İsra Suresi Türkçe Meali

(17)
İSRA SÛRESİ

Mekke’de inmiştir; ancak 26, 32, 56,
ve 78. ayetleri Medine’de inmiştir.
“73. ayetten 80. ayete kadar Medine’de
inmiştir.” diyenler de vardır. 111
ayettir.

Bu sûre adını Peygamber’in miracıyla ilgili
olarak 1. ayette geçen “geceleyin götürme,
geceleyin gezdirme” anlamına gelen
“İsra” kelimesinden almaktadır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim Benî İsrail
(İsra) Sûresi’ni her cuma gecesi okursa, Hz.
Mehdi’yi görmeden ve onun ashabından olmadan
ölmez.” (bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ayetlerimizden bir kısmını kendisine
gösterelim diye kulunu geceleyin
Mescid-i Haram’dan çevresini kutlu
kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren
(Allah), her eksiklikten uzaktır. O işitendir,
görendir.

2. Musa’ya kitabı verdik ve onu İsrailoğulları
için bir yol gösterici kıldık, “Sakın
benden başka kendinize bir vekil
edinmeyin.” diye.
3. Ey Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız
kimselerin soyu! Kuşkusuz o,
çok şükreden bir kul idi.

4. İsrailoğulları’na kitapta şunu kesin
olarak bildirdik ki: “İki defa yeryüzünde
fesat çıkaracaksınız ve aşırı bir üstünlük
ve tasallut kuracaksınız.”

5. “Onlardan ilkinin vakti gelince, üzerinize,
kullarımızdan çok güçlü ve sa vaşçı olan bir grubu göndeririz, evlerin
içlerine (kadar) girerler. Bu, gerçekleşecek
kesin bir vaattir.”

6. “Sonra onlara karşı sizi tekrar galip getiririz.
Sizi mal ve evlatlarla destekleriz
ve sayınızı çoğaltacağız.”

7. “İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş
olursunuz; kötülük ederseniz de, yine
kendinize. Sonuncunun vakti gelince de,
(üzerinize, yine kullarımızdan bir grubu
göndeririz de) yüzlerinizde üzüntü ve
keder oluştururlar, ilk defa girdikleri gibi
yine Mescid’e girerler ve ele geçirdikleri
her şeyi yok ederler.”

 

CÜZ:15, SÛRE: 17 İSRA SÛRESİ

8. Umulur ki Rabbiniz size merhamet
eder. Fakat siz (suç işlemeye) dönerseniz,
biz de (cezalandırmaya) döneriz. Biz cehennemi
kâfirlere bir zindan yaptık.

9-10. Kuşkusuz bu Kur’ân, en doğru
olan yola iletir; iyi işler yapan müminlere,
kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu;
ahirete iman etmeyenlere ise,
kendileri için acı bir azap hazırladığımızı
müjdeler.

İmam Zeynelabidin (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Bizlerden olan imam, ancak masum olur.
Masumluk ise, tanınmayı sağlayacak şekilde
dış yaratılışta var olan bir özellik değildir. Buna
göre imam, sadece nass ile belirlenir.” İmam’a,
“Masumun anlamı nedir?” diye sordular, şöyle
buyurdu: “Masum, Allah’ın ipine sarılan kimsedir.

Allah’ın ipi ise Kur’ân’dır. Kur’ân, insanlara,
İmam’a doğru kılavuzluk eder. İşte Allah
Teala bunu şöyle açıklamıştır: Kuşkusuz bu
Kur’ân…” (bk. es-Safî, Meani’l-Ahbar’dan
naklen.)

11. İnsan, hayır için dua ettiği gibi kötülük
için de dua eder (hayrı istediği
gibi kötülüğü de ister). Gerçekten insan
pek acelecidir!

12. Biz, gece ve gündüzü birer ayet yaptık.
Rabbinizin ihsanını aramanız ve
yılların sayısını ve hesabını bilmeniz
için gece ayetini sildik (karanlık yaptık),
gündüz ayetini ise, aydınlatıcı yaptık.
Biz, her şeyi ayrıntılarıyla açıkladık.

13. Her insanın kaderini (amellerinin
sonucunu) boynuna taktık. Bir de insan
için kıyamet günü, açılmış bulacağı
bir kitap çıkaracağız.

14. “Oku kitabını! Bugün sen hesap görücü
olarak kendine yetersin.”

15. Kim hidayet bulursa, kendisi için
hidayet bulur. Kim de doğru yoldan
saparsa, kendi zararına sapar. Hiçbir
günahkâr, başkasının günah yükünü
taşımaz. Biz, bir peygamber göndermedikçe
azap edecek değiliz.

16. Biz bir şehri yok etmek istediğimizde,
oranın müreffeh zenginlerine emrederiz,
orada günah işlerler; böylece
azap vaadi onlara hak olur ve biz orayı
darmadağın ederiz.

17. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak
ettik. Kullarının günahlarını bilen ve
gören olarak Rabbin yeter.

283 İSRA SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 17

18. Kim çabuk elde edileni (dünya nimetini)
isterse, dilediğimiz kişiye, istediğimiz
şeyi orada hemen veririz; sonra
kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği
cehenneme girmesini kararlaştırırız.

19. Kim de ahireti ister ve mümin olduğu
hâlde oraya yaraşır şekilde çalışırsa,
işte bunların çabalarına mükâfat verilir.

20. Hepsine; onlara da, bunlara da, Rabbinin
bağışıyla yardım ulaştırırız. Rabbinin
bağışı asla kısıtlı değildir.

21. Bak, nasıl onların bir kısmını diğer
kısmından üstün kıldık. Kuşku yok,
ahiretin dereceleri daha büyük ve üstünlükleri
daha fazladır.

22. Allah’la birlikte bir ilah edinme!
Yoksa kınanmış ve kimsesiz olarak oturup
kalırsın.

23. Rabbin, kendinden başka kimseye
ibadet etmemenize, anne ve babaya
iyilik etmenize hükmetti. Onlardan
biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık
dönemine ulaşırsa, onlara “Of!” bile
deme; onları azarlama ve onlara güzel
söz söyle.

24. Şefkatle onlara tevazu kanadını ger
ve, “Rabbim! Çocukken beni yetiştirdikleri
gibi sen de onlara merhamet et.” de.

25. Rabbiniz, kalplerinizdekini iyice bilir.
Eğer salih insanlar olursanız, (bilin ki)
kuşkusuz O, tövbe edenleri affedendir.

26. Akrabana hakkını ver; yoksula ve
yolda kalmış olana da. Savurganlık
etme.
Ali b. Esbat, İmam Musa Kâzım (a.s)’dan şöyle
nakleder: İmam Musa Kâzım, Abbasî halifesi
Mehdi’nin yanına vardığında onun halkın
hakkını geri ödediğini gördü. İmam, “Emir, bizim hakkımızı niçin geri ödemiyor? dedi.

O, “Sizin hakkınız nedir?” dedi. İmam şöyle buyurdu:
“Allah Teala, Peygamberi (s.a.a) için Fedek’i ve
çevresini at ve deve sürmeden (savaşsız) fethedince
Peygamber’ine, “Akrabana hakkını ver.”
ayetini indirdi. Resulullah (s.a.a) bu akrabanın
kim olduğunu bilemedi. Bu hususta Cebrail’e
başvurdu. Cebaril de Rabbine müracaat etti.
Bunun üzerine Allah Teala, Peygamber’e şöyle
vahyetti: “Fatıma’ya Fedek’i ver.” Peygamber
(s.a.a), “Fatıma’yı çağrdı, “Ey Fatıma! Allah,
Fedek’i sana vermemi emretti.” dedi. Fatıma
(s.a) da, “Allah’tan ve senden kabul ettim.”
dedi. Böylece Fatıma’nın işçileri Peygamber’in
hayatı döneminde Fedek’te çalışıyorlardı. Ebu
Bekir iş başına geçince Fatıma’nın işçilerini oradan
çıkardı…” (el-Kâfî, c.1, s.543.)

27. Şüphesiz, savurganlar Şeytan’ın kardeşleridir.
Şeytan ise, Rabbine karşı çok
nankördür.

