Velâyetnamede Anlatılan Kerametler

Büyük bir olasılıkla 16. yüzyılda kaleme alınmış olan velâyetnamede Koyun Baba’nın gösterdiği belli başlı on iki keramet örneği tespit edilmiştir. Burada anlatılan bazı kerametlerin benzerleri daha erken bir tarihte yazılmış olan Hacı Bektaş Velî Velâyetnamesinde de görülmektedir. Örneğin Hacı Bektaş Velî Velâyetnamesinde Kızılırmak’ta yıkananların giysileri üzerine yılanların çökmesi, bir müridi tarafından Hacı Bektaş Velî yatarken üzerine loğ taşı atılması,  ağaçların mevsiminden önce yeşerip meyve vermesi, Karadeniz’de gemi kurtarılması, Hacı Bektaş Velî’nin Molla Said ile birlikte bir anda Kâbe’ye gitmesi ve Hacı Bektaş Velî’nin halvetteyken ibadetinin kabul edilmesi gibi konular  Koyun Baba Velâyetnamesinde de görülmektedir. Bu nedenle Hacı Bektaş Velî Velâyetnamesinin, kendisinden sonra kaleme alınmış olan velâyetnameleri etkilemiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bu etkilerle birlikte Koyun Baba Velâyetnamesinde özgün kerametlere de yer verilmiştir.Velâyetnamelerde işlenen kerametlerin kökeni, bazı yayınlarda  daha çok İslâm öncesi eski Türk inançları, Uzak Doğu ve İran dinleri, Kitabı Mukaddes (Eski ve Yeni Ahit) ve mitolojik bazı inanışlara bağlanmaktadır. Ancak konuya Kurân-ı Kerim perspektifli olarak bakılmamaktadır. Keramet örneklerinin kökeni ağırlıklı olarak Kurân-ı Kerim dışındaki zeminlerde aranmaktadır. Bu noktada işin diğer bir boyutu ise, nedense bu keramet örneklerinin olabilirliği üzerinde hiç durulmamakta ve olaya salt bir menkıbe gözüyle bakılmaktadır. Oysa bu keramet örnekleri veya en azından bazıları velinin hayatında gerçekleşmiş olamaz mı? Örneğin Ehli Beyt İmamların hayatlarında da keramet örneklerini görebilmekteyiz.

Ehlibeyt yolunun hadis bilgini Kuleynî’nin (r.a.) (öl. 329/941) aktardığı bir rivayette; Hasan b. Abdullah adlı salih bir insan, İmam Musa-i Kazım (aleyhisselâm) ile yaptığı bir konuşma sonunda der ki: “Bugün kimdir imam?” Bunun üzerine İmam Musa-i Kazım “Söylesem kabul eder misin?” diye sorar. Hasan b. Abdullah ise “Evet” der. İmam’ın “O, benim” demesi üzerine adam “Benim için kanıt olacak bişey gösterebilir misin?” diye sorar. Bu soru üzerine İmam Musa-i Kazım eliyle bir ağacı işaret ederek “Ağaca de ki Musa b. Cafer gelmeni istiyor.” der. Bu sözden sonra adam denilen ağacın yanına gittiğini, ağacın toprağı yara yara İmam’ın önüne gelip durduğunu, sonra İmam’ın işaret etmesi üzerine ağacın geri yerine döndüğünü belirtip bundan sonra İmam Musa-i Kazım’ın imamlığını kabul ettiğini ifade eder.

