Hz Ali – Hz Ali Kimdir? Hz Alinin Hayatı

Remzi Zengin tarafından tarihinde yayınlandı

Hz Ali ve Aşk

Hz Ali’nin doğumu…

Hz Ali’nin çocukluğu, toplumdaki ve peygamberin yanındaki yeri…

Hz Ali’nin anne-babası yanındaki durumu…

Hz Ali’nin Kuran’daki yeri…

1-Ahzâb; 33’te Hz Ali… (Tathîr âyeti)

2-Şûrâ; 23’te Hz Ali… (Meveddet âyeti)

3-Âl-i İmrân; 61’te Hz Ali… (Mübâhele âyeti)

4-Mâide 55’te Hz Ali… (Velâyet âyeti)

5-Nisâ 59’da velâyet ve itaat (Ulul Emr âyeti)

6-İnsan sûresinde Hz Ali… (Ebrâr âyetleri)

7-İnzar ayeti (Yakın akrabayı uyar) Şuarâ; 214.

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adaleti emreden insanları öldürenler (yok mu), onlara acı bir azabı haber ver!” [Âl-i İmrân; 21]

“Şüphe yok ki, Allah’a ve peygamberine ezada bulunanları, Allah dünyada ve ahirette lânetlemiş ve onlar için pek alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” [Ahzâb; 57]

Veşşemsi ve duhâhâ… Nâkatullâh ve İmam Hüseyin…  Fecr Suresi…

Kevser ve soyu ebter etme gayreti…

Mâûn ve yetimler…

Ali; Nûru Hakîkattir,

Ali; Nûru Nübüvvettir,

Ali; Tâcı Saâdettir,

Ali’dir; bâ-i Bismillâh…

Ali; Şâhı Şerîattir,[1]

Ali; Râhı Tarîkattir,

[1]Şerîat: Yol, gidiş, hukuk, kanun, nizâm, ilâhî emir ve yasalar bütünü anlamına gelmektedir. Kutsal Kitâbımız Kurân’da bu manaları ifâde edecek şekilde geçmektedir. Bkz: Mâide(5): 48, Câsiye(45): 18

Ali; İlmi Marifettir,
Ali; nutkunda Rûhullâh…

Ali’dir; Rahmeti Rahmân,
Ali’dir; devr ile devrân,
Ali’dir; din ile îmân,
Ali; ayni Kelâmullâh…

Ali’dir; cismimin cânı,
Ali’dir; nutkumun şânı,
Ali’dir; canların cânı,
Ali; ilmi Bâbullâh…

Ali; Şâhı Velâyettir,
Ali; Nûru Hidâyettir,
Ali; Sâhib Kerâmettir,
Ali; emri Emrullâh

Ali’dir; “lahmuke lahmî”,
Ali’dir; “demüke demî”,
Ali’dir; “cismüke cismî”,
Ali; fahri Fahrullâh…

Ali; Cennet, Ali; Rıdvân,
Ali; Hûrî, Ali; Ğılmân,
Ali; Candır, Ali; Cânân,
Ali; levhı Arşullâh…

Ali’dir; cümleden ekber,
Ali’dir; Yârı Peygamber,
Ali’dir; Sâki-i Kevser,
Ali; Sebîli Sebîlullâh…

Ali’dir; cümlenin vârı,
Ali’dir; Mansûr’un dârı,
Ali’dir; âşığın kârı,
Ali; cismi Cemâlullâh…

Ali’dir; Sâhibi Düldül,
Ali; Güldür, Ali; Bülbül,
Ali; esrâr, Ali; sümbül,
Ali; lezzeti Nebâtullâh…

Ali’dir; gün gibi enver,
Ali; mihrâb, Ali; minber,
Ali’dir; kâtili ekfer,
Ali; destinde Seyfullâh…

Ali’dir bu Virânî’nin,
Nazargâhı, ümitgâhı,
Ali’den gayrı var mıdır?
Ali; YÂR-I RESÛLULLÂH…

Peygamberimiz döneminde İmam Ali…
Peygamberimizin sözlerinde İmam Ali…

Hadislerdeki Ali sevgisi kayınpeder damad sevgisi midir, yukarıdaki ayetlerin sonucu olan bir sevgi midir?

Sünnette İmam Ali…

İmam Ali’de sünnet…

Hicrette İmam Ali…

Bedir-Uhud-Hendek-Hayber’de İmam Ali…

Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ zülfikâr…

Hac Emiri İmam Ali…

Ğadir Hum’da İmam Ali…

Mevlâ İmam Ali…

Rehber İmam Ali…

Peygamberin vefatında İmam Ali. (Perşembe, vasiyetnâme…)

Peygamberin defni işlerinde İmam Ali…

Sakife ve İmam Ali

Mini Kerbelâ; Sakîfe…

İlk üç halife devrinde İmam Ali…

Hilafeti döneminde Kendisi…

Konuşan İmam, susan İmam (Aynı anda birkaç İmam)

Hz Ali ve Hz Hasan, Hz Hüseyin…

Ayşe, Talha, Zübeyr Cemel ve Hz Ali…

Muaviye karşısında Sıffin ve İmam Ali…

Hariciler Nehrevan ve İmam Ali…

İmam Ali ve şehadet… (Doğumdan Hakk’a yürüyüş)

Nerede şehit edildi? (Mescid mi…?)

İmam Ali’ye sebbetme ve lanet. (Hâşâ)

Ve Kerbela’da Hz Ali…

Evlad Hz Ali…

Kardeş Hz Ali…

Eş İmam Hz Ali…

Baba İmam  Hz Ali…

Akraba İmam  Hz Ali…

Komşu, arkadaş Hz Ali…

Devlet Başkanı Hz Ali…

Komutan Hz  Ali…

Musâhip İmam Ali…

İlim Şehrinin Kapısı İmam Ali…

Tasavvuf Piri (Mürşit) İmam Ali…

Mürîd-Tâlib İmam Ali…

İrfanda, ahlakta, fıkıhta, adalette, özgür düşüncede… İmam Ali…

Hz Ali’nin safında duranlar…

Sözlerinden dönenler…

Karşı taraftakiler kimler?
İmam Ali’ye biyolojik düşmanlık mı, inançsal düşmanlık mı?
İmam Ali düşmanlarının Müslümanlık iddiaları…
İmam Ali’nin Savaş meydanlarındaki konuşmaları ve savaş hukukuna riayeti…
İmam’a karşı işlenen zulümler ve sabır, şecaat, cesaret, adalet, cömertlik, fedakarlık ve terki dünya…

İlhâm olundu yine, aldım kalem elime,
Güzel zikrin Ali can, döküldü şu dilime.
Seni Kurân’a sordum; dedi: “Resûl’ün nefsi”,
Bu cümlede toplanmış, fazîletlerin hepsi.

Yine sordum; okudu, bana tathîr âyetin,
“Tefsîridir Murtazâ bendeki her âyetin”.
Dedim; “Başka ne dersin?” Dedi; “Yetmez mi artık?
Ben Kurân-ı sâmit’im, odur Kurân-ı nâtık.”

Seni İslâm’a sordum; dedi: “Dinin direği,
Ali’nin velâyeti, dindarlığın gereği.”
Resûl’e sordum seni; dedi: “Sonsuz bir deryâ,
Ben kime mevlâ isem, Ali’dir ona mevlâ.

Ben ve Ali ezelde, ilâhî bir nûr idik,
“Elestu” suâline, ilk ikrârı biz verdik.
Ben ilimler şehriyim, Ali onun kapısı,
Ben hakîkat mülküyüm, Ali onun tapusu.

Dünyâ tufanlı deryâ, ben kurtuluş sâhili,
Sâhile vardıracak gemi, Ali’dir Ali.
Bu ümmetin babası, bir ben, bir de Ali’dir,
Müminlerin cem’ine benden sonra velîdir.

Emîr-i âlem benim, sancak Ali elinde,
Taksîm-i cennet ve nâr, ancak Ali elinde.
Düşmanlığı nifaktır, îmandır muhabbeti,
Söyle Ali düşmanı, beklemesin cenneti.”

Zehrâ’ya sordum seni; dedim Ali’yi anlat,
Dedi: “Bizde birleşti iki bahri hakîkat.
Bu iltikâdan doğdu onbir dürri imâmet,
Böylece tekmîl oldu manzûmeyi velâyet.”

Seni Hasan’a sordum; dedi: “Hüsnüm Ali’dir.”
Hüseyn’e sordum; dedi: “Sırrım O’nda gizlidir.”
Kâbe’ye sordum seni. “Ali oğlumdur” dedi.
Onun gözü aynullah, “yed”i Allâh’ın “yed”i.

Putlar yere serildi, yedullahî eliyle,
Sırlar aşikâr oldu, hak söyleyen diliyle.”
Cibrîl’e sordum; dedi: “Lâ fetâ illâ Ali,
Hem benim, hem âlemin emîri Mevlâ Ali.”

Bir de Zülfikâr’a ben, sorayım dedim seni,
Dedi: “Zülfikâr yapan Ali elidir beni.”
Aklıma sordum seni; dedi: “Şaşkınım, şaşkın,”
Aklı divâne eden, senin aşkındır, aşkın.

Gönlüme sordum seni, “Surûrum Ali” dedi,
İnsana sordum seni, “Onurum Ali” dedi.
Seni ârife sordum; dedi: “İrfân Ali’dir.”
Seni Mümine sordum; dedi: “Îmân Ali’dir.”

Seni âşığa sordum, “Aşkım Ali’dir” dedi,
Seni kâtibe sordum, “Meşkim Ali’dir” dedi.

İmam’dan geriye kalanlar (Maddî ve Manevî Mirası)…

Ali dostlarının örneği…
İmam Ali ve Nehcül Belâğa
Sahîfe-i Aleviyye ve İmam Ali…
İmam Ali hakkında yazılmış güvenilir eserler?
İlmin, zora-zere galibiyeti… Hüccetin Kudrete galibiyeti
Ğadir’den Kerbelâ’ya…
Alevî bilinci kuşanmak, Alevî direnci yaşamak…

Can Ali, cânan Ali,
Her derde dermân Ali.
İlimde ummân Ali,
Can sana kurbân Ali…

Ay Ali, hilâl Ali,
Güzel bir cemâl Ali,
Edepte kemâl Ali,
Can sana kurbân Ali…

Kemâlâtta fert Ali,
Varlıkta cömert Ali,
Yiğitlikte mert Ali,
Can sana kurbân Ali…

Kevser’de sâkî Ali,
İlimde bâkî Ali,
Yüzlerin akı Ali,
Can sana kurbân Ali…

Şah Ali, sultân Ali,
Zâlime yaman Ali,
Mazlûma aman Ali,
Can sana kurbân Ali…

Resûl’e gardaş Ali,
Nebîye sırdâş Ali,
Hızır’a yoldaş Ali,
Can sana kurbân Ali…

Din Ali, îmân Ali,
Aşk Ali, irfân Ali,
Aşkıma fermân Ali,
Can sana kurbân Ali…

Ali’den sonra, Hasanî, Hüseynî, İmâmî olmak Velâyet ehli olmaktır.

Dostum Muhammed’dir hak habîbullâh.
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle.
Cihâna geldiler sırrı sırrullâh.
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle…

Hasan Muhammed’dir, Hüseyin Ali,
Şah İmam Zeynel’e demişiz beli.
Muhammed Bâkır’ı sevdik ezelî,
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle…

Enbiyâ, evliyâ onlara âşık,
Verdiler ikrârı oldular tanık.
Hak mezhebi İmam Caferi Sâdık.
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle…

Musa-i Kâzım’la kuruldu erkân,
Şah İmam Rızâ’dır pîr-i Horasan.
Takî ile Nakî mümine îman.
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle…

Hasanü’l Askerî server-i âlem,
Muhammed Mehdi’dir sâhibu’l kerem.
Genc Abdal zikret dilinde her dem.
Söylersen Muhammed, Ali’den söyle…

HZ Ali bugün yaşasaydı dünya, bölge ve ülkemizdeki olaylara nasıl bakardı?

Yaşayan Ali olabilir miyiz, olamazsak, O’nun yolunda olamaz mıyız? Bunun için neler yapmalı?

Ali ve taraftarlarına düşmanlık edenlere karşı takınılacak tavır…
Lanet ve hükmü…

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.” (Bakara; 159)

“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.” (Nisa; 93)

“Allah’ın ahdini misak ile belgeledikten sonra bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağlantıları koparanlar ve yeryüzünü bozguna verenler varya, işte lanet olsun onlara! Ve yurdun kötüsü de onlaradır.” (Rad; 25)

“Şüphesiz ki Allah’a ve Resulü’ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır.” (Ahzâb; 57)

Ve Hüseyin’e ağlamak… (Yakup ve 12 oğlu Yusuf peygamber…)

Koyun beni Hak aşkına yanayım,
Dönen dönsün, ben dönmezem pîrimden.
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım?
Dönen dönsün, ben dönmezem pîrimden.

Benim pîrim gâyet ulu kişidir,
Ulular ulusu, erler eşidir.
Oniki İmâm’ın server başıdır,
Dönen dönsün, ben dönmezem pîrimden.

Kadılar, müftüler fetvâ yazarsa,
İşte kement, işte boynum, asarsa?
İşte hançer, işte kellem, keserse?
Dönen dönsün, ben dönmezem pîrimden.

Pir Sultân’ım arşa çıkar ünümüz,
O pîr bizim, bizim ulu pîrimiz.
Hakk’a teslîm olmuş garip canımız,
Dönen dönsün, ben dönmezem pîrimden.

İmam Ali döneminde yaşasaydık nerde dururduk?

Nefsi Emmâre’nin peşinden gidenler, dünya malı mülküne gönül verenler, üç günlük dünyayı tercih edenler, para, güc, kuvvet ve kudrete boyun eğenler, zalimlere meyil verenler….

Allâh’ın arslanı Hazreti Ali
Kullar azdı Zülfikâr’ı al da gel.
Çokları unuttu gittiği yolu,
Yolar azdı Zülfikâr’ı al da gel.

Evlat babasını yumuşa saldı,
Hani âdet, töre nerede kaldı?
Lisanlar bozuldu, küfüre daldı,
Diller azdı Zülfikâr’ı al da gel.

Zâlimler çoğaldı canlara kıydı,
Hocalar-dedeler nefsine uydu.
Makama geçenler kasayı soydu,
Eller azdı Zülfikâr’ı al da gel.

Kıyâmet nişânı binâ çoğaldı,
Ar-hicap kalmadı zinâ çoğaldı.
Harama müptelâ fenâ çoğaldı.
Beller azdı Zülfikâr’ı al da gel.

Sefil Ali sizden ister mürveti,
Böylem’olur Muhammed’in ümmeti
İsmin hürmetine Ali mürveti
Bende azdı Zülfikâr’ı al da gel”

 

Hz Ali – Hz Alinin Hayatı

Hz. Emirül Müminîn Ali (a.s), Beni Haşim kabilesinin büyüğü, Hz. Peygamberin amcası Ebu Talib’in oğludur. Ebu Talib, Peygamber efendimizi çocukluk döneminden itibaren kendi evinde büyütüp himayesi altına almış, Hazret’in peygamberliğe seçilmesinden sonra da hayatta bulunduğu sürece o ilahi nuru, kafirlere, özellikle de Kureyş kafirlerine karşı korumuş, bu uğurda hiçbir fedakarlıktan geri durmamıştır.

Hz. Ali, (meşhur rivayete göre) bi’setten on yıl önce dünyaya gelmiştir. Altı yaşında iken de Peygamber’in isteği üzerine, Mekke ve yöresinde meydana gelen kuraklık nedeniyle maddi sıkıntıya giren babasının yanından ayrılarak, Peygamber’in evinde yaşamaya başlamış, böylece bizzat o Hazret’in eğitimi altına girmiştir.

Bu arada Peygamber-i Ekrem, gelenek haline getirdiği Hire dağındaki yıllık ibadeti esnasında ilk vahiy inerek peygamberliğe seçildikten sonra eve dönüp olayı anlattığında, o Hazret’e ilk iman getiren kişi Hz. Ali (a.s) olmuştur.

Yine İnzar ayeti ismiyle meşhur olan “En yakın aşiretini uyar” ayet-i kerimesi nazil olarak Peygamber-i Ekrem yakın akrabalarını uyarmakla görevlendirildiğinde, Hz. Resul akrablarını toplayarak onlara: “Sizlerden kim, benim bu görevimde bana yardım etmeye hazırdır ki, benim kardeşim, vasim ve aranızda halifem olsun?” buyurduğunda, onların arasından yalnızca Hz. Ali (a.s) ayağa kalkarak imanını ibraz etmiş, buna müteakip Peygamber-i Ekrem de mübarek elini Hz. Ali’nin omuzuna koyarak:

“Bu benim kardeşim, vasim ve sizin aranızdaki halifemdir; onu dinleyin, ona itaat edin” buyurarak o Hazret’in iman etmesini kabul etmiş ve İslam dininin ilk başından itibaren kendinden sonra Hz. Ali’nin geldiğini vurgulamıştır. Böylece Ali (a.s) Müslümanlar arasında ilk iman getiren ve hayatı boyunca Allah’tan başkasına tapmayan ilk şahsiyet olmakla birlikte, Hz. Resulullah (s.a.a)’dan sonra İslam dininin ikinci şahsiyeti oluvermiştir.

Hz Ali (a.s), Peygamber-i Ekrem’in hicretine kadar devamlı onunla birlikte olmuş, düşmanlarına karşı onu savunmuş, kafirlerin Allah Resulü’nü katletme kararı aldıkları hicret gecesi de Ali (a.s), canını feda etmek pahasına, Peygamber efendimizin yatağında yatmış ve Resul-ü Ekrem bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine’ye doğru yola koyulabilmiştir. Hz. Rusulullah’ın emniyete kavuşmasından sonra da o Hazret’in vasiyeti üzerine, Peygamber-i Ekrem’in nezdinde emanet olan halkın emanetlerini sahiplerine iade ederek annesini, Resul-ü Ekrem’in sevgili kızı Fatimei Zehra’yı başka iki kadınla birlikte alıp Medine’ye doğru hareket etmiştir.

Medine’de devamlı Resulullah’la birlikteydi. Peygamber-i Ekrem hiçbir zaman gizlide ve açıkta onu kendisinden ayırmadı. Biricik sevgili kızı Hz. Fatıma’yı zevce olarak ona münasip gördü. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda, Ali’yi (a.s) kendisine kardeşliğe layık gördü.

Hz Ali (a.s) Peygamberin katıldığı tüm savaşlarda hazır bulundu. Bir tek Tebuk savaşına katılmadı. O da Peygamberin emri ile Medine’de Peygamberin yerinde kaldığı içindi. İşte o zaman, yine Hz. Ali’nin seçkin makamını ümmetine bildirmek gayesiyle Hz. Ali’ye hitaben: “Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla sahip olduğu mevkie sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir” buyurdu.“ Böylece peygamberlik dışında sahip olduğu makamlarının tamamın Hz. Ali (a.s)’da da bulunduğunu açıkca gözler önüne sergiledi.

Hz. Ali hiç bir savaşta geri adım atmadı; hiçbir an düşmandan kaçmadı; hiçbir şart altında Peygamberin emrinden çıkmadı. İşte bu nedenledir ki, Peygamber-i Ekrem’in: “Hiç bir zaman Ali haktan ve hak da Ali’den ayrılmaz” övgüsüne mazhar oldu.

Ali (a.s) Peygamber’in vefatında otuz üç yaşındaydı. Tüm dini faziletlere sahip olup, sahabe içerisinde her açıdan en seçkin mevkide olmasına ve Hz. Resulullah (s.a.a)’ın ümmete açıkça: “Ben kimin mevlası (efendisi) isem Ali de onun mevlasıdır” ve “Ali benden sonra her mü’min erkeğin ve mü’me kadının velisidir” buyurmasına rağmen o Hazret’in genç olması ve Peygamber’in savaşlarında kafirlerden bir çoğunu öldürüp, onlardan düşman kazanması bahane edilerek hilafetten kenara itildi.

Böylece o Hazret’in eli tüm genel olaylardan kesildiğinde evinin bir köşesine çekilerek özel kişileri eğitmeye başladı. Peygamber’in vefatından sonra 25 yıl üç halifenin hilafet zamanı geçti. Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde halk Hz. Ali’ye (a.s) biat ederek onu hilafete seçti.

Hz. Ali (a.s) dört yıl dokuz ay süren hilafeti müddetinde Peygamber’in siretine uyup, hilafet’e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu. Elbette bu ıslahlar, bir kısım çıkar peşinde koşanların zararına olduğu için sahabeden bazıları, Ümm-ül Mü’minin “Ayşe” “Talha” “Zübeyr” ve “Muaviye” liderliğinde üçüncü halifenin kanını bahane ederek halifeye karşı çıkıp, çeşitli çirkin olaylara sebebiyet verdiler.

O hazret bu fitneleri yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr ile savaştı ve bu savaş, Cemel savaşı adında maruf oldu. Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı; bu savaş Sıffın savaşı adını aldı ve bir buçuk yıl devam etti. Nehrevan adıyla maruf olan muharebesinde de Hariciler ile savaştı.

Böylelikle o hazretin hilafet müddetice gösterdiği çabaların bir çoğu iç kargaşaları gidermek yolunda geçti. Çok geçmeden Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe mescidinde, sabah namazında, Hariciler tarafından yaralanıp iki gün sonra şehit oldu.

Hz. Emir-ül Mü’minin (a.s) tarihin tanıklığına, dost ve düşmanın itiraflarına göre insani değerlerde hiçbir eksikliği olmayıp İslami faziletlerde Peygamberin terbiyesine tam bir örnek idi. Onun şahsiyeti hakkında yapılan bahisler, Şia ve Ehl-i Sünnet ve bu konuda bilgi sahibi olanlar tarafından yazılan kitaplar hiç kimse hakkında olmamış ve yazılmamıştır.

Hz Ali (a.s) ilim ve bilgi açısından Peygamberin ashabı arasında en üstünüdür. İlmi açıklamalarıyla özgür kanıtlama ve burhan tarzını ortaya koyduğu gibi, ilahi öğretilerde ve felsefi bahislerde de bulundu. Kur’an’ın lafzını korumak için Arapça dilbilgisi kurallarını icat ettiği gibi Kur’an’ın batınında da konuştu. Hitabet etmekte en becerikli, Araplar içinde (birinci bölümde geçti) şecaatte dillere destan idi.

Peygamberin zamanında ve ondan sonra yaptığı savaşlarda hiçbir zaman paniğe kapılmadı. Defalarca çeşitli olaylar örneğin Uhud, Huneyn, Hayber ve Hendek gibi savaşlarda Peygamberin ashabı ve ordusu paniğe kapılıp titrediler, bazıları da firar ettiler. Fakat Ali (a.s) bunların hiç birinde düşmana sırt çevirmedi. Savaşta ün kazanan yiğitlerle savaştığında hiçbiri kurtulamadı. Bu güce sahip olduğu halde güçsüzlerle savaşmadı. Firar edeni takip etmedi, gece saldırı yapmazdı ve suyu düşmana kesmezdi.

Hayber savaşında hücum edip kalenin kapısını yerinden söküp bir kenara atması tartışılmaz tarihi bir realitedir .

Yine Mekke’nin fethinde Peygamber-i Ekrem (s.a.a) putların kırılmasına emir verdiğinde Ali (a.s), Peygamberin isteğiyle, o hazretin omuzlarına ayaklarını koyarak Kabe’nin üzerine çıkıp, oraya dikilen taştan yontulmuş koskocaman Hübel denilen putu yıktı.

Hz Ali (a.s) takva ve abitlikte de tek idi. Onun sertliğinden şikayet edenlerin cevabında, Peygamber; “Onu kınamayın. Çünkü o Allah’a aşıktır.” buyurdu.

Sahabeden olan Ebu Derda, o hazretin kupkuru cesedini Medine hurmalıklarının birinde görünce haber vermek için onun evine gelip Hz. Fatıma’ya “Kocandan taraf başın sağ olsun” dedi. Peygamberimizin kızı “Amcam oğlu ölmemiş, ibadet ederken ilahi korkudan bayılmıştır. Onun bu hali çokça görülmektedir” buyurdu.

Ali’nin (a.s) fakirlere yardım etmesi, emri altında olanlara muhabbet etmesi, çaresizlerin imdadına koşması, cömertliği ve affı hakkında bir çok kıssalar vardır. Eline geleni Allah yolunda fakir ve miskinlere verip kendisi çok zor koşullarda yaşıyordu. Çiftçiliği, fidan dikmeyi, su kuyuları kazmayı ve bayır yerleri yeşillendirmeyi severdi. Fakat bu yolda elde ettiği şeyleri fakirlere vakfederdi. O Hazretin vakıfları “Ali (a.s) sadakaları” adında meşhurdur. Hilafetin sonlarında bunların epeyce (yirmi dört bin dinar) geliri vardı.

Kaynaklar:
2- Fusul-ul Mühimme, 2. b. s.14, Harezmi'nin Menakıb kitabı, s.17. 
3- Zehair-ul Ukba, Kahire b. yıl 1356, s.58. Harezmi'nin Menakıb kitabı, Necef b. yıl 
1385 H. s.16-22. Yenabi-ul Mevedde, yedinci baskı, s.68-72. 
4 - Şuarâ: 214
5 - İrşad-i Şeyh Müfid, Tahran baskısı, 1377 yılı, s.4, Yenabi-ul Mevedde, s.122, 
Tefsir-i Taberi c. 19 s. 68, Dürr-ül Mensur c. 5 s. 97
6 - Fusul-ul Mühimme, s.28-30. Tezkiret-ül Havass, Necef baskısı, 1383 H. yılı, s.34. 
Yenabi-ul Mevedde, s.105. Menakıb-ı Harezmi, s.73-74.
7- Fusul-ul Mühimme, s.34. 
8- Fusul-ul Mühimme, s.20. Tezkiret-ul Havass, s.20-24. Yenabi-ul Mevedde, s.6365. 
9- Tezkiret-ul Havass, s.1. Fusul-ul Mühimme, s.21. Menakıb-ı Harezmi, s.74. 
10- Muhammed b. Şehraşub'un "Menakıb-ı Al-i Ebu Talib" kitabı, Kum baskısı, c.3, 
s.62 ve 218. Gayet-ul Meram, s.539. Yenabi-ul Mevedde, s.104. 
11- Müsned-i Ahmet bin Hanbel 606, 906, 915, 1343, 2903, 17749, 18497, Sahih-i 
Tirmizi 2646, Sünen-i İbn-i Mace 113, 118 numaralı hadisler vs.
12- Müsned-i Ahmet 2903, 1908, 21934, 211883, 21889 numaralı hadisleri vs.
13 - Menakıb-ı A-li Ebu Talib, c.3, s.312. Fusul-ul Mühimme, s.113-123. Tezkiret-ul 
Havass, s.172-183. 
14 - Tezkiret-ul Havass, s.27. 
15 - Tezkiret-ul Havass, s.27. Menakıb-ı Harezmi s.71 
16 - Menakıb-ı Al-i Ebu Talib, c.3 s.221. Menakıb-ı Harezmi, s.92. 
17- Nehc-ül Belağa, üçüncü bölüm, 24. mektup. 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir