Kuran-ı Kerim – Kalem Suresi Türkçe Meali

KALEM SÛRESİ CÜZ: 29, SÛRE: 68

Mekke’de inmiştir; 52 ayettir.

Birinci ayetinde kaleme yemin edildiği için
bu adla anılmıştır. Bu sûreye “Nûn” Sûresi
de denir. İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilmiştir:

“Kim Nun ve’l-kalem sûresini
farz veya nafile
namazlarında okursa, Allah
Teala onu fakirliğe duçar olmaktan güvende
tutar ve kabir sıkmasından korur.” (bk.
Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Nûn. Andolsun kaleme ve yazdıklarına .
Bazı hadislere göre Nûn, cennetteki bir ırmağın
adıdır. (bk. Mecmau’l-Beyan ve Nuru’s-
Sekaleyn.)

2. Sen, Rabbinin lütfu ve nimeti sayesinde
deli değilsin.

3. Şüphesiz, sana kesintisiz bir mükâfat
vardır.

4. Şüphesiz, sen yüce bir ahlaka sahipsin.

5-6. Hanginizin deliliğe uğradığını yakında
sen de göreceksin, onlar da görecekler.

7. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanları herkesten daha iyi bilmektedir. Hidayete
erenleri de en iyi bilen O’dur.

8. O hâlde, (Allah’ın ayetlerini) yalan sayanların
emrine boyun eğme.

9. Onlar, (putlarına dokunmayarak) kendilerine
yumuşak davranmanı isterler; böyle
hareket etsen, onlar da (iki yüzlülükle)
sana yumuşak davranırlar.

10. Sakın itaat etme çok yemin eden, aşağılık
kimseye

11. Daima kusur arayan, dil uzatan, laf dolaştırana,

12. Sürekli iyiliği engelleyen, haddini aşmış,
günaha dadanmışa,

13. Ayrıca da kaba, ve soysuza,

14. Mal ve evlat sahibi olsa dahi.

15. Ayetlerimiz ona okunduğu zaman, “Öncekilerin
masallarıdır.” der.

16. Yakında onun burnuna damga vuracağız
(kibrini kıracağız).

17.Biz vaktiyle bahçe sahiplerini sınadığımız
gibi onları da (kıtlık ve açlıkla) sınadık.
Hani onlar (bahçe sahipleri), sabahleyin erkenden
bahçenin mahsullerini toplayacaklarına
yemin etmişlerdi.

18. İstisna da etmiyorlardı (“Allah dilerse”
demiyorlardı veya fakirlere hiçbir pay ayırmıyorlardı).

19. Ama onlar daha uykudayken Rabbinden
gelen bir afet o bahçede dolaştı.

20. Bahçe kapkara kesildi.

21. Sabah erken birbirlerine şöyle seslendiler:

22. “Madem ürünlerinizi toplayacaksanız,
ekininize erken gidin.”

23. Yola koyulunca da birbirleriyle fısıldaşıyorlardı:

24. “Sakın, bugün yoksul biri orada yanınıza
gelmesin.”

25. Böylece (yoksulları) engellemeyi planlayarak
erkenden hareket etiler.

26. Fakat bahçeyi görünce, “Mutlak, biz
yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.

27. “Hayır; biz (bu bahçenin ürününden)
yoksun kaldık.”

28. İçlerinden en iyileri, “Ben size, ‘(Rabbinizi)
tenzih etsenize!’ dememiş miydim?!”
dedi.

29. “Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu,
biz haksızlık etmişiz.” dediler.

30. Ardından birbirlerine dönerek, birbirlerini
kınamaya başladılar.

31. “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz
azgın kişilermişiz.” dediler.

32. “Umarız, Rabbimiz bize bunun yerine
daha iyisini verir. Biz, Rabbimize yönelerek
O’ndan istemekteyiz.”

33. İşte dünya azabı böyledir. Ahiret azabı
ise, bundan daha büyüktür; keşke bilselerdi!

34. Şüphesiz, Allah’a karşı gelmekten
sakınanlara, Rableri katında nimetlerle
dolu cennetler vardır.

35. Müslümanları (Allah’ın emirlerine boyun
eğenleri) hiç suçlularla bir tutar mıyız?!

36. Ne oluyor size?! Nasıl hüküm veriyorsunuz?!

37. Yoksa size ait bir kitap var da (bu batıl
inanışları) onda mı okuyorsunuz?!

38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin
içindir diye mi (yazılı)?!

39. Yoksa “Ne buyurursanız o yerine getirilir”
diye kıyamete kadar geçerli olan,
yeminli kesin sözler mi size verdik?!

40. Onlara sor: Bu iddianın sorumluluğunu
hangisi üstlenir?

41. Yoksa onların Allah’a ortak kabul
ettikleri mabutları mı var?! Sözlerinde
doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını.

42. O gün baldır açılır (işler büsbütün
güçleşir) ve secde etmeye davet edilirler;
fakat buna güçleri yetmez.

43. Gözleri horluktan yere dikilir, üstlerine
aşağılık çöker. Onlar, sapasağlam
oldukları zaman secdeye çağrılmışlardı
(ama secde etmemişlerdi).

44. Artık sen bu sözü (Kur’ân’ı) yalanlayanları
bana bırak. Biz onları bilmedikleri
yerden yavaş yavaş azaba yaklaştırırız.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 162)

45. Onlara (günahlarını artırmaları ve
cezalarının şiddetli olması için) mühlet
veririm; şüphesiz benim (azgınlara karşı)
tuzağım sağlamdır.

46. Yoksa onlardan bir ücret mi
istiyorsun da, bu yüzden onlar
ağır borç altında mı kalıyorlar?!

47. Yoksa gaybın bilgisi onların
yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?!

48. Sen, Rabbinin verdiği hükme (onlara
süre tanımasına) sabret ve balığın arkadaşı
(Yunus) gibi olma. Hani o, pek üzgün
olarak (Rabbini) çağırdı.

49. Rabbinden bir nimet ona erişmeseydi,
kınanmış olarak kuru bir çöle atılırdı.
50. Fakat Rabbi onu seçti ve iyilerden kıldı.

51. Doğrusu, kâfirler Kur’ân’ı dinlediklerinde,
neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi.
“Şüphesiz, o bir delidir.” derler.

52. Oysa bu (Kur’ân), âlemler için bir
öğütten başka bir şey değildir.