Velâyetnamede Vurgu Yapılan Konular

 Velâyetnamede vurgu yapılan konular Koyun Baba’nın göstermiş olduğu kerametler zinciri içerisinde altı çizilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle velâyetname, anlayabilenler için sembolik, mecazi bir anlatım yolu seçmiştir. Aynı şeyleri diğer velâyetname örnekleri içerisinde de görmek mümkündür.Velâyetnamede vurgu yapılan temel konu Koyun Baba’nın keramet ehli bir veli olduğudur.

Döneminin resmi anlayışını temsil eden Gümüşlü Vaiz Abdullah adındaki kimse velilik-keramet gibi kavramları gayri İslâmi olarak kabul ettiği için Koyun Baba’yı da bir sihirbaz olarak değerlendirmiş ve onu “İhrâk-ı binnâr” etmeyi tasarlamıştır. Buna karşılık Koyun Baba ise kendisini yakalamak için gelen Vaiz Abdullah’ın suhtelerine (öğrencilerine) keramet göstererek bir sihirbaz olmadığını, keramet ehli bir veli olduğunu kanıtlar ve suhteler Koyun Baba’nın hizmetine girerler.

Velâyetnamede Koyun Baba’nın Horasan Erenlerinden olduğu ve Oniki İmamların sekizincisi olan İmam Ali Rıza (a.s.) soyundan geldiği özellikle belirtilmiştir. O, ceddi olan İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.a.) buyruğu üzerine Hacca gitmek için yola çıktığında önce Kerbela’ya gidip Hz. İmam Hüseyin’i (a.s.) ziyaret etmekle işe başlar.

Velâyetnamede Horasan ve Kerbela’ya özellikle vurgu yapılmıştır. Horasan, özellikle İmam Ali Rıza’nın (a.s.) bu bölgedeki Meşhed şehrine gelerek yerleşmesi ve sonrasında vefatında buraya defnedilmesi nedeniyle önemli bir inanç merkezi özelliği kazanmıştır. Ayrıca Hacı Bektaş Veli de Horasan bölgesi içerisinde kalmakta olan Nişabur şehrinden Anadolu’ya gelmiştir. Bu yönüyle Horasan, Anadolu coğrafyasını irşat eden Ehlibeyt–Oniki İmam soylu erenlerin yetiştiği önemli bir coğrafyadır. Kerbela ise, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s.) hunharca şehit edildiği bir yer olup türbesi buradadır. Velâyetnamede Horasan ve Kerbela adına vurgu yapılması bu yönüyle anlamlıdır.

Velâyetnamenin altını çizerek verdiği mesajlar, Anadolu coğrafyasındaki Alevî-İslâm anlayışının ön plana çıkardığı edebe dayalı bir ahlak felsefesi çerçevesi içerisindedir. Bu durum velâyetnamede özellikle Mustafa Faki’yle ilgili olarak anlatılan bölümde işlenmiştir. Şöyle ki;

Koyun Baba Osmancık’a gelmeden önce, Menemen’den gelirken bir köye uğrar ve köy halkından Mustafa Faki denilen kişinin koyunlarını güder. Bu arada Mustafa Faki’nin sevgisini kazanır ve onun evine rahat girer çıkar. Köydeki bazı kötü niyetli hasut insanlar ise bu durumdan dolayı Koyun Baba ve Mustafa Faki’nin aile bireyleri hakkında ahlaksız bazı yakıştırmalar yaparak dedikodu çıkarırlar. Bu dedikodular Koyun Baba’ya malum olur ve bunun üzerine Mustafa Faki ile dedikoducuları bir kış günü alıp bir bağa götürerek onların gözleri önünde kuru bir ağaçtan olgun kirazlar yeşerterek keramet gösterir. Köy halkı bu durum karşısında şaşırıp kalırlar. Koyun Baba bu duruma önce inanmayıp hakkında dedikodu çıkaranlara, gözlerinizle görmeyince inanmadınız, gözleriniz kör olsun der ve onların gözleri kör olur. Gözleri kör olanlar Koyun Baba’nın bir veli olduğunu anlar ve kendisinden özür dileyerek gözlerinin açılması için yalvarırlar.

Koyun Baba onların bu hallerine acır ve gözlerini tekrar açar.
Burada anlatılan olay Koyun Baba’nın hayatından bir kesiti yansıtmakla beraber, velâyetname yazarının altını çizdiği konu “diline sahip olma” erdemidir. Yalan konuşmamak, başkasına iftira atmamak ve gıybet etmemek gibi dil ile yapılabilecek kötülüklerden sakındırmayı amaçlayan bu erdem Alevilikte “eline, beline ve diline sahip olmak” anlamına gelen “Edeb” kavramının bir parçasıdır. Edeb kavramı özü itibariyle Kuran-ı Kerim’de ifade edildiği üzere “Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker”   esasına dayanmaktadır.

Bu esas İslâm açısından çok önemli bir ilkedir. Hz. İmam Hüseyin (a.s.) tarafından kardeşi Muhammed Hanefiye’ye (a.s.) verilen vasiyetnamesinde anılan konunun altı çizilerek belirtilir. İmam (a.s.) vasiyetinde şu ifadelere yer vermektedir: “…Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali bin Ebu Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim…”

Hz. İmam Hüseyin (a.s.) vasiyetnamesinin başka bir yerinde de şöyle demektedir: “…Yezid ile ailesinin varlığı, zulüm ve fesadın yayılmasına sebep olduğu gibi İslâm ahkâmının da değişmesine sebep olmuştur. Bana düşen vazife, bu bozuklukları düzeltmek, marufu emir ve münkeri nehyetmek vazifesini yapmak, ceddim Resulullah (s.a.a.)’ın yolunu ihya etmek, babam Ali (a.s.)’ın sünnetini diriltmek, adaleti yaymak, Benî Ümeyye hanedanının düzensizliklerini kökünden temizlemek için kıyam etmektir. Böylece bütün dünya bilmelidir ki, Hüseyin, makam ve servet peşinde olmadığı gibi fesat ve bozgunculuk çıkaran bir şahısta değildir.”

Vasiyetnamesindeki bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Hz. İmam Hüseyin (a.s.), İslâm’ın temel esaslarından olan ve günümüzde de evrensel bir ilke olan Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker (İyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak) prensibine vurgu yapmıştır.

Velâyetname; Koyun Baba Sultan’ın Fatih Sultan Mehmet ile buluştuğu zaman yanında on yedi dervişinin bulunduğunu belirterek bu dervişlerine vermiş olduğu öğütleri aktarır. Koyun Baba burada; “vakıf etmeğini benim kazanıma koymayın dibini deler, Hak Teâlâ dergâhında bulgur bulamaç el verir.” demektedir. Sözlerinin devamında dervişlerine, yoldan geçenleri hoş tutmalarını ve elde olanı Allah rızası için harcamalarını öğütler. Bir keresinde, Kâbe’ye gitmek isteyen Necaşi’nin kendisi için getirmiş olduğu “dünyalıkları” almayıp onları yetimlere, dul kadınlara ve medetsizlere (ihtiyaç sahiplerine) paylaştırmıştır. Koyun Baba burada ihtiyacı olanlara yardım edilmesi ve dünya nimetlerinin eşit bir şekilde paylaşılmasının altını çizmektedir.

Koyun Baba’nın yukarıda aktarılan sözlerinin devamında önemli bir konunun daha altı çizilmektedir. Vurgusu yapılan bu konu “dört kapı” olgusudur. Koyun Baba şöyle demektedir: “ve dahi şeriat emrini muhkem tutun, zira ki şeriattan düşen dört kapıdan düşer.”

İslâm dünyasındaki kökleri Hoca Ahmet Yesevî geleneğine kadar uzanan “dört kapı, kırk makam” olgusu, Hacı Bektaş Velî’nin Makalat adlı eserinde de yer almaktadır.  Bu tasavvufi öğreti İmam Cafer Sadık’a atfedilen Buyruk nüshalarında da işlenmiş bir konudur.  Bilindiği üzere dört kapı denilince “şeriat, tarikat, marifet ve hakikat” anlaşılmaktadır. Ayrıca bu dört kapıdan her birinin onar makamı bulunmakta olup bunların toplamına da “kırk makam” denilmektedir. Özetle kırk makam, dört kapının açılımıdır.

Dört kapının her biri birbirine sıkı sıkıya bağlı ve aynı zamanda her bir kapı diğer kapıların olmazsa olmazı gibidir. Bu nedenle Koyun Baba “ve dahi şeriat emrini muhkem tutun, zira ki şeriattan düşen dört kapıdan düşer.” cümlesini kullanmıştır.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir