Hud Suresi Türkçe Meali

Mekke’de inmiştir; 123 ayettir.

Bazılarına göre, 114. ayeti Medine’de inmiştir.

İmam Muhammed Bâkır (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilmiştir: “Kim Hûd Sûresi’ni haftada
bir defa okursa, Allah onu peygamberler
topluluğuyla birlikte mahşere getirir ve kıya-
met günü amelleri içerisindeki günahlarını
ona göstermez.” (bk. Sevabu’l-A’mal, es-
Safî Tefsiri’nden naklen.) Bu sûrenin 50-60.
ayetlerinde Hz. Hud (a.s)’dan bahsedildiği
için bu adla anılmıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Ra. Bu, hikmet sahibi ve
her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından
(indirilmiş,) ayetleri sağlamlaştırılmış
ve sonra açıklanmış bir kitaptır.
2. Ki Allah’tan başka bir şeye tapmayın.
Kuşkusuz, ben size, O’nun tarafından
(gönderilmiş) bir uyarıcı ve
müjdeciyim.
3. Ve Rabbinizden af dileyin, sonra
tövbe ederek O’na dönün ki, belirlenmiş
bir süreye kadar sizi en güzel şe-
kilde yaşatsın ve her üstünlük sahibine
hak ettiği üstünlüğü versin. Eğer yüz
çevirirseniz, ben sizin için büyük bir
günün azabından korkarım.
4. Dönüşünüz Allah’adır. O’nun her
şeye gücü yeter.
5. Bilin ki onlar, ondan saklanmak için
göğüslerini büküyorlar. Bilin ki onlar,
elbiselerini üzerlerine çekerken (Allah)
onların gizlediklerini de, açığa
vurduklarını da bilir. Kuşkusuz O,
kalplerin özünü bilendir.

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

6. Yeryüzündeki her canlının
rızkı Allah’a aittir. Her nefsin
asıl yurdunu ve geçici barınağını
(O) bilir. Tüm bunlar, açıklayıcı
bir kitaptadır.
Hz. Ali (a.s)’ın şöyle buyurmuştur: “Allah
onların rızklarını bölmüş; bıraktıkları
eserleri, yaptıkları işleri, nefeslerinin
sayısını, hain bakışlarını, yüreklerinde
gizlediklerini, asıl yurtlarını ve geçici
barınaklarını, her şeyi önceden sayıp
bilmiştir.” (bk. Nehcü’l-Belağa)

7. Davranış yönünden hanginizin daha
iyi olduğu hususunda sizi denemek
için, gökleri ve yeri altı günde yaratan
O’dur. Ve Arş’ı suyun üzerinde idi.
Eğer (onlara), “Öldükten sonra mutlaka
dirileceksiniz.” desen, kuşkusuz
küfre sapanlar, “Bu ancak apaçık bir
büyüdür.” derler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 92)

8. Eğer sayılı bir topluluk gelinceye
kadar azabı onlardan ertelesek, mutlaka,
“O azabın gelişini ne önlüyor?”
derler. Bilin ki, azap onlara geldiği gün
onlardan geri çevrilmez ve alay ettikleri
(azap) onları kuşatır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 93)

9. Katımızdan insana bir rahmet tattırsak,
sonra o rahmeti ondan çekip alsak,
umutsuzluğa düşüp nankör olur.
10. Eğer ona dokunan bir rahatsızlıktan
sonra kendisine bir nimet tattırsak,
“Kötülükler benden uzaklaştı.” der, sevinir
ve övünmeye başlar.
11. Sadece sabredip direnenler ve iyi
işler yapanlar hariç. İşte onlar için bağışlanma
ve büyük bir mükâfat vardır.
12. “Niçin ona bir hazine indirilmedi veya
onunla birlikte bir melek gelmedi?” demelerinden
ötürü belki de sana vahyolunanın
bir kısmını terk edecek oluyorsun
(iletmesini geciktiriyorsun) ve bundan
dolayı gönlünü sıkıyorsun. (Bu vahiyleri
ilet ve gönlünü sıkma; çünkü) sen sadece
bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.
Zeyd b. Erkam’dan rivayet edildiğine göre,
bu ayet Peygamber’in Allah tarafından Ali’yi
kendisinden sonra imamet ve önderlik makamına
atamakla görevlendirilmesi üzerine
inmiştir. Peygamber bu emri alınca, münafıkların
ve inkârcıların tepkilerini düşünerek gönlü
sıkılmış ve bu emri nasıl yerine getireceği
üzerine sahabenin seçkin bir grubuyla istişare
etmiştir. Bunun üzerine bu ayet inmiştir. (bk. elAyyaşî
Tefsiri)

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

13. Yoksa “Onu (Kur’ân’ı) uydurdu” mu
diyorlar? De ki: “Doğru söylüyorsanız,
siz de ona benzer on uydurulmuş sûre
getirin ve Allah’tan başka gücünüz yettiği
herkesi (yardıma) çağırın.”
14. Eğer (yardımcılarınız) size cevap vermezlerse,
bilin ki o (Kur’ân), ancak Allah’ın
bilgisi ile indirilmiştir ve O’ndan
başka ilah yoktur. Artık (Allah’a) boyun
eğer misiniz?
15. Dünya hayatını ve süsünü isteyenlere,
dünyada işlerinin karşılığını tam olarak
veririz ve orada (dünyada) hiçbir eksikliğe
uğratılmazlar.
16. Bunlara ahirette ateşten başka bir
şey yoktur ve dünyada yaptıkları işler
boşa gitmiştir. Yapmakta oldukları işler
zaten batıl idi.
17. Rabbi tarafından apaçık bir delili
bulunan ve kendisinden olan bir şahidin
takip ettiği, öncesinde de (şahit
olarak) bir önder ve rahmet olan
Musa’nın kitabının bulunduğu kimse
(bu gibi delilleri olmayan birisiyle aynı
mıdır)?! Bunlar, ona (Kur’ân’a) iman
ederler. Topluluklardan kim onu inkâr
ederse, yeri kesinlikle ateştir. O hâlde
onun hakkında sakın şüphede olma!
Kuşkusuz o, Rabbinden gelen haktır.
Fakat insanların çoğu iman etmezler.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Rabbi tarafından verilen
apaçık bir delili olan, Hz. Resulullah’tır ve ondan
sonra onu takip eden şahit de, Emirü’l-
Müminin Ali ve Peygamber’in birbiri ardınca
gelen vasileridir. (bk. el-Ayyaşî Tefsiri)

18. Yalan uydurup Allah’a isnat eden
kimseden daha zalim kim vardır? Onlar,
Rablerinin huzuruna getirilecekler
ve şahitler, “Rablerine yalan isnat
edenler, işte bunlardır!” diyeceklerdir.
Bilin ki, Allah’ın laneti zalimleredir.
19. Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan
alıkoyarlar ve o yolu eğriltmek
isterler; ahireti inkâr edenler de işte
onlardır.

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

20. Onlar, yeryüzünde (Allah’ı kendilerini
cezalandırmaktan) âciz bırakacak
değillerdir. Allah’tan başka dostları
ve koruyucuları da yoktur. Onlar için
azap iki kat artırılır. (Çünkü) onların
(hakkı) duymaya tahammülleri yoktu
ve (hakkı) görmezlerdi.
21. İşte onlar, kendi benliklerini (varlık
sermayelerini) ziyan etmiş kimselerdir
ve uydurdukları şey de (putlar da) onlardan
ayrılarak kaybolup gitmiştir.
22. Kaçınılmaz olarak, kuşkusuz onlar,
ahirette en çok ziyana uğrayan
kimselerdir.
23. Kuşkusuz, iman edip iyi işler yapan
ve Rablerine gönülden boyun
eğenler, işte onlar, cennetliktirler; orada
sürekli kalırlar.
24. Bu iki kesimin örneği, kör ve sağır
kimse ile gören ve işiten kimse gibidir.
Örnek olarak bunlar hiç eşit olur mu?!
Öğüt almaz mısınız?!
25. Andolsun, Nuh’u kavmine gönderdik.
( Şöyle dedi:) “Ben size gönderilmiş
apaçık bir uyarıcıyım.”
26. “Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet
etmeyin. Doğrusu ben, üzerinize inecek
acı bir günün azabından korkarım.”
27. Kavminin inkârcı ileri gelenleri, “Biz
senin ancak bizim gibi bir beşer olduğunu
görüyoruz ve sana basit görüşlü
ayak takımlarımızın dışında kimsenin
uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı
bir üstünlüğünüzün olduğuna inanmıyoruz.
Aksine, sizin yalancı olduğunuzu
sanıyoruz.” dediler.
28. (Nuh) dedi ki: “Ey kavmim! Eğer Rabbimden
olan apaçık bir delil üzere olursam
ve bana kendi katından bir rahmet
vermiş olur da bu sizden gizli tutulmuş
olursa, size göre, istemediğiniz hâlde sizi
bunu kabul etmeye mi zorlayacağız?!”

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

29. “Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir
mal istemiyorum. Benim ücretim Allah’a
aittir. Ben, iman eden kimseleri de kendimden
uzaklaştıramam. Kuşkusuz,
onlar Rablerinin huzuruna çıkacaklar.
Fakat ben sizi cahilliğe duçar olmuş bir
topluluk olarak görüyorum.”
30. “Ey kavmim! Onları kendimden uzak-
laştıracak olursam, Allah’ın azabına karşı
beni kim savunur?! Öğüt almaz mısınız?!”
31. “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’
demiyorum; gaybı da bilmem.
‘Ben bir meleğim.’ de demiyorum. ‘Sizin
küçük gördüğünüz kimselere Allah bir
iyilik vermez.’ de demiyorum. Allah onların
içlerinde olanı daha iyi bilir. Yoksa,
kuşkusuz zalimlerden olurum.”

32. “Ey Nuh! Bizimle tartışıp durdun
ve çok fazla tartıştın. Eğer doğru konuşanlardan
isen, vadettiğin şeyi (azabı)
bize getir.” dediler.
33. Dedi ki: “O azabı, dilerse ancak Allah
size getirir ve siz de O’nu âciz bırakamazsınız.”
34. “Allah sizi rahmetinden uzaklaştırmak
ve saptırmak isterse, size öğüt
vermek istesem de, öğüdüm size bir
fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve
O’na döndürüleceksiniz.”
35. Yoksa “Onu (Kur’an’ı) uydurdu”
mu diyorlar?! De ki: “Eğer uydurmuş
olsam, bunun suçu bana aittir, ben de
sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.”
36. Nuh’a, “Kavminden iman etmiş
olanların dışında başkası iman etmeyecektir.
Onların yaptıkları işe artık
üzülme!” diye vahyedildi.
37. “Bizim gözetimimizde ve vahyimizle
gemiyi yap ve zulmeden kimseler
hakkında benimle konuşma (onlar
için af dileme). Çünkü onlar boğulacaklardır.”

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

38. Gemiyi yapmaya koyulmuştu
ve kavminin ileri gelenleri
yanından geçerken, onunla
alay ediyorlardı. O şöyle diyordu:
“Bizimle alay ediyorsanız,
ama (bilin ki,) bizimle alay ettiğiniz
gibi, biz de sizinle alay
edeceğiz.”
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Hz. Nuh (ağaç elde etmek
için) tohumları ektiğinde kavmi ona uğrayıp,
‘Artık çiftçi olmuştur’ diye gülüp alay
ediyorlardı. Sonra o tohumlar büyüyüp
kocaman ağaçlar olunca onları kesip yontunca
‘Artık marangoz olmuştur” diyorlardı.
Onları birbirine ekleyip gemi yapınca, ‘Kuru
çölde gemici olmuştur’ diye gülüp alay ediyorlardı.
Geminin yapımını bitirince Hz. Nuh
onlara, Bizimle alay ediyorsunuz ama, (şunu
bilin ki) bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle
alay edeceğiz.” dedi.” (bk. el-Kâfî)

39. “Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve
kimin kalıcı azap içinde yer alacağını
bileceksiniz!”
40. Emrimiz gelip tandır kaynayınca,
“Her cinsten iki eşi, (bir erkek, bir dişiyi,)
önceden helak olacağını açıkladığımız
hariç kendi aileni ve iman edenleri
o gemiye al.” dedik. Onunla beraber
iman edenler pek azdı.
41. Dedi ki: “Bu gemiye binin; gidişi de,
durması da Allah’ın adıyladır. Kuşkusuz,
Rabbim bağışlayandır ve sürekli
merhamet edendir.”
42. Gemi, onları dağ gibi dalgalar arasında
götürürken Nuh bir kenarda
bulunan oğluna, “Yavrum! Bizimle birlikte
(gemiye) bin, inkârcılarla birlikte
olma.” diye seslendi.
43. (Oğlu,) “Beni sudan koruyacak bir
dağa sığınacağım.” dedi. (Nuh,) “Bugün
Allah’ın merhamet ettiği kimseler dışında
(hiç kimseyi) O’nun emrinden koruyacak
yoktur.” dedi. Ve aralarına dalga
girdi, o da boğulanlardan oldu.
44. “Ey yer, suyu yut! Ve ey gök, (yağdırmayı)
durdur!” denildi. Su çekildi ve
emir gerçekleşti; gemi de Cudi’ye oturdu
ve, “Uzak olsun zalim topluluk (Allah’ın
rahmetinden)!” denildi.
45. Nuh Rabbini çağırarak, “Ey Rabbim!
Oğlum, benim ailemdendir ve hiç şüphesiz
senin sözün haktır ve sen hükmedenlerin
en iyi hükmedenisin.” dedi.

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

46. Dedi ki: “Ey Nuh! O, senin ailenden
değildir; o, kötü iş sahibidir. O hâlde
bilgin olmadığı bir şeyi benden isteme.
Cahillerden olmayasın diye sana öğüt
veriyorum.”
47. Dedi ki: “Rabbim! Bilgim olmayan bir
şeyi senden istemekten sana sığınırım.
Beni affetmezsen ve bağışlamazsan, ziyana
uğrayanlardan olurum.”
48. “Ey Nuh!” denildi, “Sana ve seninle
birlikte olan ümmetlere bizden esenlik
ve kutluluklar ile (gemiden) in. Birtakım
ümmetler de var ki, onları bir süre (dünya
nimetlerinden) yararlandıracağız, sonra
onlara bizden acı bir azap dokunacaktır.”
49. Bu, sana vahyettiğimiz gayba ait
haberlerdendir. Bunları sen ve senin
kavmin bundan önce bilmiyordunuz.
Artık sabret; kuşkusuz, sonuç takvalı
olanlarındır.
50. Ad kavmine de kardeşleri Hud’u
gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a
ibadet edin, sizin O’ndan başka
ilahınız yoktur. Siz sadece yalan uyduruyorsunuz.
(Yalan ile başka şeyleri
Allah’a ortak koşuyorsunuz.)”
51. “Ey kavmim! Bunun (davetim) için
sizden bir ücret istemiyorum. Benim
ücretim, beni yoktan var edene düşer.
Siz hiç düşünmez misiniz?!”
52. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma
dileyin, sonra O’na tövbe edin
ki, gökten size bol yağmur indirsin ve
gücünüze güç katsın. Suç ve azgınlıkla
(haktan) yüz çevirmeyin.”
53. Dediler ki: “Ey Hud! Bize açık bir
delil getirmiş değilsin. Biz senin sözüne
uyarak ilahlarımızı bırakacak değiliz
ve biz sana iman edecek değiliz.”

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

54–55. “Biz sadece şunu diyebiliriz ki:
Seni bizim bazı ilahlarımız çarpmıştır.”
(Hud) dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum
ve siz de şahit olun ki ben sizin
O’nu bırakıp ortak koştuğunuz şeylerden
uzağım. Bu durumda topluca bana
tuzak kurun ve mühlet de vermeyin.”

56. “Ben, hem benim ve hem de sizin
Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.
O, her canlının perçeminden tutmuştur.
Kuşkusuz, Rabbim doğru yoldadır.”
57. “Eğer yüz çevirirseniz, (şunu bilin
ki) ben size iletmek için taşıdığım
mesajı ilettim. Allah, sizden başka
bir kavmi yerinize geçirir ve siz O’na
hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz
Rabbim her şeyi hakkıyla koruyup
gözetendir.”
58. (Helak edilmeleri hakkındaki)
buyruğumuz gelince, kendi rahmetimizle
Hud ve onunla birlikte iman
edenleri kurtardık. Onları şiddetli bir
azaptan kurtardık.
59. İşte bu Ad kavmi, Rablerinin ayetlerini
yalanladılar, elçilerine karşı geldiler
ve her inatçı zorbanın emrine
uydular.
60. Bu dünyada da, kıyamet gününde
de lanete uğradılar. Bilin ki Ad kavmi,
Rablerini inkâr ettiler. Hud’un kavmi Ad,
Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

61. Semud kavmine de kardeşleri Salih’i
gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a
ibadet edin, O’ndan başka ilahınız yoktur.
Sizi yerden meydana getiren ve orada yaşatan
O’dur. O’ndan bağışlanma dileyin,
sonra ona tövbe edin. Kuşkusuz, Rabbim
yakındır, (dualara) icabet edendir.”
62. Dediler ki: “Ey Salih! Bundan önce
sen aramızda kendisine umut beslenen
biriydin. Babalarımızın taptıkları şeylere
tapmaktan mı bizi sakındırıyorsun?! Biz,
çağırdığın şey (din) hakkında tam bir
kuşku içindeyiz.”

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

63. Dedi ki: “Ey kavmim! Rabbim tarafından
apaçık bir delil üzere gönderilmiş
ve O bana kendi katından bir rahmet
vermişse, bu durumda eğer Allah’a karşı
gelirsem, kim bana yardım eder?! Siz
benim zararımı artırmaktan başka bir şey
sağlayamazsınız.”
64. “Ey kavmim! Bu, bir ayet olarak
size verilmiş Allah’ın devesidir. Bırakın
Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona
bir zarar vermeyin. Yoksa kısa sürede bir
azaba uğrarsınız.”
65. Sonunda o deveyi keserek devirdiler.
Bunun üzerine Salih dedi ki: “Üç gün evinizde
yaşayın. (Bundan sonra ilahî azap
sizi yakalayacaktır.) Bu, yalanı olmayan
bir vaattir.”

66. Bizim (azaba ilişkin) emrimiz gelince,
Salih’i ve onunla beraber iman
edenleri kendi merhametimizle o günün
zilletinden kurtardık. Şüphesiz,
senin Rabbin güçlüdür ve üstündür.”
67. Zulmedenleri o (öldürücü) ses yakaladı,
yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı.
Bilin ki Semud kavmi, Rablerini inkâr
ettiler. Semud kavmi Allah’ın rahmetinden
uzak olsun!
69. Elçilerimiz, İbrahim’e müjde getirdiler.
“Selam sana.” dediler. O da, “Size
selam olsun.” dedi. Fazla beklemeden
kızartılmış bir buzağı getirdi.
70. Ellerinin o yemeğe uzanmadığını
görünce, onları yadırgadı ve onlardan
korku hissetmeye başladı. “Korkma!
Biz Lut kavmine gönderildik.” dediler.
71. İbrahim’in o sırada ayakta duran hanımı
güldü. Biz ona İshak’ı ve İshak’tan
sonra da Yakub’u müjdeledik.
Bazı rivayet ve tefsirlere göre, ayette geçen
“zahiket”, “âdet oldu” anlamındadır.
(bk. es-Safî Tefsiri)

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

72. “Eyvah! Ben yaşlı bir kadın, kocam
da ihtiyar bir erkek olduğu hâlde çocuk
mu doğuracağım?! Gerçekten bu
şaşılacak bir şeydir!” dedi.
73. Dediler ki: “Allah’ın işine mi şaşıyorsun?!
Allah’ın rahmet ve bereketleri
siz ev halkının üzerine olsun. Kuşkusuz
O, övgüye layık ve yücedir.”
74. İbrahim’in korkusu gidince ve kendisine
müjde ulaşınca, bizimle Lut
kavmi hakkında tartışmaya koyuldu.
75. Gerçekten İbrahim, halim, şefkatli
ve Allah’a yönelen biri idi.
Halim, tahammüllü ve yumuşak huylu anlamındadır.

76. Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Gerçekten
Rabbinin kesin emri gelmiştir.
Kuşku yok, onlara geri çevrilmeyen bir
azap gelecektir.
77. Elçilerimiz Lut’un yanına gelince,
(Lut) onlar yüzünden sıkıldı ve içi daraldı.
“Bu, çetin bir gündür.” dedi.
78. Kavmi koşarak onun yanına geldiler.
Önceden onlar kötü işler yaparlardı.
Lut, (kavminin kızlarını göstererek)
“Bunlar benim kızlarımdır; onlar sizin
için daha temizdirler. (Bunlarla evlenerek
kötü işlerden sakının.) Allah’tan
korkun ve misafirlerime karşı beni küçültmeyin.
Acaba aranızda aklı başında
bir adam yok mu?!” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 94)

79. Dediler ki: “Senin kızlarında bizim
bir hakkımız olmadığını biliyorsun.
Sen bizim ne istediğimizi de iyice bilmektesin.”
80. Lut, “Keşke size karşı bir gücüm olsa veya
sağlam bir dayanağa sığınabilsem!” dedi.
81. (Melekler,) “Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz.
Onlar sana asla dokunamazlar.
Aileni yanına alarak gecenin bir bölümünde
yola çık. Hanımın dışında sizden
kimse geride kalmasın. Kuşkusuz, onların
uğrayacağı azaba o da uğrayacaktır.
Onlara vadedilen zaman, sabahtır. Sabah
yakın değil midir?!” dediler.
(Ayette geçen “layeltefit” kelimesinin anlamı
hakkında üç ihtimal zikredilmiştir: 1- Dönüp
arkasına bakmasın, 2- Geride bıraktığı malına
bakmasın, onları düşünmesin 3- Geride kalmasın.
Tercümede de tercih edilen bu üçüncü
ihtimal, İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir. bk.
Mecmau’l-Beyan Tefsiri)

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

82. Bizim emrimiz gelince, oranın altını
üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan
pişirilmiş taşlar yağdırdık.
83. Rabbinin katında işaretlenmiş taşlar.
Bu (azap), zalimlerden pek uzak değildir.
84. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i gönderdik.
Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a
ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız
yoktur. Ölçü ve tartıyı eksik tutmayın.
Ben sizin nimet içinde olduğunuzu görüyorum.
Ben kuşatıcı bir günün azabına
uğramanızdan korkarım.”
85. “Ey kavmim! (Alışverişte)
adaleti gözeterek
ölçü ve tartıyı tam verin. İnsanların
haklarını azaltmayın ve yeryüzünde
fesat çıkarmaya kalkışmayın.”

86. “Eğer iman etmiş iseniz, Allah’ın
geri bıraktığı sizin için daha iyidir. Ben
sizi koruyucu değilim.”
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “İmam Mehdi kıyam ettiğinde
ilk söyleyeceği şu ayettir: “Eğer iman etmişseniz,
Allah’ın geri bıraktığı sizin için daha
iyidir.” Sonra şöyle der: “Ben Allah’ın sizin için
geri bıraktığı hücceti ve halifesiyim…” (bk.
es-Safî’ İkmalu’d-Din’ den naklen.)

87. Onlar, “Ey Şuayb! Namazın mı babalarımızın
ibadet ettiği şeyleri bırakmamızı
veya mallarımızı istediğimiz
şekilde kullanmamamızı sana emrediyor?!
Sen halim ve aklı başında birisin.”
dediler.
88. (Şuayb,) “Ey kavmim! Rabbimden
gelen apaçık bir delilim varsa ve O,
katından bana güzel bir rızk vermişse,
buna ne dersiniz?! Ben, sizi sakındırdığım
şeylerde aykırı davranmak istemiyorum.
Ben, sadece gücüm yettiği
kadar ıslah etmek istiyorum. Başarım
da Allah’tandır, O’na tevekkül ettim ve
O’na yöneliyorum.” dedi.

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

89. “Ey kavmim! Sakın bana karşı çıkışınız,
Nuh kavminin, Hud kavminin
veya Salih kavminin uğradığı azap
gibi bir azaba uğramanıza sebep olmasın!
Lut kavmi sizden pek uzak da
değildir.”
90. “Rabbinizden bağışlanma dileyin,
sonra ona tövbe edin. Kuşkusuz, Rabbim
sürekli merhamet edendir ve çok
sevendir.”
91. Dediler ki: “Ey Şuayb! Biz senin
söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz.
Eğer kabilen olmasaydı, mutlaka seni
taşlardık. Sen bizim yanımızda değerli
birisi değilsin.”
92. (Şuayb,) “Ey kavmim! Benim kabilem
size göre Allah’tan daha mı değerlidir?!
O’nu arkanıza attınız (Allah’ı
unuttunuz). Kuşkusuz, Rabbim yaptığınız
işleri kuşatmıştır.” dedi.
93. “Ey kavmim! Konumunuzun gereğini
yapın. Ben de (görevimi) yapacağım.
Alçaltıcı azabın kime geleceğini
ve kimin yalancı olduğunu bilecekseniz.
Gözletleyin, ben de sizinle beraber
gözetliyorum.”
94. Emrimiz gelince, Şuayb’i ve onunla
beraber iman edenleri merhametimizle
kurtardık. Zulmedenleri ise, çığlık (öldürücü
ses) yakalayıverdi de evlerinde diz
üstü çöküp öldüler.
95. Sanki hiç orada yaşamamışlardı! Kahrolsun
Medyen halkı, Semud’un helak olduğu
gibi.
96. Kuşkusuz, Musa’yı da ayetlerimiz ve
apaçık delille gönderdik,
97. Firavun’a ve onun ileri gelen adamla-
rına. Ama onlar, Firavun’un emrine uydular.
Oysa Firavun’un emri doğruluğa
iletici değildi.

CÜZ: 12, SÛRE: 11 HÛD SÛRESİ

98. Kıyamet günü kavmine öncülük eder
ve onları ateşe sokar. Ne kötü varılacak
yerdir orası!
99. Bu dünyada ve kıyamet günü lanetle
uğurlanırlar . Ne kötüdür onlara verilen
hibe!
100. Bu, o beldelerin haberlerindendir.
Biz onu sana anlatıyoruz. O beldelerden
bazısı duruyor, bazısı ise biçilmiştir (altüst
olmuştur).
101. Onlara biz zulmetmedik; onların
kendileri kendilerine zulmettiler. Rab-
binin emri gelince, Allah’tan başka çağırdıkları
ilahları, onlara bir yarar sağlamadılar;
sadece onların ziyan ve
zararlarını artırdılar.

102. İşte Rabbin, memleketleri zulme
saptıklarında yakalayınca, böyle yakalar.
Şüphe yok ki, O’nun yakalaması
acı ve şiddetlidir.
103. Ahiret azabından korkanlar için
bunda bir ayet (ibret) vardır. O gün,
insanların bir araya getirilecekleri gündür.
O gün, (herkes tarafından) gözlemlenecek
bir gündür.
104. Biz onu (o günü) sadece belirli bir
süreye kadar erteliyoruz.
105. O gün geldiğinde hiçbir nefis
O’nun izni olmadan konuşamaz. Onlardan
bir kısmı bedbaht ve bir kısmı
ise mutlu olur.
106. Bedbaht olanlar, ateşte yer alırlar;
orada onların bir inilti ve bağırışları
vardır.
107. Gökler ve yer var oldukça, Rabbinin
dilediği dışında, orada sürekli kalırlar.
Kuşkusuz, Rabbin her istediğini
yapandır.
108. Mutlu olanlar ise, cennette yer
alırlar; gökler ve yer var oldukça, Rab-
binin dilediği dışında, kesintisiz bir
bağış olarak orada sürekli kalırlar.

HÛD SÛRESİ CÜZ: 12, SÛRE: 11

109. Öyleyse onların taptıkları şeyler
hakkında kuşku içinde olma. Onlar
sadece önceden babalarının taptıkları
gibi (bu putlara) tapmaktadırlar. Biz
onların paylarını eksiksiz kendilerine
vereceğiz.
110. Kuşkusuz, biz Musa’ya kitap verdik
de onun hakkında ayrılığa düşüldü.
Eğer Rabbin tarafından önceden
geçerli kılınmış bir söz olmasaydı, aralarında
hüküm verilirdi. Onlar, onun
hakkında derin bir kuşku içindedirler.
111. Gerçekten Rabbin her birinin yaptıklarını(
n karşılığını) tam olarak kendilerine
verecektir. Çünkü O, onların
yapmakta olduklarından haberdardır.
112. Emrolunduğun gibi dayan, seninle
birlikte tövbe edenler de (böyle yapsınlar.)
ve haddi aşmayın; kuşkusuz O,
yapmakta olduklarınızı görmektedir.
İbn Abbas’tan şöyle nakledilmiştir: “Resulullah’a
(s.a.a) bu ayetten daha ağır ve çetin
gelen bir ayet inmemiştir. Resulullah (s.a.a),
“Hûd, Vakıa, ve benzeri sûreler saçımı
ağarttılar.” diye buyururdu.” (bk. Cevamu’l-
Cami ve es-Safî Tefsirleri.)

113. Zulmedenlere yaslanmayın, yoksa
ateş size de dokunur; sizin Allah’tan
başka dostlarınız yoktur; sonra size
yardım da edilmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 95)

114. Gündüzün iki ucunda ve gecenin
ilk saatlerinde hakkıyla namazı kıl.
Kuşkusuz, iyilikler kötülükleri giderir.
İşte bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 96)

115. Sabret; Allah iyilerin mükâfatını
boşa çıkarmaz.
116. Sizden önceki nesiller arasında içlerinden
kurtardığımız az bir topluluk
dışında, (halkı) bozgunculuktan sakındıracak
akıl sahibi kimselerin bulunması
gerekmez miydi?! Zulmedenler, içinde
bulundukları keyif ve refaha daldılar ve
onlar suçlu idiler.
117. Rabbin, halkı ıslah edici olan beldeleri
haksız yere helak etmez.
Peygamber (s.a.a)’den rivayet edildiğine
göre, ıslah edici olmaktan maksat, insanların
birbirlerine karşı insaflı davranmalarıdır. (bk.
Mecmau’l-Beyan)

118. Rabbin dileseydi, insanları tek bir
ümmet yapardı. Fakat onlar sürekli ayrılık
içindedirler.
119. Rabbinin merhamet ettiği kimseler
bunun dışındadır. İşte bunun için de
onları yaratmıştır. Rabbinin, “Kuşkusuz,
cehennemi tüm cinler ve insanlarla dolduracağım.”
sözü yerine geldi.
120. Peygamberlerin öykülerinden, kendisiyle
kalbini pekiştirdiğimiz her öyküyü
sana anlatıyoruz. Bu anlattıklarımızda
sana hak, müminlere de öğüt ve hatırlatma
gelmiştir.
121. İman etmeyenlere de ki: “Konumunuz
gereği çalışın, biz de çalışıyoruz.”
122. “Ve bekleyin, biz de bekliyoruz.”
123. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a
aittir. Tüm işler O’na döner. Buna göre
O’na ibadet et ve O’na tevekkül et.
Rabbin, sizin yapmakta olduklarınızdan
habersiz değildir.