Haşr Suresi Türkçe Meali

HAŞR SÛRESİ  CÜZ: 28, SÛRE: 59 

Medine’de inmiştir; 24 ayettir.

Bu adı 2. ayetindeki “Haşr” kelimesinden
alır. Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kim Haşr Sûresi’ni okursa, cennet, cehennem,
Arş, kürsi, hicab, yedi kat gök, yedi
kat yer, hava, rüzgâr, kuşlar, ağaçlar, dağlar,
canlılar, güneş, ay, melekler, hepsi top
yekûn ona rahmet ve mağfiret dilerler. Eğer
o gün veya o gece ölürse, Allah’ın dilemesiyle
şehit olarak ölür.” (bk. Sevabu’l-A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Göklerde bulunan her şey ve yerde
bulunan her şey, Allah’ı tesbih ederler.
O, üstündür ve hikmet sahibidir.

2. Kitap ehlinden kâfir olanları ilk
sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur.
Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız.
Onlar da, kalelerinin Allah’a karşı
kendilerini koruyacağını sanmışlardı.
Ama Allah, beklemedikleri yerden onların
üzerine geldi ve kalplerine korku
düşürdü; evlerini kendi elleriyle ve
müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey
görebilecek gözleri olanlar! İbret alın.

3. Eğer Allah onlara sürgünü yazmasaydı,
dünyada onlara azap ederdi ve
ahirette onlara cehennem azabı vardır.

4. Bu (ceza), onların Allah ve Resulü’ne
karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim
Allah’a karşı gelirse, (bilsin ki) Allah’ın
azabı çetindir.

5. Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz
veya kökleri üzerinde bırakmanız,
Allah’ın izni ile ve O’nun emrinden çıkanları
aşağılamak içindi.

6. Allah’ın onlardan Peygamber’ine
döndürdüğü ganimetlere, siz at veya
deve sürmüş değilsiniz. Allah, peygamberlerini
dilediği kimselere egemen
kılar. Allah’ın her şeye gücü yeter.

7. Allah’ın o memleketlerin halkından
Peygamberi’ne
döndürdüğü ganimetler;
Allah’ın, Peygamber’in, Peygamber’in
yakınlarının, (onlardan olan)
yetimlerin, yoksulların ve yolda kalanlarındır.
Bu da o malın, içinizden
zenginler arasında dolaşan bir mal
olmaması içindir. Peygamber size ne
verdiyse onu alın ve sizi neden sakındırdıysa
ondan sakının ve Allah’tan
korkun; kuşkusuz, Allah’ın azabı çok
çetindir.

8. (Bu hüküm) kendi yurtlarından ve
mallarından çıkarılan, Allah’ın lütfunu
ve hoşnutluğunu arayan, Allah ve
Peygamberi’ne yardım eden muhacir fakirler
içindir. İşte onlar, doğru olanlardır.

9. Ve onlardan önce Medine’ye yerleşen
ve imanı yurt edinenler (ensar) içindir.
Bunlar, kendilerine hicret edenleri severler
ve onlara verilenlere gönüllerinde
bir istek hissetmezler. Kendileri
zaruret içinde olsalar bile, onları kendilerine
tercih ederler. Kim nefsindeki
cimrilikten korunursa, işte onlar, kurtuluşa
erenlerdir.

İmamların tasarruf ettikleri mallar üç kısımdır: 1-
Müslümanlardan zekat olarak aldıkları mallar.
Bununla ilgili hüküm innemessedakatu (Tevbe:
60) ve diğer bir çok ayette açıklanmıştır.
2- Ganimetler ve kazançlar bu da ve enema
ganimtum ayetinde (Enfâl: 41) açıklanmıştır.
Ganimetlerden maksat savaşla düşmandan
alınan mallar ve diğer kazançlardır. 3- Fey’i,
yani savaşsız olarak düşmandan alınan mallar.
Düşmanın anlaşma gereği verdiği mallar
gibi. İşte bu ayetler bu üçüncü kısma aittir. Hz.
Ali ve Ehl-i Beyt imamlarından gelen hadislere
göre bu üçüncü kısmın tümü Peygamber’e
ve Ehl-i Beyt’e aittir. 8. ve 9. ayetlerden anlaşılacağı
üzere bu malların Peygamber ve Ehl-i
Beyt’e tahsis edilmesinin sebebi bu malların diğer
fakir Müslümanlara ulaşmasını sağlamaktır.
Çünkü Peygamber ve Ehl-i Beyt bu malları
ellerinde bulundurdukları takdirde bu mallar
ihtiyaç sahiplerine ulaşır ve onların ihtiyaçları
karşılanır böylece malların belli bir zümrenin
elinde dolaşması engellenmiş olur.

10. Ve onlardan sonra gelenler içindir.
Bunlar: “Ey Rabbimiz! Bizi ve iman etmekte
bizden öne geçmiş kardeşlerimizi
bağışla ve iman edenlere karşı kalplerimizde
bir kin koyma! Kuşkusuz, sen şefkatlisin
ve sürekli merhamet edensin.”

11. Münafıkların, kitap ehlinden kâfir olan
kardeşlerine, “Siz çıkarılsanız, kesinlikle
biz de sizinle birlikte çıkarız; size karşı
asla kimseye itaat etmeyiz ve size karşı savaş
açılırsa, mutlaka size yardım ederiz.”
dediklerini görmedin mi? Ama Allah, onların
yalan söylediklerine şahittir.

12. Onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar;
onlara karşı savaş açılsa, onlara
yardım etmezler; onlara yardım etseler
bile, geri dönüp kaçarlar; sonra da
kendilerine yardım edilmez.

13. Yüreklerinde Allah’tan daha çok
sizin korkunuz vardır. Çünkü onlar,
anlamayan bir toplulukturlar.

14. Onlar, toplu olarak sizinle, ancak
sağlam şehirlerde veya duvarlar arkasından
savaşırlar. Kendi aralarında savaşları
şiddetlidir. Onları birlik sanırsın,
oysa kalpleri birbirinden ayrıdır.
Çünkü onlar, düşünmeyen bir toplulukturlar.

15. Onların durumu, kendilerinden
önce yakın geçmişte işlerinin vebalini
tadan öncekilerin durumu gibidir ve
onlara acı bir azap vardır.

16. Durumları, Şeytan’ın durumuna
benzer ki insana, “İnkâr et.” dedi. İnsan
inkâr edince, “Ben senden uzağım;
ben, âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.”
dedi.

17. O ikisinin sonu, ebedi kalacakları
ateşte yanmak oldu. İşte bu, zalimlerin
cezasıdır.

18. Ey iman edenler! Allah’tan korkun
ve herkes, yarın için ne hazırladığına
baksın. Allah’tan korkun. Kuşkusuz,
Allah, yaptıklarınızdan iyice haberdardır.

19. Allah’ı unutup da Allah’ın da kendilerini
onlara unutturduğu kimseler
gibi olmayın. İşte onlar, yoldan çıkmış
kimselerdir.

20. Cehennem ehli ile cennet ehli eşit olmazlar;
başarılı olanlar, cennet ehlidir.

21. Eğer bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik,
onun Allah korkusundan tevazu
ederek dağıldığını görürdün. Bu örnekleri,
belki düşünürler diye insanlara
veriyoruz.

22. O, kendisinden başka hiçbir ilah
olmayan Allah’tır. Gizliyi de, açığı da
bilir. O, Rahman’dır ve Rahim’dir.

23. O, kendisinden başka hiçbir ilah
olmayan Allah’tır. Hükümrandır, münezzehtir,
esenliktir, mümindir, egemendir, üstündür, cebbardır ve uludur.
Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir.

24. O; yaratan, yaratığını eksiksiz yapan
ve biçimlendiren Allah’tır. En güzel isimler
O’nundur. Göklerde ve yerde olan her
şey O’nu tesbih eder. O, üstündür ve hikmet
sahibidir.

İmam Sadık (a.s), babasından, o da dedelerinden,
onlar da Emirü’l-Müminin’den şöyle
nakleder: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır.
Kim onları sayarsa, cennete girer.” Sonra o
isimleri zikretmiştir. Şeyh Saduk, bu hadisi aktardıktan
sonra şöyle der: “Saymaktan maksat,
bu isimleri bilmek ve manalarına tam olarak
vâkıf olmaktır; sadece saymak değildir.” (bk.
es-Safî, et-Tevhid’den naklen.)