Neml Suresi Türkçe Meali

(27)
NEML SÛRESİ

Mekke’de inmiştir; 93 ayettir.

Bu sûre, adını 15-19. ayetlerde anlatılan Hz. Süleyman
ve Karınca (Neml) kıssasından almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Sîn. İşte budur, Kur’ân’ın ve açıklayıcı
kitabın ayetleri.
2. Müminler için hidayet ve müjdedir.
3. Onlar namazı hakkıyla kılar, zekâtı verir
ve ahirete gerçekten inanırlar.
4. Ahirete inanmayanların işlerini kendilerine
süslü gösterdik; bu yüzden onlar,
şaşkınlık içinde bocalar dururlar.
5. Azabın çetini onlarındır ve
onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
6. Gerçekten sen, Kur’ân’ı, hikmet
sahibi ve bilen (Allah) katından
almaktasın.
7. Hani Musa, ailesine, “Ben bir ateş
gördüm. Size oradan bir haber getireceğim;
veya ısınasınız diye ondan bir
ateş parçası getireceğim.” demişti.
8. Oraya geldiğinde, ona şöyle seslenildi:
“Ateşte bulunanlar (melekler)
ile çevresindekiler kutlu kılındı.
Âlemlerin Rabbi olan Allah, her eksiklikten
münezzehtir.”
9. “Ey Musa! Kuşkusuz ben, üstün ve
hikmet sahibi olan Allah’ım.”
10. “Asanı at!” (Musa) onun bir yılan
gibi depreştiğini gördüğünde arkasına
bakmadan dönüp kaçtı. “Ey Musa!
Korkma! Peygamberler benim huzurumda
korkmazlar.”
11. “Ama zulmedip, sonra onu iyiliğe
çeviren bilsin ki, kuşkusuz ben bağışlayan
ve merhamet edenim.”
Ayetin anlamı hakkında diğer bir ihtimal de
şöyledir: “Ama zulmedip, sonra onu iyiliğe
çeviren olursa, kuşkusuz, ben bağışlayan
ve merhamet edenim.” Buna göre ayette,
kendisi hakkında günah sayılmayacak
haksızlıklar eden peygamberler kastediliyor
ve onların özel bir duruma sahip oldukları
açıklanıyor.”
12. “Elini koynuna sok; kusursuz parlak
bir beyazlık ortaya çıkar. (Bu,) Firavun
ve kavmine götüreceğin dokuz
ayetten biridir. Kuşkusuz, onlar, yoldan
çıkmış bir toplulukturlar.”
13. Kendilerine açıklayıcı ayet ve mucizelerimiz
geldiğinde, “Bu, apaçık bir
büyüdür.” dediler.

CÜZ: 19, SÛRE: 27

14. İçten yakin etmiş oldukları hâlde,
zulüm ve tekebbür yüzünden onları
inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu
nasıl oldu!”
15. Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik.
Onlar, “Bizi, mümin kullarının çoğundan
üstün kılan Allah’a hamd olsun.”
dediler.
16. Süleyman, Davud’a mirasçı oldu
ve, “Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi
ve her şeyden bize verildi. Bu, apaçık
bir lütuftur.” dedi.
17. Süleyman’ın huzurunda cinlerden,
insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları
toplatıldı ve onlar sıraya dizilmişlerdi.
18. Nihayet karınca vadisine vardıklarında,
bir karınca, “Ey karıncalar!
Yuvalarınıza girin; Süleyman ve orduları
farkında olmayarak sizi ezmesinler!”
dedi.
19. Süleyman onun sözüne gülerek tebessüm
etti ve şöyle dedi: “Ey Rabbim!
Bana, baba ve anneme verdiğin nimete
şükretmeyi ve senin razı olacağın iyi
işler yapmayı bana ilham et ve rahmetinle
beni iyi kullarının arasına kat.”

Tebessüm bazen gülmek için, bazen alay
veya daha başka manaları ifade etmek için
kullanılır. Burada tebessümün gülme hissinden
kaynaklandığını ifade etmek için ayette “gülerek
tebessüm etti” tabiri kullanılmış olabilir.

20. Kuşları gözden geçirdi ve, “Hüthüt’ü
niçin görmüyorum? Yoksa o gaiplerin
arasında mıdır?” dedi.
21. “Bana apaçık bir delil getirmeli; yoksa
onu şiddetle cezalandıracağım veya başını
keseceğim.”
22. Çok geçmeden (Hüthüt geldi ve), “Senin
vâkıf olmadığın bir şeye ben vâkıf
oldum. Sana Sebe’den sağlam bir haber
getirdim.” dedi.

CÜZ: 19, SÛRE: 27

23. “Ben, onları yöneten bir kadın gördüm.
Kendisine her imkân sağlanmış ve
büyük bir tahtı vardır.”
24. “Onun ve kavminin, Allah yerine güneşe
taptıklarını gördüm. Şeytan işlerini
onlara süslü göstermiş, böylece doğru
yola ulaşmalarına engel olmuştur. Bu
yüzden hidayete ermiyorlar.”
25. “Göklerde ve yerde gizli olan her
şeyi ortaya çıkaran, gizlediğinizi ve açığa
vurduğunuzu bilen Allah’a secde etmesinler
diye.”
26. Allah, kendisinden başka ilah yoktur;
büyük Arş’ın Rabbidir.
27. (Süleyman,) “Bakacağız; doğru mu
söyledin, yoksa yalancılardan mısın?”
dedi.
28. “Şu mektubumu götür ve onlara bırak.
Sonra bir yana çekil de varacakları
sonuca bak.”
29. (Sebe Melikesi,) “Ey ileri gelenler!
Bana değerli bir mektup bırakılmıştır.”
dedi.
30. “Mektup Süleyman’dandır ve şöyle
başlıyor: “Rahman ve Rahim olan
Allah’ın Adıyla.”
31. “Bana karşı yücelik taslamayın ve
teslimiyet içinde bana gelin.”
32. “Ey ileri gelenler! Karşılaştığım bu
konu hakkında görüşünüzü bana bildirin.
Ben, siz bulunmadan hiçbir işi
karara bağlamış değilim.” dedi.
33. Onlar, “Biz güçlü savaşçılarız. Emir
senindir. Bak, ne emir vereceğini sen
düşün.” dediler.
34. (Melike,) “Hükümdarlar bir şehre
girince, orayı bozguna uğratırlar ve
halkının üstünlerini alçaltırlar. Bunlar
da böyle yapacaklar.” dedi.
35. “Ben onlara bir hediye göndereceğim
de, elçilerin ne getireceklerine bakacağım.”
(dedi.)

CÜZ: 19, SÛRE: 27

36. Elçi Süleyman’a geldiğinde, o şöyle
dedi: “Mal ile mi bana yardım etmek
istiyorsunuz?! Allah’ın bana verdiği,
size verdiğinden daha üstündür. Siz
ise kendi hediyenizle seviniyorsunuz.”
37. “Onlara dön; biz, gerçekten karşısında
duramayacakları bir orduyla onlara
geliriz, onları hor ve hakir bir durumda
ve aşağılanmış olarak oradan
çıkarırız.”
38. (Süleyman,) “Ey ileri gelenler! Onlar
teslim olarak gelmeden önce, hanginiz
o kadının tahtını bana getirebilir?”
dedi.
39. Cinlerden bir ifrit şöyle dedi: “Sen
yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.
Ben bu işte güçlü ve güvenilir
biriyim.”
40. Kitaptan bir ilmi olan kimse, “Gözünü
açıp kapamadan ben o tahtı sana
getiririm.” dedi. (Süleyman,) tahtı yanında
yerleşmiş olarak görünce, “Bu,
Rabbimin bir lütfudur; şükür mü edeceğim,
yoksa nankörlük mü edeceğim
diye beni sınamak istiyor. Kim şükrederse,
gerçekten kendisi için şükretmiş
olur. Kim de nankörlük ederse, kuşkusuz
Rabbimin kimseye ihtiyacı yoktur
ve kerimdir.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 140)

41. (Süleyman,) “Tahtının görünümünü
değiştirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa
tanımayacak mı?” dedi.

42. Melike geldiğinde, “Senin tahtın böyle
mi?” denildi. O, “Sanki odur! Daha
önce bize bilgi verildi ve biz teslim olduk.”
dedi.
43. Allah’tan başka taptığı şeyler onu
(hakkı bulmaktan) alıkoymuştu. Çünkü
o, kâfir bir topluluktandı.
44. Ona, “Köşkün avlusuna gir.” denildi.
Orayı görünce, bir göl sandı ve bacaklarını
sıvadı. (Süleyman,) “Bu, camla döşeli
bir köşktür.” dedi. (Melike,) “Ey Rabbim!
Gerçekten ben kendime zulmetmişim.
Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi
olan Allah’a teslim oldum.” dedi.

CÜZ: 19, SÛRE: 27

45. Gerçekten biz, “Allah’a ibadet edin.”
diye çağrıda bulunması için Semud kavmine
kardeşleri Salih’i gönderdik. Onlar,
sonuçta birbirine düşman iki kesime
ayrıldılar.
46. O, “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce
kötülüğe koşuyorsunuz. Merhamet olunmanız
için Allah’tan bağış dileseniz olmaz
mı?” dedi.
47. Onlar, “Biz seni ve senin beraberindekileri
uğursuz biliyoruz.” dediler. (Salih,)
“Uğursuzluğunuz Allah’ın katındadır.
Ama siz, bir imtihana tâbi tutulmuş bir
topluluksunuz.” dedi.
48. O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk
yapan ve ıslah edici olmayan dokuz
grup vardı.
49. Onlar, “Gelin aramızda Allah’a yemin
edelim ki, ona ve ailesine geceleyin
baskın yapıp, sonra velisine, (onun
ve) ailesinin öldürüldüğü sırada orada
bulunmuyorduk ve biz doğru söylüyoruz,
diyelim.” dediler.
50. Onlar bir düzen kurdular, biz de
onlar farkında olmadan bir düzen
kurduk.
51. İşte bak, onların kurdukları düzenin
sonu ne oldu?! Biz onları ve kavimlerini
top yekûn yok ettik.
52. İşte zulmetmeleri yüzünden çökmüş
olan evleri! Şüphesiz, bunda bilen
bir topluluk için bir ayet vardır.
53. İman eden ve takvalı olan kimseleri
ise kurtardık.
54. Lut’u da (peygamber olarak gönderdik).
Hani kavmine şöyle demişti:
“Siz, göz göre göre hâlâ o kötü işi yapacak
mısınız?!”
55. “Kadınları bırakıp da şehvetle erkeklerle
mi ilişki kuruyorsunuz?! Siz,
cehalet içinde olan bir topluluksunuz.”

CÜZ: 20, SÛRE: 27

56. Kavminin cevabı sadece, “Lut’un
ailesini şehrinizden çıkarın; çünkü onlar,
kendilerini temiz tutmaya çalışan
kimselerdir.” demek olmuştu.
Bu ayetten anlaşıldığı üzere bazen topluma
öylesine sapıklık egemen olabilir ki,
toplumun geneli, temiz yaşamak gibi değerleri,
cezalandırılmayı gerektiren suç ve
aşağılanma unsuru olarak görülebilir. Yani
toplumun geneli, iyilikleri kötülük ve kötülükleri
iyilik olarak görebilir. Bu da, her zaman
çoğunluğun doğruluk ölçüsü kabul
edilemeyeceğinin ve hukuk sistemini belirlemede
toplumsal normları esas almanın
doğru olmadığının delilidir.
57. Biz de onu ve ailesini kurtardık; karısı
müstesna; onun (karısının) geride
kalanların içinde olmasını takdir ettik.
58. Onlara bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların
yağmuru ne de kötüdür!
59. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur
ve selam olsun seçtiği kullarına. Allah
mı daha hayırlı, yoksa ortak koştukları
şeyler mi?”
60. (Onlar mı hayırlı,) yoksa gökleri,
yeri yaratan ve size gökten su indiren
mi? Biz o suyla, ferahlatıcı bahçeler (sizin
için) bitirdik. Onun ağaçlarını bitirmek
sizin işiniz değildi. Allah’la birlikte
başka bir ilah mı var? Hayır; onlar,
haktan sapan bir topluluktur.

61. Yoksa yeri yerleşmeye elverişli kılan,
içinde ırmaklar akıtan, onun için oturaklı
dağlar var eden ve iki deniz arasında engel
oluşturan mı? Allah ile birlikte bir ilah
mı var? Hayır; onların çoğu bilmezler.
62. Yoksa darda kalan kimse yalvardığı
zaman icabet edip sıkıntıyı gideren ve
sizi yeryüzünde halifeler kılan mı? Allah
ile birlikte bir ilah mı var? Ne de az öğüt
alıyorsunuz?
63. Yoksa kara ve denizin karanlıklarında
size yol gösteren ve rahmetinden önce
müjdeci olarak rüzgârları gönderen mi?
Allah ile birlikte bir ilah mı var? Allah,
onların koştukları ortaklardan yücedir.

CÜZ: 20, SÛRE: 27

64. Yoksa yaratılışı başlatıp, sonra onu
geri çeviren ve size gökten ve yerden rızk
veren mi? Allah ile birlikte bir ilah mı
var? De ki: “Doğru söylüyorsanız, delilinizi
getirin.”
65. De ki: “Allah’tan başka gökte ve yerde
kimse gaybı (gizli olanı) bilmez ve onlar
ne zaman dirileceklerinden de haberdar
değiller.”
Bu ayette geçen gayptan maksat, kıyametin
ne zaman kopacağıdır. Yoksa gelecekte
vuku bulacak olaylarla ilgili diğer bazı bilgileri,
Allah’ın izniyle kullarından seçkin olan
kimseler bilirler. (bk. es-Safî Tefsiri, Nehcü’l-
Belağa’dan naklen.) Cin Sûresi’inin sonunda
da seçkin kulların Allah’ın izniyle gaybı bilebileceği
açıklanmıştır.
66. Hayır; ahiret hakkındaki bilgileri
son aşamaya varmıştır! Hayır; ahiret
hakkında şüphe içindedirler. Hayır;
onun hakkında körlük içindeler.
67. Kâfir olanlar dediler ki: “Biz ve babalarımız
toprak olduktan sonra çıkarılacak
mıyız?!”
68. “Bize ve bizden önce babalarımıza
bu vaatte bulunuldu. Bu, öncekilerin
masallarından başka bir şey değildir.”
69. De ki: “Yeryüzünde gezin de, suçluların
sonunun nasıl olduğuna bir
bakın.”
70. Onlar için üzülme ve kurdukları
tuzaklar yüzünden sıkılma.
71. “Doğru söylüyorsanız, bu vaat ne
zaman gerçekleşecek?” derler.
72. De ki: “Gelmesi için acele ettiğiniz
şeyin bir kısmı peşinizde olabilir.”
73. Gerçekten Rabbin, insanlara karşı
lütuf sahibidir; fakat onların çoğu şükretmezler.
74. Rabbin, onların göğüslerinin gizlediğini
ve açığa vurduklarını bilir.
75. Gökte ve yerde gizli olan her şey
apaçık bir kitaptadır.
76. Gerçekten bu Kur’an, İsrailoğulları’na,
hakkında ihtilaf ettikleri şeylerin
çoğunu anlatmaktadır.

77. Ve gerçekten bu (Kur’ân), müminler
için bir hidayet ve rahmettir.
78. Rabbin, kendi hükmü ile onların
arasında hükmeder. O, üstündür ve
bilendir.
79. O hâlde Allah’a güven. Kuşkusuz,
sen apaçık gerçek üzerindesin.
80. Şüphesiz sen, ölülere işittiremezsin
ve arkalarını çevirip uzaklaşınca sağırlara
da bu çağrıyı duyuramazsın.
81. Körleri de sapıklıklarından çıkarıp
hidayete iletemezsin. Sadece ayetlerimize
inanıp teslim olanlara duyurabilirsin.
82. Haklarındaki söz başlarına geldiği
zaman, onlara yerden bir canlı çıkarırız.
Onlarla konuşur ve insanların
ayetlerimize yakîn etmediklerini der.
Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen hadislere
göre Yerin Canlısı anlamında olan Dabbetu’l-
Arz’dan maksat, gerçek müminleri başkalarından
ayırma gücüne sahip, yanında Hz.
Süleyman’ın yüzüğü ve Musa’nın asası bulunan
ahir zamanda Mescidu’l-Haram’dan
veya Safa ve Merve arasından ortaya çıkacak
olan bir insandır. Bazı muteber hadislere
göre, Hz. Ali (a.s)’dır. O, kıyamet yaklaştığında
tekrar bu âleme dönecektir. (bk. Tefsir-i
Kummî ve es-Safî Tefsiri.)
83. O gün, her topluluktan ayetlerimizi
yalanlayan bir grup toplarız; onlar sıraya
dizilirler.
84. Onlar bir araya geldikleri zaman
(Allah), “Ayetlerimi kuşatıcı bir bilginiz
olmadan yalanladınız mı? Yoksa,
yaptığınız neydi?” buyurur.

85. Zulmettikleri için o söz gerçekleşti.
Artık onlar konuşmazlar.
86. Geceyi içinde huzur bulmaları için var
ettiğimizi ve gündüzü aydınlık kıldığımızı
görmediler mi? Kuşkusuz, bunda iman
eden topluluk için birçok ayetler vardır.
87. Sûr’a üfürüleceği gün, göklerde ve
yerde olan herkes, Allah’ın diledikleri
müstesna, korkudan sarsılırlar ve hepsi
boyunları bükük hâlde O’na gelirler.
88. Dağları görür ve onları yerinde durmuş
sanırsın. Oysa onlar, bulutların hareket
etmesi gibi hareket ederler. Bu, her
şeyi sağlam yapan Allah’ın yapısıdır. Kuşkusuz
O, yaptığınız işlerden haberdardır.

89. Kim iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir
ve onlar, o gün, korkudan güvende
olurlar.
90. Kim de kötülük getirirse, yüzüstü
ateşe atılırlar. Yaptıklarınızdan başka bir
şeyle mi cezalandırılacaksınız?
91. (De ki:) “Ben, yalnız bu şehrin, onu
kutlu kılan ve her şey kendisine ait olan
Rabbine ibadet etmekle emrolundum
ve bana Müslümanlardan olmam emredildi.”
92. “Ve Kur’ân’ı ağır ağır okumakla (görevlendirildim).
Artık kim hidayet bulursa,
kendisi için hidayet bulur; kim de
saparsa, (ona), “Ben sadece uyarıcılardanım.”
de.
93. “Ve Hamd, Allah içindir; O, yakında
ayetlerini size gösterecektir de, siz
onları tanıyacaksınız ve Rabbin, yaptıklarınızdan
habersiz değildir.” de.