Neden Dört Kapı – Neden Her Kapıda On Makam

Bazı canlarımız bu Dört Kapı ve Kırk Makam’ı farklı düşünülmesi mümkün olmayan mutlak yol-yöntem gibi düşünebilirler. Ya da bu Dört Kapı ve Kırk Makam öğretisinin bu şekilde dizayn edilmiş olmasının sebep ve hikmetlerini merak ediyor olabilirler.

Öyle ya; Neden DÖRT KAPI da, daha az veya fazlası değil?
Ve, neden her bir kapıda On Makam ve toplamda KIRK MAKAM?

 

Malum, her dilde ve kültürde bazı önemli deyimler, rakamlar vardır. Mesela Türkçe’de ‘dörtdörtlük’ deyimi; bir şeyin harika, mükemmel, eksiksiz, tam oluşunu ifâde eder. Yine ‘dört başı mamur’ ifadesi de benzer bir durumu
ifâde etmek için kullanılır.
Yine, ‘yedi iklim dört köşe’ de her yer, her mekân, her nokta anlamında kullanılır.
Ve yine ‘binbir gece masalları’, ‘binbir çeşit’, ‘yedi gün yedi gece’, ‘yediden yetmişe’ ifadeleri de çokluğu, fazla oluşu tanımlar…
Buna benzer deyimler hemen her dil ve kültürde vardır. Örneğin Arapça’da da ‘yedi’ ve ‘yetmiş’ rakamları çokluğu, bir şeyin çok fazla oluşunu, yerine göre de sonsuzluğu ifâde eden deyimlerdendir.
Ve yine aynı şekilde gerek Gönüller Sultanı Muhammed’imizin (s.a.a) ve gerekse, Ehli Beytin birçok hadislerinde Dört’lü tasnif ve tanımlamalarla birçok konuyu açıkladıklarını görmekteyiz.
Örneğin;
İmam Ali şöyle buyurdu: İmanın dört rüknü vardır…
İmam Cafer Sâdık buyurdu: Sâlih kimseler olamazsınız Marifet sâhibi olmadıkça. Marifet sâhibi olamazsınız (gönülden-kalpten) Tasdîk etmedikçe, Tasdîk etmişlerden olamazsınız (Hak’ka) Teslîm olmadıkça…
İşte bunlar DÖRT KAPI’dır. (Kemal makâmına ulaşmak için) En sondaki olmadan baştaki bir işe yaramaz…
Ehli Beyt buyruklarında, daha nice ‘dört’ üzerinden anlatılan, açıklanan konular var. Belli ki bu buyruklar bir sistematik oluşturmayı, bir eğitim yolu-yöntemi geliştirmeyi doğurmuştur.
Aynı şekilde, ‘Kırk’ ifadesi de çeşitli vesilelerle dinde, dilde, kültürde benzer deyim olarak yerini almıştır.
Kurân âyetlerinde; ‘Hani Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik…’ [Bakara (2): 51], ‘(Allah) dedi ki; Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır…’ [Mâide (5): 26], ‘…Nihâyet insan, gücünü kuvvetini bulup daha sonra kırk yaşına girince…’ [Ahkâf (46): 15] şeklinde geçen ‘kırk’ ifadesi, yine dini literatürde kırklar, Hazreti Muhammed’in kırk yaşında peygamberliğini ilan ile görevlendirilmiş olması, zekatta herkesin bildiği kırkta bir pay, ‘komşuluğun sınırının dört yönden kırk ev olması’, Müslümanların kırk kişi olduğunda açık tebliğe başlanması, bebeğin kırkının çıkması, ölünün kırkı, kırk gün ihlasla amel etmek, erbain çıkarmak yani 40 gün çile ve ‘kırk hadisi ezberlemenin önemi’ vs. belli ki bu, Kırk Makam tasnifinde etkili olmuş…
Örneğin, bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur: Allah için kırk gün ihlâs ile amel eyleyenin hikmet pınarı kalbinden diline akar.
Neticede bu sınıflandırma ve eğitim, peygamber buyruğunda yer alan; ‘Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin’ tavsiyesini pratize etmeye yönelik bir düzenlemedir, denilebilir.
Böylece anlaşılmış olmaktadır ki; Dört Kapı ile her yönden, Kırk Makam ile de her dereceden olgunlaşma kast edilmektedir vesselâm…
Yani, KIRK MAKAM eğitimi ile âdeta; Kırk Makam’ı geçin, KIRK’lara erin, denilmekte…
Yüce Yaratan cümlemizi bu makamların ehli kılsın, Hak ve Hakikat yolunda olanlardan eylesin. Konuyu anlamada bize katkı sunacak İmam Cafer Sâdık’tan bir buyruk aktaralım:
İmam Cafer şöyle buyurdular: …İman, merdiven gibi basamak, basamak ve ON DERECE’dir. Bu basamaklar birer birer çıkılır. İki basamak yukarda olan kimse, bir basamak yükselmiş olana; ‘Sen bir şey üzere değilsin’ dememelidir. -İmam bu şekilde on dereceyi de sıraladı.-
Devamla İmam şöyle buyurdu: Senden aşağı basamakta olanı da aşağı düşürme. Düşürme ki senden yukarıda olan da seni düşürmesin. Senden daha aşağı bir derecede olanı gördüğün zaman, yumuşaklıkla onu yanına yükselt ve ona kaldıramayacağı yükü yükleme, yoksa kırarsın. Zira, bir mümini kıran onu onarmalıdır.
Bu Kırk makamın hepsine ‘Şerîat’ kapısından girilir. Şerîat’a uymayan hepsinden mahrum kalır. Diğer kapılara ve makamlara çıkmak Şerîat’a uymaya bağlıdır. Şerîat’tan kıl kadar ayrılanın Tarîkat’tan, Marifet’ten ve Hakîkat’ten hiçbir nasibi yoktur.
İmam Cafer Sâdık’a nispet edilen ‘Buyruk’ isimli esere göre birinci kapı olan Şeriat Muhammed Mustafâ’dan kalmıştır. Bu, hakkı bâtıldan ayıran ulu kapıdır. Gerçek inançla hizmet edip Tanrı dîdârını görmektir. Hak’kın konuklarına hizmet edip saygı göstermektir. Şeriat ehlini hakir görmemektir.
Hünkâr’ın Makâlât’ında ise şöyle yazmaktadır: Şeriat’a bağlılığı mükemmel olmayan kimseye, tarikat, marifet ve hakikat mertebeleri de kapalı olur.
Gelelim ŞERÎAT KAPI’sına