Hz Zeyneb’in, İmam Hüseyin’in Kızı Fatıma’nın, Ümmü Gülsüm’ün Hutbesi

HZ. ZEYNEB’İN [A] HUTBESİ 

Beşir b. Hüzeym Esedi şöyle diyor: Emir’ul Müminin kızı Zeyneb’e baktım, andolsun ki O’ndan daha güzel nutuk eden bir kadın görmemiştim. Ali’nin [a] sözleri dökülüyordu dilinden. Halka, susmaları için işâret etti. Sonra :
Ey Kûfeliler dinleyin! diye seslendi.Bu ses ile berâber nefesler sîneye çekildi. Develer, atlar hareket etmekten kendilerini alıkoydular. Rüzgar Zeynep’in sesine âdetâ mikrofonluk yapmak için yavaş yavaş harekete geçti. Bütün insanlar, Ali kızı Zeynep’i dinlemek için sabırsızlanmaya başladılar, acaba bu esir hanım ne konuşacak ? diye pür dikkat olmuşlardı. Sonra konuşmaya başladı:”Allah’a Hamdü Senâ olsun. Salât ve Selâm benim babam Muhammed’e ve temiz soyuna olsun” deyince, herkes şaşkınlık içerisinde birbirlerinin yüzlerine bakmaya başladılar ve sesini duyup O’nu göremeyenler ise Ali’mi gelmiş ? Bu ses Ali’nin sesine benziyor, zira bu fesâhat ve belâğat ile konuşuyor. Hani bunlar yabancılardı? Oysa bu hanım benim babam Muhammed diyor, diyerek şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı. Hz. Zeynep daha ilk cümlesiyle halkta şok etkisi yapan hitâbesine şöyle devam etti:”Ey Mektup yazarak bizi dâvet edenler! Siz bizi buraya çağırdınız ve biz gelince hak dininizi ayaklar altına aldınız ve düşmanlarımızla anlaştınız.

Ey Kûfe halkı! Ey aldatılmış zavallı halk, bize mi ağlıyorsunuz? Halbuki bu büyük musibeti kendi elinizle hazırladınız. Sizin kıssanız, iplerini kendi eliyle toparlayıp kazak ören, sonra sökerek kendi emeğini heba eden kadının durumuna benziyor. Sizler, gerdanlığını kaybedip, sonra da toprak içerisinde arayan kadın gibisiniz.

Oysa ki bizim gözlerimiz hâlâ yaşlı, ızdıraplarımız dinmemiş, feryatlarımız yatışmamıştır. Sizler, Allah ve Resulüne iman getirdiniz ama daha sonra işlediğiniz bu büyük günahla, onun kökünü kazıyıp attınız. Sizden fesat, şer ve şarlatanlıktan başka bir şey de beklenemez, sizler o güle benziyorsunuz ki, ne yenilen ne de koklanandır. Sizin nefisleriniz ne kadar da kötü bir nefistir, sizler Allah’ın gazâbına uğramış ve cehennemlik olmuş bir toplumsunuz.

Bizleri öldürdünüz, şimdi bize ağlıyorsunuz. Evet! Allah’a yemin olsun ki çok ağlayın az gülün, bu işlediğiniz cinâyetin kanı sizin yakanıza yapışmış, yaptığınız bu pis ve kötü amellerinizden aslâ kurtulamazsınız ve bu ar ve rezillik sizi kahredecek, hiç bir suyla bu çirkef lekelerinizden yıkanamazsınız.

Peygamberin oğlu ve Cennet gençlerinin efendisi’nin [s.a.a] kanı nasıl yıkansın?, Siz iyiliklerin mâbedini ve yardıma muhtaç olanların, derman kapısını yıkıp öldürdünüz. Siz, Allah’ın ve Resulünün size olan Hüccetini öldürdünüz.
Ey hîlekâr ve düzenbazlar!

Siz hiçbir kötülüğü kötü görmüyorsunuz. Çünkü bize verdiğiniz ahdinizi bozdunuz. Her zamanki gibi yalan ve hokkabazlıkla, başka bir tutum içine girdiniz. Bukalemun gibi renk değiştirdiniz. Bâzen hiç olmayan bir şeyi savunuyorsunuz, bâzen de satılmış yağcı köleler gibi oluyorsunuz. Kimi zamanda kindar düşman gibi intikam peşine düşüyorsunuz. Siz az yağmurlu siyah bulut, çöplükte biten güzel çiçek gibi görünüyorsunuz. Ancak sizin içiniz boş ve koftur. Siz geleceğiniz için kötü bir zahire [vebal] kazandınız.

Ey Kûfe halkı! Öyle büyük ve kötü bir günaha saplandınız ki, Allah’ın azap ve felâketi sizin üzerinizdedir. Uğraşlarınız, eliniz, yaptığınız her iş, Allah’tan belâ olarak size dönsün ve maalesef o belâyı sizler istediniz ve zillete duçar oldunuz.

Ey Kûfe halkı! Vay olsun size, kimin ciğerini söktüğünüzü biliyor musunuz? Siz, Muhammed Mustafa’nın göğsünü açıp ciğerini aldınız, ismet perdesini yırttınız. Siz Peygamber’inizin kanını akıttığınızın farkında mısınız? ve O’na nasıl bir saygısızlık ettiğinizi biliyor musunuz? Siz öyle büyük bir günah işlediniz ki, günahınız yer ve gökyüzünü doldurdu, sizin bu yaptığınız günah ve işlediğiniz cinâyetten dolayı gökyüzünden kan yağmasına şaşırmayın.

Âhiret günü Allâh’ın kahır ve zelil edici azâbı haktır ve gerçekleşecektir. Ve o gün sizin için ne bir yardımcı ne de kurtarıcı olacaktır. Allâh’ın verdiği şu sürede mutluluk yaşamayın ve Allah azâp etmede acele etmez, sabrı çoktur ve bilin ki Allah size bu cezâyı vermek için sizi beklemektedir.
Ey Kûfe halkı! Erkekleriniz bizi öldürüyor, kadınlarınız da buna ağlıyor. Allah kıyâmette aramızda hakem olacaktır.”

İMAM HÜSEYİN’İN KIZI FÂTIMA’NIN HUTBESİ

Zeyd b. Musa b. Câfer [a] babalarından rivâyet eder: Küçük Fâtıma Kûfe’ye gelince şu hutbeyi okudu:

“Hamdediyorum Allah’a, kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeylerin ağırlığınca. O’na hamd ve iman ediyorum ve tevekkülüm O’nadır. Allah’ın birliğine ve şeriki olmadığına şehadet ediyorum. Şehadet ediyorum ki Muhammed [s] O’nun kulu ve Peygamberidir ve O’nun evlatları suçsuz oldukları halde, Fırat kenarında öldürüldü, başları kesildi. Allah’ım, Sana yalan isnâdından ve iftira etmekten Sana sığınırım. Peygamberine ‘Kendi vâsi’n Ali b. Ebî Tâlib için halktan biat al’ buyurduğunun hilâfına bir şey söylemekten Sana sığınırım. O Ali b. Ebİ Tâlib ki, hakkını gasbettiler ve suçsuz yere öldürdüler. Dün de O’nun oğlunu Kerbela’da, dilde müslüman ve kalpde kâfir olan bir topluluk öldürdü. O’na yönelen zulümleri, canlarını vererek defetmeleri gereken insanlar, bunu yapmadılar.

Eyvahlar olsun onlara ve büyüklerine. Nitekim Sen yüce menkıbeleri ve pak tabiatıyla, mezkur maarif ve meşhud menâkıbiyle kendi yanına aldın O’nu. Allah’ım, hiçbir zemmedicinin yermesi O’nu Senin ubudiyet ve kulluğundan alıkoymadı. Sen O’nu çocukluğunda İslam’a yönelttin ve büyüdüğünde de menkıbelerini methettin. O hep Senin yolunda ve Peygamberinin hoşnutluğu için ümmete nasihat etti ve [zamanı geldiğinde de] O’nun ruhunu kabzettin. O dünyaya itina etmedi ve âhirete rağbet gösterdi. Senin yolunda düşmanlarınla savaştı, cihad etti. Sen ondan râzı  olup seçkin kıldın ve doğru yola hidâyet ettin.

Ey Kûfe halkı, ey hile ve düzen ehli! Allah bizi sizinle ve sizi de biz Ehli beytle imtihan etti. Bizim karşılaştığımız belâyı güzel kıldı, ilim ve idrâkini bizde karar kıldı. Biz ilim, idrak ve hikmetinin mahzeniyiz, yeryüzünde Allah’ın hüccetiyiz, şehirlerinde ve kulları arasında Allah kendi lutfuyla bize ikramda bulundu ve Peygamberi Muhammed [s] ile de bizi, yarattıklarının bir çoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanladınız, tekfir ettiniz. Bizimle savaşmayı helal saydınız, mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Türkistan ve Kâbil esirlerine gösterdiğiniz muameleyi bize gösterdiniz.

Dün de Ceddimizi öldürmüştünüz. Biz Ehlibeytin kanı kılıçlarınızdan hâlen damlamaktadır. Allah’a iftira ettiniz ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı ve kalpleriniz ferahladı.
Ancak Allah hileleri en güzel şekilde bozandır. Kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladığınızdan dolayı sevinmeyin. Çünkü bu musibetler, daha  önceden Allah’ın kitabında yazılmıştı:

“Öyle ki elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve Allah’ın verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” [Hadid-23]

Ey Kûfe ehli, eyvahlar olsun size! Şimdi Allah’ın çok yakında gökten inecek lânet ve azabını bekleye durun. Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi diğerlerine müptelâ ederek intikamını alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da kıyâmet günü Cehennemin elim azâbında ebediyyen kalacaksınız. Bilmiş olun Allah’ın lâneti zâlimler kavminin üzerinedir.

Eyvahlar olsun size, ey Kûfe halkı! Bilir misiniz hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız, hangi nefesle bizimle savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz ? Andolsun Allah’a, kalpleriniz kasavete bürünmüş, yüreğiniz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş. Ey Kûfe ehli, şeytan sizi aldatmış, doğru yoldan saptırmış ve gözlerinizin önüne cehâlet perdesi çekmiştir ve siz artık hidâyet olmazsınız.

Kahrolasınız, ey Kûfe ehli! Resulullah’ın [s] hangi kanının sizin boynunuzda olduğunu biliyor musunuz ? Onu sizden isteyecektir. Kardeşi Ali b. Ebî Tâlib’e [a], evlatlarına ve ıtretine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır sizden. Oysa ki bâzılarınız bu cinâyetle iftihar ederek diyorsunuz: “Ali’yi ve evlatlarını Hint kılıçlarıyla ve mızraklarla biz öldürdük, Türk esirleri gibi esir aldık kadınlarını ve öyle bir tosladık ki meydanın dışına attık.” Allah’ın her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun. Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de köpek gibi yerinde otur.

Şüphesiz herkes yaptıklarına ve önceden [ahirete] gönderdiklerine sahiptir. Vay olsun size! Allah’ın bizi üstün kıldığı şeye hased mi ediyorsunuz ?

“Bu Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.” [Hadid-21] “Allah kime nur vermemişse, artık onun için başka nur yoktur.” [Nur- 40]

Fâtımâ’nın [a] hitâbesi buraya varınca halk yüksek sesle ağlayıp dediler: “Ey pak ve atharların kızı, kalp ve sinemizi ateşledin. Ciğerlerimizi hüzün ve ıstırap ateşiyle yaktın. Yeter artık.” dediler.  Fâtımâ da sustu.

ÜMMÜ GÜLSÜM’ÜN HİTÂBESİ

Râvi şöyle diyor: Emir’ul Müminin’in [a] kızı Ümmü Gülsüm yüksek sesle ağladığı halde tahtrevanın perdesi ardından o gün şu hutbeyi irad etti:

“Vay hâlinize Kûfe halkı! Neden Hüseyin’i [a] aşağılayarak öldürdünüz, mallarını yağmaladınız, kadınlarını esir aldınız, ki şimdi de kalkıp ağlayasınız ? Vay olsun size, kahrolun, bedbaht olun! Nasıl bir felâkete sebep oldunuz ? Nasıl bir fâcia çıkardınız, biliyor musunuz ? Nasıl bir cinâyetin sorumluluğunu yüklendiniz ? Hangi kanları haksız yere akıttınız ? Hicab ardındaki hangi kadınları dışarı çıkardınız ? Hangi hânedanın ziynet ve süslerine el koydunuz ? ve hangi malları yağmaladınız, haberiniz var mı ? Öyle birini öldürdünüz ki Resulullah’tan [s] sonra kimse O’nun makamında değildi. Merhamet kalbinizden alındı sizin. Bilmiş olun ki kurtuluşa erecek olanlar Allah’ın hizbidir, hüsrana uğrayacaklar ise şeytanın.”

Daha sonra şu şiiri okudu:
“Zecirle öldürdünüz kardeşimi. Vay olsun analarınıza!
Öyle bir ateşle azaplanacaksınız ki alevi her an yükselecek.
Allah’ın, Kur’an’ın ve Muhammed’in [s] haram kıldığı kanları akıttınız.
Bilmiş olun, ateşle müjdelenmişsiniz.
Şüphesiz ki, yarın siz ateşte ebediyyen kalacaksınız.
Yakînim var buna.
Ben ise  hayatım boyunca Peygamberden sonraki, en hayırlı insan
Kardeşime ağlayacağım.
Gözlerime batacak gözyaşlarım ve yanaklarım aslâ kurumayacak.”

Bu esnâda milletin feryadı koptu, ağlayışlar coştu. Kadınlar saçlarını yolarak başlarına toprak serptiler, yüzlerini yırttılar, dövündüler. Erkekler ağladı ve sakallarını yoldular. Halkın o gün ağladığı gibi ağladığı hiç görülmemiştir.

DÖRDÜNCÜ İMAM’IN [A] HUTBESİ 

Ümmü Külsüm hitâbesini bitirdikten sonra, Zeyn’ül Âbidin [a] işâret ederek halkı susturdu. İnsanlar susunca, İmam kalkarak Allah’a hamdü senâ ve Resulüne salat etti ve buyurdu:

“Ey insanlar! Beni tanıyan, tanıyor, tanımayanlara ise kendimi tanıtacağım. Ben Ali b. Ebî Tâlib oğlu, Hüseyin oğlu [selâmullahi aleyhima] Ali’yim. Ben, hürmeti ayak altına alınan, nimeti zorla alınan, malı yağmalanan ve Ehlibeyti esir edilenin oğluyum. Ben, Fırat nehri yanında zibhedilenin [boğazı kesilenin] oğluyum. Oysa ki kimsenin [O’nun boynunda] kan alacağı yoktu. Zecr ve eziyetle öldürülenin oğluyum.

Bu iftihar bizim için kâfidir. Ey insanlar! Size Allah adına ant veriyorum, babama yazmış olduğunuz mektuplardan haberiniz yok mu ? Size doğru geldiğinde de hile yaptınız. Babam herhangi bir istekte bulunmadan, siz kendiniz ahid ve peymanda bulundunuz, biat ettiniz, sonra da kalkıp savaştınız. Kahrolasıcalar, ne de kötü bir zahire gönderdiniz [âhiretinize], ne de çirkin ve habis görüşleriniz [ve düşünceleriniz] var sizin. Resulullah size: “Itretimi öldürdünüz ve hürmetimi ayak altına aldınız, siz benim ümmetimden değilsiniz” dediğinde hangi gözle bakacaksınız O’na ?”
Her yandan ağlama sesleri yükseldi, birbirlerine “Helak oldunuz ” dediler.

Hz. Seccad [a] buyurdu:

“Benim nasihatimi kabul eden, Allah, Resulü ve Ehlibeyt’i uğruna vaziyetime riâyet eden kula, Allah merhamet buyursun. Çünkü bizim için Resulullah’ta [s] güzel bir örnek vardır.”
Herkes bir ağızdan dedi: “Ey Peygamberin evlâdı, biz emrini dinliyoruz. Sana itaat edeceğiz, ahid ve peymânını koruyacağız, Senden yüz çevirmeyecek ve emrettiğin her şeye itaat edeceğiz. Seninle savaşan herkesle savaşacak ve barışta olduğun insanlarla barışta olacağız ki, Yezit’ten intikam alalım, Sana ve bize zulüm edenlerden berî olalım.”

Hz. Seccad [a] buyurdu:

“Heyhat! Heytah! Ey düzenbaz ve hilekarlar, sizde hile ve düzenden başka bir şey yoktur. Babalarıma yaptıklarınızı, bana da mı yapmak istiyorsunuz ? Andolsun bunun imkânı yok. Babamın Ehlibeytinden dolayı, kalbimde açılan yaralar henüz iyileşmemiştir. Ceddim Resulullah’ın [s] babamın ve kardeşlerimin musibeti unutulmamıştır, acısı hâlen ağzımdadır, göğüs ve boğazımı tıkamıştır. Derdini sinemde taşımaktayım. Ben sizden şunu istiyorum ki ne bize yardım edin ve ne de bizimle savaşın.”

Daha sonra şu beytleri okudu:

“Hüseyin’in [a] öldürülmesi şaşırtıcı değildir.
Çünkü Hüseyin’den daha yüce ve daha kerim, babası da öldürülmüştür.
Ey Kûfe halkı, Hüseyin’e [a] isâbet eden musibetler sizi sevindirmesin,
O’nun musibeti herşeyden büyüktür.
Canım fedâ olsun Fırat yanında öldürülene,
O’nu öldürenlerin cezâsı Cehennem ateşidir.”
“Sizden râzı  olmamız başa baştır,
Ne bizimle olun, ne de aleyhimize.
Ne bize yardım edin, ne de bizi katledin.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir