Kuran-ı Kerim – Meâric Suresi Türkçe Meali

MEÂRİC SÛRESİ CÜZ: 29, SÛRE: 70

Mekke’de inmiştir; 44 ayettir.

Üçüncü ayetinde “dereceler” anlamına
gelen “Meâric” kelimesinin yer aldığı için
bu adla anılmıştır.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Seele Sailun (Mearic)
Sûresi’ni çok okuyun. Onu kim çok okursa,
Allah onu kıyamet günü işlediği günahtan
dolayı sorgulamaz ve onu Hz. Muhammed
(s.a.a) ile birlikte cennette yerleştirir.” (bk.
Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1-3. Birisi, yüceliş derecelerinin sahibi Allah
katından kâfirlere gelecek olan ve hiç kimsenin
savamayacağı kesin bir azabı istedi.

4. Melekler ve (mukarreb bir melek olan)
Ruh, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl
olan bir günde O’na (Arş’a) doğru yükselip
çıkar.

5. Artık sen güzelce sabret.

6. Onlar (kâfirler) onu (kıyameti) uzak görüyorlar.

7. Ama biz onu yakın görüyoruz.

8. O gün dağlar erimiş maden gibi olur.

9. Dağlar da atılmış yüne döner.

10. En yakın dost, dostunu sormaz.

11-14. (Onlar) birbirlerine gösterilirler.
(Fakat birbirleri için bir şey yapamazlar;
herkes ancak kendini düşünür.) Suçlu
kimse, o günün azabından kurtulmak
için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini
koruyup barındıran ailesini ve yeryüzünde
bulunan herkesi fidye verip de tek
kendisini kurtarmayı ister.

15. Hayır! (Asla onlar fidye ile kurtulmazlar.)
Şüphesiz o (cehennem), alevli
kızgın bir ateştir.

16. Başın derisini soyar.

17-18. Hakka sırt çevirip uzaklaşanı, servet
toplayıp koruyanı (kendine doğru)
çağırır.

19. Gerçekten insan, açgözlü ve sabırsız
yaratılmıştır.

20. Kendisine kötülük dokununca sızlanır,
sabırsızlık eder.

21. Kendisine hayır dokununca da
(onu diğerlerinden) esirger.

22-23. Ama namaz kılıp namazlarında
sürekli olanlar,

24-25. Mallarında dilenci ve yoksula
belirli bir hak tanıyanlar,

26. Ceza gününün doğruluğuna inananlar,
Rablerinin azabından korkanlar
böyle değildirler.

27 – Rablerinin azabından korkarlar.

28. Şüphesiz, Rablerinin azabından
kimse güvende olamaz.

29. Ve edep yerlerini koruyanlar (böyle
değildirler).

30. Sadece eşleri ve cariyelerinden değil;
çünkü onlar, (bundan dolayı) kınanmazlar.

31. Kim bundan öteye geçmek isterse,
işte onlar, haddi aşanlardır.

32. Ve emanetlerini ve ahitlerini yerine
getirenler,

33. Şahitliklerini dosdoğru yapanlar,

34. Namazlarını hakkıyla koruyanlar
(böyle değildirler).

35. Bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

36-37. Öyleyse o kâfirlere ne oluyor da
bölük bölük sağından ve solundan koşarak
sana doğru geliyorlar?!

38. Onlardan her biri, nimet ve sevinç
dolu cennete konulacağını mı umuyor?!

39. Hayır! (Onların sandığı olmaz.)
Şüphesiz, biz onları o bildikleri şeyden
yarattık.

40-41. Doğuların ve batıların Rabbine
yemin ederim ki, onların yerine daha
iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter
ve kimse de önümüze geçemez.

42. O hâlde onları bırak da, kendileri
için belirlenen (acı) güne kavuşuncaya
kadar (batıl işlerine) dalsınlar ve
oynasınlar.

43-44. O gün onlar, dikili bir hedefe
koşarcasına, gözleri horluktan yere dikilmiş,
üstlerine aşağılık çökmüş hâlde
kabirlerden hızla çıkarlar. İşte bu, onlara
vadedilen gündür.