CÜZ:15, SÛRE: 17 İSRA SÛRESİ 284

 

28. Rabbinden gelecek bir rahmeti umduğun
için onlardan yüz çevirecek olursan
(onlara verecek bir şeyin olmazsa), onlara
yumuşak bir söz söyle.

29. Elini boynuna zincirlenmiş gibi bağlama
(cimrilik etme); büsbütün açıp yayma
da; yoksa kınanır ve çaresiz olarak
oturup kalırsın.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Resulullah
(s.a.a), kendisinden dünyalık olarak
istenilen her şeyi verirdi. Bir kadın, oğlunu göndererek
ondan bir şey istemesini söyledi ve,
“Eğer ‘Yanımızda bir şey yoktur.’ derse, ‘Gömleğini
ver.’ de.” dedi. O da gelip, Resulullah
(s.a.a)’in gömleğini istedi ve Peygamber verdi.
Bunun üzerine Allah, Peygamberine, bağışta
ölçülü davranmayı öğütledi.” (bk. es-Safî,
el-Kâfî’den naklen.)

30. Rabbin, kullarından dilediğine rızkı
yayar, dilediğine de kısar. O, kullarından
haberdardır ve onları iyice görür.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 106)

31. Yoksulluk korkusundan çocuklarınızı
öldürmeyin. Biz onlara da, size de
rızk veririz. Onları öldürmek, büyük
bir günahtır.

32. Zinaya da yaklaşmayın. Çünkü o,
pek iğrençtir ve kötü bir yoldur.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 107)

33. Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı
nefsi haklı bir sebep olmadıkça
öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse,
biz onun velisine bir yetki
(kısas yetkisi) vermişiz. O hâlde öldürmede
aşırı gitmesin; kuşkusuz ona,
yardım edilmiştir.

34. Yetimin malına, olgunluk çağına
erişinceye kadar, en güzel yöntem dışında,
yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin;
çünkü ahit sorulacaktır.

35. Bir şeyi ölçerken ölçeği tam tutun
ve doğru bir teraziyle tartın. Bu, daha
hayırlı ve sonuç olarak daha güzeldir.

36. Bilmediğin bir şeyin ardına düşme;
çünkü kulak, göz ve kalp, bunların
hepsi sorguya çekilecekler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 108)
37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme;
çünkü sen yeri yaramazsın ve boyun
da dağlara ulaşmaz.

38. Bütün bunların kötü olanı, Rabbinin
katında beğenilmezdir.

39. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği
hikmetlerdendir (sağlam bilgilerdendir.)
Allah’ın yanı sıra kendine başka
bir ilah edinme; yoksa kınanmış ve kovulmuş
olarak cehenneme atılırsın.

40. Rabbiniz, erkek çocuklarla sizi seçkin
kıldı da, kendisi meleklerden kız
çocuklar mı edindi?! Siz, çok büyük bir
söz söylüyorsunuz!

41. Biz, öğüt alsınlar diye bu Kur’ân’da
(gerçekleri) çeşitli şekillerde açıkladık.
Fakat bu, ancak onların nefretini
artırıyor.

42. De ki: “Eğer dedikleri gibi O’nunla
birlikte ilahlar olsaydı, o zaman Arş’ın
sahibine (Allah’a) ulaşmak için bir yol
ararlardı.”

43. Allah, onların söylediklerinden münezzehtir
ve çok yücedir.

44. Yedi gök, yer ve onlarda bulunanlar,
O’nu tenzih ederler. O’nu övgü ile
tenzih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat
siz onların tenzih etmelerini anlamıyorsunuz.
O, halimdir, bağışlayandır.
Halim, çok tahammüllü ve yumuşak huylu
anlamındadır.

45. Sen Kur’ân okuduğun zaman, seninle
ahirete inanmayan kimseler arasında
gizli bir perde oluştururuz.

46. O’nu anlamamaları için kalplerinin
üzerine perdeler çekeriz. Kulaklarına da bir ağırlık veririz. Kur’ân’da Rabbinin
tek olduğunu anınca, nefretle yüz çevirip
giderler.

285 İSRA SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 17

47. Onların seni dinlerken ne için dinlediklerini
ve kendi aralarında gizlice
konuşurlarken de zalimlerin, “Siz ancak
büyülenmiş birine uymaktasınız.” dediklerini
çok iyi biliyoruz.

48. Bak, senin hakkında nasıl örnekler
verip de saptılar! Artık yolu bulmazlar.

49. Bir de onlar, “Biz kemik ve toprak
olunca, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz
mi?!” dediler.

CÜZ: 15, SÛRE: 17 İSRA SÛRESİ 286
50. De ki: “(Öldükten sonra) ister taş olun,
ister demir.”
51. “Ya da gönlünüzde (gözünüzde) büyüyen
(başka) bir yaratık olun (yine de dirileceksiniz).”
Onlar, “Kim bizi geri döndürecektir?”
diyeceklerdir. De ki: “İlk defa sizi
var eden kimse.” O zaman sana başlarını
sallayacak ve, “Bu ne zaman olacak?” diyeceklerdir.
De ki: “Yakın olması umulur.”

52. “Sizi çağıracağı gün, O’na hamd ederek
çağrısına cevap verirsiniz ve ancak az
bir süre (dünyada) kaldığınızı sanırsınız.”

53. Kullarıma de ki: “En güzel olanı söylesinler.”
Çünkü Şeytan aralarını bozar.
Şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

54. Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Dilerse
size merhamet eder veya dilerse sizi
cezalandırır. Biz, seni onlara bekçi olarak
göndermedik.
55. Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi
en iyi bilendir. Biz, peygamberlerden
bir kısmını bir kısmından üstün
kıldık ve Davud’a Zebur’u verdik.
56. De ki: “O’ndan başka (ilah) zannettiklerinizi
çağırın. Onlar, sizden ne bir
sıkıntıyı giderebilirler, ne de onu değiştirebilirler.”
57. Onların yalvardıkları varlıklar,
gerçekte kendi Rablerine ulaşmak için
-hangisi (O’na) daha yakındır diye- bir
vesile (aracı) ararlar, O’nun rahmetini
umarlar ve O’nun azabından korkarlar.
Gerçekten Rabbinin azabı, korkulacak
bir azaptır.

58. Biz, mutlaka her şehri kıyamet gününden
önce ya helak edecek veya en
şiddetli bir azapla azaplandıracağız.
Bu, (ilahî) kitapta yazılmıştır.

59. Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten
alıkoyan şey, sadece öncekilerin
bunları yalanlamasıdır. Semud
kavmine dişi deveyi açık bir ayet olarak
verdik. Onlar ise (onu boğazlayarak)
ona zulmettiler. Biz, ayetleri ancak
korkutmak için göndeririz.

60. Sana, “Kuşkusuz Rabbin insanları
kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz
rüyayı ve Kur’ân’da lanetlenmiş
olan ağacı (soyu) da sadece insanlar
için ağır bir sınama kıldık. Onları korkutuyoruz,
ama bu onlara, büyük bir
azgınlıktan başka bir şey artırmıyor.

Ehl-i Beyt’ten gelen birçok hadise göre,
Resulullah (s.a.a) rüyada birtakım maymunların
minberine çıktıklarını görmüş ve
bu rüya Resulullah (s.a.a)’i çok üzmüştür.

Ayet, işte bu uykuya işarettir. Yine hadislere
göre ayette lanetlenen ağaçtan maksat,
Ümeyyeoğulları’dır. Ayette açıklandığı
üzere, Ümeyyeoğulları gibi İslam düşmanlarının
kılık değiştirerek Peygamber’in çıktığı
minberi işgal etmeleri, insanlar için bir imtihan
vesilesidir. Yine hadislere göre bu rüyadan
sonra inen Kadir Sûresi, Resulullah’a
bir müjde niteliğini taşımaktadır. Bu sûre,
Ümeyyeoğulları’nın hâkimiyet süresi olan
bin geceye bedel, kadir gecesinin Peygamber’e
ve Ehl-i Beyt’ine verildiğini müjdelemiştir.

61. Hani meleklere, “Âdem’e secde
edin.” demiştik. İblis dışında hepsi secde
etti. O, “Ben çamur olarak yarattığın
bir şeye mi secde edeyim?!” dedi.

62. “Söyler misin, bana üstün kıldığın bu
mu?! Ant olsun, eğer kıyamet gününe
kadar bana süre tanırsan, pek azı dışında
onun soyuna gem vuracağım.” dedi.

287 İSRA SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 17

63. (Allah) dedi ki: “Git, onlardan kim
sana uyarsa, cezanız kesinlikle cehennemdir;
o, tam bir karşılıktır.”

64. “Sesinle onlardan gücünün yettiğini
yerinden oynat, süvarilerin ve piyadelerinle
üzerlerine bağır, mallarında ve evlatlarında
onlara ortak ol ve onlara vaatte
bulun.” Fakat Şeytan onlara aldatmadan
başka bir şey vadetmez.

65. “Kuşkusuz, benim kullarım üzerinde
senin bir egemenliğin yoktur.” Vekil (koruyucu)
olarak Rabbin yeter.

66. Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız
diye gemileri sizin için denizde yüzdürür.
O, size sürekli merhamet edendir.

CÜZ: 15, SÛRE: 17 İSRA SÛRESİ 288

67. Denizde bir musibete uğradığınızda,
O’ndan başka bütün çağırdıklarınız kaybolup
gider. Fakat (Allah) sizi kurtarıp
karaya çıkardığında, yüz çevirirsiniz. İnsan
çok nankördür!

68. Sizi kara tarafında yere batırmayacağından
veya başınıza taş yağdıran bir
kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz?
Sonra kendiniz için bir koruyucu da
bulamazsınız.

69. Ya da tekrar sizi oraya geri döndürüp
size güçlü bir fırtına göndererek,
küfre saptığınız için sizi boğmayacağından
emin misiniz? Sonra sizin adınıza
bunu takip edip bizden soracak birisini
de bulamazsınız.

70. Gerçekten biz, Âdemoğullarını
onurlu kıldık. Onları, karada ve denizde
taşıdık ve temiz olan şeylerden
onlara rızk verdik ve onları yarattıklarımızın
birçoğundan üstün kıldık.

71. O gün (kıyamet günü) insanlardan
her topuluğu kendi imamlarıyla çağırırız.
Kimin kitabı (amel defteri) sağ
eline verilirse, işte onlar, kitaplarını
okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğramazlar.

72. Kim de bu dünyada kör olursa, o
ahirette de kör olur ve yolunu daha
fazla şaşırır.

73. Neredeyse, sana vahyettiğimizden
başka bir şeyi bize isnat etmen için seni
ondan saptıracaklardı. İşte o zaman
seni dost edinirlerdi.

74. Eğer sana sebat vermeseydik, neredeyse
onlara birazcık yaslanacaktın.

75. Bu durumda, sana hayatın da, ölümün
de (azabını) kat kat tattırırdık.
Sonra bize karşı kendine bir yardımcı
da bulamazdın.

76. Bu topraklardan seni çıkarmak için
neredeyse seni yerinden oynatacaklardı.
Bu durumda, senden sonra ancak
az bir süre kalabilirlerdi.

77. Bu, senden önce gönderdiğimiz
peygamberlerin hakkında geçerli olan
bir sünnettir (uygulamadır). Bizim sünnetimizde
bir değişiklik bulamazsın.

78. Güneşin kaymasından (zevalden) gecenin
karanlığına kadar namazı hakkıyla
kıl ve sabah Kur’ân’ını (namazını) da
(hakkıyla yerine getir). Gerçekten sabah
Kur’ân’ı (sabah namazı) izleniyordur.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 109)

79. Gecenin bir miktarında da, sana
mahsus bir fazlalık olarak, ibadet için
uykudan kalk. Olur ki Rabbin, seni beğenilen
bir makama ulaştırır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 110)

80. De ki: “Ey Rabbim! Doğruluk ve selametle
(bir yere veya işe) girmemi sağla
ve doğruluk ve selametle (bir yerden
veya işten) çıkmamı sağla ve katından
bana yardım edecek bir destek ver.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 111)

81. Ve de ki: “Hak geldi, batıl yok olup
gitti. Gerçekten batıl yok olmaya mahkûmdur.”

82. Kur’ân’dan müminlere şifa ve rahmet
kaynağı olan ayetler indiririz. Zalimlerin
ise sadece zararını artırır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 112)

83. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz
çevirip uzaklaşır. Ona bir kötülük dokununca
da umutsuz olur.

289 İSRA SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 17

84. De ki: “Herkes kendi yapısına göre
davranır. Rabbiniz, kimin en doğru yolda
olduğunu daha iyi bilir.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 113)

85. Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki:
“Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden
pek az bir şey verilmiştir.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 114)

86-87. Eğer dilersek, sana vahyettiğimizi
alıp götürürüz. Sonra Rabbinden olan
bir rahmet dışında, bu hususta bize karşı
kendin için bir destek ve koruyucu da
bulamazsın. Kuşkusuz, O’nun sana olan
lütfu çok büyüktür.

CÜZ: 15, SÛRE: 17 İSRA SÛRESİ 290

88. De ki: “İnsanlar ve cinler, bu Kur’ân’ın
benzerini getirmek için bir araya gelseler,
birbirlerine destek olsalar bile, onun benzerini
getiremezler.”

Allah’ın varlığına inanmayan dehrilerin (tabiatın
her şeyi yarattığına inananların) başlarından
olan İbn Ebi’l-Avca, üç arkadaşıyla
birlikte Mekke’de bir araya gelerek, her biri
Kur’ân’ın dörtte birini inceleyerek kendi zanlarınca
o bölüme karşı koymayı ve bir yıl sonra
hazırladıklarını bir araya getirmeyi kararlaştırdılar.

Sonraki yıl Makam-ı İbrahim’de (Kâbe’nin
yanında) bir araya geldiler. Onlardan biri,
ayetini görünce, ar- يَا اَرْض ابْلَعی … وغِیضَ المَاءُ , “Ben
tık Kur’ân’a karşı koymak fikrinden vazgeçtim.”
ayetine فَلَمَّا اسْتَیْأَسُوا خَلَصُوا نَجِیًّا , dedi. Diğeri, “Ben
gelince, Kur’ân’a karşı koymaktan ye’se düştüm.”
dedi…

Kendi aralarında gizlice bunu
konuşurlarken yanlarından geçmekte olan
İmam Sadık (a.s) şu ayeti okudu: “De ki: İnsanlar
ve cinler, bu Kur’ân’ın benzerini getirmek
için bir araya gelseler, birbirlerine destek
olsalar bile, onun benzerini getiremezler.”
Bunu duyunca şaşkına uğradılar.

89. Gerçekten bu Kur’ân’da insanlar
için her örneği defalarca açıkladık. Fakat
insanların çoğu, inkârcılıktan başka
bir şeye razı olmadılar.

90-93. Dediler ki: “Bizim için yerden
bir kaynak fışkırtmadıkça, veya senin
bir hurma ve bir üzüm bağın olup da
aralarından ırmaklar akıtmadıkça,
ya da ileri sürdüğün gibi göğü parça
parça üzerimize indirmedikçe, veya
Allah’ı ve melekleri açıkça karşımıza
getirmedikçe, ya da altından bir evin
olmadıkça, veya göğe çıkmadıkça asla
sana iman etmeyiz. Bize okuyacağımız
bir kitap indirmedikçe göğe çıkmana
da asla inanmayız.” De ki: “Rabbim
her eksiklikten uzaktır. Ben, sadece
peygamber olan bir beşerden başka bir
şey miyim?!”

94. İnsanlara hidayet geldiğinde, onları
iman etmekten alıkoyan şey, hep,
“Allah, peygamber olarak bir beşeri mi
gönderdi?!” demeleri olmuştur.

95. De ki: “Eğer yeryüzünde güven
içinde dolaşan melekler olsaydı, onlara
gökten peygamber olarak bir melek
indirirdik.”

96. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit
olarak Allah yeter. Gerçekten O, kullarından
iyice haberdardır ve onları görmektedir.”

97. Allah’ın hidayete erdirdiği kimse
hidayete erişir. Saptırdığı kimseler için
ise, O’ndan başka bir dost ve koruyucu
bulunmaz. Kıyamet günü de onları
yüzüstü, kör, dilsiz ve sağır olarak
haşrederiz. Onların barınağı cehennemdir;
ateşi dindikçe alevini artırırız.

98. İşte bu, onların cezasıdır.
Çünkü onlar bizim ayetlerimizi
yalanladılar ve, “Kemik ve ufalanmış
toprak olduktan sonra
mı yeni bir yaratılışla dirileceğiz?!”
dediler.

99. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın
kendileri gibilerini yaratmaya gücünün
yettiğini görmediler mi?! Onlar
için kuşkusu olmayan bir süre belirlemiştir.
Fakat zalimler inkârcılıktan
başka bir şeye razı olmadılar.

100. De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet
hazinelerine sahip olsaydınız, harcamaktan
korkarak tutardınız. Gerçekten
insan çok cimridir.

101. Gerçekten Musa’ya apaçık dokuz
ayet verdik. İsrailoğulları’na Musa’nın
onlara geldiği zamanı sor. Firavun
ona, “Gerçekten ben seni büyülenmiş
sanıyorum, ey Musa!” demişti.
Dokuz mucizenin çekirge, kene ve kurbağa
saldırısı, kan ve su baskını, denizin yarılması,
taş, asa ve parlak el olduğu İmam
Muhammed Bâkır ve İmam Cafer Sadık
(a.s)’dan nakledilmiştir. Hz. Musa (a.s)’ın
bundan başka Tur dağını kavminin başının
üzerine kaldırmak, kudret helvası, bıldırcın
ve Firavun ailesinin Musa’nın duasıyla yok
oluşu gibi diğer mucizeleri de vardı.

İSRA SÛRESİ CÜZ: 15, SÛRE: 17
te zikredilen dokuz mucize, diğer mucizelere
göre daha önemli ve daha belirgin mucizeler
olduğundan özellikle vurgulanmışlardır.

102. Musa, “Ant olsun sen, bunları apaçık
kanıtlar olarak göklerin ve yerin Rabbinin
indirdiğini iyice biliyorsun. Gerçekten
ben seni helak olmuş sanıyorum, ey
Firavun!” dedi.

103. Firavun onları o topraklardan sürüp
çıkarmak istedi. Biz de onu ve onunla
birlikte olanları, hepsini suda boğduk.

104. Ondan sonra İsrailoğulları’na, “Bu
topraklara yerleşin. Ahiret vaadi gelince
hepinizi bir araya toplayacağız.”

Ayet CÜZ: 15, SÛRE: 18 KEHF SÛRESİ

105. Onu hak olarak indirdik ve o da hak
olarak indi. Seni de sadece müjdeleyici
ve uyarıcı olarak gönderdik.

106. İnsanlara ağır ağır okuyasın diye,
onu, bölümlere ayrılmış bir Kur’ân olarak
indirdik. Biz, onu tedricen indirdik.

107. De ki: “Siz, ister ona iman edin, ister
iman etmeyin; bundan önce kendilerine
ilim verilen kimselere (bu kitap) okununca,
yüzüstü secdeye kapanırlar.”

108. Derler ki: “Rabbimiz her eksiklikten
uzaktır. Kuşkusuz, Rabbimizin sözü kesinlikle
gerçekleşir.”

109. Yüzüstü yere kapanıp ağlarlar ve bu
onların huşularını artırır.

110. De ki: “Allah diye çağırın veya
Rahman diye çağırın; hangisini çağırırsanız
çağırın, güzel isimler
O’nun içindir.” Namazını yüksek
sesle kılma; sesini çok da kısma;
bu ikisi arasında bir yol tut.

111. “Hamd, kendisine bir çocuk edinmeyen,
saltanatında bir ortağı olmayan,
zilletten dolayı dost ve koruyucusu
olmayan Allah içindir.” de ve (tekbir
getirerek) O’nu layıkıyla yücelt.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 115)