Kuran-ı Kerim – Mürselât Suresi Türkçe Meali

MÜRSELÂT SÛRESİ CÜZ: 29, SÛRE: 77

Mekke’de inmiştir; 50 ayettir.

İlk ayetinde gönderilenler anlamında olan
“Mürselât” kelimesi geçtiği için bu adla anılır.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kim Ve’l-Mürselati Urfen Sûresi’ni
okursa, Allah onu Hz. Muhammed (s.a.a)
ile tanıştırır.” (bk. Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Andolsun birbiri peşinden gönderilen
meleklere,

2. Süratle hareket edenlere,

3. (Vahyin mesajlarını) yaydıkça yayanlara,

4. Böylece (hakkı batıldan) iyice ayıranlara,
5-6. Ve (insanlara) mazeret veya uyarı
olsun diye (vahyi peygamberlere) iletenlere,

7. Şüphesiz, size vadedilen gerçekleşecektir.

8. Yıldızların ışığı kaybolup gittiğinde,

9. Gök yarıldığında,

10. Dağlar ufalanıp savrulduğunda,

11. Elçilere (ümmetleri hakkında şahitlik
etmeleri için) belirli bir vakit tayin edildiğinde.

12. Bunlar hangi güne ertelenmiştir?

13. (Hak ile batılı birbirinden) ayırma gününe.

14. Ayırma gününün ne olduğunu sen
nereden bilirsin?

15. O gün (kıyameti) yalanlayanların vay
hâline!

16. Biz öncekileri (azgınlıkları yüzünden)
helak etmedik mi?

17. Ardından sonrakileri de onların peşine
takarız.

18. Biz suçlulara işte böyle yaparız.

19. O gün yalanlayanların vay hâline!

20. Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?

21-22. Sonra da onu belli bir süreye kadar
sağlam bir yere yerleştirdik.

23. Bizim (onun yaratılışını böyle) takdir
ettik; takdirimiz ne güzeldir!

24. O gün yalanlayanların vay hâline!

25-26. Yeryüzünü gerek dirilere ve gerekse
ölülere toplanma yeri yapmadık mı?

27. Orada sağlam ve yüce dağlar oluşturduk
ve size tatlı sular içirdik.

28. O gün yalanlayanların vay hâline!

29. (İnkârcılara o gün şöyle denir:) “Yalanlayıp
durduğunuz şeye (cehenneme) doğru
yürüyün.”

30. “Üç kola ayrılmış gölgeye (cehennemin
boğucu dumanına) doğru yürüyün.”

31. “Ne gölgelendirir sizi ve ne de alevden
korur.”

32. O, saray gibi (kocaman) kıvılcım
saçar.

33. Her bir kıvılcım, sanki birer sarı devedir.

34. O gün yalanlayanların vay hâline!

35. Bu, (kâfirlerin) konuşamayacakları
bir gündür.

36. Özür dilemeleri için de onlara izin
verilmez.

37. O gün yalanlayanların vay hâline!

38. Bu, (hak ile batılı birbirinden) ayırma
günüdür. Sizi ve sizden öncekileri
(bu günde) bir araya getirdik.

39. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz
varsa, bana karşı hilenizi uygulayın.

40. O gün yalanlayanların vay hâline!

41. Şüphesiz, (o gün, Allah’a karşı gelmekten)
korunanlar, gölgeliklerde, pınar
başlarındadırlar.

42. Canlarının istediği meyvelerin içindedirler.

43. (Kendilerine,) “İşlediklerinizin karşılığı
olarak, (şimdi) afiyetle yiyin için.”
denir.

44. İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

45. O gün yalanlayanların vay hâline!

46. “Yiyin şimdilik ve (bu dünyadan)
biraz yararlanın; şüphesiz siz suçlusunuz.”

47. O gün yalanlayanların vay hâline!

48. Kendilerine “Rükû edin (namaz kılın).”
denildiği vakit rükû etmezler.

49. O gün yalanlayanların vay hâline!

50. Bundan (Kur’ân’dan) sonra artık hangi
söze inanacaklar?!