Hz. Fâtıma’nın Gazabı

Hepsi başlarını yere eğdiler. Hüsniye yeniden söze başladı ve şöyle dedi: “Ey İbrâhîm, Ebûbekir’in o gün tanıkları reddettiği ve Hz. Seyyidetü’n-Nisâ’nın sözünü dinlemediği konusunda, ümmetin ittifakı vardır ve bu durum bütün kitaplarınızda zikredilmiştir. Hazreti Fâtıma (aleyhesselâm) o gün, “Ey Ebûbekir, sen babandan miras alıyorsun da, ben neden babamdan miras alamıyorum?”  demişti. Ona hucceti tamam e-dip susturduktan sonra; kendisine lanet okudu, öfkeli ve incinmiş bir halde, ağlayarak orayı terk etti.
Kıyamet günü babası Hz. Rasûlüllâh’a (sallallâhu aleyhi ve âlih) ondan şikâyetçi olacağına dair yemin etti . Fâni dünyadan ebedi dünyaya göçerken, Hz. Ali’ye (aleyhisselâm) kendisini gece defnetmesini  ve Ebûbekir ve ona tabi olanların, cenaze namazını kılmalarına izin vermemesini vasiyet etti.
Hazreti Ali de bu vasiyeti yerine getirdi ve onu geceleyin, “Kabrim  ile minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” hadisinin  hükmüne göre, Hazreti Rasûl’ün (sallallâhu aleyhi ve âlih) minberi ile kabri arasına defnetti. Hazret’in kabrinin yerini gizledi ve belli olmasın diye düzledi.
Ertesi gün Ömer ile Ebûbekir, dostları ve avâneleriyle Emîru’l-Mü’minîn’in (aleyhisselâm) evinin kapısına dikilip taziyelerini bildirdiler. Mazlûmenin durumunu, kefen ve defin işlerini sordular. Mü’minlerin Emîri “Onu vasiyeti üzerine gece defnettik.” buyurdu. Ebûbekir ile Ömer “Neden ashâbı haberdar etme-diniz?” deyince, Hazreti Ali şu cevabı verdi: “Kendisinin vasiyeti üzerine böyle yaptım. Onun vasiyetine ay-kırı hareket etmek istemedim. Çünkü vasiyetine aykırı hareket etmek, ona bir çeşit eziyet olurdu. Sizler defalarca, Allah Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve âlih) “Fâtıma benden bir parçadır. Kim onu incitirse beni incitmiş sayılır. Be-ni inciten ise Allah’ı incitmiş olur!”  buyurduğunu işittiniz. Şu halde, Allah ve Rasûlü’nü incitmek, benim için mümkün olabilir mi?”
Ömer’in canı çok sıkıldı. “Gidip mezarından çıkaralım ve cenaze namazını kılalım.” dedi. Fakat ne ka-dar aradılarsa da; kabri gizli olduğundan bulamadılar.
Ey İbrâhîm, anlattığım şekliyle bu olay ümmetin icmâsıyla sabittir ve bu konuda hiç kimse aykırı görüş beyan etmemiştir. Öyleyse Fâtıma’ya eziyet etmek, onu gazaplandırmak, Muhâcirûn ve Ensâr’ın onun cenaze namazını kılmaktan mahrum edilmeleri; Seyyidetü’n-Nisâ’ya revâ görülen zulüm ve eziyetin ne derecede olduğuna yeterli delildir. Zira, onun hakkını inkâr ettikleri gibi, kocasının vesâyet ve imâmet hakkını da gasbettiler, evlâtlarının  tanıklığını dinlemediler.
Halbuki, Muhâcirûn ve Ensâr , herkesin ittifakla rivâyet ettikleri “Ey Fâtıma! Kuşkusuz Allah senin ga-zap  etmenle gazaba gelir, senin hoşnut olmanla hoşnut olur.” hadisini  Allah Rasûlü’nden işitmişlerdi. Bu hadis gereğince; Hz. Fâtıma’nın gazap ettiği kimseye, Hak Teâlâ da gazap edecektir. Önceki “Fâtıma benden bir parçadır…” hadisi de bu manadadır; her kim Fâtıma’yı incitirse, o kimse Allah’ı incitmiş de-mektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Rasûlü’ne eziyet edenler var ya; kuşkusuz Al-lah, dünyada ve âhirette onlara lanet eder.”  Bu durumda hiç şüphe yok; Ebûbekir, Ömer ve onlara tabi olanlar kâfir  ve zâlim olmuşlardır. Allah’ın, Rasûlü’nün ve meleklerin laneti ve ilahî gazap onların başınadır.”
Hüsniye bu sözleri söyleyince; İbrâhîm, Ebû Yûsuf, Şâfiî  ve bütün ulemâ, hep birlikte ayağa fırladılar ve eziyet edip öldürmek kastıyla Hüsniye’ye saldırdılar. O da gücü yettiğince kendini savunuyordu. İbrâhîm’in sakalından tutmuş, bırakmıyordu. Hârûn ise olan biteni izliyordu.
Yahyâ b. Hâlid Bermekî onların bu saldırganlığını görünce, Hârûn’un yanına vararak, “Şu anda Allah Rasûlü’nün yerinde oturuyorsun. Bir câriye bütün ulemâya diz çöktürüp hepsini aciz bıraktı. Onlar da senin meclisinde, zulüm ve saldırganlıkla ona eziyet etmekteler ve onu öldürmeye niyetliler. Bu hakka uygun değildir.” dedi.
Mecliste bulunan memleketin ileri gelenleri, Hârûn’un amcasının oğlu ve diğer Ehl-i Beyt muhipleri , Hüsniye’yi korumak üzere kılıçlarını çekerek, İbrâhîm b. Hâlid’in ve ulemânın üzerine yürüdüler. Bu-nun üzerine hepsi bir anda Hüsniye’nin etrafından dağılarak, yerlerine oturdular.
Hârûn Reşîd İbrâhîm’i  azarlayarak şöyle dedi: “Allah’tan utanmıyor musunuz? Kendinizi bu zamanın en âlimleri ve en üstünleri görmenize rağmen, bir câriyeye cevap vermekten acze düştünüz, moraliniz bozuldu. Meclistekilere alay konusu olduğunuz yetmezmiş gibi, utanıp sıkılmadan; bir de kalkıp onun canına kastettiniz, ona eziyet etmeye kalkıştınız.”
Orada bulunup, Hârûn’un bu sözlerini işiten bütün devlet erkânı, hep bir ağızdan İbrâhîm’i ve ulemâyı kınamaya, kötülemeye ve hakaret etmeye koyuldular.