendir.

26. Allah (bilmediklerinizi) size açıklamak,
öncekilerin sünnetlerine (yol yordamlarına)
sizi hidayet etmek ve tövbelerinizi
kabul etmek ister. Allah bilendir
ve hikmet sahibidir.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

27. Allah tövbenizi kabul etmek ister.
Nefsi arzularına uyanlarsa, büsbütün
yoldan çıkmanızı isterler.
28. Allah yükünüzü hafifletmeyi diler.
Zaten insan zayıf olarak yaratılmıştır.
29. Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayalı
ticaret (alışveriş)
olması durumu
hariç, birbirinizin mallarını batıl yollarla
yemeyin. Kendinizi (birbirinizi) öldürmeyin.
Şüphesiz, Allah size karşı sürekli
merhamet edendir.
30. Kim haksızlık ve zulümle bunu yaparsa,
yakında onu ateşe koyacağız. Bu,
Allah için pek kolaydır.
31. Size yasaklanan büyük günahlardan
kaçınırsanız, kötülüklerinizi (günahlarınızı)
giderir ve sizi değerli bir
yere yerleştiririz.
32. Sakın, Allah’ın sizden bir kısmınızın
diğer kısmınıza üstün olmasına
vesile kıldığı şeyleri arzu etmeyin.
Erkeklere kazandıklarından bir pay
vardır ve kadınlara da kazandıklarından
bir pay vardır. Allah’ın ihsan ve
lütfundan (size bağışta bulunmasını)
dileyin. Şüphesiz, Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.
Yaratılıştan kaynaklanan farklılıklar, insanların
birbirlerine muhtaç olmalarını, böylece
ailevî ve toplumsal ilişkilerin oluşmasını,
insanoğlunun hayatını sürdürmesini ve
kemale erişmesini sağlar. Bu farklar yüzünden
insanların birbirlerinin haklarını çiğnememeleri
ve birbirlerini kıskanmamaları
gerekir.

33. Baba ve annenin, yakınların ve kendileriyle
antlaşma yapmış olduğunuz
kimselerin bıraktıklarına mirasçı olmaları
için her ölüye birtakım mirasçılar
belirledik. Öyleyse bunların miras
paylarını verin. Şüphesiz, Allah her
şeyi hakkıyla gözetleyendir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

34. Allah’ın kimini kiminden üstün
kıldığından ve erkeklerin kendi mallarından
harcamada bulunduklarından,
erkekler kadınlara yönetici ve koruyucudurlar.
Salih kadınlar, itaatkârdırlar
ve Allah’ın (onların haklarını) koruma-
sına karşılık gizlide (kocaları bulunmadığı
zaman onların hak ve sırlarını)
korurlar. Serkeşliğinden endişe ettiğiniz
kadınlara öğüt verin, (eğer tesir
etmezse) yatakta onları yalnız bırakın,
(eğer bununla da düzelmezlerse) onları
dövün. Size itaat ederlerse, onlara
karşı bir yol (bahane) aramayın. Şüphesiz,
Allah yücedir ve büyüktür.
35. İkisinin birbirinden ayrılmasından
endişe ederseniz, erkeğin ailesinden
bir hakem ve kadının ailesinden bir
hakem gönderin Eğer bu hakemler
aralarının düzelmesini isterlerse, Allah
aralarını bulur. Şüphesiz, Allah (her şeyi)
bilir ve (her şeyden) haberdardır.

36. Allah’a ibadet edin ve hiçbir şeyi O’na
ortak koşmayın. Anneye, babaya, yakınlara,
yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya,
uzak komşuya, birlikte olduğunuz arkadaşa,
yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz
kölelere iyi davranın. Şüphesiz, Allah,
böbürlenen ve övünen kimseyi sevmez.
37. Bunlar (böbürlenen ve övünenler),
cimrilik yaparlar, insanları da cimriliğe
davet ederler ve Allah’ın kendi lütfu ile
verdiği şeyi gizlerler. Kâfirlere aşağılayıcı
bir azap hazırladık.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

38. Bunlar, mallarını halka gösteriş için
harcarlar. Allah’a ve ahiret gününe inanmazlar.
Kimin arkadaşı Şeytan olursa, o
ne kötü bir arkadaştır!
39. Ne olurdu Allah’a ve ahiret gününe
iman edip Allah’ın kendilerine verdiği
rızktan (Allah yolunda) harcasalardı? Allah,
onları iyice bilir.
40. Şüphesiz, Allah zerre kadar (kimseye)
zulmetmez. (Kulun yaptığı iş) zerre kadar
bir iyilik bile olsa, Allah onu kat kat
arttırır ve kendi katından ona büyük bir
mükâfat verir.
41. Her ümmetten bir tanık (gözlemci)
getirip seni de onlara tanık (gözlemci)
olarak getirdiğimizde onların halleri
nasıl olur?!

(bk. Açıklamalar Bölümü: 52)

42. O gün, küfre düşenler ve Peygamber’e
isyan edenler, yerle bir olmalarını
arzu ederler ve Allah’tan hiçbir sözü
gizle(ye)mezler.
43. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne
dediğinizi bilinceye kadar ve cünüp
iken yolcu
olma durumunuz müstesnagusül
edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta
olursanız yahut biriniz tuvaletten
gelirse ya da kadınlara dokunursanız
(onlarla cinsel ilişkide bulunursanız),
su bulamadığınız takdirde, temiz toprağa
teyemmüm edip (yönelip), yüzlerinize
ve ellerinize sürün. Allah affedendir
ve bağışlayandır.
Bazıları ayette geçen ‘salât’tan (namazdan)
maksadın namaz yerleri, yani mescitler
olduğunu söylemişler. Buna göre ayette
cünüp olan birinin mescitte durmamak
kaydıyla mescitlerden geçmesinin caiz olduğu
hükmü beyan edilmiştir. Tercümede
esas alınan manaya göre ise, cünüplü olan
birinin güsül etmeden namaz kılamayacağı
sadece su bulamadığı vb. mazeretlerde
teyemmümle namaz kılabileceği hükmü
açıklanmıştır. (bk. Cevamul’-Cami’ Tefsiri)

44. Kendilerine kitaptan bir pay verilenlere
bakmaz mısın? (Nasıl da) sapıklığı
satın alıyorlar ve sizin de yoldan
sapmanızı istiyorlar!

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

45. Allah, düşmanlarınızı (sizden) daha
iyi bilir. Veli olarak Allah yeter; yardımcı
olarak Allah yeter.
46. Yahudilerden bazıları, sözleri kendi
yerinden çıkarıp saptırıyorlar (tahrif
ediyorlar). Dillerini eğip bükmek
ve dine darbe vurmak için, (“İşittik
ve itaat ettik” demenin yerine) “İşittik
ve karşı geldik; dinle, dinlemez olası”
ve “Râina” derler. Eğer “İşittik ve itaat
ettik; bizi dinle ve bize fırsat ver”
deselerdi, onlar için daha iyi ve daha
doğru olurdu. Ama Allah, küfürleri
yüzünden onları, kendi rahmetinden
uzaklaştırmıştır. Az bir topluluk dışında
onlar iman etmezler.
(bk. Bakara: 104.)

47. Ey kendilerine kitap verilmiş olanlar!
Biz bazı yüzleri silip arkalarına çevirmeden
veya cumartesi adamlarını
lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden
önce, sizin yanınızda olanı tasdik
edici olarak indirdiğimize iman edin.
Allah’ın emri, kesin gerçekleşen bir
emirdir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 53)

48. Şüphesiz, Allah, kendisine ortak
koşulmasını bağışlamaz; ama ondan
başka günahı, dilediği kimse için bağışlar.
Kim Allah’a ortak koşarsa, gerçekten
yalan uydurarak büyük bir günah
işlemiştir.
49. Kendilerini temize çıkaranları görmez
misin? Oysa Allah, dilediğini (kötülüklerden)
temizler ve onlara en ufak bir
haksızlık da edilmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 54)

50. Bak, nasıl da Allah hakkında yalan
uyduruyorlar?! Bu apaçık günah (onlara)
yeter.
51. Kitaptan kendilerine bir pay verilenleri
görmedin mi? Cibt ve Tağut’a (puta
ve Allah’ karşı olan güçlere) inanıyor ve
kâfirler için “Bunlar, (izledikleri) yol bakımından
iman edenlerden daha çok hidayete
yakındırlar.” diyorlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 55)

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

52. İşte onlar, Allah’ın lanet ettiği (merhametinden
uzaklaştırdığı) kimselerdir.
Allah kime lanet ederse, artık onun için
bir yardımcı bulamazsın.
53. Yoksa onların hükümranlıktan bir
payları mı var?! Eğer öyle olsa, insanlara
hurma çekirdeğinin oyuğu kadar bir şey
bile vermezler.
54. Yoksa insanlara Allah’ın kendi lütfu
ile verdiği şeyi mi kıskanıyorlar?! Gerçekten
biz İbrahim soyuna kitap ve hikmet
verdik, biz onlara büyük bir hükümranlık
verdik.
55. Onlardan (kitap ehlinden) ona (Peygamber’e)
iman edenler de, ondan yüz
çevirenler de var. Cehennemin alevli
ateşi (bunlara) yeter.

56. Ayetlerimizi inkâr edenleri yakında
bir ateşe atacağız; derileri (yanıp) kavrulunca,
azabı tatmaları için derilerini
başka deriler ile değiştiririz. Şüphesiz,
Allah üstündür ve hikmet sahibidir.
57. İman edip salih amel edenleri
altından ırmaklar akan, içinde
sürekli kalacakları cennetlere
yerleştireceğiz. Orada onlar
için temiz eşler vardır ve onları
güzel gölgeliklere yerleştiririz.
58. Allah, emanetleri sahiplerine vermenizi
ve insanlar arasında hükmedince
adaletle hükmetmenizi emrediyor.
Allah size ne güzel öğüt veriyor!
Şüphesiz, Allah (her şeyi) işiten ve
görendir.
59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin;
Peygamber’e ve sizden olan o yetki
sahiplerine de itaat edin. Eğer Allah’a
ve ahiret gününe iman ediyorsanız,
bir şeyde çekiştiğiniz zaman o hususta
Allah’a ve Peygamber’e başvurun.
Böyle yapmanız, hem daha iyidir ve
hem de sonu daha güzeldir.
Bu ayette Allah’a ve Peygamber’e olan
mutlak itaatin yetki sahipleri için de geçerli
olduğu açıklanmıştır. Masum olmayan kişiye
mutlak itaatin farz olmasının dinin esasları
gereğince mümkün olmadığı gerçeği
nazara alınarak ayette sizden olan yetki
sahiplerinden maksadın Peygamber’in vasileri
olan On İki İmam olduğu açıklık kazanır.
Bu konu Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen
hadislerde de açıklanmıştır. (bk. Nuru’s-Sekaleyn
Tefsiri)

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

60. Sana indirilene de (Kur’ân’a), senden
önce indirilene de (Tevrat’a) iman
ettiklerini sananları görmüyor musun?!
Onlar, tağutun yanında muhakeme olmak
isterler; oysa onlara onu inkâr etmeleri
emir olunmuştu.Şeytan onları
uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 56)

61. Kendilerine, “Allah’ın indirdiği
şeye ve Peygamber’e gelin.” denilince,
münafıkların senden şiddetle yüz çevirdiğini
görürsün.
62. Elleriyle önceden hazırladıkları işlerden
dolayı bir musibete uğrayınca,
(durumları) nasıl olur?! O zaman sana
gelerek, “Biz sadece iyilik etmek ve uzlaşmak
istedik.” derler.
63. Allah, onların kalplerinde olanı bilir.
Onlardan yüz çevir (onları cezalan-
dırmaktan vazgeç), onlara öğüt ver ve
kendi halleri hakkında onlara açık ifadeli
ve etkili bir söz söyle.
64. Biz her peygamberi ancak Allah’ın
izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik.
Eğer onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
sana gelip Allah’tan bağışlanma
dileselerdi ve Peygamber de onlar
için bağışlanma dileseydi, Allah’ı tövbeleri
kabul eden ve sürekli merhamet eden
olarak bulurlardı.
65. Hayır, (sandıkları gibi değil,) Rabbine
ant olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda
seni hakem kılıp sonra senin
verdiğin hüküm hakkında kalplerinde
bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

66. Biz onlara kendilerini öldürmelerini
(ölüm için hazır olmalarını) veya kendi
yurtlarından çıkmalarını yazsaydık (emretseydik),
içlerinden azı müstesna, bunu
yerine getirmezlerdi. Hâlbuki kendilerine
verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar
için daha iyi ve (hak üzere) sebatları
için daha etkili olurdu.
67. Bu takdirde (biz de) onlara şüphesiz
katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
68. Ve kuşkusuz onları doğru olan yola
hidayet ederdik.
69. Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat
ederse, işte onlar, (kıyamette) Allah’ın
kendilerine nimet verdiği peygamberler,
doğrular, şehitler (veya amelleri gö
zetleyiciler) ve salihlerle beraberdirler.
Bunlar ne güzel arkadaştırlar!

70. Bu lütuf, Allah tarafındandır; (her
şeyi) bilen olarak Allah yeter.
71. Ey iman edenler! (Savaşmaya giderken)
tedbirinizi alın, sonra gruplar
hâlinde veya topluca hareket edin.
72. İçinizden ağır davrananlar olacak
ve size bir musibet gelip çatınca da,
“Allah bana nimet verdi de onlarla birlikte
(bu sıkıntılara tanık) olmadım.”
diyecektir.
73. Allah’tan size bir lütuf erişecek
olursa, aranızda hiçbir dostluk bağı
olmayan (yabancı) biri gibi, “Keşke
onlarla birlikte olsaydım da büyük bir
başarıya erseydim.” diyecektir.
74. Artık dünya hayatını ahiret karşılığında
satanlar, Allah yolunda savaşsınlar.
Kim Allah yolunda savaşır da
öldürülür veya zafer elde ederse, ona
yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

75. Size ne oldu da Allah ve, “Ey Rabbimiz!
Halkı zalim olan bu şehirden
bizi çıkar, bize kendi katından bir veli
(koruyucu ve yönetici) ver ve bize kendi
katından bir yardımcı ver.” diyen
müstaz’af (ezilmiş) erkek, kadın ve çocukların
yolunda savaşmıyorsunuz?!
76. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar;
kâfirler ise, tağut yolunda savaşırlar.
O hâlde siz de Şeytan’ın dostla-
rıyla savaşın. Şüphesiz, Şeytan’ın tertip
ve tuzağı zayıftır.
77. Kendilerine, “Ellerinizi (savaştan)
çekin, namazı hakkıyla ayakta tutun
ve zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin
mi?! Onlara savaş yazılınca, onlardan
bir kesimi, Allah’tan korkar gibi
veya daha fazla bir korku ile insanlardan
korkmaya başladılar ve dediler ki:
“Ey Rabbimiz! Niçin bize savaşı yazdın?
Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen
olmaz mıydı?” De ki: Dünyanın
zevk ve imkânları azdır. Takvalılar için
ahiret daha iyidir. Ve (orada) size en
ufak bir haksızlık edilmez.
Ayetin son bölümündeki ifadenin tam karşılığı
şöyledir: ” ve (orada) size hurma çekirdeğindeki
incecik kıl kadar bir haksızlık
edilmez”.

78. Nerede olursanız olun, ölüm sizi yakalayacaktır;
sağlamlaştırılmış kalelerde
olsanız bile. Onlara bir iyilik (sıhhat, bolluk,
zafer vb.) erişirse, “Bu Allah katındandır.”
derler. Onlara bir kötülük (hastalık,
fakirlik, yenilgi vb.) erişirse, “Bu
senin tarafındandır.” derler. De ki: Hepsi
Allah katındandır. Bu insanlara ne oldu
da neredeyse hiçbir sözü (doğru şekilde)
anlayamıyorlar?!
79. Sana gelen her iyilik Allah’tandır.
Sana ulaşan her kötülük kendi nefsindendir.
Seni insanlara elçi olarak gönderdik.
Gözetici olarak Allah yeter.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 57)

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

80. Kim Peygamber’e itaat ederse,
Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince,
(bil ki) biz seni onlara bekçi olarak
göndermedik.
81. (Senin yanında bulunduklarında,)
“Bizden itaat!” derler, ama yanından
ayrılınca, onlardan bir grup, geceleyin
senin sözlerinin dışında başka tertip ve
düzenler kurarlar. Allah, onların geceleyin
kurduklarını yazıyor. Onlardan yüz
çevir (onları cezalandırma) ve Allah’a
güven. Güvenilen ve koruyucu olarak
Allah yeter.
82. Kur’ân’ı gereğince düşünmüyorlar
mı?! Eğer Allah’tan başkası tarafından
gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki
bulurlardı.

