Mü’min Suresi Türkçe Meali

MÜ’MİN SÛRESİ CÜZ: 24, SÛRE: 40 

Mekke’de inmiştir; 85 ayettir.

Bu sûrenin 28. ayetinde Firavun soyundan
olup imanını gizleyen bir müminden söz edildiği
için bu adı almıştır. Bu sûreye “Gâfir Sûresi”
denmesi de, üçüncü ayetinde Allah’ın sıfatlarından
olan bağışlayan anlamında “gâfir” kelimesinin
yer aldığı içindir. İmam Muhammed

Bâkır (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim
Ha Mîm Mü’min Sûresi’ni her gece okursa, Allah
onun önceki ve sonraki günahlarını bağışlar,
takva sözünden onu ayırmaz ve ona
ahretini dünyasından daha hayırlı kılar.”
(bk. Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Bu kitabın indirilişi, üstün ve
bilen Allah tarafındandır.

3. Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul
eden, azabı çetin ve lütfu bol olandır.
O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Dönüş,
ancak O’nadır.

4. Kâfir olanlar dışında hiçbir kimse
Allah’ın ayetleri hakkında tartışmaz.
O hâlde onların şehirlerde dolaşmaları
seni aldatmasın.

5. Onlardan önce de Nuh’un kavmi ve
onlardan sonraki topluluklar yalanladılar.
Her ümmet, kendi peygamberini
yakalamaya kalkıştı ve hakkı çökertmek
için batıl sözler ile tartıştılar. Derken
onları yakaladım; azabım nasılmış
(görsünler)!

6. İşte böylece kâfir olanların cehennemlik
olduklarına dair Rabbinin hükmü
gerçekleşti.

7. Arş’ı taşıyanlarla onun çevresindekiler,
hamd ederek Rablerini tenzih ederler,
O’na iman ederler ve iman edenlere
bağışlanma dilerler. “Ey Rabbimiz!
Rahmet ve ilimle her şeyi kuşatmışsın;
tövbe eden ve senin yoluna uyanları
bağışla ve onları cehennemin azabından
koru.” derler.

8. Ey Rabbimiz! Onları da, babalarından,
eşlerinden ve evlatlarından iyi
olanları da kendilerine vadettiğin Adn
cennetlerine yerleştir. Kuşkusuz, sen
üstünsün ve hikmet sahibisin.

9. Ve onları kötülüklerden koru. O gün
kimi kötülüklerden korursan, gerçekten
ona acımışsın. İşte bu, büyük başarıdır.

10. Kuşkusuz kâfir olanlara, “Allah’ın
(size karşı) düşmanlığı, sizin kendinize
(birbirinize) karşı düşmanlığınızdan
daha büyüktür. Hani siz imana
çağrıldığınızda inkâr ediyordunuz!”
diye seslenilir.

11. Onlar, “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa
öldürdün ve iki defa dirilttin; artık günahlarımızı
itiraf ettik. Çıkış için bir
yol var mı?” dediler.

12. Bu (azap), “Allah birdir.” dendiği
zaman inkâr etmenizden, ama O’na ortak
koşulunca inanmanızdandır. Artık
hüküm yüce ve büyük Allah’ındır.

13. Kendi ayetlerini size gösteren ve gökten
size rızık indiren O’dur. (Allah’a) yönelenden
başkası öğüt almaz.

14. Artık kâfirler istemese de dini Allah’a
özgü kılarak O’na yalvarın.

15. Dereceleri yükseltir, Arş’ın sahibidir.
Kavuşma günü hakkında uyarıda bulunması
için Ruh’u kullarından dilediğine
emriyle indirir.

16. O gün onlar ortaya çıkarlar ve hiçbir
şeyleri Allah’a gizli kalmaz. “Bugün egemenlik
kimindir?” (denir.) “Bir ve kahhar
olan Allah’ındır.” (derler.)

17. Bugün herkes kazandığı ile mükâfatlandırılır.
Bugün zulüm yoktur. Kuşkusuz,
Allah’ın hesap görmesi çok süratlidir.

18. Yaklaşan o gün (kıyamet) hususunda
onları uyar. Hani yürekler ağızlara gelir
ve üzüntülerini yutkunurlar; zalimlerin
ne bir samimî dostu, ne de sözü geçen bir
şefaatçisi bulunur.

19. O, gözlerin haince bakışını da, gönüllerin
gizlediğini bilir.
Resulullah (s.a.a)’in öldürülmesini emrettiği kişilerden,
dinden irtidat etmiş ve peygamberlik
iddiasında bulunmuş olan Abdullah b. Serh kıssasında
geçen rivayete göre Ubbad b. Beşir,
“Ya Resulullah! Gözüm senin gözündeydi; onu
öldürmek için bir (göz) işaretini bekliyordum.”
dedi. Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdu:
“Peygamberlerin haince göz bakışları ve
kalplerinde gizledikleri gizli şeyleri (hedefleri)
olmaz.” Yani, peygamberler hareketlerini
doğruluk üzere kurarlar. Hareketlerinde terörden
yararlanmadıkları gibi, açıkladıkları
hedeflerden başka bir hedefi de kalplerinde
gizli tutmazlar.” (bk. es-Safî Tefsiri.)

20. Allah, hak ile hükmeder. O’nu bırakıp
da yalvardıkları (putlar), hiçbir
hüküm veremezler. Kuşkusuz, Allah
işitendir ve görendir.

21. Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı
ki, kendilerinden öncekilerin sonunun
nasıl olduğunu görsünler?! Onlar, bunlardan
daha güçlüydüler ve yeryüzündeki
eserleri daha sağlamdı. Ama Allah,
günahları yüzünden onları yakaladı;
onları Allah’a karşı koruyan olmadı.

22. Bu, peygamberleri apaçık delillerle
kendilerine geldiği hâlde inkâr etmelerindendi.
Derken Allah da onları yakaladı.
Kuşkusuz, O güçlüdür ve azabı
çetindir.

23. Gerçekten biz Musa’yı ayetlerimiz
ve apaçık bir delille gönderdik.

24. Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Fakat
onlar, “Bu, pek yalancı bir büyücüdür.”
dediler.

25. Katımızdan kendilerine hakkı getirince,
“Onunla birlikte iman edenlerin
oğullarını öldürün ve kadınlarını
sağ bırakın.” dediler. Ama kâfirlerin
tuzağı sürekli hedefinden sapar, sonuçsuz
kalır.

26. Firavun, “Bırakın Musa’yı öldüreyim
de o, Rabbini (imdada) çağırsın.
Ben onun, sizin dininizi değiştireceğinden
veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından
korkuyorum.” dedi.

27. Musa, “Ben, hesap gününe inanmayan
her ululuk taslayan kişiden Rabbime
ve Rabbinize sığınırım.” dedi.

28. Firavun ailesinden imanını gizleyen
bir mümin, “Rabbim Allah’tır.”
dediği için bir adamı mı öldüreceksiniz?!
O, Rabbinizden size apaçık deliller
getirmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı
kendisine ait. Eğer doğru söylüyorsa,
vadettiklerinden bir kısmına uğrarsınız.
Kuşkusuz, Allah aşırı giden ve çok
yalan söyleyen birini hidayete erdirmez.”
dedi.

29. “Ey kavmim! Bugün bu toprakların
egemenleri olarak hükümranlık sizindir.
Fakat Allah’ın azabı bize gelecek
olursa, kim bize yardım edebilir?” Firavun,
“Ben ancak (doğru) gördükleri-mi size gösteriyor ve sizi sadece olgunluk
yoluna eriştiriyorum.” dedi.

30. İman etmiş kimse, “Ey kavmim! Ben
önceki toplulukların günü gibi bir güne
uğramanızdan korkarım.” dedi.

31. “Nuh’un kavminin, Ad’ın, Semud’un
ve onlardan sonrakilerin durumu gibi.
Allah kullarına zulüm istemez.”

32. “Ey kavmim! Ben sizin için o feryadü
figan gününden korkarım.”

33. “O gün geriye dönüp kaçarsınız.
Allah’a karşı sizi bir koruyan olmaz. Allah
kimi saptırırsa, artık onu hidayete erdiren
olmaz.”

34. Gerçekten daha önce de Yusuf apaçık
delillerle size gelmişti de onun size getirdiği
şey hakkında bir türlü şüpheden
kurtulamamıştınız. Sonunda, ölünce de,
“Artık bundan sonra Allah, bir peygamber
göndermez.” dediniz. İşte Allah, aşırı
giden şüphecileri böyle saptırır.

35. Allah’ın ayetleri hakkında kendilerine
bir delil verilmeden tartışan kimseler,
hem Allah’ın katında, hem de iman edenlerin
katında büyük bir nefrete uğrarlar.
Allah, büyüklük taslayan her zorbanın
kalbini işte böyle mühürler.

36. Firavun, “Ey Haman! Bana yüksek bir
kule yap, belki yollara erişirim” dedi.

37. “Göklerin yollarına (erişirim de),
Musa’nın ilahına vâkıf olurum. Ben onu
yalancı sanıyorum.” Böylece Firavun’a
yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru
yoldan alıkonuldu. Firavun’un tuzağı
sürekli boşa çıktı.

38. İman eden kimse dedi ki: “Ey kavmim!
Bana uyun, sizi olgunluk yoluna
eriştireyim.”

39. “Ey kavmim! Bu dünya hayatı, ancak
geçici bir zevktir ve kuşkusuz ahirettir
gerçek kalıcı yurt.”

40. “Kim bir kötülük işlerse, ancak
onun misli olan bir ceza ile cezalandırılır.
Erkek veya kadın, mümin olarak
iyi iş işleyenler ise, işte onlar, cennete
girerler ve orada hesapsız olarak kendilerine
rızık verilir.

41. “Ey kavmim! Bu ne durum?! Ben
sizi kurtuluşa çağırıyorum; siz ise beni
ateşe çağırıyorsunuz!”

42. “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve
hakkında bir bilgim olmayan şeyi O’na
ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise
sizi üstün ve çok bağışlayan (Allah’a)
çağırıyorum!”

43. “Gerçek şu ki, beni çağırdığınız şeyin
ne bu dünyada, ne de ahirette bir
çağrısı var. Kuşkusuz, dönüşümüz
Allah’adır ve kuşkusuz, aşırı gidenler
cehennem ehlidirler.”

44. “Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız.
Ben işimi Allah’a bırakıyorum.
Kuşkusuz, Allah kullarını
görür.”

45. Allah onu, onların kurdukları tuzakların
kötülüklerinden korudu ve
Firavun’un soyunu azabın kötüsü kuşattı

46. Sabah ve akşam ateşe sunulurlar. O saatin
(kıyametin) geldiği gün de, “Firavun
ailesini azabın en çetinine sokun.” (denir.)

47. Hani ateşte birbirleriyle tartışırlar; zayıflar,
büyüklük taslayanlara, “Gerçekten
biz size uymuştuk; ateşten bir kısmını
(olsun) bizden uzaklaştırabilir misiniz?”
derler.

48. Büyüklük taslayanlar, “Hepimiz onun
(ateşin) içindeyiz. Kuşkusuz, Allah, kulları
arasında hüküm vermiştir.” derler.

49. Ateşte bulunanlar, cehennemin bekçilerine,
“Rabbinize yalvarın da (hiç değilse)
bir gün bize azabı hafifletsin.” derler.

50. (Bekçiler,) “Peygamberleriniz size apaçık
deliller getirmiyorlar mıydı?” derler. Onlar,
“Evet (getiriyorlardı).” derler. (Bekçiler,)
“Öyleyse yalvarın; ama (bilin ki) kâfirlerin
yalvarması hep boşunadır.” derler.

51. Kuşkusuz, biz peygamberlerimize
ve iman edenlere hem dünya hayatında,
hem de şahitlerin şahitlik edecekleri
günde yardım ederiz.

52. O gün zalimlere mazeretleri bir yarar
sağlamaz. Lanet onlarındır ve kötü yurt
onlarındır.

53. Gerçekten biz Musa’ya hidayeti verdik
ve İsrailoğulları’na kitabı miras bıraktık.

54. O, akıl sahiplerine hidayet ve öğüttür.

55. Artık sabret, kuşkusuz Allah’ın vaadi
haktır, günahına bağışlanma dile
Akşam ve sabah Rabbini hamd ederek
tenzih et.

56. Allah’ın ayetleri hakkında kendilerine
gelmiş kesin bir delil olmaksızın
tartışanların kalplerinde asla ulaşamayacakları
bir büyüklenme duygusu
vardır. Artık Allah’a sığın; kuşkusuz
O, işitir ve görür.

57. Elbette gökleri ve yeri yaratmak,
insanları yaratmaktan daha büyük bir
şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

58. Körle gören ve iman edip doğru işler
yapanla kötü olan eşit değildir. Ne
de az öğüt alırsınız.

59. Muhakkak o saat (kıyamet) gelecektir;
bunda hiçbir kuşku yoktur. Fakat
insanların çoğu iman etmezler.

60. Rabbin dedi ki: “Bana yalvarın, duanızı
kabul edeyim. Kuşkusuz, bana
kulluk etmekten ululuk taslayarak
çekinenler, aşağılanarak cehenneme
girerler.

Bir adam İmam Cafer Sadık (a.s)’a şöyle
dedi: “Aziz ve celil Allah, “Bana yalvarın,
sizin duanızı kabul ederim.” diye buyuruyor,
ama biz yalvarıyoruz, fakat duamız
kabul olmuyor.” İmam şöyle dedi: “Çünkü
siz Allah’ın ahdine (Allah’a verdiğiniz söze)
vefa etmiyorsunuz. Allah Teala, “Siz benim
ahdime vefa edin, ben de sizin ahdinize
vefa edeyim.” diye buyuruyor. (es-Safî Tefsiri,
c.1. s.123.)

61. Dinlemeniz için geceyi ve aydınlatıcı
olarak da gündüzü var eden
Allah’tır. Kuşkusuz, Allah insanlara
karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu
şükretmezler.

62. İşte Rabbiniz ve her şeyin yaratıcısı
O Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur. O hâlde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?!

63. Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr
edenler, işte böyle çevriliyorlar.

64. Yeryüzünü sizin için yerleşme yeri,
göğü bina kılan, size şekil verip şekillerinizi
güzel yapan ve temiz nimetlerle size
rızık veren, Allah’tır. İşte o Allah, sizin
Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi Allah ne
yücedir!

65. O diridir. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.
Dini O’na özgü bilerek O’na yalvarın.
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’ındır.

66. De ki: “Ben, Rabbim tarafından apaçık
deliller bana gelmişken, sizin Allah’ı bırakıp
da O’nun yerine yalvardığınız şeylere
tapmaktan menedildim ve âlemlerin Rabbine
teslim olmakla görevlendirildim.”

67. Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra
kan pıhtısından (alakadan) yaratan
O’dur. Sonra sizi bir çocuk olarak (ana
rahminden) çıkarır. Sonra erginlik çağına
erişmeniz, sonra da yaşlanmanız -içinizden
bazılarının canı daha önce alınır- ve
belirlenmiş bir süreye erişmeniz için (sizi
yaşatır). Bütün bunlar, olur ki düşünürsünüz
diye olup biter.

68. Dirilten ve öldüren O’dur. Bir işin
olmasına hükmetti mi, sadece ona “Ol.”
der, o da oluverir.

69. Allah’ın ayetleri hakkında tartışanları
görmedin mi, nasıl (haktan) çevriliyorlar?!

70. Onlar, kitabı ve peygamberlerimizle
gönderdiğimiz mesajları yalanlayanlardır.
Onlar, yakında bilecekler.

71-72. Boyunlarında demir halkalar ve
zincirlerle kaynar suda sürüklendikleri,
sonra ateşte yakıldıkları zaman.

73. Sonra onlara denecek ki: “Ortak
koştuklarınız nerede?”

74. “Allah’ı bırakıp (da ortak koştuklarınız)?”
Onlar, “Bizden ayrılıp kaybolup
gittiler. Gerçekte bundan önce hiçbir
şeye ibadet etmiyormuşuz.” derler.
İşte Allah, kâfirleri böyle şaşırtır.

75. Bu, yeryüzünde haksız yere neşelendiğinizden
ve şımarmanızdandır.

76. Girin cehennemin kapılarından. Orada
ebedi kalacaksınız. Gerçekten de böbürlenen
kimselerin yeri ne kötüdür!

77. Artık sabret; kuşkusuz Allah’ın vaadi
haktır. Onlara vadettiğimiz azabın
bir kısmını sana göstersek veya (göstermeden)
seni dünyadan götürsek,
yine onlar bize döndürülecekler.

78. Kuşku yok, senden önce de nice
peygamberler gönderdik; onlardan
sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız
da. Hiçbir peygamber,
Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez.
Allah’ın emri gelince hak ile hükmedilir
ve işte orada boş şeylere uyanlar
ziyan ederler.

79. Bir kısmına binesiniz ve bir kısmından
da yiyesiniz diye sizin için evcil
hayvanları yaratan, Allah’tır.

80. Onlarda sizin için daha nice faydalar
var. Onlara binerek gönüllerinizdeki
murada ulaşırsınız, onların ve gemilerin
üstünde taşınırsınız.

81. O, ayetlerini size gösteriyor. Allah’
ın ayetlerinden hangisini inkâr ediyorsunuz?!

82. Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmazlar
mı ki, kendilerinden öncekilerin
sonlarının nasıl olduğunu görsünler?!
Onlar, bunlardan daha çok ve daha
güçlüydüler ve yeryüzündeki eserleri daha sağlamdı. Ama kazandıkları, onlara
bir yarar sağlamadı.

83. Peygamberleri onlara apaçık delilleri
getirdiklerinde onlar, kendi yanlarında
bulunan bilimle övündüler. Sonunda
alay ettikleri şey başlarına geldi.

84. Nihayet çetin azabımızı gördüklerinde,
“Bir olan Allah’a iman ettik ve ortak
koştuğumuz şeyleri inkâr ettik.” dediler.

85. Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman
imanları onlara bir yarar sağlayacak
değildi. Allah’ın kulları arasında süregelen
tutumu, yöntemi budur. İşte orada
kâfirler ziyana uğradılar.