Mü’minûn Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 18, SÛRE: 23
Mekke’de inmiştir; 118 ayettir.
Bu sûre, adını müminlerin kurtuluşunu
açıklayan birinci ayetinden almaktadır.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Kim Müminûn Sûresi’ni
okursa, Allah, onun akıbetini saadete
dönüştürür.
Kim bu sûreyi her hafta okumayı âdet edinirse,
Peygamber’le birlikte, resullerin ve
nebilerin yanında en yüce Firdevs cennetine
yerleşir.” (bk. es-Safî Tefsiri, Sevabu’lA’mal’dan
naklen.)
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir.
2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler
Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kimin bedeninin huşusu kalbinin huşusundan
daha fazla olursa, bu, nifaktır.”
Namazında sakalıyla oynayan birisini gördüğünde
şöyle dedi: “Eğer kalbinde huşu
olsaydı, azası da huşu içinde olurdu.”

3. Boş işlerden uzak dururlar.
4. Zekâtı verirler.
5. İffetlerini korurlar.
6. Sadece eşleri ve sahip oldukları cariyeleri
bunun dışında; çünkü (bunlarla
ilişkiye girmekten dolayı) kınanmazlar.
7. Kim bu sınırların ötesine geçmek isterse,
işte onlar, haddi aşanlardır.
8. Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet
ederler.
9. Onlar, namazlarını korurlar.
10. İşte bunlardır mirasçılar.
11. Firdevs’e varis olurlar, orada ebedi
kalırlar.
12. Gerçekten biz insanı, çamurdan
olan bir süzmeden yarattık.
13. Sonra onu nutfe hâlinde sağlam bir
yere yerleştirdik.
14. Sonra nutfeyi kan pıhtısına (alakaya)
dönüştürdük. Kan pıhtısını da bir çiğnemlik
ete çevirdik. Sonra bir çiğnemlik
eti de kemiklere dönüştürdük. Sonra o
kemikleri etle kapladık. Sonra ona yeni
bir yaratılış verdik. Yaratıcıların en güzeli
olan Allah, ne yücedir!
15. Sonra siz, bunun ardından mutlaka
öleceksiniz.
16. Sonra siz, kıyamet günü muhakkak
dirileceksiniz.
17. Gerçekten üzerinizde yedi yol yarat-
tık. Biz, yaratmaktan gafil değildik.

CÜZ: 18, SÛRE: 23 MÜ’MİNÛN SÛRESİ

18. Gökten belli ölçüde su indirdik ve
onu yerde yerleştirdik. Onu gidermeye
de mutlaka gücümüz yeter.
19. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve
üzüm bağları var ettik. Oralardan çok
meyve elde etmektesiniz ve onlardan yemektesiniz.
20. Sina dağında da yetişen bir ağaç var
ettik ki, o ağaç, hem yağ, hem de yiyenler
için katık verir.
Sıbğ, kök itibarıyla boya anlamındadır ve yemekte
yağ ve sirke gibi ekmeğin ıslatılıp yenilmesini
sağlayan sıvı katıklara denir. Böylece
ayette zeytin yağını yemeğin hazmındaki rolüne
de işaret vardır.

21. Şüphesiz, size (büyükbaş) hayvanlarda
bir ibret vardır. Onların karınlarındakinden
size içiriyoruz. Onlarda
sizin için çok faydalar vardır ve onların
etlerinden yersiniz.
22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
23. Gerçekten biz, Nuh’u kavmine
gönderdik. “Ey kavmim! Allah’a ibadet
edin; sizin O’ndan başka ilahınız
yoktur. Sakınmaz mısınız?” dedi.
24. Kavminin küfre sapmış önderleri
dediler ki: “Bu, ancak sizin gibi bir
beşerdir. Size egemen olmak istiyor.
Allah dileseydi, melekler indirirdi. Biz
önceki babalarımızdan böyle bir şey
duymadık.”
25. “Bu, ancak deliliği olan bir kişidir.
Bir süre ona katlanıp bekleyin.”
26. (Nuh,) “Rabbim! Beni yalanlamalarına
karşı bana yardım et.” dedi.
27. Bunun üzerine ona vahyettik ki,
bizim gözetimimiz ve vahyimizle gemiyi
yap. Emrimiz geldiğinde ve tandırdan
su fışkırınca, her cinsten bir
çift ve aleyhinde
önceden belirlenmiş
hüküm olan kimse dışındaaile
fertlerini
gemiye al. Zulmedenler hakkında
benimle konuşma. Kuşkusuz, onlar
boğulacaklardır.

MÜ’MİNÛN SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 23

28. Sen ve beraberinde bulunanlar gemiye
yerleşince, de ki: “Hamd, bizi o zalim
topluluktan kurtaran Allah içindir.”
29. Ve de ki: “Ey Rabbim! Bizi kutlu bir
yere indir. Çünkü sen, indirenlerin en
iyisisin.”
30. Kuşkusuz, bu olayda çeşitli ayetler
vardır. Gerçekten biz (kulları) deneriz.
İmam Ali’den (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Allah,
size zulmetmemek hakkında size güvence
vermiştir; ama sizi denememek
hakkında size güvence vermemiş ve şöyle
demiştir: “Kuşkusuz, bu olayda çeşitli ayetler
vardır. Gerçekten biz (kulları) deneriz.” (bk.
Nuru’s-Sekaleyn Tefsiri, Nehcü’l-Belağa’dan
naklen.)

31. Sonra onların ardından başka bir
kuşak meydana getirdik.
32. Onların arasında, “Allah’a ibadet
edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.
Hâlâ sakınmaz mısınız?” diye (tebliğ
etmesi için) kendilerinden olan bir
elçi gönderdik.
33. Kavminden, küfre düşerek ahiret
buluşmasını yalanlayan ve dünya hayatında
kendilerine refah verdiğimiz ileri
gelenler, “Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir.
Sizin yediğinizden yemekte ve sizin
içtiğinizden içmektedir.” dediler.
34. “Kendiniz gibi bir beşere boyun
eğerseniz, mutlaka zarar ederseniz.”
35. “Öldükten, toprak ve kemik yığını
olduktan sonra, (kabirlerden) çıkarılacağınızı
mı size vadediyor?!”
36. “Ne de uzaktır size verilen bu vaatler!”
37. “Dünya hayatından başka bir hayat
yoktur. Ölürüz ve yaşarız. (Ölümden
sonra) tekrar diriltilecek değiliz.”
38. “O, sadece Allah’a yalan isnat eden
bir adamdır; biz ona inanmıyoruz.”
39. (O peygamber,) “Rabbim! Beni yalanlamalarına
karşı bana yardım et.” dedi.
40. (Allah,) “Kısa bir süre sonra onlar pişman
olacaklardır.” dedi.
41. Hak üzere öldürücü bir çığlık onları
yakaladı da onları bir çerçöpe çevirdik.
Kahrolsun zalim topluluk!
42. Sonra onların ardından başka kuşaklar
var ettik.

CÜZ: 18, SÛRE: 23 MÜ’MİNÛN SÛRESİ

43. Hiçbir ümmet, kendi süresinden ne
ileri geçer, ne de geri kalır.
44. Sonra elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik.
Ne zaman bir ümmete peygamberi
geldiyse, onu yalanladılar. Biz de onları
yok edip birbirlerine ekledik ve onları
dillerde dolaşan efsanelere dönüştürdük.
İman etmeyen topluluk uzak olsun!
45. Sonra ayetlerimizle ve apaçık delille
Musa ve kardeşi Harun’u gönderdik.
46. Firavun’a ve onun (kavminin) seçkinlerine.
Fakat onlar böbürlendiler. Onlar,
büyüklük taslayan bir topluluk idiler.
47. “Kavimleri bize tapınmakta olan,
bizim gibi iki adama mı iman edeceğiz?!”
dediler.
48. Böylece o ikisini yalanladılar ve helak
edilenlerden oldular.
49. Belki onlar (İsrailoğulları) hidayete
erişirler diye Musa’ya kitabı verdik.
50. Meryem oğlunu ve annesini de bir
ayet yaptık ve onları, akarsuyu olan
düz bir yaylaya yerleştirdik.
51. Ey Peygamberler! Temiz şeylerden
yiyin ve iyi işler yapın. Kuşkusuz, ben
yaptığınız işleri hakkıyla bilirim.
52. Kuşkusuz bu, tek ümmet olarak sizin
ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim;
öyleyse benden sakının.
53. Fakat onlar (insanlar), işlerini aralarında
böldüler. Her topluluk, kendi
yanında olan şeyden hoşnuttur.
54. Şimdi sen onları kendi saplantıları
ile bir süre baş başa bırak.
55-56. Mal ve çocuklar ile kendilerini
takviye etmekle onlara iyilik yaptığımızı
mı sanıyorlar? Hayır, onlar farkında
değiller.

57. Kuşkusuz, Rablerinin korkusundan
titreyenler;
58. Rablerinin ayetlerine inananlar;
59. Rablerine ortak koşmayanlar;

MÜ’MİNÛN SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 23

60. Verdiklerini, Rablerine dönecekleri
için kalpleri ürpererek (Allah yolunda)
verenler;
61. İşte onlar, iyiliklere koşarlar ve iyi
işlerde yarışırlar.
62. Hiçbir kimseyi gücü dışındaki bir
şeyle yükümlü kılmayız. Katımızda
hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlara
asla zulmedilmez.
63. Hayır; onların kalpleri, bu gerçek
hususunda gaflet içindedir. Bunun dışında
onların yapmakta oldukları bir
takım diğer işler de vardır.
64. Nihayet, bolluk içinde şımaran azgınlarını
azaba çektiğimiz zaman, feryat
ve figan ederler.
65. (Boşuna) figan etmeyin bugün!
Bizim tarafımızdan yardım görmeyeceksiniz.
66. Bizim ayetlerimiz size okunuyordu
ve siz gerisin geriye gidiyordunuz.
67. Ona karşı kibirlenerek gece sohbetlerinde
saçmalıyordunuz.
68. Onlar bu söz (Kur’ân) üzerinde
hakkıyla düşünmediler mi? Yoksa onlara,
daha önceki babalarına gelmeyen
bir şey mi geldi?
69. Yoksa onlar, peygamberlerini tanımadılar
da bu yüzden mi onu inkâr
ediyorlar?
70. Yoksa onda delilik mi var diyorlar?
Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir;
onların çoğu ise haktan hoşlanmazlar.
71. Hak, onların isteklerine uyacak olsaydı,
gökler, yeryüzü ve bunlarda olanlar
bozulurdu. Oysa biz onlara öğütlerini
(Kur’ân’ı) getirdik; ama onlar öğütlerinden
yüz çevirmekteler.
72. Yoksa onlardan bir karşılık mı istiyorsun?
Oysa Rabbinin vereceği karşılık
daha iyidir. O, rızk verenlerin en iyisidir.
73. Doğrusu, sen onları doğru yola hidayet
etmektesin.
74. Ahirete inanmayanlar, bu yoldan şiddetle
sapmışlardır.

CÜZ: 18, SÛRE: 23 MÜ’MİNÛN SÛRESİ

75. Eğer onlara acısak ve uğramış oldukları
zorluğu gidersek, kendi azgınlıklarını
körlük içinde ısrarla sürdürürler.
76. Gerçekten biz onları azaba tutturduk,
ama onlar yine Rablerine karşı boyun eğmediler.
ve O’na yalvarmıyorlar.
Bu ayetle ilgili olarak İmam Muhammed Bâkır
(a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “…Tazarru,
elleri (göğe) kaldırıp yalvarmaktır.” (bk.
el-Burhan Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

77. Kendilerine, azabı çetin olan bir kapı
açtığımızda, şaşkına uğrar ve umutlarını
kaybederler.
78. Size işitme gücü, göz ve kalp veren
O’dur. Ama siz, pek az şükrediyorsunuz.
79. Yeryüzünde sizi yaratıp yayan
O’dur. (Sonunda da) toplatılıp
O’na doğru götürüleceksiniz.
80. Dirilten ve öldüren O’dur. Gece ve
gündüzün değişimi de O’na aittir. Düşünmez
misiniz?
81. Oysa onlar, öncekilerin dediklerini
dediler.
82. “Ölüp toprak ve kemik olduğumuz
zaman mı bizler tekrar diriltileceğiz?!”
dediler.
83. “Önceden de bize ve babalarımıza
bu vaatte bulunulmuştu. Bu, öncekilerin
masallarından başka bir şey değildir.”
84. “Eğer biliyorsanız, (söyleyin bakalım,)
yer ve onda bulunanlar kimindir?”
de.
85. “Allah’ındır.” diyecekler. “Öyleyse
öğüt almaz mısınız?” de.
86. “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın
Rabbi kimdir?” de.
87. “(Yedi gök de, Arş da) Allah’ındır.”
diyecekler. “Şu hâlde çekinmez misiniz?”
de.
88. “Eğer biliyorsanız, (söyleyin bakalım,)
herkesin ve her şeyin egemenliğini
elinde tutan, kendisi her şeye sığınak
olan, fakat kendisi sığınmayan
kimdir?” de.
89. “(Bu nitelikler) Allah’a aittir.” diyecekler.
“O hâlde nasıl aldanıyorsunuz?”
de.

MÜ’MİNÛN SÛRESİ CÜZ: 18, SÛRE: 23

90. Gerçekte biz onlara hakkı getirdik.
Onlar ise yalancıdırlar.
91. Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir.
O’nunla beraber bir ilah da yoktur.
Yoksa her ilah, kendi yarattığını alıp
götürürdü ve birbirlerine üstünlük
taslarlardı. Allah, onların yakıştırdığı
sıfatlardan münezzehtir.
92. Gizliyi de, açık olanı da bilir. O, müşriklerin
koştukları ortaklardan yücedir.
93. De ki: “Ey Rabbim! Eğer onlara vadedilen
azabı mutlaka bana göstereceksen,
94. Bu durumda zalim topluluğun
içinde bana yer verme Rabbim!”
95. Gerçekten biz, onlara vadettiğimiz
azabı sana göstermeye mutlaka kadiriz.
96. Sen, kötülüğü en iyi olan yöntemle
sav. Biz, onların yakıştırdıkları nitelikleri
çok iyi biliyoruz.
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Hz. Muhammed (s.a.a), peygamberlikle
görevlendirildiğinden itibaren Allah
karşısında tevazu olsun diye asla yaslanarak
bir şey yemedi; yanında oturan birine
asla dizlerini göstermedi; kendisine el veren
birine o elini çekmedikçe elini çekmedi;
kendisine yapılan hiçbir kötülüğe karşılık
vermedi; Allah buyurmuştur ki: “Sen, kötülüğü
en iyi olan yöntemle sav.” O da öyle
yaptı; ve hiçbir saili reddetmedi; bir şey
olursa verir, olmazsa “Allah sana verir.” diye
dua ederdi…” (bk. el-Kâfî, c.8, s.166.)

97. De ki: “Rabbim! Şeytan’ın vesvesesinden
sana sığınıyorum.”
98. “Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından
sana sığınıyorum.”
99. Nihayet onlardan birine ölüm gelince
der ki: “Rabbim! Beni geri çevir.
100. Belki geride bıraktığım şeyler hususunda
iyi işler yaparım.” Hayır, kesinlikle
böyle olmaz. Bu, ancak onun söylediği
(boş) bir laftan ibarettir. Onların
gerisinde, tekrar dirilecekleri güne kadar
süren bir berzah (ara dönem) vardır.

101. Sûr’a üflenince, artık aralarında akrabalık
ilişkileri kalmaz ve birbirlerini de
sormazlar.
102. Kimin tartıları ağır olursa, işte onlardır
kurtuluşa erenler.
103. Kimin de tartıları hafif gelirse, kendi
varlıklarını boşa harcayanlar onlardır.
Onlar cehennemde sürekli kalırlar.
104. Ateş yüzlerini yakar ve orada yüzlerinin
eti dökülmüş vaziyettedir.

CÜZ: 18, SÛRE: 23 MÜ’MİNÛN SÛRESİ

105. Ayetlerimiz size okunuyordu da, siz
onları yalanlıyordunuz değil mi?
106. Derler ki: “Rabbimiz! Bedbahtlığımız
bize galip geldi ve biz, sapık bir topluluk
idik.”
107. “Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Tekrar
(kötü işlerimize) dönersek, artık biz
zalim kimseleriz.”
108. (Allah) şöyle der: “Orada susup kalın
ve benimle konuşmayın!”
109. “Çünkü mümin kullarımdan bir kesim,
“Rabbimiz! Biz iman ettik; bizi bağışla
ve bize merhamet et.Gerçekten sen, merhamet
edenlerin en iyisisin.” derlerdi.”
110. “Ama siz onları alaya alırdınız.
Öyle ki onlar (ile alay etmeniz) beni
anmayı size unutturdu. Ve siz onlara
gülüp duruyordunuz.”
Onlara karşı bu davranışınız, beni
unutmanıza yol açtı.

111. “Gerçekten ben, bugün, sabrettikleri
için onları mükâfatlandırdım.”
112. (Allah,) “Yeryüzünde yıllar hesa-
bıyla ne kadar kaldınız?” der.
113. “Bir gün veya bir günün bir bölümü
kadar kaldık. İşte sayanlara sor.”
derler.
114. (Allah,) “Sadece az bir süre kaldınız.
Keşke (bunu dünyadayken) bilseydiniz!”
der.
115. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize
döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?!”
116. Gerçek hükümdar olan Allah, pek
yücedir! O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.
O, değerli Arş’ın Rabbidir.
117. Kim delili olmadığı hâlde Allah’ın
yanı sıra başka bir ilaha yalvarırsa,
onun hesabı Rabbine kalmıştır. Kuşkusuz,
kâfirler kurtuluşa ermezler.
118. De ki: “Rabbim! Bağışla ve merhamet
et. Gerçekten sen, merhamet edenlerin
en iyisisin.”