83. Güvenlik veya korkuyla ilgili bir
haber onlara geldiğinde derhal onu
yayarlar. Hâlbuki onu Peygamber’e
ve kendilerinden olan yetki sahiplerine
götürecek olsalar, içlerinde işlerin
gerçeğini anlayan kimseler muhakkak
ki onu(n gerçeğini) bilirlerdi. Allah’ın
size lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek
azınız hariç, hep Şeytan’a uyardınız.
84. Artık Allah yolunda savaş. Sen yal-
nız kendinden sorumlusun. Müminleri
de (savaşa) teşvik et. Olur ki Allah
kâfirlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü
daha çok ve cezası daha ağırdır.
85. Kim iyi bir (iş için) aracılık ederse,
kendisine ondan bir pay vardır. Kim
de kötü bir (iş için) aracılık ederse, ondan
bir payı vardır. Allah, her şeyi gözetleyendir
ve koruyandır.
86. Size bir esenlik dileğinde bulunul-
duğunda, siz daha güzeli ile esenlik
dileğinde bulunun veya onun aynısı
ile karşılık verin. Şüphesiz, Allah her
şeyi hesap edendir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

87. Allah (ki), O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur; O sizi, (gerçekleşeceğinde) hiçbir
şüphe olmayan kıyamet gününde
bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha
doğru sözlü olan kimdir?
88. Size ne oldu da münafıklar hakkında
iki grup oldunuz?! (Bir grup onlarla
savaşmayı kabul ediyor, diğeri ise
buna karşı çıkıyor.) Oysa Allah, yaptıkları
işlerden dolayı onları (küfre)
geri çevirmiştir. Allah’ın saptırdığı (sapıklıkta
bıraktığı) kimseyi doğru yola
mı getirmek istiyorsunuz?! Allah kimi
saptırdıysa, artık ona bir kurtuluş yolu
bulamazsın.
89. Eşit olasınız diye, kendileri kâfir
oldukları gibi, sizin de kâfir olmanızı
arzu ederler. Allah yolunda hicret etmedikçe
onlardan veli (koruyucu ve
yar) edinmeyin. Bunu kabul etmez
yüz çevirirlerse, onları nerede bulursanız
yakalayın ve öldürün. Onlardan
kendinize bir veli (dost ve koruyucu)
ve bir yardımcı edinmeyin.
90. Ama sizinle aralarında antlaşma
olan bir kavme bağlananlar veya sizinle
savaşmaya ya da kendi kavimleriyle
savaşmaya yürekleri dayanamayıp
size gelenler, bu hükmün dışındadır.
Allah dileseydi, onları size musallat
ederdi de sizinle savaşırlardı. Sizi kendi
hâlinize bırakırlar da sizinle savaşmazlar
ve barışı önerirlerse, Allah onlara
karşı size bir yetki vermemiştir.

Ayetin son cümlesinin “Bir yol bırakmamıştır”
diye tercüme edilmesi aslına daha uygundur;
ancak anlaşılır olması için yukarıdaki tabiri tercih
ettik.

91. Yakında hem sizin tarafınızdan güvende
olmak ve hem de kendi kavimleri
tarafından güvende olmak isteyen bir
toplulukla karışılacaksınız; fakat ne zaman
fitneye çevrilseler (çağrılsalar), ona
dalarlar. Eğer onlar sizi bırakmaz, barışı
önermez ve size karşı kötülükten vazgeçmezlerse,
onları nerede bulursanız yakalayın
ve öldürün. İşte onlara karşı size
apaçık bir yetki verdik.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

92. Hiçbir müminin diğer bir mümini öldürmeye
hakkı yoktur. Yanlışlıkla olursa
o başka. Kim bir mümini yanlışlıkla
öldürürse, bir mümin köle azat eder ve
bağışlamaları müstesna, öldürülenin ailesine
kan parası öder. Eğer öldürülen
kişi, mümin olduğu hâlde size düşman
olan kavme mensup olursa (varisleri
kâfir olursa), o zaman sadece bir köle
azat eder; ama aranızda antlaşma olan
bir kavimden olursa, o zaman ailesine
kan parası öder ve mümin bir köle azat
eder. Köle bulamayan (buna gücü yetmeyen)
kimse, iki ay peş peşe oruç tutar. Bu,
Allah tarafından (kararlaştırılan) bir tövbe
vesilesidir. Allah, (her şeyi) bilen ve
hikmet sahibidir.

93. Kim de bir mümini kasten öldürürse,
onun cezası, ebedi kalacağı cehennemdir.
Allah ona gazap eder, ona lanet
eder (onu rahmetinden uzaklaştırır) ve
ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.
94. Ey iman edenler! Allah yolunda
(savaşmak için) yolculuğa çıktığınızda
araştırın; size selam verene, kalıcı olmayan
dünya malını elde etmek için,
“Sen mümin değilsin.” demeyin. Çünkü
Allah katında çok ganimetler vardır.
Siz (de) önceden öyleydiniz de Allah
size lütufta bulundu (ve sizi hidayete
eriştirdi). O hâlde araştırın; şüphesiz,
Allah yaptığınız her şeyi bilir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

95. Müminlerden kendilerinde bir rahatsızlık
olmadan evlerinde oturan
kimselerle, Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla savaşanlar bir değillerdir.
Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenleri makam bakımından oturanlardan
üstün kılmıştır. Allah, hepsine
de güzel mükâfat vadetmiştir. Allah,
cihad edenleri evde oturanlardan pek
büyük bir mükâfatla üstün kılmıştır.
96. Kendi katından verdiği makamlarla,
bağışlanmayla ve rahmetle (onları
üstün kılmıştır). Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
97. Melekler, kendi nefislerine zulmedenler
olarak canlarını aldıkları kimselere,
“Ne durumda idiniz?” derler.
Onlar da, “Biz yeryüzünde güçsüz düşürülen
(ezilen) kimseler idik.” derler.
Melekler, “Allah’ın yeri, hicret etmeniz
için yeterince geniş değil miydi?” derler.
İşte onların barınağı cehennemdir.
Varacakları yer ne de kötüdür!
98. Ancak erkekler, kadınlar ve çocuklardan
bir çareleri olmayan ve (hicret
için) bir yol bilmeyen güçsüz düşürülmüş
kimseler müstesna.
99. Allah’ın bunları bağışlaması umulur.
Allah sürekli affedendir ve (günahları)
bağışlayandır.
100. Kim Allah yolunda hicret ederse,
yeryüzünde barınacak birçok yer ve bolluk
bulur ve kim Allah’a ve Resulüne
doğru hicret niyetiyle evinden çıkar da
sonra ölüm ona ulaşırsa, onun mükâfatı
mutlaka Allah’a aittir. Allah çok bağışlayandır
ve sürekli rahmet edendir.
101. Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda,
eğer kâfirlerin size zarar vermesinden
korkarsanız, namazı kısaltmanızın bir
sakıncası yoktur. Şüphesiz, kâfirler size
apaçık düşmandır.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

102. Onların içerisinde olur da onlara
namazı kıldırırsan, onlardan bir topluluk,
silahlarını kuşanarak seninle birlikte
namaza dursun; secde ettiler mi (namazı
münferit olarak bitirerek) sizin arkanızda
yer alsınlar; bu kez namazı kılmamış
olan diğer topluluk, hazırlık içinde ve silahlarını
kuşanarak gelip seninle namaz
kılsınlar. Kâfirler, aniden size saldırmak
için sizin silahlarınızdan ve araçlarınızdan
gaflet etmenizi isterler. Eğer yağmurdan
dolayı rahatsız veya hasta olursanız,
silahlarınızı yere bırakmanızda size bir
sakınca yoktur; fakat hazırlıklı olun. Şüphesiz,
Allah kâfirlere aşağılayıcı bir azap
hazırlamıştır.
103. Namazı kılıp bitirdikten sonra,
ayaktayken, otururken ve yanınız üzere
yatarken Allah’ı anın. Güvenliğe
eriştiğinizde ise namazı hakkıyla kılın.
Şüphesiz, namaz, müminler için zamanı
belirlenmiş bir farizadır.
104. O kavmi takip etmede gevşek davranmayın.
Siz acı çekiyorsanız, onlar
da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar
ve siz Allah’tan onların ummadığı
şeyi (cenneti) umuyorsunuz. Allah her
şeyi bilir ve hikmet sahibidir.
105. Biz sana Kitab’ı, insanlar arasında
Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen
için indirdik. Sakın hainlerin
savunucusu olma.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

106. Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz,
Allah çok bağışlayandır ve sürekli
merhamet edendir.
107. Kendilerine hıyanet edenler adına
(onları desteklemek için) tartışma!
Şüphesiz, Allah hainlikte ileri giden
günahkâr kimseyi sevmez.
108. (Onlar, hıyanetlerini) insanlardan
gizliyorlar da Allah’tan gizlemiyorlar.
Oysa Allah, geceleyin O’nun razı olmadığı
sözleri kafalarına koyduklarında
(bile) onlarla birliktedir. Allah,
onların yaptıklarını kuşatmıştır.
109. Haydi siz dünya hayatında onları
savundunuz, peki kıyamet gününde
onları Allah’a karşı kim savunur?! Veya
onlara (ahirette) kim sahip çıkar?!
110. Kim kötü bir iş yapar veya kendi
nefsine zulmeder de sonra Allah’tan
bağışlanma dilerse, Allah’ı bağışlayıcı
ve merhamet edici olarak bulur.
111. Günah işleyen kimse, sadece kendi
zararına günah işler. Allah (her şeyi) bilen
ve hikmet sahibidir.
112. Kim bir hata yapar veya bir günah
işler, sonra onu suçsuz birinin üzerine
atarsa, gerçekten apaçık bir iftira ve günah
yüklenmiştir.
113. Allah’ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı,
onlardan bir grup seni saptırmaya
yeltenirlerdi. Onlar, sadece kendilerini
saptırırlar ve sana hiçbir zarar dokunduramazlar.
Allah sana kitap ve hikmeti
indirmiş ve bilmediğini sana öğretmiştir.
Allah’ın sana olan lütfu pek büyüktür.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

114. Onların gizli konuşmalarının çoğunda
bir hayır yoktur; bağışta bulunmayı,
iyiliği veya insanların arasını bulmayı
emreden kimse müstesna. Bunları
Allah’ın rızasını elde etmek için yapana
büyük bir mükâfat vereceğiz.
115. Kim hidayet yolu kendisine belli
olduktan sonra, Peygamber’e karşı gelir
ve müminlerin yolundan başka bir yola
uyarsa, onu yöneldiği yöne yönlendirir
ve cehenneme sokarız. Orası varılacak ne
kötü bir yerdir!
116. Allah, kendisine ortak koşulmasını
bağışlamaz; ama bunun dışında olanı
(diğer günahları) dilediği kimse için bağışlar.
Kim Allah’a şirk koşarsa, muhakkak
ki (haktan) pek uzak bir sapıklık
içine düşmüştür.

117. Onlar (müşrikler), Allah’tan başka
sadece birtakım dişi putları çağırmaktalar.
Onlar, sadece azgın Şeytan’ı çağırmaktalar.
118. Allah onu (Şeytan’ı) kendi rahmetinden
uzaklaştırdı. Ve o şöyle dedi:
“Kullarından mutlaka belirli bir payı
(kendim için) alacağım.”
119. “Mutlaka onları doğru yoldan
saptıracağım, onları uzun arzularla
avutacağım ve hayvanların kulaklarını
kesmelerini onlara emredeceğim
ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini
onlara emredeceğim. Kim Allah’ı bırakıp
Şeytan’ı kendine dost edinirse,
apaçık bir ziyana uğramıştır.
120. Şeytan onlara söz vermekte ve arzularla
onları avutmaktadır. Şeytan’ın
onlara verdiği söz, aldatmacadan başka
bir şeye değildir.
121. İşte onların yeri cehennemdir ve
oradan kaçış yolu bulamazlar.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

122. İman edip salih ameller yapanları,
altından ırmaklar akan cennetlere
yerleştireceğiz; orada ebedi kalırlar.
Bu, Allah’ın hak vaadidir ve kimdir
Allah’tan daha doğru sözlü?
123. Ne sizin arzu ve isteğinizledir,
ne de kitap ehlinin arzu ve isteğiyle;
kötülük işleyen kimse, (mutlaka) o kötülüğü
ile cezalandırılır ve Allah’tan
başka kendisine bir dost ve yardımcı
da bulamaz.
Muhammed b. Müslim, İmam Muhammed
Bâkır (a.s)’dan şöyle nakleder: Bu ayet indiğinde
ashaptan bazısı, “Ne çetin ayettir!”
dediler. Resulullah (s.a.a) onlara, “Siz ma-
lınız, kendiniz ve çocuklarınız hususunda
belalara uğramıyor musunuz?” dedi. Onlar,
“Evet, uğruyoruz.” dediler. Resulullah, “İşte
bu belalar, Allah’ın size iyililikler yazmasına
ve günahlarınızın silinmesine sebep oluyor.”
dedi. (bk. Ayyaşî Tefsiri, c. 1 s. 277.)

124. Erkek olsun, kadın olsun imanlı
olarak salih amel işleyen kimseler, cennete
girerler ve onlara zerre haksızlık
edilmez.
125. İyilik yapan biri olarak kendisini
Allah’a teslim eden ve hakka yönelerek
İbrahim’in dinine uyan kimseden din
(yol ve yöntem) yönünden daha güzel
olan kim var? Allah, İbrahim’i kendine
dost edindi.

126. Göklerde ve yerde olan her şey
Allah’ındır. Allah her şeyi kuşatmıştır.
127. Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar.
De ki: Allah onlar hakkında size
fetva veriyor; evlenmek istediğiniz fakat
belirlenen haklarını vermek istemediğiniz
yetim kızlar ile âciz çocuklar hakkındaki
ve öksüzlere karşı adaletle davranmanız
hususundaki hükmü, kitaptan
size okunan ayetler de açıklıyor. Ne iyi iş
yapsanız, Allah mutlaka onu bilir.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

128. Eğer bir kadın kocasının geçimsizlik
veya ilgisizliğinden endişe ederse, (bazı
haklarından vazgeçmekle de olsa) barışmalarında
her ikisine de bir günah yoktur
ve barış daha iyidir. (Gerçi) nefislerde
cimrilik ve açgözlülük ağır basmaktadır.
Eğer iyilik eder ve takvalı olursanız, mutlaka
Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
129. Kadınlar arasında ne kadar (adaletli
olmaya) düşkün olsanız da (kalbî muhabbet
yönünden) denge ve adalet oluşturmaya
gücünüz yetmez. Öyleyse birine
(eğilim göstererek diğerine) tam ilgisiz
olmayın ki onu askıdaymış gibi bırakırsınız.
Eğer uzlaşır ve takvalı olursanız,
(bilin ki) şüphesiz Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 58)

130. Eğer (uyum sağlayamaz) birbirlerinden
ayrılırlarsa, Allah kendi geniş
lütfuyla onların her birini ihtiyaçsız
duruma getirir. Allah, (güç ve merhametiyle
her şeyi) kapsayandır ve hikmet
sahibidir.
131. Göklerde ve yerde var olan her
şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine
kitap verilmiş olanlara da, size de,
“Allah’tan korkun.” diye tavsiye ettik.
Fakat eğer kâfir olursanız, (şunu iyice
bilin ki) göklerde ve yerde var olan her
şey Allah’ındır. Şüphesiz, Allah zengindir
ve övülendir.
132. Göklerde ve yerde var olan her şey
Allah’ındır. İşleri düzenleyici ve koruyucu
olarak Allah (insana) yeter.
133. Dilerse, ey insanlar, sizi götürür
ve başkalarını (sizin yerinize) getirir.
Allah’ın buna gücü yeter.
134. Dünya mükâfatını isteyen, (bilsin
ki) dünya ve ahiret mükâfatı Allah’ın
katındadır. Allah, kulların (yakarışını)
duyan ve (hallerini) görendir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 5, SÛRE: 4

135. Ey iman edenler! Sürekli adaleti
ayakta tutun; kendinizin, baba ve annenizin
veya akrabalarınızın aleyhine
olsa bile, Allah için şahitlik edin.
(Hakkında şahitlik ettiğiniz kişi) fakir
de olsa, zengin de olsa, Allah onlara
(dava taraflarının hakkına riayet etmeye
sizden) daha layıktır. O hâlde nefsî
isteklerinize uymayın ki (yoksa) haktan
uzaklaşırsınız. Eğer sözü değiştirir
veya (şahitlikten) sakınırsanız, şüphesiz
Allah yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır.
136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberi’ne
ve Peygamberi’ne indirdiği kitaba
ve önceden indirdiği kitaba hakkıyla
iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini,
kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret
gününü inkâr ederse, (doğru yoldan)
pek uzak bir sapıklığa düşmüştür.
137. İman edip sonra kâfir olan, sonra
tekrar iman edip tekrar kâfir olan,
sonra küfür ve inkârlarını arttıranları,
Allah asla bağışlamaz ve onlara bir yol
da göstermez.
138. Münafıklara, kendileri için hazırlanmış
olan acı azabı müjdele!
139. Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri
kendilerine veli (koruyucu ve dost) edinirler.
Yoksa kâfirlerin yanında izzet ve
onur mu arıyorlar?! Oysa izzet ve onurun
tümü Allah’a aittir.
140. (Allah) kitapta size şu hükmü indirmiştir:
Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini
ve alaya alındığını işittiğinizde,
başka bir konuya dalmadıkça onlarla
oturmayın; aksi takdirde siz de onlar
gibi olursunuz. Allah, münafıkların ve
kâfirlerin tümünü cehennemde bir araya
toplayacaktır.

CÜZ: 5, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

141. Onlar (sürekli) sizi gözetleyip dururlar.
Allah tarafından size bir zafer erişirse,
“Biz de sizinle beraber değil miydik?”
derler. Eğer kâfirler için (zaferden) bir
pay olursa, “Size egemen değil miydik?
Ve sizi müminlerden gelen zarardan
korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet
günü hakkınızda hükmedecektir. Allah,
kâfirlerin müminlere karşı üstünlüğünü
sağlayan hiçbir yol koymaz.
“Size egemen değil miydik?” yani, “Savaşta sizi
öldürmeye gücümüz var iken sizi öldürmedik.”
(bk. Cevamu’l-Cami’ Tefsiri)

142. Gerçekten münafıklar, Allah’ı aldatmak
isterler. Oysa Allah onları aldatır.
Onlar namaza kalktıklarında bezgin
(isteksiz) olarak kalkarlar, insanlara
gösteriş yaparlar ve Allah’ı da çok az
anarlar.

143. Bu ikisinin arasında (küfür ve
iman yollarından birini seçmede) kararsızdırlar;
ne bunlarladırlar, ne de
onlarla. Allah kimi saptırsa, artık onun
için bir (kurtuluş) yol(u) bulamazsın.
144. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp
kâfirleri kendinize veli (koruyucu
ve dost) edinmeyin. Yoksa (sizi
cezalandırması için) kendi aleyhinize
kesin bir delil mi Allah’a vermek istiyorsunuz?!
145. Kuşkusuz, münafıklar cehennemin
en aşağı katındadırlar. Onlara bir
yardımcı da bulamazsın.
146. Ancak tövbe edenler, kendilerini
düzeltenler ve Allah’a sarılıp dinlerini
Allah için halis kılanlar müstesna. İşte
onlar, müminlerle beraberdirler ve
Allah müminlere büyük bir mükâfat
verecektir.
147. Eğer şükredip iman ederseniz,
Allah’ın size azap etmeye ne ihtiyacı
vardır?! Allah, sürekli şükreden (iyiliklere
karşı kadirşinas, az amele bol
mükâfat veren) ve bilendir.

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 6, SÛRE: 4

148. Zulüm ve haksızlığa uğrayan kimse
müstesna, Allah kötülüğün açıkça
söylenmesini sevmez. Allah işitendir
ve bilendir.
149. (Yapmış olduğunuz) bir iyiliği
açıklasanız veya gizleseniz ya da bir
kötülüğü affetseniz, (tüm bunları Allah
bilir,) kuşku yok ki Allah çok affedendir
ve güçlüdür.
150. Şüphesiz, Allah ve peygamberlerini
inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini
ayırmak isteyenler, “Bir kısmına
iman ediyoruz, bir kısmını inkâr ediyoruz.”
diyenler ve o ikisinin (iman ile
küfrün) arasında bir (orta) yol izlemek
isteyenler var ya;
151. İşte onlar, gerçek kâfirlerdir ve biz
kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırladık.
152. Allah’a ve peygamberlerine iman
eden ve onlardan hiçbirini (diğerlerinden)
ayırmayanlar, işte onların mükâfatlarını
(Allah) verecektir. Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
153. Kitap ehli, gökten bir kitap indirmeni
senden istiyorlar. Musa’dan, bundan
daha büyük bir istekte bulunmuş, “Açıkça
Allah’ı bize göster.” demişlerdi. İşte
(bu) zulümleri yüzünden onlara yıldırım
çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller
(mucizeler) geldikten sonra buzağıyı
(ilah) edindiler. Biz bunu da affettik ve
Musa’ya apaçık bir delil verdik.
154. Antlaşmalarını korumaları için Tur’u
başlarının üzerine diktik ve, “Kapıdan
secde ederek girin ve cumartesi günü taşkınlık
yapmayın.” dedik. Biz, onlardan
çok sağlam ve ağır bir ahit aldık.

CÜZ: 6, SÛRE: 4 NİSÂ SÛRESİ

155. Ahitlerini çiğnemeleri, Allah’ın ayetlerini
inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri
öldürmeleri ve, “Kalplerimiz
kılıflıdır. demeleri yüzünden (onları
rahmetimizden uzaklaştırdık). Gerçekte
inkâr etmelerine karşılık Allah kalplerini
mühürledi. Artık az bir grup dışında onlar
iman etmezler.
(bk. Bakara: 88)

156. (Bu cezalandırma,) inkârlarından ve
Meryem’e büyük bir iftira da bulunmalarındandır.
157. Bir de, “Allah’ın peygamberi Meryem
oğlu İsa Mesih’i öldürdük.” demelerindendir.
Oysa onu öldürmediler ve
asmadılar; sadece bir yanılgıya düştüler.
Onun (öldürülmesi) hakkında
ayrılığa düşenler şüphe içindedirler ve
bununla ilgili bir bilgileri yoktur; sadece
zanna uymaktalar. Kesin olarak onu
öldürmediler.

158. Bilakis, Allah onu kendine doğru
yüceltti. Allah üstündür ve hikmet sahibidir.
159. Kitap ehlinden olan herkes mutlaka
ölümünden önce ona iman edecektir
ve kıyamet günü o (İsa), onlara
karşı şahit olacaktır.
160. Yahudilerin zulmetmeleri ve (halkı)
Allah’ın yolundan çokça alıkoymaları
sebebiyle kendilerine helal edilen
birçok temiz şeyleri onlara haram ettik.
161. Kendilerine yasaklanmış iken riba
(faiz) almaları ve insanların mallarını
batıl yollarla yemeleri yüzünden (onlara
bu cezayı verdik). Ve onlardan kâfir
olanlar için elemli bir azap hazırladık.
162. Fakat onlardan ilimde sağlam bir
aşamaya erişenler ile müminler, sana
indirilene, senden önce indirilene ve
hakkıyla namaz kılanlara (peygamberlere)
iman ederler. Zekât verenler,
Allah’a ve ahiret gününe iman edenler
var ya, yakında onların tümüne büyük
bir mükâfat vereceğiz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 59)

NİSÂ SÛRESİ CÜZ: 6, SÛRE: 4

163. Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere
vahyettiğimiz gibi sana da
vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Yakub’a ve Esbat’a (Yakub’un evlatlarına),
İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a
ve Süleyman’a da vahyettik ve Davud’a
Zebur’u verdik.
164. Önceden kıssalarını sana anlattığımız
veya anlatmadığımız nice peygamberler
(gönderdik) ve Allah, Musa
ile (açıkça) konuştu.
165. Peygamberleri göndermesinden
sonra insanların Allah’a karşı artık bir
hüccetlerinin (bahanelerinin) kalmaması
için müjdeleyici ve uyarıcı olan
peygamberleri (gönderdik). Allah üstündür
ve hikmet sahibidir.
166. Ama (kâfirler inkâr etseler de) Allah
sana indirdiğine şahitlik eder. Onu
kendi ilmi ile (senin ehil oluşunu bilerek)
indirmiştir. Melekler de buna şahitlik
ederler. Şahit olarak Allah yeter.
167. Gerçekten inkâr edip Allah’ın yolundan
alıkoyanlar uzak bir sapıklık içine
düşmüşlerdir.
168-169. Kuşkusuz, Allah inkâr edip zulmedenleri
bağışlayacak değildir ve cehennemin
yolu dışında onları bir yola hidayet
edecek değildir. Onlar orada ebedi
kalırlar. Bu, Allah için kolay bir iştir.

170. Ey insanlar! Peygamber, Rabbiniz
tarafından hakkı size getirmiştir. Öyleyse
ona iman edin. Bu sizin için daha iyidir.
Eğer inkâr edecek olursanız, (şunu bilin
ki) göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

171. Ey kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyin
ve Allah hakkında hak ötesinde bir
şey demeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece
Allah’ın peygamberi, Meryem’e salıverdiği
bir kelimesi ve O’nun tarafından
(gönderilen) bir ruhtur. O hâlde Allah’a
ve peygamberlerine iman edin ve “(Allah)
üç tanedir.” demeyin. Vazgeçin. Bu
sizin için daha iyidir. Allah, sadece tek
bir ilahtır; çocuğu olmaktan münezzehtir.
Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa
O’nundur. Vekil (yönetici) olarak Allah
(insana) yeter.
172. Ne Mesih ve ne de mukarreb melekler,
Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler.
Kim Allah’a ibadet etmekten çekinir
ve büyüklük taslarsa, Allah onların
tümünü kendi huzurunda bir araya
toplayacaktır.

173. İman eden ve salih işler yapanla-
rın mükâfatlarını tam olarak verecek
ve kendi lütfuyla onlar için daha fazla
bağışta bulunacaktır. Allah’a kulluk etmekten
çekinen ve büyüklük taslayanları
ise acı bir azaba uğratacaktır. Onlar,
Allah’tan başka kendileri için bir
dost ve yardımcı da bulmayacaklar.
174. Ey insanlar! Rabbinizden size apaçık
bir delil gelmiştir ve size açık bir
nur indirmişiz.
175. Artık Allah’a iman eden ve O’na
sımsıkı sarılanları (Allah) kendi rahmet
ve lütfuna yerleştirecek ve onları
kendine yönelterek doğru yola hidayet
edecektir.

176. Senden (kelalenin mirası hakkında)
fetva istiyorlar. De ki: Allah kelale
(kardeşler) hakkında şöyle fetva veriyor:
Eğer bir erkek ölür de çocuğu
olmaz ve yalnız bir kız kardeşi olursa,
geriye bıraktığı malın yarısı onundur.
Ölen kız kardeş olur ve çocuğu da olmazsa,
erkek kardeş ondan miras alır.
Eğer (ölüden miras alacak) kız kardeşler
iki kişi olurlarsa, bıraktığı malın
üçte ikisi onlarındır. Eğer (miras alacak
kardeşler) birkaç tane kız ve erkek
kardeş olurlarsa, o zaman erkekler kadınların
iki payını alırlar. Allah, sapıklığa
düşmeyesiniz diye (bu hükümleri)
size açıklıyor. Allah her şeyi bilir.
(5)