İmam Hüseyin’in Kerbela’daki İlk Hutbesi

Hüseyin [a] kalkıp kılıcına dayandı ve yüksek sesle şöyle buyurdu: Size Allah adına  ant veriyorum, beni tanıyor musuzun ?
Evet, sen Peygamberin evlâdısın.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, Ceddimin Resulullah [s] olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Allah’a andolsun ki evet.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, babamın Ali b. Ebî Tâlip olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Andolsun ki biliyoruz.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, annemin Muhammed Mustafa’nın [s] kızı Fâtımât’üz Zehra [a] olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Allah’a andolsun ki, evet.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, Seyyid’üş Şühedâ Hamza’nın, babamın amcası olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Evet, andolsun ki öyledir.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, Câferi Tayyar’ın benim amcam olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Evet, Allah’a andolsun.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, bu yanımda bulunan kılıcın, Resulullah’ın [s] kılıcı olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Evet, andolsun Allah’a, biliyoruz.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, başımdaki imâmenin Peygamberin imâmesi olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Evet, Allah’a andolsun.
Hüseyin: Size Allah adına ant veriyorum, Ali’nin ilk  müslüman olduğunu, halkın tümünden daha bilgili ve daha sabırlı, dayanıklı ve de her müslüman erkek ve kadının mevlâsı olduğunu biliyor musunuz ?
Onlar: Evet, Allah’a andolsun.
Hüseyin: O halde kanımı akıtmayı niye helal  görüyorsunuz ? Halbuki babam Kevser havuzunun sâkisidir ve kıyâmet günü hamd bayrağı O’nun elinde olacaktır.
Onlar: Biz bu söylediklerinin hepsini biliyoruz, ancak susuz can verinceye kadar Senden el çekmeyeceğiz.

Hüseyin [a] hutbesini bitirince O’nu duyan kızları ve bacısı Zeynep ağladılar, yüzlerine vurdular ve ağlayış sesleri yükseldi. Hüseyin [a] kardeşi Abbas ve oğlu Ali’yi onlara göndererek buyurdu: “Kadınları susturun, çünkü canıma andolsun ki bundan sonra çok ağlayacaksınız.”

Râvi diyor ki: Ubeydullah İbni Ziyad, Ömer b. Sa’d’a gönderdiği mektupta savaşı çabuk başlatıp çabuk bitirmeye teşvik etmişti. Bu arada ordu atlarına binip Hüsey’in [a] çadırlarına doğru ilerledi.
Şimr çadırların yanına gelip bağırdı: “Ey bacımın oğlulları, Abdullah, Câfer, Abbas ve Osman nerdeler ?”
Hüseyin [a] buyurdu: “Şimr’e cevabını verin, O fâsık olsa da sizin dayınızdır.”
Abbas ve kardeşleri “Ne diyorsun ?” dediler.

Şimr, ey bacımın oğulları, dedi, siz emandasınız, kendinizi kardeşiniz Hüseyin’le ölüme atmayın ve gelin emir’ul müminin Yezit’e itaat edin.

Abbas [a] buyurdu: “Ellerin kırılsın senin, ey Allah’ın düşmanı, ne de çirkin ve kötü bir eman getirmişsin bizlere! Fâtımâ’nın [a] oğlu kardeşimiz Hüseyin’den [a] el çekip de zinâzadenin oğlu Yezit’e itaat etmemizi mi istiyorsun ?”
Şimr sinirli bir halde orduya geri döndü. Hüseyin [a], İbni Ziyad’ın ordusunun savaşmak için acele ettiğini, öğüt ve nasihatın onları etkilemediğini görünce kardeşi Abbas’a [a] buyurdu: “Eğer yapabilirsen bugün savaşı başlatmaktan vazgeçir onları. Bu geceyi namaz kılarak geçirelim. Allah da biliyor ki namaz kılmayı ve Kur’an tilâvet etmeği pek severim.” Abbas [a] gelip onlardan bunu istedi. Ömer b. Sa’d, savaşın gecikmesini istemediği için sustu, birşey söylemedi.

Amr b. Haccac Zübeydi, andolsun Allah’a, dedi, eğer bunlar Türk ya da Daylem olsaydı bu isteklerini geri çevirmezdik. O halde bunların bu isteğini nasıl reddedebiliriz. ? Bundan sonra kabul ettiler ve savaş ertelendi. Hüseyin [a] yere oturdu ve bir ara uyukladıktan sonra uyanıp Zeynep’e buyurdu:

“Canım bacım, Ceddim Resulullah’ı [s], babam Ali’yi [a], annem Fâtımâ’yı [a] ve kardeşim Hasan’ı [a] rüyamda gördüm. Bana dediler ki: Ey Hüseyin [a] çok yakında yanımıza geleceksin.”
Bâzı rivâyetlerde de “Ey Hüseyin, yarın yanımıza geleceksin” buyurduğu söylenmiştir.
Zeyneb bunu duyunca elini yüzüne vurdu ve yüksek sesle ağladı. Hüseyin [a] buyurdu: “Biraz yavaş ol, bu milletin bizi kınayacağı, alay edeceği bir şey yapma.”

Akşam gelip çattı. Hüseyin [a] ashâbını topladı, Allah’a hamdü  senâ ettikten sonra onlara hitâben buyurdu: “Ben kendi ashâbım kadar sâlih bir ashab ve kendi Ehli beyt’im kadar iyi ve üstün bir Ehlibeyt tanımıyorum. Allah hepinize hayırlı mükâfat versin. Şimdi gecedir ve karanlığı sizi çevrelemiştir. Siz de onu yürüyen bir deve edinip [gecenin karanlığından yararlanıp] her biriniz Ehlibeytimden birinin elini tutup, gecenin bu karanlığında dağılın ve beni bu orduyla yalnız bırakın. Çünkü bunlar benden başkasını istemiyorlar.”

Hüseyin’in [a] kardeşleri, oğulları, Abdullah ve Câfer’in oğulları, “Neden Seni yalnız bırakıp gidelim ? yoksa Senden sonra yaşamak için mi ? Allah o günü bize nâsib etmesin aslâ.” Bu sözü önce Abbas b. Ali [a] dedi ve diğerleri de O’nu izlediler.

Hüseyin [a]  Âkil’in oğullarına bakıp buyurdu: “Müslim’in şehid olması sizin için yeterlidir, ben size izin verdim, gidin.”

Başka bir yolla gelen rivâyette de şöyle belirtilmiştir: Bu arada Hüseyin’in [a] kardeşleri ve Ehli beyti söze başlayıp dediler. “Ey Peygamberin evlâdı, o zaman halk bize ne der ve bizim cevabımız ne olur ? Efendimizi, büyüğümüzü ve kendi Peygamberimizin evlâdını yalnız bıraktık, düşmana bir ok dâhi atmadık, ele mızrak alıp savaşmadık ve bir kılıç bile savurmadık mı diyelim ? Hayır, andolsun Allah’a, Senden ayrılmayacak, Senin yolunda öldürülünceye kadar bu canlarımızla seni koruyacak ve Senin gibi şehid olacağız. Allah Senden sonra yaşamayı haram etsin bize!”

Müslim b. Avsece kalkıp dedi: “Ey Peygamberin evlâdı, etrafını saran bunca düşman arasında Seni bırakıp gidelim mi ? Hayır, andolsun Allah’a bunun imkânı yok, Senden sonra yaşamayı Allah nâsip eylemesin bize! Ben savaşacağım, mızrağımı düşmanın göğsünde kırıncaya ve elimdeki kılıcımı onlara indirinceye kadar. Savaşmak için hiç  bir silahım olmasa dâhi, taş alıp savaşacağım ve Seninle birlikte ölmedikçe senden ayrılmayacağım.”

Said b. Abdullah Hanefi konuşmaya başladı:  “Ey Peygamberin evlâdı, biz Seni aslâ yalnız bırakmayız. Muhammed [s] Peygamberin Senin hakkındaki vasiyetine uyduğumuzu Allah’a da göstermeliyiz. Eğer bilsem Senin yolunda öldürülecek ve yeniden  dirileceğim ve bu defa da diri diri yakılacağım ve yetmiş kere de bu tekrarlanacak olsa, kendi ölümümü Senden önce görmedikçe Senden ayrılmam. Nasıl Senin yolunda can vermem, oysa ki ölüm birden fazla değildir ve ondan sonra ise ebedî izzet ve saadete kavuşmuş olacağım.”

Ondan sonra Züheyr b. Kayn yerinden kalkıp dedi: “Ey Peygamberin evlâdı, andolsun Allah’a ki Senin, kardeşlerinin, evlatlarının ve Ehlibeyt’inin sağ kalabilmesi için bin kez öldürülmeye râzıyım!” Ondan sonra da Hüseyin’in [a] ashabından bir grubu aynı mazmunda sözler söyledi ve eklediler: “Bizim canlarımız Sana fedâ olsun, biz Seni kendi el ve yüzlerimizle koruyacağız. Eğer bu yolda öldürülürsek,

Allah’ın bize vermiş olduğu vazifeyi yerine getirmiş olacağız.”
Aynı gece Muhammed b. Beşir Hazremi’ye “Oğlun Rey sınırında esir düşmüştür” haberi verilince “O’nu Allah’a bırakıyorum. Andolsun canıma, ben yaşadıkça oğlumun esir düşmesine râzı  olmazdım.” dedi. Hüseyin [a] O’nun bu sözünü duyunca “Allah seni bağışlasın. Senden biatımı kaldırdım ben, [git] oğlunu kurtarmaya çalış” buyurdu.
Muhammed b. Beşir “Yırtıcı hayvanlar diri diri yesinler beni, eğer senden ayrılırsam!” dedi. Hüseyin de [a] “O halde bu Yemen keteninden olan elbiseleri al ve oğluna ver ki kardeşini kurtarsın.” buyurdu ve bin dinar değerinde beş elbise verdi.

Râvi şöyle diyor: Hüseyin [a] ve ashâbı o geceyi yalvarıp yakararak, dua zemzemesiyle geçirdiler. Bâzıları rüku, bâzıları  secde ve diğer bâzıları da ayakta ibâdet ettiler. O gece Ömer b.Sa’d’ın ordusundan otuz iki kişi Hüseyin’in [a] ordusuna katıldı. Hüseyin’in [a] namazı ve kemal sıfatlarıyla ilgili seciyesi her zaman öyleydi.

İbni Abdi Rabbih “İkd’ül Ferid” kitabının dördüncü bölümünde şöyle nakleder: Ali b. Hüseyin’e [a] “Babanızın evlatları ne kadar da azdır!” dediler. Ali b. Hüseyin [a] buyurdu: “Bu birkaç evlat sâhibi olması bile şaşırtıcıdır. Çünkü hergün bin rekat namaz kılardı ve artık zevceleriyle birlikte olacak zamanı olmazdı.” Aşura sabahı Hüseyin’in [a] emriyle çadırlar kuruldu, ıtır dolu bir tabak hazırlandı ve Hüseyin [a] şahsî temizliğini yapmak için çadıra geldi.

Rivâyete göre Büreyr b. Hüzeyr Hamedâni ve Abdurrahman b. Abdi Rabbih Nesâri, Hüseyin’den [a] sonra temizliklerini yapmak için çadırın arkasında beklediler. Bu arada Bereyr Abdurrahman ile şakalaşmaya başladı. Abdurrahman dedi: “Ey Büreyr, şimdi gülmek ve komik laflar etmenin zamanı mı ?” Büreyr: “Benim tayfam da biliyor ki ben ne gençlikte ve ne de yaşlılıkta beyhude konuşmaktan hoşlanmamışımdır. Fakat şehid olacağımın sevinciyle şimdi böyleyim. Andolsun Allah’a, çok az bir zamanımız kaldı.

AŞURA SABAHI

Kılıcımızı alıp bunlarla bir süre savaştık. Râvi diyor ki: Ömer b. Sa’d’ın ordusu atına bindi ve Hüseyin [a]  onlara karşı Büreyr b. Hüzeyr’i gönderdi. Büreyr bir süre onlara nasihat etti, bâzı konuları hatırlattı, fakat bu onları etkilemedi ve îtinâ bile etmediler. Ondan sonra Hüseyin [a] kendi devesine –bir rivâyete göre de atına- binip Ömer b. Sa’d’ın ordusunu susmaya ve sözlerini dinlemeye dâvet etti. Onlar susunca Hüseyin [a] en iyi şekilde Allah’a hamdü senâ, Muhammed’e [s], Peygamberlere ve meleklere selam ettikten sonra buyurdu:

“Ey cemaat! Allah sizi helak etsin, kalbinizi kederle doldursun. Şaşkınlık içerisinde olduğunuz bir halde, iştiyakla bizi yardıma çağırdınız, olumlu cevap verip süratle imdâdınıza koştuk. Fakat siz, bizim amacımız doğrultusunda kullanacağınıza ant içtiğiniz kılıcı, bizi öldürmek için ele aldınız. Bizim ve sizin düşmanınızı yakmak istediğimiz ateşi, bizi yakmak için körüklediniz. Bugün hepiniz kendi dostlarınızı öldürmek için, aranızda adâletle davranmayan ve kendilerine yardım etmekle saadet ve rahmet beklentiniz olmayan düşmanın safına geçmişsiniz.

Vay hâlinize! Kılıçlar kınında, kalpler mutmain ve düşünceler sağlam iken neden bize yardım etmekten vazgeçtiniz. ? Fitne ateşini körüklemekte çekirgeler gibi acele ettiniz, pervâne gibi delicesine kendinizi ateşe vurdunuz. Ey hak muhalifleri, ey gayri müslimler, ey Kur’anı terkedenler, ey sözleri tahrif edenler, ey günahkarlar güruhu, ey şeytanın vesveselerine uyanlar, ey şeriatı ve Peygambe’rin sünnetini söndürenler, Allah’ın rahmetinden uzak kalasınız! Bizi bırakıp bu zinâzâdelere mi yardım edersiniz ? Andolsun Allah’a hile ve düzen eskiden beri vardı sizde, sizin aslınız da, dalınız da hile suyuyla yoğrulmuş ve düşünceleriniz onunla güçlenmiştir.

Siz, bakanların genzini yırtan en habis meyvesiniz ve gasıpların sizi midesine indirmesi için pek nâçiz bir lokmasınız. Bilmiş olun ki, bu zinâzâde oğlu zinâzâde [İbni Ziyad] beni iki şey arasında serbest bırakmıştır, ya kılıcı çekip savaşmalıyım ya da zillet elbisesi giyerek Yezit’e biat etmeliyim. Ancak zillet bizden uzaktır, Allah, Resulü [s], müminler, iffet eteğinde yetişenler, yiğit ve gayretli insanlar, alçaklara itaat etme zilletini, izzetli ölüme tercih etmemize müsâde etmezler. Bilmiş olun ki ben, yâru yâverim az olmasına rağmen sizinle savaşacağım.”
Daha sonra sözlerine Fervet İbni Müseyk Murâdi’nin şiiriyle devam etti.

“Eğer muzaffer olur ve düşmanı yenilgiye uğratırsak hiç şaşmayın,
Çünkü biz her zaman gâlip olmuşuzdur.
Ve eğer yenilgiye uğrar, öldürülürsek, bu bizden kaynaklanmaz,
Ve korkudan öldürülmüş olmayız.
Bu demektir ki ecelimiz gelmiş ve feleğin çarkının gereği,
Zafer sırası başkalarına geçmiştir.
Eğer ölüm birilerinin evinin kapısından ayrılırsa,
Diğerlerinin kapısına oturacaktır.
Geçmiş asırlarda insanların öldükleri gibi,
Benim kavmimin büyükleri de, sizin elinizle ölüme düçar oldular.
Eğer padişahlar dünyada kalıcı olsalardı, biz de kalıcı olurduk.
Eğer büyük insanlar dünyada kalsalardı, biz de kalırdık.
Bizi zemmedenlere de ki: “Kendinize gelin ve beyhude bizi yermeyin,
Bizim giriftar olduğumuz ölüme, zemmedenler de mübtelâ olacaklar.”

Daha sonra da şöyle buyurdu: “Andolsun Allah’a, beni öldürdükten sonra siz de fazla yaşamayacaksınız. Yaşama süreniz, yaya birinin [bineğe] binmesinden fazla olmayacaktır. Günler değirmen taşı gibi dönecek ve sizi değirmen taşının mili gibi perişan edecektir.

Babam Ali [a], bu haberi Ceddim Resulullah’tan [s] duyup bana nakletmiştir. Şimdi siz dostlarınızla bir araya gelip meşveret edin ki, gizli-saklı bir şey kalmasın. Daha sonra beni öldürmeye girişin ve bana mühlet vermeyin. Ben Allah’a tevekkül etmişim. O ki, benim ve siniz Rabbinizdir ve her canlı O’nun kudret kabzasındadır. Şüphesiz, benim Rabbim sırâtı müstakim üzeredir.”

Hutbeden sonra da o orduyu tel’in ederek buyurdu

“Allah’ım! Onlara yağmur yağdırma, Yusuf’un yılları gibi yıllar yaşat. Sakafi gencini [Sakafi’den kastedilen kişi Haccac b. Yusuf Sakafi de olabilir, Muhtar b. Ebû Übeyde Sakafi de. Allame Meclisi ve Muhaddisi Kummi, Muhtar’ın  kastedildiği ihtimali üzerinde durmuşlardır] onlara musallat kıl ki, ölümün acı şerbetini onlara içirsin. Çünkü onlar bize yalan söylediler ve aldattılar. Sensin bizim Rabbimiz, Sana tevekkül ettik ve dönüşümüz de Sanadır” Daha sonra inip Resulullah’ın [s] “Mürtecez” adındaki atını  istedi ve yârenlerini de savaşa hazırladı.

İmam Bâkır’dan [a] nakledilen rivâyete göre Hüseyin’in [a] ashabı, kırkbeş süvâri ve yüz piyâde idi. O Hazret’in ashabının sayısı hakkında daha başka rivâyetler de mevcuttur.

ÖMER B. SA’D SAVAŞI BAŞLATIYOR

Ömer b. Sa’d ileri çıkıp Hüseyin’in [a] ashabına doğru bir ok fırlattı ve “Emir’in yanında, ilk ok atan kişinin ben olduğuma tanıklık edin” dedi. Daha sonra Ömer b. Sa’d’ın ordusu ok  yağmurunu başlattı. Hüseyin [a] ashabına buyurdu: “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun, kaçınılmaz ölüme doğru kalkın. Şüphesiz, bu oklar, bu cemaatin size [savaş] elçileridir.” İmamın ashabından bâzıları şehid düştüler.

Bu arada Hüseyin [a] elini yüzüne vurup buyurdu: “Yahudiler Allah’ın bir oğlu olduğuna inandıkları için Allah’ın gazabı çetin oldu onlara. Nesara da O’nu üçün üçüncüsü kabul ettikleri için Allah’ın gazabı çetin oldu onlara. Allah’ın gazabı Mecusilere de çetin oldu, çünkü onlar Allah’ı bırakıp güneş ve aya ibâdet ettiler. Allah’ın gazabı, Peygamberlerinin kızının oğlunu öldürmek için, sözbirliği eden kavme de çetin olacaktır. Ancak andolsun Allah’a, onların istediklerini kabul etmeyecek ve kendi kanımla boyanmış bir halde Allah’u Teâlâ ile mülâkat edeceğim.”

Ebû Tâhir Muhammed b. Hüseyin Taresî “Meâlim’ud Din” kitabından İmam Sâdık’tan [a] şöyle rivâyet eder: Babamdan duydum, şöyle buyurdu: “Ömer b. Sa’d savaşı başlatmak için Hüseyin’in [a] karşısına dikildiğinde, Allah O’na yardım etmeleri için gökyüzünden bir grup melek gönderdi. Hüseyin’in [a] başı üzerinde uçuştular. Daha sonra Hüseyin [a] iki şey arasında muhayyer bırakıldıldı: Ya Hüseyin’e [a] yardım ederek düşmanlarını nabud etsinler, ya da Hüseyin [a] şehid olup Allah’ın huzuruna varsın. Hüseyin de [a] Allah ile mülâkat etmeyi kabul etti.” Daha sonra Hüseyin [a] feryad etti:

“Allah rızâsı için bize yardım edecek biri yok mu ? Düşmanları, Resulullah’ın [s] hareminden, Ehli Beyt’inden uzaklaştıracak biri yok mu ?” Hürr İbni Yezid Riyâhi bunları duyunca, Ömer b. Sa’d’ın yanına gelip “O’nunla savaşacak mısın ?” dedi. Ömer b. Sa’d: “Andolsun Allah’a, hem de öyle savaşacağım ki, başlar uçacak ve kollar bedenlerden ayrılacak.” Hürr bunu duyunca dostlarından ayrılıp bir köşeye çekildi. Bedeni titriyordu.

Muhacir İbni Avs dedi: “Ey Hürr, senin bu durumun beni şüpheye düşürdü. Eğer bana Kûfe’nin en cesur adamı kimdir ? diye sorulacak olsa, senin dışında birinin adını ağzıma almazdım. Niye titriyorsun ?” Hürr dedi: “Andolsun Allah’a, kendimi Cennet ile Cehennem arasında görüyorum. Fakat Allah’a andolsun ki, eğer bedenim parça parça olup yakılsa dahi, hiçbir şeyi Cennet’e tercih etmem” dedi ve atına binerek, Hüseyin’in [a] huzuruna varmak amacıyla hareket etti. İki elini başına koyarak “Allah’ım, Sana dönüyorum, tevbemi kabul et. Çünkü ben Senin dostlarını ve Peygamberinin kızının evlatlarını korkuttum” diyordu.

Hüseyin’e [a] arzetti: “Canım fedâ olsun Sana! Seni inciten ve Medine’ye dönmene engel olan adamım ben. Onların işi buraya vardıracağını bilmiyordum. Şimdi Allah’a tevbe ediyorum. Tevbem kabul edilir mi ?” Hüseyin [a] buyurdu:
“Evet, Allah senin tevbeni kabul buyuracaktır. İn atından.” Hürr dedi: “Senin yolunda at üzerinde savaşmam, piyâde savaşmamdan daha iyi olur. Çünkü nasıl olsa attan düşürüleceğim. Senin yolunu kesen ilk kişi ben olduğumdan ötürü, izin buyurursan, senin yolunda ilk ölen de ben olmak ve böylece de kıyâmet günü Ceddin Resulullah [s] ile musâfaha edenlerden olmak istiyorum.” Müellif şöyle diyor: Hürr’ün amacı o andan itibâren ilk şehid olmaktı.

Çünkü ondan önce bir grup öldürülmüştü. Bu hususta rivâyetler de mevcuttur. Hüseyin [a] Hürr’ün bu isteğini kabul edince, Hürr bir kahraman gibi savaşarak düşmanın yiğitlerinden bir kaçını öldürdü ve bir süre sonra da şehid edildi.

Hürr’ün bedenini Hüseyin’in [a] yanına götürdüklerinde, Hüseyin [a] bir yandan O’nun yüzündeki toprakları siliyor ve bir yandan da “Ananın bu adı Sana verdiği gibi Sen hem dünyada hem de âhirette âzâdesin” buyurdu.

Râvi diyor: Bu arada zâhid ve âbid bir insan olan Büreyr b. Hüzeyr, savaş alanına girdi. Yezit b. Ma’kil onunla savaşmak için meydana koştu. Birbirleriyle mübâhalede bulunarak her kimin, bâtıldaysa diğerinin eliyle öldürülmesine karar verdiler. Bu anlaşmayla savaşa başladılar. Büreyr onu öldürdü ve şehid edilinceye kadar savaşı sürdürdü. Ondan sonra Vahab b. Cenah Kelbi meydana gitti, yiğitçe savaştı ve cihadında bir hayli faaliyet gösterdi, sonra kendisiyle birlikte Kerbela’da bulunan annesi ve ailesinin yanına dönüp dedi: “Canım anam benden râzı  oldun mu ?” Anası “Hüseyin’in [a] yolunda öldürülmedikçe senden râzı  olmayacağım” dedi. Zevcesi ise “Sena Allah adına ant veriyorum, beni kendi müsibetine mübtelâ etme ve kalbimi incitme” dedi.

Anası dedi: “Canım oğlum, O’nun sözüne kulak asma, dön ve Peygamberinin kızının oğlu yolunda savaş, ki kıyâmet günü Ceddinin şefaatinden faydalanasın.” Vahab meydana dönüp savaştı ve nitekim iki eli de bedeninden koparıldı. Vahab’ın eşi, eline bir çadır direği alarak O’nun yanına geldi ve “Babam, anam sana fedâ olsun, Athar Ehli Beyt ve Resulullah’ın [s] muhterem haremi uğrunda savaş” dedi. Vahab  O’nu kadınların çadırına geri götürmek için geldiğinde eşi, Vahab’ın eteğine sarılarak “Ölmedikçe geri dönmem” dedi.

Hüseyin [a] buyurdu: “Ehli Beyt’ime yardım ettiğiniz için Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Kadınların yanına dön.” Vahab’ın eşi geri döndü, ama Vahab şehadete kavuşuncaya dek savaştı. Vahab’dan sonra Müslim b. Avsece meydana çıktı. Büyük bir fedâkarlıkla savaştı, zorluklara katlandı ve belâlar karşısında sabretti ve nitekim attan düşürüldü. Henüz ölmemişti. Hüseyin [a] Habib b. Mezâhir ile birlikte O’nun yanına geldi. Ebâ Abdillah [a] buyurdu: “Müslim, Allah seni bağışlasın” ve şu âyeti okudu:

“İnananlardan öyle erler var ki Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterirler, onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar sözlerini, özlerini hiçbir surette değiştirmediler.” [Ahzap -23]

Habib Müslim’in yanına sokulup “Senin öldürülmen benim için çok çetindir, ancak Cennetle Sana müjdeler olsun” dedi. Müslim zayıf bir sesle, “Allah seni hoşnut etsin ve hayırla müjdelesin” dedi. Habib “Eğer senden sonra öldürüleceğime yakînim olmasaydı, her vasiyetini bana etmeni isterdim” dedi. Müslim de Hüseyin’i [a] işâretle “O’na yardım etmeni vasiyet ediyorum. O’nun uğrunda ölünceye kadar savaş” dedi. Habib “Senin vasiyetine uyacak ve gözlerini aydınlatacağım” dedi.

Bundan sonra da Müslim dünyadan göçtü. Amr b. Kırtai Ensâri öne gelip Hüseyin’den [a] savaş izni istedi. Ebâ Abdillah [a] izin verdi. Amr, mükâfat arzusu çekenler gibi savaştı. İbni Ziyad’ın ordusundan bâzılarını öldürdü, söz ve cihad dürüstlüğünü bir arada toplayarak, o zâlim insanlara karşı savaştı. Hüseyin’e [a] atılan her oka kendi elini siper etti ve savrulan her kılıcı kendi bedenine aldı. Son nefesine kadar Hüseyin’in [a] mukaddes bedenine bir zarar gelmesine engel oldu. Bilâhare aldığı yaralarla zayıf düştü. Hüseyin’e [a] taraf dönüp dedi: “Ey Resulullah’ın [s] evlâdı, vefâ ettim mi [ahdime] ?” Hüseyin [a] buyurdu: “Evet, Sen benden önce Cennete gidiyorsun, Ceddim Resulullah’a [s] selamımı ilet ve de ki Hüseyin de birazdan gelecek.” Amr yeniden savaşa başladı ve sonunda şehid düştü.

Ondan sonra da Ebu Zer’in zenci kölesi Cevn öne çıktı. Hüseyin [a] “Ben sana izin verdim, git buradan ve kendini kurtar. Sen bizimle buralara kadar geldin ki rahat içinde olasın, şimdi kendini ölüme atma” buyurdu. Cevn “Ey Peygamber evlâdı, rahatlıkta sizin sofranızdan yemek ve zorluklarda da sizi yalnız bırakmak olmaz. Bedenim kötü kokar, soyum değersiz insanlara dayanır ve rengim de siyah. Ebedî Cennetin huzururuna kavuşturun beni ki güzel kokayım, soyum şeref kazansın ve yüzüm ak olsun. Size minnettar olurum. Andolsun Allah’a, bu siyah kanımı, o temiz kanlarınıza katmadıkça sizden ayrılmam” dedikten sonra savaştı ve şehadete ulaştı.

Ondan sonra Amr b. Halid Saydâvi Hüseyin’in [a] yanına gelerek dedi: “Yâ Ebâ Abdillah [a], canım fedâ olsun Sana, ben Senin dostlarına katılmaya kararlıyım, onlardan geri kalmak ve Ehlibeytinin arasında yâr-u yâversiz öldürüldüğünü görmek istemiyorum.”

Hüseyin [a] “Haydi davran, birazdan biz de size  katılacağız” buyurdu. Amr saldırdı ve bir süre savaştıktan sonra şehid edildi. Hanzelet İbni Sa’d Şami, Hüseyin’in [a] karşısına gelip yüzünü ve göğsünü, kılıç, ok ve mızraklara siper ederek dedi: “Ey kavmim, ben bir bölük ümmetin uğradıkları azaba uğrayacaksınız diye korkuyorum, Nuh, Ad ve Semud kavimlerine ve onlardan sonrakilere olduğu gibi ve Allah kullarına zulmetmeyi istemez. Ve ey kavmim, ben, o feryâdü figan, o boşuna bağırıp söylenme gönündeki hâlinizden korkuyorum.

“O gün, bir gündür ki arkanızı döndürüp kaçacaksınız amma doğru cehenneme gideceksiniz ve Allah’ın azabından sizi bir kurtaran olmayacak.” [Mümin-31 ile 34]

Bu azap âyetlerini okuduktan sonra şunları ekledi: “Ey kavmim, Hüseyin’i öldürmeyin, çünkü Allah bir azap göndererek helak eder sizi. Şüphe yok ki Allah’a iftira eden hüsrandadır.” Bundan sonra da Hüseyin’in [a] yüzünden öptü ve dedi: “Rabbimize koşmayalım mı, kardeşlerimize katılmayalım mı ?” Hüseyin [a] buyurdu: “Evet, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olana koş. Ezelî ve ebedî Sultana git.” Hanzele meydana çıktı yiğitçe, mertçe vuruştu, zorlukları sineye çekti ve nitekim O da şehid edildi.

Öğle namazı vakti geldi. Hüseyin’in [a] emriyle Züheyr İbni Kayn ve Said İbni Abdullah, kalan adamların yarısını alarak Hüseyin’in [a] önünde bir saf oluşturdular. Hüseyin de [a] diğer ashabıyla birlikte havf namazı [korku hâli namazı] kıldı. Bu arada düşman tarafından Hüseyin’e [a] doğru bir ok fırlatıldı, Said b. Abdullah Hüseyin’in [a] önünde durarak gelen oklara kendini siper etti. Aldığı ok yaraları sonucu yere düşerken şunları diyordu: “Allah’ım bu cemaate lânet et, Ad ve Semud kavmini azaplandırdığın gibi bunları da azaplandır. Selamımı Peygambere ilet ve bedenime isâbet eden yaralardan haberdar et. Senin Peygamberinin zürriyetine yardım etmekle, Senin sevap ve mükafatını kazanmak istedim.” Bunları dedikten sonra dünyadan göçtü. Bedenine dikkatle baktıklarında kılıç ve mızrak yaralarından başka, bedenine isâbet eden onüç ok gördüler.

Ondan sonra, çok namaz kılan ve faziletli bir insan olan Süveyd İbni Amr meydana çıkıp cesur bir arslan gibi savaştı, zorluklara göğüs gerdi, acılara katlandı ve nitekim aldığı yaralar sonucu ölülerin arasına düşüp öylece hareketsiz kaldı. İbni Ziyad ordusundan “Hüseyin öldürüldü” sözünü duyunca bütün gücünü toplayarak ayakkabısından çıkardığı bir bıçakla yeniden savaşa başladı ve şehid edildi. Bunu rivâyet eden şöyle diyor: Hüseyin’in [a] ashabı, O Hazret’e yardım ederek şehid düşmek için birbirleriyle yarışıyorlardı âdetâ. Bir şâir de onların bu hâlini şöyle dile getirmiştir:

“Hüseyin’in [a] ashabı o kimselerdir ki,
Belaları defetmek için çağrıldıklarında,
Mızraklı ve sırt sırta veren silahlı  düşmanlara aldırmaksızın
Böyle tehlikeli bir anda cesur kalplerini

Zırhlarının üstüne giyerek ölümün ağzına atılırlar.”

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir