Nahl Suresi Türkçe Meali

16)CÜZ: 14, SÛRE: 16
Baştan 40 ayeti Mekke’de, ondan sonrası ise
Medine’de inmiştir. Bazıları göre de sondan 3
ayeti dışında sûrenin tümü Mekke’de inmiştir.
128 ayettir.Bu sûre, adını 68. ve 69. ayetlerinden alır. Bu ayetlerde
“Nahl”den (arı) söz edilmiştir. Muhammed

b. Müslim, İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
dediğini nakleder: “Kim her ay Nahl Sûresi’ni
okursa, Allah dünyada ziyanı ve yetmiş türlü belayı
ondan uzaklaştırır.

Bu belaların en küçüğü delilik, cüzam ve alaca hastalığıdır
ve yeri de Adn cenneti olur.”

İmam Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine
göre, Adn cenneti, cennetlerin ortasıdır.
(bk. Ayyaşî Tefsiri)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Allah’ın emri geldi, artık çabuklaşmasını
istemeyin. O, her eksiklikten uzaktır
ve ortak koştukları şeylerden yücedir

2. “Benden başka hiçbir ilah yoktur,
öyleyse benden korkun.” diye (halkı)
uyarmaları için melekleri, emri üzere
ruh ile kullarından dilediğine indirir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 105)

3. Gökleri ve yeri hak üzere yarattı. O,
ortak koştukları şeylerden yücedir.
4. İnsanı bir nutfeden yarattı. Ancak o
(yaratıcısına) apaçık bir düşman kesildi.
5. Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin
için ısıtıcı şeyler ve çeşitli yararlar vardır
ve onlardan bir kısmını da yiyorsunuz.
6. Akşamleyin (meradan) getirirken ve
sabahleyin salıverirken onlarda sizin
için bir güzellik vardır.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

7. Ancak ağır meşakkatlerle varabile-
ceğiniz şehirlere onlar sizin yüklerinizi
taşırlar. Gerçekten Rabbiniz şefkatli ve
sürekli merhamet edendir.

8. Atları, katırları ve merkepleri de
binmeniz için ve süs olarak (yarattı).
Bilmediğiniz nice şeyleri de yaratır.

9. Hak yolu açıklamak Allah’a düşer.
Yolların bazısı da eğridir. O dileseydi,
hepinizi hidayete erdirirdi.
10. Gökten su indiren O’dur. İçeceğiniz
ondandır ve hayvanlarınızı otlattığınız
bitkiler de ondandır.
11. Onunla size ekin, zeytin, hurma
ağacı, üzüm ve her çeşit ürün yetiştirir.
İşte bunda düşünen topluluk için bir
ayet vardır.
12. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı size
boyun eğdirdi. Yıldızlar da O’nun emriyle
ram olmuş durumdalar. İşte bunda düşünen
topluluk için ayetler vardır.
13. Yeryüzünde çeşitli renklerle sizin için
var ettiği şeyleri de (hizmetinize verdi).
İşte bunda öğüt alan topluluk için bir
ayet vardır.
14. Denizden taze et yemeniz ve giyeceğiniz
süsler çıkarmanız için onu size boyun
eğdiren O’dur. Gemilerin denizin suyunu
yararak hareket ettiğini görürsün. Bu,
O’nun lütfundan bir şey aramanız içindir.
Olur ki şükredersiniz.

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

15. Sizi sarsmasın diye yeryüzünde sağlam
dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulasınız
diye ırmaklar ve yollar var etti.
16. Ve diğer nice alametler de (var etti).
Onlar, yıldızla da yolu bulurlar.
Bu ayette geçen yıldızdan Kutup yıldızı kastedilmiştir.
Çünkü onun yeri değişmediği için kara
ve denizde olanlar, onunla yollarını bulurlar.
Bu, ayetin zahiri anlamının tefsiridir. Ama ayetin
daha derin anlamı da vardır. Ehl-i Beyt’ten
gelen birçok hadiste, alametlerden maksadın
Ehl-i Beyt İmamları ve yıldızdan maksadın
da Resulullah (s.a.a) olduğu açıklanmıştır. bk.
es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Mecmau’l-Beyan’dan
naklen.) Bu tefsir ışığında şu noktayı hatırlatmak
yerinde olur: Allah bu madde âlemini, bu
âlemden daha yüce olan âlemlere, örneğin
melekut ve mana âlemine bir örnek kılmıştır.
Burada olan gerçeklerle, o âlemdeki gerçekleri
de anlamak mümkündür. Buna göre,

bu âlemde bir hedefe varmak için insan,
işaretlere ihtiyaç duyduğu gibi, mana
âleminde de o yüce hakikatlere varmak
için birtakım alametler vardır. Bu yüzden
yukarıdaki ayetteki açıklanan gerçek, her
iki âlem için geçerlidir.

17. Yaratan, yaratmayan gibi olur mu?!
Öğüt almaz mısınız?!
18.Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız,
onları sayıp bitiremezsiniz. Gerçekten
Allah bağışlayan ve sürekli merhamet
edendir.
19. Allah, gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu
da bilir.
20. Allah’ı bırakıp da çağırdıkları (putlar),
bir şey yaratamazlar. Zaten kendileri
yaratılmışlardır.
21. Onlar diri değil, ölüdürler ve ne zaman
diriltileceklerini de bilmezler.
22. Sizin ilahınız (mabudunuz), tek ilahtır.
Ahirete inanmayan kimselerin kalpleri
inkârcıdır ve onlar böbürlenirler.
23. Kuşkusuz, Allah gizlediklerini de
bilir, açığa vurduklarını da. Kuşkusuz,
O böbürlenenleri sevmez.
24. Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denilince,
“(Bunlar) öncekilerin masallarıdır.”
derler.
25. Sonuçta, kıyamette kendi günahlarını
tam olarak ve bilgisizlikle saptırdıkları
kimselerin günahlarından bir
kısmını taşırlar. Haberiniz olsun, onların
taşıdıkları yük ne de kötüdür!
26. Onlardan öncekiler düzen kurdular.
Allah da onların yapılarını temelden
çökertti de tavanları üzerlerine
çöktü ve fark etmedikleri yerden azap
onlara ulaştı.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

27. Sonra, kıyamet günü de onları alçaltır
ve, “Haklarında mücadele ettiğiniz
ortaklarım nerededir?” der. Kendilerine
ilim verilenler, “Kuşkusuz, bugün aşağılık
ve kötülük kâfirlerindir.” derler.
28. Melekler, kendilerine zulmedenler
olarak onların canlarını alırlar; onlar
da teslim olup, “Biz kötü bir iş yap-
mıyorduk.” derler. Hayır! Allah, sizin
yaptıklarınızı iyice biliyor.
29. O hâlde ebedi kalacağınız cehennemin
kapılarından girin. Kibirlenenlerin
yeri ne kötüdür!
30. Takvalı kimselere, “Rabbiniz ne
indirdi?” denir; “İyilik.” derler. İyilik
edenlere bu dünyada iyilik vardır.
Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvalıların
yurdu gerçekten güzeldir!
31. Onların girecekleri ve altından ırmaklar
akan Adn cennetleridir Orada
diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva
sahiplerini böyle mükâfatlandırır.
32. Melekler, tertemiz ve arınmış kimseler
olarak onların canlarını alırlar; “Selam
olsun size. Yaptığınız amellerin karşılığı
olarak girin cennete.” derler.
33. Onlar (kâfirler), meleklerin gelmesinden
veya Rabbinin emrinin (azabının)
gelmesinden başka bir şey mi beklerler?!
Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.
Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar
kendilerine zulmediyorlardı.
34. Yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı
ve alay ettikleri şey (Allah’ın azabı) onları
sardı.

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

35. Allah’a ortak koşanlar, “Allah dileseydi,
ne biz, ne de babalarımız O’ndan başka
hiçbir şeye tapmazdık ve O’nun emri
olmadan bir şeyi haram kılmazdık.” dediler.
Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.
Peygamberlere düşen, apaçık
tebliğden başka nedir?
36. Her ümmette, “Allah’a ibadet edin ve
tağuttan kaçının.” diye bir peygamber gönderdik.
Onlardan bazılarını Allah hidayete
erdirdi ve bazıları da sapıklığı hak ettiler.
Öyleyse yeryüzünde gezin ve yalanlayanların
sonunun nasıl olduğunu görün.
37. Onların hidayetine düşkün isen,
(şunu bilmelisin ki) Allah, saptırdığını
hidayete kavuşturmaz ve onların yardımcıları
da olmaz.

38. En kuvvetli yeminleriyle, Allah’ın
öleni bir daha diriltmeyeceğine dair
Allah’a yemin ettiler. Hayır! (Kıyamet
günü diriltme) hak bir sözdür; ancak
insanların çoğu bilmezler.
39. Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara
bildirmesi ve kâfirlerin yalancı olduklarını
bilmeleri için (onları diriltecek).
40. Bir şeyi irade ettiğimiz zaman, bizim
ona sözümüz, sadece “Ol” demektir;
o da hemen olur.
41. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda
hicret edenleri, bu dünyada
güzel bir şekilde yerleştiririz; ahiretin
mükâfatı ise, bilseler, bundan daha
büyüktür.
42. Onlar, sabredip Rablerine tevekkül
ederler.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

43. Senden önce, ancak kendilerine
vahyettiğimiz erkekleri (peygamber
olarak) gönderdik. Bilmiyorsanız, zikir
ehline sorun.
Ehl-i Beyt’ten gelen onlarca hadiste, zikir
ehlinden maksadın, Ehl-i Beyt İmamları
olduğu açıklanmıştır. Buna göre zikirden
maksat, Resulullah (s.a.a)’dir.

Nitekim Talâk Sûresi’nin onuncu ayetinde
Resulullah (s.a.a) zikir vasfı ile anılmıştır
ya da zikirden maksat, Kur’ân’dır.
Nitekim birçok ayetlerde Kur’ân’a zikir
denilmiştir. Bu ayetlerden biri de, bundan
bir sonraki ayettir. Bu konudaki
hadisler için bkz. el-Kâfî, Ayyaşî Tefsiri,
Kummî Tefsiri, Uyun-u Ahbari’r-Rıza.
Bazıları, zikir ehlinden maksadın, kitap
ehli (Hıristiyan ve Yahudi bilginleri) olduklarını
iddia etmişlerdir.

44. Onları apaçık deliller ve kitaplar ile
(gönderdik). İnsanlara, kendilerine indirilmiş
olanı açıklayasın ve belki öğüt alırlar
diye sana da Zikr’i (Kur’ân’ı) indirdik.
45. Kötü düzenler hazırlayanlar, Allah’ın
kendilerini yere batırmayacağından
veya farkında olmadıkları bir
yerden kendilerine azap gelmeyeceğinden
emin mi oldular?!
46. Ya da (Allah’ın) dolaştıkları sırada
kendilerini yakalamayacağından
(emin mi oldular)?! Onlar, Allah’ı âciz
bırakacak değiller.
47. Ya da (Allah’ın) onları korkutarak
yakalamayacağından (emin mi oldular)?!
Gerçekten Rabbiniz affedici ve
sürekli merhamet edicidir.
48. Allah’ın yarattığı her şeyin gölgesinin
boyun eğerek Allah’a secde eder
vaziyette sağdan ve soldan çekildiğini
görmediler mi?
49. Göklerde ve yerde olan canlılar ve
bütün melekler büyüklük taslamadan
Allah’a secde ederler.

50. Üzerlerinde olan (onlara egemen
olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları
şeyi yerine getirirler.
51. Allah, ” İki ilah edinmeyin; O, bir tek ilahtır.
O hâlde yalnız benden korkun.” dedi.
52.Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur
ve kalıcı din de O’nundur. Siz Allah’tan
başkasından mı korkuyorsunuz?!

53. Sizde olan her nimet Allah’tandır.
Sonra size bir sıkıntı dokundu mu (yine)
yalnız O’nu çağırısınız.
54. Sonra sizden sıkıntıyı giderince, sizden
bir grup, yine Rablerine ortak koşarlar.

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

55. Kendilerine verdiğimiz nimetlere
karşı nankörlük etsinler diye (böyle yaparlar).
Şimdilik eğlenin; yakında bileceksiniz.
56. Kendilerine verdiğimiz rızktan bilmedikleri
şeylere (putlara) bir pay ayırırlar.
Allah’a ant olsun ki, uydurduğunuz şeyler
hakkında sorguya çekileceksiniz.
57. Allah’ın kızları olduğunu ileri sürerler.
O, her eksiklikten uzaktır. Beğendikleri
(erkek çocukları) ise kendileri içindir!
58. Oysa onlardan birine kız çocuğu müjdesi
verildiğinde (buna darılır,) içi öfkeyle
dolarak yüzü simsiyah kesilir.
59. Kendisine verilen müjdenin kötü
etkisinden kavminden gizlenir. “Onu
aşağılık ve zillet içinde korusun mu,
yoksa toprağa mı gömsün?” (diye kara
kara düşünür.) Bakın, verdikleri hüküm
ne kötüdür!
60. Kötü sıfat, ahirete iman etmeyenlerindir.
En yüce sıfat ise, Allah’a aittir.
O, üstün ve hikmet sahibidir.
61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden
cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde
bir canlı bırakmazdı. Ancak
belirli bir müddete kadar onlara süre
tanır. Müddetleri gelince, ne kısa bir
süre geciktirilirler, ne de öne alınırlar.
62. Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri
Allah’a isnat ederler. Dilleri de yalan
olarak en iyi sonucun kendilerine
ait olduğunu söyler. Kuşkusuz, ateş
onlar içindir ve onlar herkesten önce
ateşe girerler.
63. Allah’a ant olsun ki, senden önceki
ümmetlere de (elçiler) gönderdik. Ama
Şeytan onların işlerini kendilerine süsledi.
Şeytan bugün de onların velisidir
ve acı azap onlaradır.
64. Sana kitabı ancak hakkında ihtilafa
düştükleri şeyleri onlara açıklaman
ve iman eden topluluk için hidayet ve
rahmet kaynağı olarak gönderdik.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

65. Allah gökten su indirdi ve onunla
yeryüzünü ölümünden sonra diriltti.
İşte bunda dinleyen bir toplum için
ayetler vardır.
66. Sizler için hayvanlarda bir ibret vardır.
Onların karınlarındaki pislik ve kan
arasında oluşan, içenlerin kolayca yudumladığı
halis sütten size içiriyoruz.
67. Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden
sarhoş edici içki ve güzel
rızk elde ediyorsunuz. İşte bunda düşünen
bir topluluk için bir ayet vardır.
68. Rabbin, bal arısına, “Dağlardan,
ağaçtan ve insanların yaptıkları şeylerden
kendine evler edin.” diye vahyetti.
69. “Sonra her çeşit meyveden ye, ardından
emre boyun eğerek Rabbinin
yollarını kat et.” Onun karnından çeşitli
renklerde bir içecek çıkar ki, onda
insanlar için şifa vardır. İşte bunda düşünen
bir topluluk için bir ayet vardır.
İmam Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Bal
yalamak, her derde şifadır.” (bk. es-Safî, el-
Kâfî ve el-Hısal’den naklen.)

70. Allah sizi yarattı. Sonra canınızı alır.
İçinizden bazıları da ömrün en aşağılık
dönemine döndürülür ki, bilgili olduktan
sonra artık hiçbir şeyi bilmez olur.
Allah bilendir, güçlüdür.
71. Allah, kiminizi kiminizden rızk yönünden
üstün kıldı. Üstün kılınanlar
rızkta eşit olmaları için kendi rızklarını
kölelerine vermezler. Onlar, Allah’ın nimetini
inkâr mı ediyorlar?!
72. Allah size kendi nefislerinizden eşler
var etti ve eşlerinizden sizler için çocuklar
ve torunlar var etti ve size güzel ve
temiz rızklar verdi. O hâlde onlar, batıla
inanıyor ve Allah’ın nimetini inkâr mı
ediyorlar?!

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

73. Allah’ı bırakıp da göklerde ve yerde
kendilerine verecek bir rızkları olmayan
ve buna güçleri de yetmeyen şeylere tapıyorlar.
74. Öyleyse Allah’a örnek vermeyin. Çünkü
Allah biliyor ve siz bilmiyorsunuz.
75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının
malı olmuş bir köle ile katımızdan
kendisine verdiğimiz güzel rızktan
gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan
kimseyi örnek veriyor. Bunlar eşit
olurlar mı?! Hamd, Allah içindir. Ancak
onların çoğu bilmezler.
76. Allah iki kişiyi örnek veriyor: Onlardan
biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez
ve efendisine yüktür; onu nereye
gönderse bir hayır getirmez. Bu adamla,
doğru yolda yürüyerek adaleti emreden
kimse eşit olur mu?!

77. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a
aittir. Kıyametin kopması, sadece bir
göz açıp kapama gibidir; hatta bundan
daha çabuk gerçekleşir. Allah’ın gücü
her şeye yeter.
78. Allah, hiçbir şey bilmediğiniz hâlde
sizi annelerinizin karnından çıkardı ve
belki şükredersiniz diye size kulak,
göz ve kalp verdi.
79. Gök boşluğunda emre boyun eğdirilmiş
olan kuşları görmediler mi? Onları
ancak Allah orada tutar. İşte bunda iman
eden bir topluluk için ayetler vardır.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

80. Allah, evlerinizin bir bölümünü
sizler için oturma ve dinlenme yeri
yaptı. Hayvanların derilerinden de,
göç ve konaklama döneminde kolayca
kullanabileceğiniz hafif evler meydana
getirdi. Ayrıca onların yünlerinden,
kürklerinden ve kıllarından size belirli
süreye kadar kullanacağınız ev eşyası
ve ticaret malı var etti.
81. Allah, yaratığı şeylerden size gölgeler
var etti; dağlardan size sığınaklar
yarattı ve sizi sıcaktan koruyacak giysiler
ile savaşlarınızda sizi koruyacak
zırhlar var etti. İşte size yönelik nimetini
böyle tamamlar. Olur ki (emrine)
boyun eğersiniz.
82. Onlar yüz çevirirlerse, (buna üzülme;
çünkü) sana düşen, sadece mesajı
apaçık iletmektir.
83. Allah’ın nimetini tanıyor, sonra inkâr
ediyorlar. Onların çoğu kâfirdirler.
84. O gün her ümmetten bir şahit getiririz
ve küfre sapanlara izin verilmez ve
onlardan özür dilemeleri de istenmez.
85. Zulmedenler azabı gördüklerinde, artık
onlara (azap) hafifletilmez ve onlara
mühlet de verilmez.
86. (Allah’a) ortak koşanlar, ortak koştukları
şeyleri görünce derler ki: “Ey Rabbimiz!
Bunlar, seni bırakıp da çağırdığımız
ortaklardır.” Onlar da, “Siz yalan söylüyorsunuz.”
diye cevap verirler.
87. O gün hepsi Allah’a teslim olurlar ve
uydurdukları şeyler nazarlarından kaybolup
gider.

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

88. Küfre düşenlerin ve halkı Allah’ın yolundan
alıkoyanların azaplarını, bozgunculuk
çıkardıkları için kat kat artırırız.
89. O gün her ümmete kendilerinden olan
bir şahit getiririz ve seni de onlar üzerine
şahit olarak getiririz. Kitabı sana, her şey
için açıklama ve Müslümanlar için hidayet,
rahmet ve müjde olarak indirdik.
90. Kuşkusuz, Allah adaleti, iyiliği, yakınlara
bağışta bulunmayı emreder; çirkin
işleri, beğenilmeyen tutumları ve azgınlığı
yasaklar; hatırlayıp öğüt alasınız
diye size öğüt verir.
Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir:
“Bu ayet takvanın temellerini bir arada içermektedir.”
(bk. es-Safî, Ravzatu’l-Vaizin’den naklen.)

91. Söz verdiğinizde, Allah’a verdiğiniz
söze vefa gösterin. Allah’ı üzerinize
kefil kılmış olduğunuz hâlde pekiştirdikten
sonra yeminlerinizi bozmayın.
Allah yapmakta olduğunuz işleri bilir.
92. Bir topluluk diğerinden fazla (ve
güçlü) olduğu için yeminlerinizi aranızda
bir aldatma vesilesi yaparak ipliğini
sağlamca eğirdikten sonra çözen
kadın gibi olmayın. Kuşkusuz, Allah
bu yolla sizi imtihan etmektedir. Hakkında
ihtilaf ettiğiniz şeyi mutlaka kıyamet
günü size açıklayacaktır.
93. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir
ümmet yapardı. Ancak O, dilediğini
saptırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yapmakta olduklarınız hakkında mutlaka
sorguya çekileceksiniz.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

94. Yeminlerinizi aranızda aldatma ve
hile vesilesi kılmayın; sonra sebata erdikten
sonra adımlarınız kayar ve Allah’ın
yolundan alıkoyduğunuz için
kötülüğü (dünyada) tadarsınız, (ahirette
de) sizin için büyük bir azap vardır.
95. Allah’a verdiğiniz sözü az bir değer
karşılığında satmayın. Eğer bilseniz,
Allah’ın katında olan (mükâfat), sizin
için daha hayırlıdır.
96. Sizin yanınıza olan tükenir; ama
Allah’ın yanında olan kalıcıdır. Sabreden
kimseleri, yaptıkları amellerin en
güzeli ile mükâfatlandırırız.
97. Erkek veya kadın, kim mümin olarak
iyi iş yaparsa, onu temiz ve güzel
bir hayatla yaşatırız ve yaptıkları amellerin
en iyisi ile mükâfatlandırırız.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim
Kur’ân okur da Allah’a karşı tevazu etmez,
kalbi yumuşamaz ve içinde hüzün ve korku
oluşmazsa, Allah Teala’nın yüce azametini
küçük saymış ve apaçık bir ziyan etmiştir.
Kur’ân okuyan, şu üç şeye ihtiyaç duyar: Mütevazı
bir kalbe, uğraşılardan uzaklaşmış bir
bedene ve kimsenin bulunmadığı bir yere.
Kalbi huşu içinde oldu mu şeytan ondan kaçar.
Yüce Allah şöyle buyurur: “Kur’ân okuduğun
zaman kovulmuş Şeytan’dan Allah’a
sığın.” Kendini sebeplere teveccüh etmekten
uzaklaştırdı mı kalbi kıraat için hazırlanır
ve onu Kur’ân’ın nurunun bereket ve faydalarından
alıkoyacak bir şeyle karşılaşmaz.
İki özelliği, yani kalbin tevazusu ve bedenin
iştigallerden uzaklaşmasını yerine getirdikten
sonra tenha bir yer seçerse, ruhu ve kalbinin
derinliği Allah ile menus olur ve Allah’ın salih
kullarına olan hitaplarının lezzetini anlar,
Allah’ın onlara olan lütfunu bilir, onlara tahsis
ettiği çeşitli kerametlerini ve özgün işaretlerini
anlar. Bu içecekten bir bardak içen kimse,
artık bu hâlini hiçbir halle değişmez ve hiçbir
vaktini bu vakte tercih etmez. Bunu her itaat
ve ibadette tercih eder. Çünkü bu işte Rab
ile aracısız münacat etme gerçekleşir.” (es-
Safî Tefsiri, 11. Mukaddime; Misbahuş’Şaria,
s.29.) 98. Kur’ân okuduğun zaman kovulmuş
Şeytan’dan Allah’a sığın.

99. Kuşkusuz, onun iman edip Rablerine
tevekkül eden kimseler üzerinde bir egemenliği
yoktur.
100. Onun egemenliği, sadece onu kendilerine
dost ve koruyucu edinenlere ve
Allah’a ortak koşanlaradır.
101. Bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirdiğimizde
ki
Allah (tedricen) indirdiği
şeyi daha iyi bilirderler
ki: “Sen ancak bir
yalan uydurucusun.” Hayır; onların çoğu
bilmezler.
102. De ki: “Onu, iman edenleri sağlamlaştırmak
için ve Müslümanlara bir hidayet
ve bir müjde olsun diye Ruhu’lKudüs
hak üzere Rabbinden indirdi.”

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

103. Şüphesiz, biz onların, “Ona (Peygamber’e)
ancak bir beşer öğretiyor.” dediklerini
biliyoruz. Yalan olarak işaret ettikleri
kişinin dili yabancıdır. Bu (Kur’ân)
ise, apaçık bir Arapçadır.
104. Allah’ın ayetlerine iman etmeyen
kimseleri, Allah hidayete erdirmez ve onlara
acı bir azap vardır.
105. Ancak Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler,
yalan uydururlar. İşte onlar,
yalancıdırlar.
106. Kalbi iman ile mutmain olduğu hâlde
(inkâra) zorlanan kimse müstesna, iman
ettikten sonra Allah’ı inkâr edenler ve gönüllerini
küfre açanlar var ya, Allah’tan
gelen bir gazap bunlaradır ve bunlar
için büyük bir azap vardır.

Bu ayet, ashaptan zor ve işkenceyle İslam’dan
dönmeye ve kâfirlerin istediği şekilde onların
putlarını övmeye zorlanan Suheyb, Bilal, Ammar
ve Ammar’ın anne ve babası hakkında
nazil olmuştur. Ammar’ın anne ve babası (Sümeyye
ve Yasir) kâfirlerin isteğine karşı direnmiş,
şehit olmuşlardır. Ama Ammar onların istediği
sözleri diliyle söylemiş ve kurtulmuştur. Halk, Resulullah
(s.a.a)’e, “Ammar kâfir oldu.” diye haber
getirince, Resulullah, “Ammar tepeden tırnağa
kadar iman ile doludur. İman, onun kan ve etine
karışmıştır.” diye cevap vermiş sonra ağlayarak
gelen Ammar’ın gözyaşlarını silmiş, “Tekrar
sana karşı aynı işi yapsalar, yine aynı şeyleri söyle.”
diyerek onun işini tasvip etmiştir ve bu olay
üzerine bu ayet inmiştir. Bu ayet, Ehl-i Beyt’en
gelen hadislerde takiyyenin meşru olduğunun
delili olarak zikredilmiştir. (bk. Mecmau’l-Beyan
ve Ayyaşî Tefsiri.) Buna göre mümin kişi, zalimler
tarafından tehlikeyle karşılaştığında imanını
kalbinde gizleyerek takiyye edebilir ve onları
razı edecek şekilde konuşabilir. Burada ölçü,
karşıdaki kişinin zulmetmesidir ve kendisine karşı
takiyye yapılan kimsenin Müslüman veya kâfir
olması bir şeyi değiştirmez. Çünkü burada hüküm
ile mevzu arasındaki münasebet göz önüne
alındığında, ölçünün haksız zorlamaya karşı
kendini korumak olduğu ve diğer unsurların bir
etkisinin olmadığı anlaşılır. Buna göre, tehlikeden
kurtulmak için dinin temelini dilde inkâr etmenin
bir sakıncası olmadığına göre, dinin ikinci
sıradaki temellerini takiyye icabı inkâr etmenin
hiçbir sakıncası olmaz. (bk. Âl-i İmrân: 28)

107. Bu, onların dünya hayatını ahirete
tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfir
olan topluluğu hidayete erdirmemesinden
dolayıdır.
108. Onlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını
ve gözlerini mühürlediği kimselerdir.
İşte onlar, gerçek gafillerdir.
109. Kuşkusuz onlar, ahirette ziyana
uğrayanların ta kendileridir.
110. Sonra Rabbin, işkence edildikten
sonra hicret eden, sonra cihad edip
sabredenler için, elbette bütün bunlardan
sonra, Rabbin onlar için bağışlayandır
ve merhamet edendir.

NAHL SÛRESİ CÜZ: 14, SÛRE: 16

111. O gün herkes gelip kendisini kurtarmaya
uğraşır ve kimseye zulmedilmeden
yaptığı işlerin karşılığı tam olarak
verilir.
112. Allah, asayiş ve güvenlik içinde
olan ve rızkı her yandan bol bol gelen
bir şehri örnek verdi. (Bu şehrin halkı)
Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler
de Allah yaptıkları işlerden dolayı
oraya açlık ve korku elbisesini (acısını)
tattırdı.
113. Oysa onlara, kendilerinden olan
bir elçi gelmişti. Ama onlar, onu yalanladılar.
Bu yüzden zalim oldukları
hâlde azap onları yakaladı.
114. Allah’ın size verdiği rızktan helal
ve temiz olarak yiyin ve eğer yalnız
O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetlerine
şükredin.
115. O, sadece ölü hayvanı, kanı, domuz
etini ve Allah’tan başkasının ismi
anılarak kesilen hayvanı size haram
kılmıştır. Ama bir kimse, zulmetmeden
ve haddi aşmadan bunları yemeye
mecbur kalırsa, (ona bir günah yoktur;)
şüphesiz, Allah bağışlayandır ve sürekli
merhamet edendir.

116. Dilinizden çıkan yalana dayanarak,
“Bu helaldir ve bu haramdır.” demeyin.
Böylece Allah’a yalan isnat etmiş olursunuz.
Kuşkusuz, Allah’a yalan isnat edenler,
kurtuluşa ermezler.
117. (Onların elde ettikleri) az bir yararlanmadır.
Onlara acı bir azap vardır.
118. Yahudilere, daha önce sana anlattıklarımızı
haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik;
ancak onlar kendilerine zulmediyorlardı.

CÜZ: 14, SÛRE: 16 NAHL SÛRESİ

119. Sonra Rabbin, cahillikle günah işleyen
ve sonra bunun ardından tövbe eden
ve kendilerini düzelten kimseleri, elbette
Rabbin, ondan sonra bağışlayandır ve
merhamet edendir.
120. Gerçekten İbrahim, Allah’a boyun
eğen, hakka yönelen bir ümmet idi ve
müşriklerden değildi.
121. Allah’ın nimetlerine şükreden birisiydi.
Allah onu seçti ve doğru yola iletti.
122. Ona dünyada iyilik verdik ve şüphesiz
o, ahirette de salihlerdendir.
123. Sonra sana, “Hakka yönelerek İbrahim’in
dinine uy. O, müşriklerden değildi.”
diye vahyettik.
124. Cumartesinin (tatil olması) hükmü,
onun hakkında ayrılığa düşenlere farz
kılınmıştı. Kuşkusuz, kıyamet günü
Rabbin, onların ayrılığa düştükleri şey
hakkında aralarında hükmedecektir.
125. Rabbinin yoluna hikmet ve güzel
öğütle çağır ve en güzel yöntem ile
onlarla tartış. Gerçekten Rabbin, yolundan
sapanları en iyi bilendir ve O,
hidayete erenleri de en iyi bilendir.
126. Eğer ceza verirseniz, size yapılan
eziyetin misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz,
( bilin ki) bu, sabredenler
için daha iyidir.
127. Sabret; sabrın ancak Allah’ın yardımı
iledir. Onlara üzülme ve yaptıkları
hile ve tertiplerden dolayı gönlünü
sıkma.
128. Kuşkusuz, Allah takvalılarla ve
iyilerle beraberdir.