İmam Ali’den Kırk Hadis

1- İmam (a.s) Malik Eşter’e yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: “…Halkın kusurlarını bağışlayınca pişman olma, onlara ceza verince de sevinme. Bir mâzeret bulup da göz yumabileceğin bir cezâyı vermekte acele etme. Ben bir buyruk verenin tayin ettiği görevliyim, emrime uyulması gerek demeye kalkışma.

Çünkü bu çeşit düşünce gönlü bozar, dini gevşetir ve insanı fitneye yaklaştırır. Bedbahtlığa düşmekten Allah’a sığın. Eğer hükümdarlığın seni kendini beğenmeğe ve büyüklük taslamaya sevk eder ve kendin için azamet ve büyüklük taslarsan, başının üzerindeki Allah’ın mülkünün azametine ve O’nun, senin yapmadığın şeylere olan gücüne bak, bu, baş kaldıran (serkeşlik eden) nefsini yatıştırır, kibrini, gururunu giderir, dağılıp giden aklını başına getirir.

Sakın Allah’ın azametiyle boy ölçüşmeye, kendi gücünü ve kuvvetini O’nun kudretine benzetmeye kalkışma. Çünkü Allah, her zorbayı zelil eder ve kibirlenip büyüklük taslayanı alçaltır…”

2- “Yemek yerken Allah’ı çok anın, konuşmayın. Çünkü yemek, Allah’ın nimet ve rızklarından biridir, şükrü ve hamdı ise size farzdır. Nimet elinizden çıkmadan, ona iyi davranın (kadrini bilin şükrünü yerine getirin), zira nimet (sahibinden) ayrılır ve sahibinin kendisine nasıl muamele ettiğine dâir şahâdet eder. Kim Allah’ın az rızkına râzı olursa, Allah da onun az ameline râzı olur.”

3- “Kurân’la oturan bir kimse kalktığında mutlaka bir fazlalık veya bir eksiklikle kalkar, hidâyeti fazlalaşır veya körlüğü azalır. Şunu da bilin ki Kurân ile olan kimsenin bir ihtiyacı kalmaz, Kurân’dan ayrılanın ise bir zenginliği olmaz.”

4- “Bir toplumun yaptığına râzı olan, o işe katkısı olanlardan sayılır, Bâtıl işte bizzat bulunan kimsenin iki suçu vardır, o işi işlemek suçu ve o işe râzı olmak suçu.”

5- İmandan sorduklarında şöyle buyurdu: “İman dört direk üstünde durur: Sabır, yakin, adâlet, cihat. Sabır dört kısımdır: Özlem, korku, çekinmek, hazırda durmak. Cenneti özleyen, nefsâni dileklerden vazgeçer, cehennemden korkan, haramlardan çekinir, dünyadan çekinen dünya musibetlerini hiçe sayar, ölüme karşı hazırda duransa hayırlı işlere koşar.

Cihat da dört kısımdır: İyiliği emretmek kötülüklerden sakındırmak, mücâdele sahalarında sıdk ile direnmek, hakka uymayanlara kin beslemek. İyiliği emretmek, müminlerin bellerini güçlendirir, kötülükten sakındırmak, kâfirlerin burunlarını toprağa sürer, mücâdele sahalarında sıdk ile direnen, kendi vazifesini yapar, hakka uymayanlara kin besleyen ve Allah için kızan ise öyle bir hâle (makama) erer ki, Allah onun için (onun düşmanlarına) kızar ve kıyâmet günü onu râzı eder.”

6- “Cihat cennetin kapılarından bir kapıdır, Allah onu ancak özel kullarının yüzüne açmıştır. Cihat takva elbisesi, Allah’ın sağlam zırhı ve güvenilir kalkanıdır. Kim cihadı terk ederse Allah ona zillet elbisesini giydirir.”