Kuleynî’nin Muhammed b. Ebu’l-A’lâ’dan aktardığı başka bir rivayette, 9. İmam Muhammed Taki’nin (a.s.) göstermiş olduğu bir keramet anlatılır. Şöyle ki:

“…Muhammed b. Ebu’l-A’lâ şöyle rivayet etmiştir: Yahya b. Eksem’in -Samarra kadısı olmuştu ve ben onunla sık sık görüşür, tartışırdım. Münazara ederdik. İlişkilerimi sürdürür, Âl-i Muhammed ilimleri hakkında ona sorular sorardım- şöyle dediğini duydum: “Birgün, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)’nin kabrini tavaf etmek üzere içeri girdiğimde, Muhammed b. Ali er-Rıza’nın da kabri tavaf ettiğini gördüm. Aklımda olan bazı soruları sordum, hepsine de cevap verdi. Ona dedim ki: ‘Allah’a yemin ederim ki, sana bir tek soru sormak istiyorum. Fakat utanıyorum.” Bana dedi ki: “Sen sormadan önce ben sana söyleyeyim. Sen, imamlık meselesiyle ilgili olarak bir soru sormak istiyorsun.” Dedim ki: “Allah’a yemin ederim ki, bunu sormak istiyordum.” “İmam benim.” dedi. “Kanıtı nedir?” dedim. Elinde bir asâ vardı. Birden asâ dile geldi ve dedi ki: “Efendim, bu zamanın imamıdır ve o, huccettir.” 

Kuleynî’nin eserinde vermiş olduğu diğer bir rivayette; Ümmü Eslem adlı birisi Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve âlihi) yanına gelir ve şöyle der: “…Ya Resûlullah! Ben birçok kitap okudum, bütün nebileri ve vasîleri öğrendim. Musa hayatteyken onun bir vasîsi vardı, ölümünden sonra da bir vasîsi vardı. İsa da öyle. Senin vasîn kimdir ya Resûlullah?” Bu soru üzerine Hz. Peygamber: “Ey Ümmü Eslem benim hayatımdaki ve ölümümden sonraki vasîm bir tanedir.” der ve devamında: “Ey Ümmü Eslem! Şu hareketimi yapan benim vasîmdir.” diyerek eliyle yerdeki çakıl taşlarına vurup onları parmaklarıyla toz haline getirir ve ardından yoğurup hamur yaparak sonra üzerine mührünü basar.

Rivayete göre Ümmü Eslem bunun üzerine oradan ayrılıp Hz. Ali’nin (aleyhisselâm) yanına gelip kendisine “Sen Resûlullahın vasîsi misin?” diye sorar ve bu soru üzerine İmam Ali “Evet ey Ümmü Eslem” diyerek Hz. Peygamberin yaptığı gibi yerden aldığı çakıl taşlarına aynı işlemi yaparak mührünü basar ve kim yaptığı bu hareketi yaparsa onun kendisinin vasîsi olduğunu söyler. Ardından aynı şeyleri Hz. Hasan (aleyhisselâm), Hz. Hüseyin (aleyhisselâm) ve Hz. İmam Zeynelabidin (aleyhisselâm)’da da gördüğünü belirtir.

Konuya Kuran-ı Kerim çerçevesinden bakmak gerekirse, Neml Suresi 40. Ayette belirtilen keramet örneği birçok şeye ışık tutmaktadır. Ayetin meali şöyle:

“Kitaptan bir ilmi olan kimse ‘Gözünü açıp kapamadan ben o tahtı sana getiririm’ dedi. (Süleyman) tahtı yanında yerleşmiş olarak görünce, ‘Bu, Rabbimin bir lütfudur; şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Kim şükrederse, gerçekten kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse kuşkusuz Rabbim kimseye ihtiyacı yoktur ve kerimdir.”

Ayetin açıklanması hakkında İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan nakledilen rivayet şöyledir:
“Allah’ın ism-i a’zamı yetmiş üç harften ibarettir. (Hz. Süleyman’ın (a.s) vasisi olan) Asif’in yanında yalnız bir harf bulunmaktaydı; onu söylediğinde, onunla Belkıs’ın tahtı arasında yer çöktü (mesafe aradan kalktı). Öyle ki tahtı eliyle tutabildi. Sonra yer, göz kırpmasından daha çabuk bir zamanda eski haline döndü…”

Gerek ayetin kendisi gerekse de İmam Muhammed Bâkır’dan nakledilen rivayet incelendiğinde; kitap ilmini taşıyan kimsenin Allah’ın izniyle bu âlemde tasarruf (keramet) gücüne sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, Hacı Bektaş Veli ve Piri Baba gibi velilerin hayatından kesitler sunan velâyetnamelerde belirtilen keramet örneklerinin olabilirliğinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, velâyetnamelerde belirtilen keramet örneklerinin kökenini Kuran-ı Kerim zemini dışında aramanın çok gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.
Koyun Baba Velâyetnamesinde geçen kerametler maddeler halinde aşağıya çıkarılmıştır.

a- Koyun Baba’nın Hal Diliyle Bağ İle Konuşması ve Bağa
Zarar Vermeden Bağdaki Otları Koyunlara Temizletmesi:
Koyun Baba Menemen Vilayetinde koyun güttüğü zamanlarda, kenarında bulunduğu bir bağ ona hal diliyle “Gerçek er isen şol koyunları bana yayasın olakim himmetinde ırgadım ola otlarımı ayıtlayalar”  der. Bunun üzerine Koyun Baba bağın kenarındaki çalıları kaldırarak koyunları bağa salar ve koyunlar bağa zarar vermeden bağdaki otları temizler. (V-135b)

b- Koyun Baba’nın Ağacı Yarıp İçine Girmesi:
Koyun Baba, batın evinde İmam Ali (a.s.) ile buluşup sefa nazar ettikten sonra Osmancık tarafına gelir. Bu arada şeytan-ı lain haset ederek zürriyetlerine  “Arif Çoban’a bir ulu mertebe verildi anda varub dürlü hayrı ihsan etse gerek imdi varub yolın bağlayub anı bundan azdurasın” der. Bunun üzerine şeytan soylular Koyun Baba’nın yolunu kesmek istediler. Bu durum Koyun Baba’ya malum olunca, Koyun Baba bir ağacı ikiye yarıp içine girer. Böylelikle Koyun Baba’yı bekleyen şeytan soylular amaçlarına ulaşamayıp perişan bir şekilde giderler. (V-136b)

c- Koyun Baba’nın Osmancık’a Geldiğinde Buradaki Ehli
Velayet Kimselerin Çerağını Söndürmesi:

Koyun Baba Osmancık Şehrine geldiğinde, o zamanlar Osmancık’ta ehli velayet kırk kişi bulunmakta idi. Koyun Baba geldiği zaman bu kişilerin çerağları söner. Aralarında bu durumun nedenini tartışırlar. Kırk kişiden biri olan Mantık Dede, velayet sahibi diğer kişilere, Osmancık’a tasarruf sahibi bir kimsenin geldiğini ve çerağlarının bu nedenle söndüğünü ifade eder. Bunun üzerine bu gelen kişinin nerde olduğunu öğrenmeye çalışırlar ve Koyun Baba’nın yanına giderler. Tanıştıktan sonra Koyun Baba, ehli velayet kırk kişiye “Eyleküm bu vilayetin gözcülüği bize verildi siz gayri yere gidin” der. (V-137a)

ç- Koyun Baba’nın Hal Diliyle Yılanlara Emir Vermesi ve
Yılanların Suhtelerin Elbiseleri Üzerine Oturması:

Gümüş Kasabasında, evliyayı inkâr eden bir meşrebe sahip Abdullah adında bir vaiz vardır. Bu vaiz, Koyun Baba hakkında anlatılan kerametleri duyunca, öğrencilerini (suhtelerini) çağırır ve onlara şöyle der:

“Osmancık’da bir şahıs peyda olmuş adına Koyun Baba dirler imiş sihir ile halkı kendüye muhib idüb delalete düşürürmüş. Sizden bir kaçınız varın anı tutub bana getürün ol sihari ihrâk bi-n-nâr ideyim” der. Bunun üzerine öğrencileri yola çıkarlar. Öğrenciler, havanın sıcak olduğu bir zamanda bir söğüt ağacının dibinde uyurlar ve kalktıklarında ihtilâm (cenabet) olduklarını anlarlar. Bunun üzerine yakınlarında bulunan ırmakta gusül abdesti almaya karar verirler.

Bu arada bunların ne niyetle Osmancık’a hareket ettikleri Koyun Baba’ya malum olur. Koyun Baba hal diliyle yılanlara, bu öğrencilerin elbiseleri saklamaları için işaret eder. Bunun üzerine yılanlar, öğrencilerin elbiseleri üzerine çıkıp başlarını yukarı doğru kaldırırlar. Irmaktan çıkan öğrenciler elbiselerinin üzerindeki yılanları görünce şaşırıp kalırlar.

İçlerinden biri, Koyun Baba’nın veliliğini inkâr ettikleri için bu durumun başlarına geldiğini ifade eder. Bu sırada burada bulunmakta olan bir çobana durumu anlatırlar ve ondan uyardım isterler. Çoban da onlara bu yılanların Koyun Baba’nın isteğiyle geldiğini ve yine onun isteğiyle gideceklerini ifade eder. Bunun üzerine bu öğrenciler gönüllerinden kini ve kibri atarak, yılanlara Koyun Baba’yı sevdiklerini söylerler. Bu sözler üzerine yılanlar hemen elbiselerin üzerinden giderler. (V-138a, 138b)

d- Koyun Baba’nın Kötü Niyetli Suhteye “Cüzzam Ol”
Demesi ve O Kişinin Cüzzam Olması:
Bir gün Koyun Baba, bir duvar gölgesinde yatarken kötü niyetli olan suhtelerden biri Koyun Baba’nın bu halini görür ve hemen evin damına çıkar. Damdaki büyük bir taşı iki eliyle aşağıya, Koyun Baba’ya doğru yuvarlar. Koyun Baba durumu anlar ve taş tam üzerine düşecekken taşı tutar ve gerisin geri damın üzerine atar. Bu hareketi yapan kötü niyetli suhteye de “Cüzzam olasın” diye beddua eder. Bunun üzerine o kişi cüzzam olur ve şehirden sürülür. (V-139b)

e- Kirazların Vaktinden Önce Olması ve Bu Keramete
İnanmayanların Gözlerinin Kör Olması ve Tekrar
Koyun Baba’nın Himmetiyle Gözlerinin Açılması:

Koyun Baba, Menemen tarafından gelirken bir köye uğrar ve bu köyde Mustafa Faki adındaki kimsenin koyunlarını gütmeye başlar. Koyun Baba bu sırada Mustafa Faki’nin evinde kalır. Ancak köydeki bazı kötü niyetli insanlar “Bu derviş bu kişinin evinde durur ehli ıyâlınakim nazar ider” diyerek dedikodular çıkarırlar. Bu durum Koyun Baba’ya malum olur.

Bunun üzerine bir kış günü, Koyun Baba Mustafa Faki’ye bahçe seyrine gitmeyi teklif eder ve Mustafa Faki de köy halkıyla birlikte bahçeye gider. Koyun Baba, Mustafa Faki’ye kiraz ağacındaki kirazdan yemesini önerir. Bu durum üzerine köy halkı kış günü ağaçta yaprak bile olmadığını kaldı ki kiraz nasıl olur diye şaşırarak hayretlerini bildirirler. Koyun Baba köy halkına “Siz âmin deyin biz dua edelim” der ve peşinden Hızır Nebi duasını okur. Köy halkı ise âmin der. Tam bu sırada ağaç tomurcuklanır ve yapraklanıp çiçeklenir. O anda ağaç olgun kirazlarla dolar. Koyun Baba ağaca çıkar ve bunlara kiraz verir sonra ağaçtan indikten sonra “Ayn-el-yakîn görmeyince inanmadınız gözleriniz kör olsun” der ve o anda gözleri kör olur.  Bunun üzerine halk gözlerinin açılması için Koyun Baba’nın eline ayağına düşüp yalvararak niyazda bulunur. Koyun Baba bunlara acıyarak himmet eder ve oradakilerin gözleri tekrar açılır. (V-139b, 140a)

f- Müritlerin Niyetlerinin Koyun Baba’ya Malum Olması
ve Odun Seferlerinde Kimsenin Zarar Görmemesi:

Sultan Mehmed’in vefatından sonra Sultan II. Bâyezid Han cülusu için İstanbul’a giderken yolu Osmancık’tan geçer ve Kızılırmak üzerindeki tahta köprüden geçerken titrer. Bunun üzerine buraya bir köprü yapılması için emir verir ve köprü yapılır.

Koyun Baba,“Gelin işbu emaneti sizinle sahiplerine teslim edelim diye” diyerek müritleriyle birlikte Kızılırmak tarafına gider. Koyun Baba Kızılırmak Köprüsünün ortasına gelince daha önce padişahtan gelen kırk bin akçeyi “Bu dahi sana hizmet bahası olsun” diyerek Kızılırmak’a atar. Bu arada yanında hazır bulunan müritleri “Baba Hazretleri bu akçeleri ırmağa atacağına bize verse başka bir şeye kullansak olmaz mıydı?” diye içlerinden geçirirler. Müritlerin bu düşünceleri Koyun Baba’ya malum olur. Bunun üzerine Koyun Baba: “Sizden sonra gelenler…… Ortalu Dağından suyla odun getirsinler gerekdir. Onları rencide etmesin diye hizmetine karşılık verdim” diyerek akçeleri bunun için ırmağa attığını söyler. Sonrasında Baba Sultan’ın himmetiyle odun getirmeye gidenler hiçbir zarar görmezler. (V-143b, 144a)

g- Koyun Baba’nın Ejderhayı Taşa Çevirmesi:
Günlerden bir gün iki köy halkı peyda olan bir ejderhadan dolayı Koyun Baba’nın yanına gelerek bu ejderhadan kurtulabilmek için yalvarıp yakarırlar. Bunun üzerine Koyun Baba asasını eline alarak gelen köylülerle birlikte ejderhanın kaldığı yere giderler. Bu arada Kızılırmak’ta su içen ejderha gelenleri fark eder ve ağzından ateşler saçmaya başlar. Koyun Baba yanındakilere uzaklaşmalarını söyler. Kendisi ise, ejderhaya doğru ilerleyerek asasıyla bir kez yere vurup “Taş ol melun” der. Bunun üzerine Allah’ın emriyle ejderha taş olur. (V-144a-b)

ğ- Koyun Baba’nın Necaşi’yi Kâbe’ye Göndermesi:
Koyun Baba’nın Necaşi adında çok sevdiği bir muhibbi vardır. Bu Necaşi bir gün Kâbe’ye gitmeyi ister ve önce koyun Baba’ya uğrayıp onun duasını almak ister. Necaşi Koyun Baba’ya Kâbe’ye gitmek istediğini söyleyince, Koyun Baba kendisine önce hacıların yola çıkmasını ve kendisinin de bir eve girip beklemesini söyler.

Koyun Baba’ya güvendiği için Necaşi hacıların gitmesini bekledi. Daha sonra ise Koyun Baba’nın yanına gider. Koyun Baba Necaşi’nin beraberinde getirdiği şeyleri yetimlere, dul kadınlara ve medetsizlere verir.

Koyun Baba Necaşi’den biraz yağ ve bal getirmesini ister. Yolda gerekir diye helva pişirmek ister. Beraberce şehrin kuzey tarafına giderek yüksek bir tepeye çıkar ve orada ateş yakarlar. Beraberinde getirdikleri yağ ve bal ile helva pişirirler. Sonra Koyun Baba Necaşi’ye bu sırrı kimseye açıklamaması koşuluyla kendisini Kâbe’ye göndereceğini söyler. Ardından Besmele çekerek eline asasını alır ve Necaşi’nin eline tutar ve Necaşi’ye “Yum gözünü” der. Necaşi gözünü yumar ve Koyun Baba “Aç” dediğinde kendisini Arafat Dağında hacıların yanında bulur. (V-145a, 145b)

h- Sel Gelmesi Yüzünden Kerpiçlerin Kullanılamaz Bir
Hale Gelmesi ve Selin Beraberinde Taş Getirmesi:

Koyun Baba hakka yürüdükten sonra müritleri onun türbesini yapmak isterler. Müritlerinden bazıları kerpiç malzemeyle bazıları da taş malzemeyle yapılmasının uygun olacağını belirtirler ancak Selim Dede’nin önerisi olan kerpiç malzemeyle türbenin inşa edilmesine karar verilir. Bunun için birkaç bin kalıp kerpiç kesilir ve kurutulmaya başlanır. Bu arada yağan şiddetli yağmurun getirdiği sel bütün kerpiçlerin kullanılamaz bir hale gelmesine yol açar. Yeniden kerpiç kesilir ve yine sel gelerek kerpiçleri kullanılamaz hale getirir. Üçüncü kez de aynı şey yinelenir.

Koyun Baba türbesinin kerpiçten değil de taştan yapılmasını isteyen Mahmud Dede, “Erenler Şahı ben senin türbeni kerpiçten yapmak istemedim. Eğere sen uygun görürsen bana işaret et” diyerek uykuya dalar. Koyun Baba, uykuda Mahmud Dede’ye “Oğlum Mahmud sabreyle” der. Bir süre sonra çok şiddetli bir yağmur yağar ve Peyam Deresinden gelen büyük bir sel beraberinde taşlar getirir ve Koyun Baba’nın mezarının olduğu alana bırakır. Bunun üzerine dervişleri Koyun Baba’nın türbesinin taş malzemeyle inşa ederler.

Türbenin inşası için gerekli su hakkında velâyetnamede nakledilen rivayette; Koyun Baba hayattayken dervişlerinden biri “Erenler Şahı yapı yaparken bizim halimiz nice olur. Irmak yakın değil, taşımak dahi mümkün değil neyleyelim?” diye sorar. Bunun üzerine Koyun Baba nefes edip “Arkın önünde gelip akar” der ve türbenin inşası süresince bir taş dibinden gerekli olan su çıkar. (V-147a, 147b)

ı- Koyun Baba’nın Öldükten Sonra Bir Muhibbine
Görünmesi:
Koyun Baba’nın Saltuk Köyünden çok sevdiği bir muhibbi varmış. Bu kişi Koyun Baba’nın öldüğünü duyunca ağlayıp feryat ederek gelirken karşısında Koyun Baba’yı görür ve şaşırarak:
“Babacığım seni beka oldı dediler. Hele Elhamdülillah yalan imiş” der. Koyun Baba:
“Oğlum bu ten libas köhnemiş idi imdi çıkarub bırakdım. Dervişler anda ağlaşurlar var sende böyle ağla” der ve gözden kaybolur. (V-148a)

i-Koyun Baba’nın Himmetiyle Yaşlı Kadının İkiz
Çocuklarının Olması:
Koyun Baba bir gün yaşlı bir kadının suya geldiğini görünce ona:
“Ata evladın yok mudur ki suya gelürsin” der. Kadın çocuğunun öldüğünü söyleyince Baba Hazretleri nutka gelip:
“Ya hatun eğer iki evladın olursa birin bana virir misin ?” der ve ekler:
“Ya hatun var bu gice erin ile cem ol. Ahi Baba senden gelse gerekdir” der. Yaşlı kadın olan biteni kocasına anlatır ve o gece Koyun Baba’nın himmetiyle hamile kalarak ikiz çocuklar dünyaya getirir. (V-148b)

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir