Kehf Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 15, SÛRE: 18
Mekke’de inmiştir.
İbn Abbas’a göre, 28. ayeti Medine’de inmiştir. 110 ayettir.İçinde mağaraya sığınan kişilerin kıssası
bulunduğundan mağara anlamına gelen
“Kehf” adıyla adlanmıştır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim her
cuma gecesi Kehf Sûresi’ni okursa, mutlaka
şehit olarak ölür, Allah onu şehitlerle birlikte
haşreder ve kıyamet günü şehitlerin safında
yer alır.” (bk. Ayyaşî ve es-Safî Tefsirleri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda
bir eğrilik bırakmayan Allah’a aittir.
2. Kendi katından gelecek şiddetli bir
azaba karşı (halkı) uyarması ve salih
işler yapan müminlere kendileri için
güzel bir mükâfat (cennet) olduğunu
müjdelemesi için onu dosdoğru (bir
kitap) olarak indirdi.
3. Onlar orada sürekli kalacaklar.
4. Ve “Allah çocuk edindi” diyen kimseleri
uyarması için (onu indirdi).

KEHF SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 18

5. Ne onların, ne de babalarının buna
dair bir bilgileri yoktur. Ağızlarından
çıkan ne büyük bir sözdür! Onlar sadece
yalan söylerler.
6. Bu söze iman etmezlerse, onların peşinden
üzüntüden neredeyse kendini
helak edeceksin.
7. Biz, onlardan hangisinin daha güzel işler
yaptığını sınayalım diye yeryüzü üzerinde
olanları orası için bir süs kıldık.
8. Biz onun üzerinde olanı (yok edip)
kupkuru bir toprak yapacağız.
9. Yoksa sen, Mağara ve Rakim (Kitabe)
Adamları’nı (Ashabı
Kehf’i) bizim
şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?!
10. Hani o gençler mağaraya sığındılar
ve, “Rabbimiz! Bize kendi katından bir
rahmet ver ve bize işimizden bir kurtuluş
yolu hazırla.” dediler.
11. Biz de bunun üzerine, sayılı yıllar
boyunca onların kulaklarına perde
vurduk.
12. Sonra iki topluluktan hangisinin
onların bekleme süresini daha iyi hesapladığını
bilmek için onları dirilttik.
13. Biz sana, hak olarak onların kıssalarını
anlatıyoruz. Gerçekten onlar, Rablerine
iman etmiş gençler idiler; biz de
onların hidayetlerini artırdık.
14. Onların kalplerine sebat verdik;
(hükümdarın karşısında) ayağa kalkarak
dediler ki: “Rabbimiz, göklerin ve
yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başka bir
ilaha tapmayız. Yoksa batıl sözler söylemiş
oluruz..”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Ebu
Talib’in örneği, ashab-ı kehf örneğidir. Onlar,
imanı gizleyip küfrü açıkladılar, Allah da onların
mükâfatlarını iki kat verdi.” (bk. es-Safî, elKâfî’den
naklen.)

15. “Şu bizim kavmimiz, Allah’ı bırakıp
yerine başka ilahlar edindiler. Onların
hakkında açık bir delil getirselerdi ya!
Yalan uydurup Allah’a isnat edenden
daha zalim kim var?”
İmam Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre,
onların diriltilmesi olayı, halkın ölümden sonra
dirilmeyi inkâr ettikleri ve birtakım insanların da
dirilişin nasıl olacağı hakkında yalnız ruhla mı,
yoksa bedenle birlikte mi olacağı hakkında
tartıştıkları bir dönemde gerçekleşmiştir. Allah,
onları diriltmekte ölüleri bedenle birlikte diriltmeye
kadir olduğunu gösterdi. (bk. es-Safî ve
el-İhticac.)

CÜZ: 15, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

16. (İçlerinden biri dedi ki:) “Onlardan ve
onların Allah’tan başka taptıkları şeylerden
uzaklaştığınızda mağaraya sığının
ki, Rabbiniz rahmetini size yaysın ve işinizde
size bir kolaylık sağlasın.”
17. Güneşi görürsün ki, doğduğu zaman
mağaralarının sağ tarafına meyleder; batınca
da sol taraftan çekilip gider. Onlar da
mağaranın geniş bir yerinde yer almışlar.
Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah kimi hidayete
erdirirse, o, doğru yolu bulmuştur.
Kimi de saptırırsa, ona doğru yolu gösterecek
bir dost ve koruyucu bulamazsın.
18. Onları uyanık sanırsın, oysa onlar uyumuşlardır.
Onları sağa ve sola çeviririz.
Köpekleri de ön ayaklarını mağaranın
girişinde yere uzatmıştır. Eğer onları
görseydin, dönüp kaçardın ve onlar
yüzünden, için korku ile dolardı.

19. Böylece kendi aralarında birbirlerine
sormaları için onları uyandırdık.
Onlardan biri, “Ne kadar kaldınız?”
dedi. (Bazıları,) “Bir gün veya bir günün
bir bölümü.” dediler. (Bazıları da,)
“Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha
iyi bilir. İçinizden birini bu paranızla
şehre gönderin de baksın, kimin yiyeceği
daha temiz ise ondan size yiyecek
getirsin. Çok dikkatli davransın ve
kimseye sizi sezdirmesin.” dediler.
20. “Çünkü onlar sizi ele geçirecek olsalar,
sizi taşlayarak öldürürler veya sizi
kendi dinlerine geri döndürürler. O zaman
da asla kurtuluşa ermezsiniz.”

KEHF SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 18

21. Böylece Allah’ın sözünün hak olduğunu
ve kıyametin kopacağında
bir şüphe olmadığını bilmeleri için
(insanları) onların durumundan haberdar
kıldık. O sırada kendi aralarında
onların durumu hakkında tartışıyorlardı.
Dediler ki: “Üzerlerine bir
bina yapın. Rableri onların durumunu
daha iyi bilir.” Onların durumu hakkında
galip gelenler (haklı çıkanlar),
“Onların üzerine kesinlikle bir mescit
yapacağız.” dediler.
22. “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri
köpekleridir.” diyeceklerdir. “Beş kişidirler,
altıncıları köpekleridir.” derler.
Karanlığa taş atarcasına (sadece
tahmin yürütürler). “Yedi kişidirler,
sekizincileri köpekleridir.” derler. De
ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi
bilir. Pek az kişiden başka kimse onları
bilmez.” Bu yüzden apaçık tartışma dışında
onlar hakkında tartışma ve onlar
hakkında onların hiç birinden bir görüş
isteme.
23-24. Hiçbir şey için, “Allah dilerse”
demeden, “Ben bunu yarın yapacağım.”
deme. Unuttuğun zaman Rabbi

ni an ve, “Olur ki Rabbim beni, doğruya
bundan daha yakın olana eriştirir.” de.

25. Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar;
dokuz yıl da artırmışlardır.
26. De ki: “Allah, onların ne kadar kaldığını
daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı
O’na aittir. O, ne güzel görendir ve ne
güzel işitendir! Onların O’ndan başka bir
dost ve koruyucuları yoktur. O, hükümranlığına
kimseyi ortak etmez.”
27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni
oku. O’nun kelimelerini değiştirecek olmaz
ve O’ndan başka bir sığınılacak da
bulamazsın.

CÜZ: 15, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

28. Sabah ve akşam Rablerine yalvaran,
yalnız O’nun rızasını dileyen kimselerle
birlikte sabredip sebat göster. Dünyanın
süsüne meylederek gözlerini onlardan
çevirme. Kalbini bizi hatırlamaktan gafil
kıldığımız, heva ve hevesine uyan ve işi
aşırılık olan kimseye boyun eğme.
29. De ki: “Bu hak (söz), Rabbinizdendir.
İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin.
Biz, zalimlere çeperleri kendilerini kuşatan
bir ateş hazırladık. İmdat dileyecek
olsalar, yüzleri kavuran erimiş bakıra
benzer bir su ile imdatlarına koşulur.
Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dinlenme
yeridir!
30. İman edip salih amel işleyenler,
(bilsinler ki) biz, iyi işler
yapanların mükâfatını zayi
etmeyiz.
31. Altından ırmaklar akan Adn cennetleri
onlar içindir. Orada tahtlar üzerine
kurulup yaslanarak altın bileziklerle
süslenirler; ince ve kalın ipekten yeşil
elbiseler giyerler. Ne güzel bir mükâfat
ve ne güzel bir dinlenme yeridir!
32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan
birine iki üzüm bağı verdik, her
iki bağı da hurma ağaçları ile çevirdik
ve ikisinin arasında bir ekin bitirdik.
33. Her iki bağ ürününü verdi ve ondan
hiçbir şey eksiltmedi. O ikisinin
arasından da bir ırmak akıttık.
34. Onun (bol) meyvesi vardı. Arkadaşıyla
konuştuğu sırada ona şöyle dedi:
“Ben mal bakımından senden daha
zengin ve sayı bakımından da senden
daha güçlüyüm.”

KEHF SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 18

35. (Böylece) kendine zulmederek bağına
girdi ve, “Bunun yok olacağını
asla sanmam.” dedi.
36. “Kıyametin de kopacağını sanmıyorum.
Şayet Rabbime döndürülür-
sem, bu bağdan daha iyi bir dönüş yeri
bulurum.” dedi.
37. Kendisiyle konuşan arkadaşı ona
şöyle dedi: “Seni topraktan, sonra nutfeden
yaratan, sonra seni bir adam biçimine
getiren Allah’ı inkâr mı ediyorsun?
38. “Fakat ben, “O Allah, benim Rabbimdir
ve ben Rabbime hiçbir kimseyi
ortak koşmam.” (diyorum.)”
39. “Bağına girdiğin sırada, “Allah’ın
dilediği olur. Allah’ın yardımından
başka hiçbir güç yoktur.” deseydin ya!
Eğer beni mal ve evlat yönünden kendinden
geride görüyorsan, (bil ki,)”
40. “Olur ki Rabbim bana senin bağından
daha iyisini verir ve senin bağının
üzerine gökten bir bela gönderir de
orası düz bir çöle döner.”
41. “Ya da onun suyu yerin dibine çekilir,
artık onu bulman mümkün olmaz.”
42. Derken ürünleri kuşatılıp yok edildi.
Oraya yaptığı masraflarından ötürü
elini ovuşturmaya başladı. Bağ, çardakları
üzerine yıkılmıştı. “Keşke Rabbime
kimseyi ortak koşmasaydım!” diyordu.

43. Allah’tan başka ona yardım edecek
bir topluluk yoktu; kendisi de kendini
kurtaracak değildi.
44. İşte orada velayet, hak olan Allah’a
aittir. O’nun mükâfat vermesi daha iyi ve
sonuçlandırması daha güzeldir.
45. Onlara dünya hayatı için şu örneği
ver: Dünya hayatı gökten indirdiğimiz
bir suya benzer; yerin bitkileri o suyla karışıp
yeşerir; sonra (o bitkiler) rüzgârların
savurduğu çerçöpe döner. Allah’ın her
şeye gücü yeter.

CÜZ: 15, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

46. Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür.
Kalıcı olan salih işler, Rabbinin
katında mükâfatça daha iyi ve ümit besleme
yönünden daha güzeldir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 116)

47. Dağları yürüteceğimiz ve yeryüzünü
belirgin ve düz olarak göreceğin günü
hatırla. Onların tümünü bir araya getirir
ve hiçbirini geride bırakmayız.
48. Onlar, tek saf hâlinde Rablerinin huzuruna
çıkarılırlar. “Gerçekten sizi ilk
defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır!
Size bir buluşma zamanı belirleyeceğimizi
düşünmüyordunuz.”
49. Kitap ortaya konur. Suçluların
onda olan şeylerden dolayı tedirgin
olduklarını görürsün. “Yazıklar olsun
bize!” derler, “Bu nasıl bir kitapmış,
küçük veya büyük hiçbir şeyi ihmal etmeden
saymış!” Böylece yaptıkları her
işi karşılarında hazır bulurlar. Rabbin,
kimseye zulmetmez.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Kıyamet günü olduğunda kişinin amel defteri
kendisine verilir ve “Oku.” denir. O da
okuyup (yaptıklarını) hatırlar. Her bakışını,
söylediği her sözü ve attığı her adımı o an
yapmış gibi hatırlar. İşte bu yüzden, “Yazıklar
olsun bize! Bu nasıl bir kitapmış, küçük
veya büyük hiçbir şeyi ihmal etmeden saymış!”
der.” (bk. Ayyaşî Tefsiri.)

50. Hani Meleklere, “Âdem’e secde
edin” demiştik. İblis’ten başka hepsi
secde etti. O, cinlerden idi de Rabbinin
emrinden çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp
da onu ve onun soyunu mu kendinize
dost ve koruyucu ediniyorsunuz?!
Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler
için ne kötü bir tercihtir bu!
Yani Allah’ı bir yana bırakarak elde ettikleri
şey zalimler için ne kötüdür!

51. Göklerin ve yerin yaratılışını da,
kendi yaratılışlarını da onlara göstermedim.
Ben, sapıkları kendime destek
edinecek değilim.
52. Hatırla o günü ki (Allah), “Bana
ortak sandığınız şeyleri çağırın.” der.
Onları çağırırlar, ama onlar kendilerine
cevap vermezler. Biz, aralarında bir
uçurum meydana getirmişiz.
53. Suçlular, ateşi görür ve ona düşeceklerini
anlarlar; ondan bir kurtuluş
yolu da bulamazlar.

KEHF SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 18

54. Gerçekten bu Kur’ân’da insanlar
için her örneği defalarca açıkladık.
Tartışmaya en düşkün varlık insandır.
55. Kendilerine hidayet gelince insanları
iman etmekten ve Rablerinden af
dilemekten alı koyan şey, sadece, öncekiler
hakkında geçerli olan kanunun
kendileri hakkında da uygulanmasını
veya görecekleri şekilde azabın kendilerine
gelmesini istemeleridir.
56. Biz peygamberleri, ancak müjdeciler
ve korkutucular olarak göndeririz.
Küfre düşenler, hakkı sindirmek için
batıl sözler ile tartışırlar. Onlar, ayetlerimi
ve uyarıldıkları şeyi alaya aldılar.
57. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı
hâlde onlardan yüz çeviren ve
kendi eliyle yapmış olduğu işleri unutan
kimseden daha zalim kim vardır?
Biz, onu anlamamaları için onların
kalplerinin üzerinde perdeler oluşturduk,
kulaklarına da ağırlık verdik.
Artık onları hidayete çağırsan da asla
hidayet bulmazlar.
58. Rabbin bağışlayandır, merhamet
sahibidir. Eğer yaptıkları işler yüzünden
onları cezalandıracak olsaydı,
kuşkusuz onlara azap etmeyi çabuklaştırırdı.
Fakat onlar için belirlenmiş
bir zaman vardır ki, asla ondan kurtuluş
yolu bulamazlar.
59. İşte o şehirleri, zulümleri yüzünden
helak ettik. Onları helak etmek için belli
bir zaman koymuştuk.
60. Hani Musa genç talebesine şöyle demişti:
“İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya
kadar durmayacağım ya da yıllarca
yürüyeceğim.”
Hz. Musa (a.s)’a Tevrat verildiğinde, kendisinden
daha bilgin birisinin yeryüzünde bulunmadığı
kalbinden geçti. Bunun üzerine Allah
ona, “Senden daha bilgilisi, denizlerin birleştiği
yerde bulunan kulumuzdur.” diye vahyetti.
Musa’nın yanında bulunan genç de, onun vasisi
Yuşa b. Nun’dur. (bk. es-Safî Tefsiri.)

61. İki denizin birleştiği yere ulaşınca balıklarını
unuttular, balık denizde yolunu
tutup gitti.

CÜZ: 15, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

62. Orayı geçince genç talebesine, “Yemeğimizi
getir; gerçekten bu yolculuğumuz
bizi çok yorgun düşürdü.” dedi.
63. (Genç,) “Gördün mü, kayaya sığındığımızda
ben balığı unuttum! Muhakkak
Şeytan onu bana unutturdu ki, ondan
(sana) söz etmeyeyim. O, şaşılacak bir şe-
kilde denizde yolunu tutup gitti.” dedi.
64. (Musa,) “İşte aradığımız o idi.” dedi.
Ayak izlerini takip edip geri döndüler.
65. (Orada) kullarımızdan bir kul buldular
ki, ona katımızdan bir rahmet vermiştik
ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Bu ayetler ışığında Allah’ın dilediği kuluna
gayb ilminden bir kısmını bildirdiği gerçeği

anlaşılır. Burada kastedilen kulun, Hz. Hızır
olduğu çeşitli hadislerde yer almıştır.

66. Musa ona (Hızır’a), “Sana öğretilen
olgunluktan bana da öğretmen için
sana tâbi olabilir miyim?” dedi.
67. O, “Sen benimle beraberliğe asla
sabredemezsin?” dedi.
68. “Hakikatini kavramadığın bir şeye
nasıl sabredersin?!”
69. (Musa,) “Allah dilerse, beni sabreden
biri olarak bulursun ve senin hiçbir
emrinden çıkmam.” dedi.
70. (Hızır), “Bana uyacak olursan, ben
söz açmadıkça hiçbir şey hakkında
bana soru sorma.” dedi.
71. Yürümeye başladılar. Nihayet gemiye
bindiklerinde gemiyi deldi. (Musa,)
“Gemide bulunanları suda boğmak
için mi gemiyi deldin?! Gerçekten sen
tehlikeli bir iş yaptın.” dedi.
72. (Hızır,) “Sen benimle beraberliğe
sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
73. (Musa,) “Unuttuğum bir şey için
beni suçlama ve işimde bana zorluk
çıkarma.” dedi.
74. Yine yürüdüler. Derken bir erkek
çocuğa rastladılar. (Hızır) hemen onu
öldürdü. (Musa,) “Başkasını öldürmemiş
olan suçsuz bir kimseyi mi öldürdün?!
Gerçekten sen kötü bir iş yaptın.”
dedi.

KEHF SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 18

75. (Hızır,) “Sen benimle beraberliğe
sabredemezsin, demedim
mi?” dedi.
76. (Musa,) “Eğer bundan sonra
sana bir şey soracak olursam,
artık benimle arkadaşlık etme.
Benim tarafımdan eline kesin
bir mazeret geçmiştir.” dedi.
77. Yine yürüdüler. Nihayet bir köye
varıp halkından yiyecek istediler. Fakat
köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar.
Bu arada orada yıkılmak üzere
olan bir duvar buldular. (Hızır) onu
doğrulttu. (Musa,) “İsteseydin, buna
karşılık bir ücret alabilirdin.” dedi.
78. (Hızır,) “Artık bu, benimle senin
aranda ayrılma zamanıdır. Şimdi sabredemediğin
şeylerin tevilini sana bildireceğim.”
dedi.
79. “Gemi, denizde çalışan birkaç takım
zavallıya aitti. Ben onda bir kusur
meydana getirmek istedim. Çünkü
onların arkasında her (sağlam) gemiyi
gasp eden bir sultan vardı.”
80. “O erkek çocuğa gelince, onun
anne ve babası mümin idiler. Biz çocuğun
onları azgınlık ve inkârcılığa
sürüklemesinden korktuk.”
81. “Rablerinin onun yerine kendilerine
ondan daha temiz ve daha merhametli
bir çocuk vermesini istedik.”
82. “O duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğa
aitti. Altında ikisine ait bir hazine
vardı. Babaları da salih bir kimse idi.
Rabbin, onların erginlik çağına erişmelerini
ve Rabbinden bir rahmet olarak
hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben
bu işleri kendi başıma yapmadım. İşte
senin sabretmeye dayanamadığın şeylerin
tevili budur.”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “O
hazine üzerinde şu cümleler yazılı bulunan
altın bir levha idi: Bismillahirrahmanirrahim, La
ilahe illallah, Muhammed resulullah. Ölümün
hak olduğunu bilen nasıl sevinir?! Kaderin hak
olduğunu bilen nasıl endişe eder?! Cehennemi
hatırlayan nasıl gülebilir?! Dünyayı görüp
onun ehline karşı gerçekleştirdiği tasarruflarını
gören kimse nasıl ona güvenir?!” (bk. Nuru’s-
Sakaleyn, Kummî ve Ayyaşî Tefsirleri.

83. Sana, Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar.
De ki: “Şimdi size onuna ilgili
bir açıklama okuyacağım.”
İmam Ali (a.s)’dan rivayet edildiğine göre,
Zülkarneyn, (peygamber değil,) Allah’ın sevip
sevdirdiği, Allah’ın dini için çalışan salih bir kul
idi. (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri) Buna göre,
onun güç ve iktidar sahibi, fetihler yapan,
Allah’ın bir velisi olduğu anlaşılır.

CÜZ: 16, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

84. Biz onu yeryüzünde güç (ve iktidar)
sahibi kıldık ve her şey(e ulaşmak) için
ona bir yol verdik.
85. O, bir yolu izledi.
86. Güneşin battığı yere varınca, onu
kara balçıklı bir kaynakta (denizde) batar
buldu. Kaynağın yanında bir kavme
rastladı. Biz, “Ey Zülkarneyn! Ya onları
cezalandırırsın, ya da onlara karşı iyi
davranırsın.” dedik.
Zülkarneyn’in ilk önce batıya, sonra doğuya,
sonra da dağlarla kaplı bir bölgeye olmak
üzere üç yolculuğu olmuştur. Batı tarafında

o gün, yeryüzünün yaşanılan bölgesi olarak
bilinen bölümün en son noktasına, yani Atlas
Okyanusu’na -bazılarına göre ise Ege denizine-
kadar varmıştır ve yerin küre şeklinde olduğundan
güneşin denizde batışını ayette
açıklandığı şekilde tasavvur etmiştir.
87. O, “Kim zulmederse, onu cezalan-
dıracağız; sonra da Rabbine doğru götürülecektir;
Rabbi de ona şiddetli bir
şekilde azap edecektir.”
88. “Kim de iman edip doğru işler yaparsa,
ona da en iyi karşılık vardır ve onu
kolay bir görevle görevlendiririz.” dedi.
89. Sonra yine bir yol izledi.
90. Güneşin doğduğu yere varınca,
onu, güneşe karşı kendilerine bir örtü
yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar
buldu.
Bu kavimin ev yapma ve elbise dokuma
becerisine vâkıf olmadıkları, bu yüzden ilkel
bir hayat sürüp güneşin ışığından zarar gördükleri
rivayet edilmiştir.

91. İşte böyle; biz onun yanındaki haberlere
vâkıf idik.
92. Sonra (başka) bir yol izledi.
93. İki dağın arasına ulaşınca, orada
neredeyse hiçbir bir sözü anlamayan
bir kavimle karşılaştı.
94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cuc
ile Me’cuc bu topraklarda bozgunculuk
çıkarıyorlar. Bizimle onların arasında
bir set yapman için sana bir vergi
verelim mi?”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 117)

95. (Zülkarneyn) dedi ki: “Rabbimin
bana verdiği imkân daha iyidir. Siz
gücünüzle bana yardım edin, sizinle
onların arasında sağlam bir duvar
oluşturayım.”
96. “Bana demir kütleleri getirin.” İki
dağın arasını aynı seviyeye getirince,
“Körükleyin.” dedi. Onu kor hâline
getirince, “Bana erimiş bakır getirin,
onun üzerine dökeyim.” dedi.
97. Artık onu ne aşabildiler ve ne de
delebildiler.

KEHF SÛRESİ CÜZ: 16, SÛRE: 18

98. (Zülkarneyn,) “Bu Rabbimin bir
rahmetidir. Rabbimin vadettiği zaman
gelince onu yerle bir eder. Rabbimin
vaadi haktır.” dedi.
99. O gün onları kendi hallerine bırakırız,
dalgalar hâlinde birbirlerine girerler.
Ve Sur’a üfürülür, böylece onların
tümünü bir araya toplarız.
100. İşte o gün cehennemi kâfirlere
apaçık sunarız.
101. Onların gözleri üzerinde beni anmaya
engel olan bir perde vardı, işitmeye
de güçleri yoktu.
102. Küfre düşenler, beni bırakıp da
kullarımı kendilerine dost ve koruyucu
edineceklerini mi sanmışlardı?! Biz cehennemi
kâfirlere ağırlama yeri yaptık.
103. De ki: “Amellerinde en çok ziyana
uğrayanları size bildirelim mi?”
104. Onlar; iyi iş yaptıklarını sandıkları
hâlde, çabaları dünya hayatında kalan
kimselerdir.
105. Onlar, Rablerinin ayetlerini ve
O’na kavuşmayı inkâr eden kimselerdir.
Bu yüzden onların amelleri boşa
gitmiştir ve biz kıyamet günü onlar
için bir tartı kurmayız (onlara bir değer
vermeyiz).
106. İşte küfre saptıkları, ayetlerimi ve
elçilerimi alaya aldıkları için onların
cezası cehennemdir.
107. Gerçekten iman edip doğru işler
yapanlara gelince, Firdevs bahçeleri
onların ağırlama yeridir.
108. Orada ebedi kalırlar. Oradan ayrılmak
da istemezler.
109. De ki: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak
için deniz mürekkep olsa, onun gibi
başka bir denizi ona destek getirsek bile,
Rabbimin sözleri sona ermeden önce deniz
biter.”
110. De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim.
Sadece bana, sizin ilahınız tek bir
ilahtır diye vahyediliyor. Artık kim Rab-
bine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin
ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi
ortak koşmasın.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 118)