7- “Gerçekten de fitneler, hevâ ve heveslere uymakla ve Allah’ın kitabına ters düşen hükümlerin bid’at olarak çıkarılmasıyla başlar. Bu işlerde insanlar diğer insanlara Allah’ın dini dışında hüküm sürer. Bâtıl haktan tam ayrılsaydı arayanlara gizli kalmazdı, eğer hak da bâtıla karıştırılmaktan kurtulsaydı, düşmanların dili ondan kesilirdi. Fakat bundan (haktan) bir demet, ondan (bâtıldan) da bir demet alınıp sonra birbirine karıştırılıyor, böyle olduğunda da şeytan kendi dostlarına musallat oluyor, sadece Allah’ın önceden kendilerine bir lütufta bulunduğu kimseler kurtuluyor.”

8- “Allah’ın dini kişilerle tanınmaz, hakkın nişâneleriyle tanınır. Öyleyse hakkı tanı, hakka uyanları tanırsın.”

9- “Sakın başkasının kölesi olma, çünkü Allah seni hür yaratmıştır.”

10- “İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ne insanın ecelini yaklaştırır ve ne de rızkını azaltır, ama sevabı artırır ve mükâfatı çoğaltır. Bunlardan daha faziletli olan ise zâlim bir yönetici karşısında adâletli bir söz söylemektir.”

11- “İyi ve yumuşak davranışla ıslah olmayan kimseyi, güzel cezâ ıslah eder.”

12- “Belimi iki adam kırmıştır, konuşmasını bilen fâsıkla şuursuz âbit. O diliyle fasıklığını örtüyor ve bu da ibâdetiyle cehâletini. Fâsık âlimlerle câhil abitlerden korkun! Aldananları bunlar aldatır. Ben Hz. Resûlullâh’tan duydum şöyle buyuruyordu: “Ey Ali! ümmetimin helâk oluşu, dilli münâfıkların eliyledir.”

13- “İyi insanla kötü insan senin yanında aynı seviyede olmamalıdır. Çünkü bu, iyileri iyilik yapmaktan soğutur, kötüleri de kötülük yapmaya dadandırır.”

14- “İnsanlar dünyalarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettiler mi Allah ondan daha zararlı bir şeyi onların yüzüne açar.”

15- “Dünya, körün gözünün işlediği son yerdir, ondan ötesini göremez, ama gözü sağlam olan bakışını ondan öteye vardırır ve ebedi evin (gerçek barınağın) onun ötesinde olduğunu anlar. Öyleyse gözü olan ona göz dikmez, kör olan ise ona göz diker, gözü olan ondan azık toplar, kör olan ise ona azık toplar.”

16- “Kendini, kendinle diğerleri arasındaki şeylerde ölçü yap, kendin için sevdiğini başkaları için de sev, kendin için sevmediğini başkaları için de sevme, sana zulüm yapılmasını sevmediğin gibi sen de zulüm yapma, kendine iyilik yapılmasını sevdiğin gibi, sen de iyilik yap, diğerlerine kötü saydığın şeyleri kendine de kötü say, insanların senden olana râzı olmasını istediğin gibi sen de onlardan olana râzı ol, bilmediğini söyleme, hatta her bildiğini de söyleme, sana söylenmesini istemediğin şeyi diğerlerine söyleme.”

17- “Ey oğlum, tefekkür nur, gaflet zulmet, cehâlet ise sapıklıktır. Mutlu, başkalarından öğüt alan kimsedir. Edep en iyi mirastır. Güzel ahlak en iyi arkadaştır. Akrabalarla ilişkiyi kesmekte bereket (bolluk) olmadığı gibi fısk-u fücurda da zenginlik olmaz.”

18- “Çok konuşan çok hata yapar, çok hata yapanın hayâsı az olur, hayâsı az olanın günahtan çekinişi azalır, günahtan az çekinenin kalbi ölür, kalbi ölen kimse ise ateşe girer.”

19- “Söyleyene bakma, söylediğine bak.”

20- “Bütün hayırlar üç şeyde toplanmıştır: Bakış, susma ve konuşma. İbret almak için olmayan her bakış boştur, fikirle birlikte olmayan her susma gaflettir, içerisinde zikir olmayan her konuşma faydasızdır. Ne mutlu bakışı ibret, susması fikir, konuşması zikir, hatalarına ağlayan ve eziyet etmeyeceğinden insanların emin oldukları kimseye.”

21- “Oğulun babanın boynunda hakkı vardır, babanın da oğulun boynunda hakkı vardır. Babanın oğulun boynundaki hakkı, Allah’a karşı günah olmayan her şeyde ona itaat etmesidir, oğulun babanın boynundaki hakkı ise oğluna güzel isim koyması, onu iyi terbiye etmesi ve ona Kurân’ı öğretmesidir.”

22- “Dünya, onunla doğru davranana doğruluk yurdudur, ondan bir şey anlayana kurtuluş evidir, ondan azık toplayana zenginlik diyârıdır. Dünya, Allah peygamberlerinin mescidi, vahyinin iniş yeri, meleklerinin namazgâhı, dostlarının ticâret yurdudur, orada rahmet elde eder ve cenneti kazanırlar.

Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağından haber verdiği ve kendisinin fâniliğini anlattığı halde onu kınayan kimdir? Dünya neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir, belâsıyla belâdan korkutmuştur, bâzen korkutmuş, bâzen sakındırmıştır, bâzen meyillendirmiş, bâzen inzar etmiştir. Öyleyse ey dünyayı kınayan ve dünyanın aldatmasına kapılan, ne vakit dünya aldattı seni? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helâk oldukları yerlerle mi aldattı seni, yoksa yer altına attığı analarının yattığı yerlerle mi kandırdı seni?!”

23- “Sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu iki şeydir, hevâ ve hevese uymak ve uzun dileklere kapılmak. Hevâ ve hevese uymak insanı haktan alıkoyar, uzun dileklere kapılmak ise âhireti unutturur.”

24- “Kim gizlideki durumunu düzeltirse, Allah onun âşikardaki durumunu düzeltir. Kim dini için çalışırsa, Allah dünyasını temin eder. Kim kendisiyle Allah arasında olanı güzelleştirirse, Allah onunla insanlar arasında olanı güzelleştirir.”

25- “Bütün işin, ailen ve çocukların için uğraşmak olmasın, çünkü ailen ve çocukların Allah’ın dostlarıysa, Allah dostlarını kaybetmez, eğer Allah’ın düşmanlarıysa, niçin Allah’ın düşmanları için bu kadar çalışıp durasın?”

26- “Kim Allah katında makamının nasıl olduğunu bilmek istiyorsa, günah işlediği zaman Allah’ın kendi yanındaki makâmının nasıl olduğuna baksın.”

27- “Yüzünün suyu donmuştur, ancak bir şey istersen yumuşar, sızıp damlamaya başlar. Öyleyse kime yüz suyu döktüğüne dikkat et.”

28- “İnsan oğluna kibirlenmek yakışır mı, dün bir meni parçasıydı, yarın bir leş olacak…”

29- “Gerçek fâkihin (din âliminin) kim olduğunu size söyleyeyim mi? Gerçek fakih, insanların Allah’a isyan etmesine müsâde etmeyen, onları Allah’ın rahmetinden ümitsizleştirmeyen, onları Allah’ın azabına karşı emin kılmayan ve Kurân’ı bırakıp başka şeylere yönelmeyen kimsedir. Bilinçsiz ibâdette, fikirsiz ilimde, tedebbür (dikkat ve tefekkür) edilmeyen okumada hayır yoktur.”

30- “Günlerinizi mâceralar anlatmak, şöyle böyle yaptım demekle geçirmeyiniz. Çünkü amellerinizi koruyan muhafızlar sizinle bilirliktedir. Allah’ı, her yerde anın. Peygamber’e ve Ehli Beyt’ine salâvat getirin. Zira Allâhu Teâlâ, O Hazreti andığınızda ve O’na saygıda bulunduğunuzda duânızı kabul eder.”

31- “Gerçekten takvâlı kimseler, hem geçici dünyanın nimetlerinden yararlandılar, hem de âhirette verilecek nimetleri kazandılar, dünya ehlinin dünyasına ortak oldular, ama dünya ehli onların âhiretinde onlara ortak olamadılar.”

32- “Bir insan, ciddi olsun şaka olsun her türlü yalanı terk etmedikçe imanın tadını alamaz.”

33- “Eğer dinini dünyaya tâbi kılarsan, hem dinini hem de dünyanı bozar ve âhirette zarara uğrayanlardan olursun, ama dünyanı âhiretine tâbi kılarsan, hem dinini, hem de âhiretini korur ve âhirette kurtuluşa erenlerden olursun.”

34- “Dünya, insanın elinin altında yumuşak olan ama içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer, aldanan bilgisiz ona meyleder, akıllı kişiyse ondan çekinir.”

35- “Ey Kumeyl, bu kalpler kaptırlar, bunların en iyisi daha geniş olanıdır. Öyleyse söylediklerimi koru. İnsanlar üç kısımdır: Ya rabbâni âlimdir, ya kurtuluş için öğrenendir, ya da her sesin peşince giden ve her rüzgara kapılan ahmak kimselerdir ki, bunlar ne ilim nuruyla aydınlanmış, ne de sağlam bir direğe sığınmışlardır.”

36- “Size beş şey vasiyet ediyorum, eğer onları elde etmek için develere binip seferlere düşseniz değer mi değer: Hiçbiriniz Rabbinden başkasından bir şey ummasın, günahından başka bir şeyden korkmasın, sizden birinize bilmediği bir şey sorulduğunda “bilmiyorum” demeye utanmasın, hiçbiriniz bilmediği bir şeyi öğrenmekten çekinmesin. Sabredin, çünkü sabır imana nispetle cesetteki baş gibidir. Başı olmayan bedende hayır olmadığı gibi sabrı olmayan imanda da hayır yoktur.”

37- “İnsanlarla öyle kaynaşın ki, öldüğünüzde ağlasınlar size, sağ kaldığınızda ise özlesinler sizi.”

38- “Amelsiz dua eden, yaysız ok atmak isteyen kişiye benzer.”

39- “Cennet, amelle kazanılır, emelle değil.”

40- “Müminin ayıpları ortaya çıkıp horlanarak cennete girmesi ne de kötüdür. İşlediğiniz günahlarınızın affedilmesi için kıyâmet günü size şefaat dilemekten dolayı bizi zahmete düşürmeyin. Kıyamet günü kendinizi düşmanlarınızın yanında utandırmayın. Allah katındaki makamınızı bırakıp bu değersiz dünyaya kapılarak kendinizi tekzip etmeyin.”

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR:

1- Tuhaful Ukûl, S. 239. 2- Tuhaful Ukûl, S. 189. 3- El-Hayat, C. 2, S. 101 4- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih), S. 499.

5- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 473. 6- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 69. 7- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih)S. 88. 8- Bihârul Envâr, C. 68, S. 120. 9- Gurerul Hıkem, Fasıl 85, Hadis: 219.

10- Gurerul Hikem, Fasıl 8, Hadis 272. 11- Gurerul Hıkem, Fasıl 77, Hadis 547. 12- El-Hayat, C. 2, S. 337. 13- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 430. 14- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 487.

15- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 191. 16- Tuhaful Ukûl, S. 135. 17- Tuhaful Ukûl, S. 159. 18- Tuhaful Ukûl, S. 157. 19- Gurerul Hıkem, Fasıl 85, Hadis 40.

20- Tuhaful Ukûl, S. 421. 21- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 546. 22- Bihârul Envâr, C. 77, S. 418. 23- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 83 24- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 551.

25- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 536. 26- Tuhaful Ukûl, S. 189. 27- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 535. 28- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 555. 29- Bihârul Envâr, C. 78, S. 41.

30- Tuhaful Ukûl, S. 181. 31- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 383. 32- Usûlü Kâfi, C. 2, S. 340. 33- Gurerul Hıkem, Fasıl 10, Hadis 44. 34- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 489. 35- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih)S. 495. 36- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 482. 37- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 470. 38- Nehcül Belâğa, (Suphi Salih) S. 434. 39- Gurerul Hıkem, Fasıl 18, Hadis 119. 40- Tuhaful Ukûl, S. 183.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir