Gadir-i Hum Hutbesi – Gadir-i Hum Hutbesi Nedir? Ne Zaman Tebliğ Edildi

Bismillahirrahmanirrahim

Senetli bir şekilde Alkame b. Muhammed Hazremî kanalıyla İmâm Muhammed Bâkır’dan [a.s] şöyle nakledilmiştir:

“Resûlullah [s.a.a], hacc görevini Medine’den [Mekke’ye] gidip yerine getirmiştir. O ana kadar hac ve velâyet dışında bütün şerî hükümleri insanlara tebliğ etmişti. Cebrâîl [a.s.], Resûlullah’a gelerek ‘Ya Muhammed!’ dedi, Allah sana selâm söylüyor ve şöyle buyuruyor: ‘Ben canını alacağım her peygamberimin ve her Resûlüm’ün canını, ancak dinimi kemâle erdirdikten ve hüccetimi tamamladıktan sonra alırım. Bu dinden de senin üzerinde tebliğ etmen gereken iki fariza kalmıştır, hac farizası ve senden sonrası için velâyet ve hilâfet farizası. Ben yeryüzümü asla hüccetsiz bırakmadım ve asla bırakmayacağım.’

Cebrâîl şöyle devam etti: ‘Allah sana, haccı kavmine tebliğ etmeni emrediyor. Seninle birlikte Medine ve etrafından ve bedevilerden kimin gitme imkânı varsa, onlar da seninle hac yapsınlar ki onlara da namazı, zekâtı ve orucu öğrettiğin gibi haccı da öğretesin…’ Bunun üzerine Allah Resûlü’nün münâdîsi insanlara şöyle seslendi: ‘Allah’ın Resûlü, hac yapmak istiyor ve önceki şer’î hükümlerde olduğu gibi, haccın da hükümlerini size öğretmeyi amaçlıyor.’ Böylece Resûlullah yola çıktı ve onunla birlikte birçok insan da yola koyuldu ve Resûlullah’ın ne yapmak istediğini görmek için ona kulak kesildiler. Bu seferde Medine ve etrafından ve bedevilerden Resûlullah ile hac yolculuğuna çıkanların sayısı, yetmiş bin kişi veya biraz üzerindeydi.

Resûlullah, hac farizasını bitirip Medine’ye doğru yola çıktı. Cuhfe’ye varmadan, Ğadîr Hum denen yere vardığında Cebrâîl nâzil olup, ‘Ey Muhammed!’ dedi, Allah sana selâm ediyor ve şöyle buyuruyor:

“Ey Resûl, sana indirileni tebliğ et [insanlara ulaştır], eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Ve Allah seni insanlardan koruyacaktır.” [Maide, 67]

Bir ucu Cuhfe’ye yaklaşan Müslümanların önde gidenlerinin geriye çağrılmalarını ve geride kalanlarının da orada toplanmalarını emretti… Ardından Allah Resûlü namaza toplanma emri verdi. Orada bulunan ağaçların altının temizlenmesi ve minber şeklinde taşların üst üste kurulmasını emretti ve insanları iyi görebilmesi için onların üzerine çıktı ve Allah’a hamd u senâ ederek şöyle başladı sözlerine:

“Hamd ve senâ, birliğinde yüce, tekliğinde yakın, sultasında celâletli ve erkanında azim olan Allah’a mahsustur. Allah’ın ilmi, yerlerinde kaldıkları hâlde her şeyi kuşatmıştır. O, bütün yaratıkları kudret ve bürhanıyla hâkimiyeti altına almıştır. Allah sürekli olarak şükredilmiş ve sürekli de övülecektir. O yok olmayan bir azametin sâhibidir. Yaratan O’dur. Yeniden dirilten de O’dur. Her iş, O’na dönmektedir. Yükseltilmişleri [göklerden ve semâvi cisimleri] vücuda getiren, serilenleri [yeryüzündekileri] seren, yerlerin ve göklerin hükümranı, pak, tenzih edilmiş, meleklerin ve ruhun Rabbi, yarattığı her şeye ihsanda bulunan, kendisine yaklaşan herkese lütfeden O’dur. Her göz O’nun gözetimindedir, ama gözler O’nu göremez.

Allah ikram edici, hilim sâhibi ve tahammül edicidir. Rahmeti her şeyi kuşatmış, nimeti ile hepsine ihsanda bulunmuştur. İntikam almada acele davranmaz ve müstahak olunan azabına hemen teşebbüste bulunmaz.  Bâtınları ve gizlilikleri anlar, içleri bilir, gizlenmişler, O’na saklı kalmaz ve gizlilikler O’na karmaşık gelmez. Her şeyi ihâta eden, O’dur. Her şeye galebe çalan, O’dur. Her şeyde kuvvet O’dur, her şey üzerindeki kudret O’dur. O’nun gibi bir şey yoktur. Hiçbir şey yokken, bir şey var eden O’dur. Dâimîdir, adâlet ile kâimdir. İzzet ve hikmet sâhibi olan O’ndan başka bir ilah yoktur.

O gözlerin idrakinden yücedir, ama kendisi gözleri derk eder-görür. O, lütuf sâhibi ve bilendir. Hiç kimse görmekle sıfatlarına ulaşamaz ve hiç kimse bizzat Aziz ve Celil olan Allah’ın kendisinin kılavuzluk ettiği dışında gizli ve açık niteliği hakkında bir şey elde edemez.

Şehâdet ederim ki O öyle bir Allah’tır ki kutsiyyeti, zamanı doldurmuştur. O’nun nûru, ebediyyeti kapsamıştır. O, emirlerini istişâre edilen kimselerle istişâre etmeksizin icrâ etmektedir, takdirinde ortağı bulunmamakta ve tedbirinde hiçbir yardım görmemektedir. Yarattığı her şeyi örnek ve misali olmaksızın, hiç kimseden yardım almadan, zahmete katlanmadan ve fikir ve çare bulmaya ihtiyaç duymadan yaratmıştır. Allah yaratıkları icat etti ve onlar da vücuda geldiler. Yarattı ve onlar da zâhir oldular. Evet O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır, O ki yaptığı sağlam ve işi güzeldir, zulmetmeyen bir âdil ve işlerin kendisine döndüğü bir kerem sâhibidir.

Şehâdet ederim ki her şeyin, azameti karşısında tevazu gösterdiği ve her şeyin, izzeti karşısında zelil olduğu ve her şeyin, kudreti karşısında teslim olduğu ve her şeyin, heybeti karşısında huzû gösterdiği [boyun eğdiği] ilah O’dur. Padişahların padişahı, eflakin [galaksilerin] döndürücüsü, güneş ve ayı râm eden de O’dur. Herşey tayin edilmiş bir zamanla hareket etmektedir. Süratle birbirlerini takip eden geceyi gündüze ve gündüzü de geceye giydirmektedir. Her inatçı zorbayı döküp kıran ve her isyankar şeytanı helak eden O’dur.

O’nun için bir zıt ve onunla birlikte bir eş mevcut değildir, tek ve ihtiyaçsızdır, doğurulmamış ve doğurmamıştır, O’nun hiçbir benzeri yoktur, tek olan Allah ve azamet sâhibi bir Rab’dir, istemekte, ardından yerine getirmektedir, irade etmekte, ardından mukadder kılmakta, bilmekte, ardından saymaktadır, öldürmekte ve diriltmektedir, fakir kılmakta ve zenginleştirmektedir, güldürmekte ve ağlatmaktadır, yakın kılmakta ve uzaklaştırmaktadır, esirgemekte ve bağışta bulunmaktadır, hükümdarlık O’nundur, hamd ve senâ O’na mahsustur, hayır onun elindedir. O, her şeye kâdirdir.

Geceyi gündüze ve gündüzü geceye giydirir, O’ndan başka ilah yoktur. Allah izzet ve mağfiret sâhibidir, duâlara icâbet eden, çok ihsanda bulunan, nefesleri sayandır. Cin ve insanların Rabbidir. Hiç bir şey O’na zor gelmez. Yardım isteyenlerin feryadı O’nu usandırmaz, ısrar edenlerin ısrarı onu bıktırmaz. Sâlihlerin koruyucusu, kurtuluşa erenlerin başarıya ulaştırıcısı, müminlerin ihtiyaç sâhibi ve âlemlerin Rabbi’dir.

Yarattığı her şeyden dolayı kendisine her hâlde şükredilmesi gereken Allah’tır. O’na hamd ediyorum, sürekli şükrediyorum. Sıkıntı ve rahatlık hâlinde, zorluk ve huzur hâlinde O’na şükrediyorum. O’na meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ediyorum. O’nun emrini dinliyor, sadece O’na itâat ediyorum. O’nu hoşnut eden şeylere teşebbüste bulunuyorum. İtaatinde rağbet ettiğim için ve cezâsından korktuğum için O’nun mukadderatı karşısında teslim oluyorum. Zira hilesinden güvende olunmayan [yapılan hilelere uygun zamanında karşılık veren] ve zulmünden korkulmayan [yani asla zulmetmeyen] Allah O’dur.

Allah için nefsim hususunda kulluğumu itiraf ediyorum ve O’nun Rab olduğuna tanıklık ediyorum. Bana vahyettiği her şeyi edâ ediyorum, zira eğer onu edâ etmezsem, bana azabının ineceğinden korkuyorum. Şüphesiz O’nun azâbını, her ne kadar büyük hile yapsa-düzen kursa da ve dostluğu hâlis olsa da hiç kimse defedemez. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah bana nâzil buyurduğunu tebliğ etmediğim taktirde, risâletimi edâ etmemiş olacağımı ilan etti. Beni insanların Şerrinden koruyacağını garantiledi. Allah kifâyet eden ve yücelik sâhibidir.

Allah bana şöyle vahyetmiştir:
“Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.” [Mâide, 67]

Ey insanlar, ben Allah’ın bana nâzil buyurduğu hiçbir şeyi ulaştırma hususunda kusur etmedim ve ben bu âyetin nüzul sebebini sizlere beyân ediyorum:

Cebrâîl üç defa bana nâzil oldu ve Selâm sâhibi olan – ki o Selâm’dır- Rabb’im tarafından bu toplantı yerinde ayağa kalkarak, beyaz ve siyah [ırktan] herkese şunu ilan etmemi emretti: “Ali bin Ebî Tâlib, benim kardeşimdir, vasîmdir, halifemdir ve benden sonra imâmdır. Onun bana nispet makamı, Hârûn’un Musâ’ya olan makamı gibidir, şu farkla ki benden sonra Peygamber-Nebî gelmeyecektir. O, Allah ve Resûlü’nden sonra sizlerin velisidir [velâyet ve tasarruf sâhibidir]” diye ilan etmemi emretti. Allah, bu konuda kitabından bana bir de âyet nâzil buyurdu:  “Şüphesiz sizin veliniz, Allah, Resûlü, iman edip namaz kılanlar ve rükû hâlinde zekât veren müminlerdir.“[Maide, 55]

Namaz kılıp rükû hâlinde zekât veren ve her hâlinde Allah’a yönelen kimse Ali bin Ebî Tâlib’dir.

Ey insanlar, ben Cebrâîl’den benim için Allah’tan, beni bu önemli şeyi tebliğ etmekten mazur görmesini dilemesini istedim. Zira takvâ sahiplerinin azlığını, münâfıkların çokluğunu, kınayanların fesadını, İslam’ı alaya alanların hilelerini biliyorum. Onlar Allah’ın, kitabında kendilerini şöyle nitelendirdiği kimselerdir:

“Hani siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyor, ağızlarınızla hiçbir bilgi sâhibi olmadığınız bir şeyi söylüyor ve onu kolay sanıyordunuz. Halbuki o Allah katında büyük bir günahtır.” [Nur, 15]

Hakeza, münafıklar defalarca bana eziyette bulundular ve beni, “uzun” [her söze kulak asan kimse] olarak adlandırdılar. Onlar Ali’nin benden ayrılmaması, benim kendisine teveccüh etmem sebebiyle böyle olduğumu sandılar. Sonunda Allah şu âyeti nâzil buyurdu:

“[Yine o münâfıkların içinde:] ‘O [Peygamber her söyleneni dinleyen] bir kulaktır’, diyerek Peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır.”[Tevbe, 61]

Eğer ben, bana bunu [her söze kulak veren kimse olmayı] isnat edenleri açığa vurmak istersem, edebilirim. Eğer onların şahsına işâret etmek istersem, işâret de edebilirim. Eğer onları alametleriyle tanıtmak istersem, tanıtabilirim. Ama Allah’a yemin olsun ki ben onların işi hususunda yücelik gösterdim.

Bütün bunlardan sonra Ali hakkında bana nâzil olan şeyi tebliğ etmediğim taktirde, Allah asla benden razı olmayacaktır.” Peygamber [s.a.a] daha sonra şu âyeti tilâvet buyurdu:  “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”

Ey insanlar, biliniz ki Allah Muhâcirlere, Ensâr’a ve onlara iyilikle tabi olanlara, köylüye ve şehirliye, Arab’a, ve Acem’e, özgüre ve köleye, büyüğe ve küçüğe, beyaza ve siyaha, ona [Ali’ye] itâat etmeyi farz bilmiş, onu imâm ve yetki sâhibi kılmıştır. Her muvahhid için O’nun hükmünü icrâ etmesi, sözüyle amel etmesi, emrini kabullenmesi gerekir. Her kim O’na muhalefet ederse, mel’undur. Her kim O’na tabi olursa ve O’nu tasdik ederse, Allah’ın rahmetine mazhar olacaktır. Allah, O’nu ve O’nu dinleyip kendisine itâat eden herkesi bağışlamıştır.

Ey insanlar, bu, böylesine bir toplulukta ayağa kalktığım son defadır. O hâlde işitiniz, itâat ediniz, Rabbiniz olan Allah’ın emri karşısında teslim olunuz. Zira Allah-u Teâlâ sizin mevlânız ve mabudunuzdur. Allah’tan sonra [şu anda] ayakta sizleri muhatap kılan, O’nun Resûlü olan Muhammed sizin velinizdir. Benden sonra da Ali Allah’ın emriyle sizin veliniz ve imâmınızdır.

İmâmet makamı O’ndan sonra da Allah ve Resûlü’yle görüşeceğiniz güne [Kıyamete] kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır.  Allah’ın helal kıldığı hususlar dışında bir helal yoktur. Allah’ın sizlere haram kıldığı şey dışında da bir haram yoktur. Allah bana helal ve haramı tanıtmış ve Rabb’imin Kitab’ından, helal ve haramından bana öğrettiği her şeyi de ben O’na öğretmişim.

Ey insanlar, Allah var olan her ilmi bende bir araya toplamıştır. Ben de öğrendiğim her ilmi takvâ sahiplerinin İmâmı’nda [Ali’de bir araya] topladım. Var olan her ilmi mutlaka Ali’ye öğrettim. Allah’ın Yâsîn sûresinde andığı “Biz her şeyi apaçık bir imamda saymışızdır.”[Yasin, 12]  âyetindeki, “İmâm-i Mübin / Apaçık İmam” O’dur.

Ey insanlar, O’ndan [Ali’den] başkasına yönelerek sapıklığa düşmeyin. O’ndan yüz çevirmeyin, O’nun velâyetinden ayrılmayın. O, hakka hidâyet eder ve hak ile amel eder. Bâtılı iptal eder ve bâtıldan sakındırır. Allah yolunda kınayıcıların kınaması ona engel olamaz. O [Ali], Allah’a ve Resûlü’ne iman eden ilk kimsedir. Bana iman husussunda hiç kimse ondan öne geçmemiştir. O, canıyla Allah Resûlü’nün yolunda her türlü fedakarlığa katlanmıştır. İnsanlardan hiç kimse O’nunla Allah’a ibâdet etmediği bir zamanda O, Allah Resûlü’yle birlikteydi. Namaz kılan ilk kimse O’dur.

Benimle birlikte Allah’a ibâdet eden ilk kimse de O’dur. Allah tarafından yerime yatağıma yatmasını emrettim. O da canını bana fedâ ederek benim yerime yatağıma yattı.  Ey insanlar, O’nu üstün bilin, hiç şüphesiz, Allah O’na üstünlük vermiştir. O’nu kabul edin, şüphesiz Allah O’nu tayin etmiştir.

Ey insanlar, O, Allah tarafından tayin edilen İmâm’dır. Her kim O’nun velâyetini inkâr ederse, şüphesiz Allah tevbesini kabul etmez ve onu bağışlamaz. Allah’ın O’na muhalefet eden kimseye böyle davranacağı kesindir. Allah ona böyle yapar ve onu ebediyete kadar, sonsuza dek şiddetli azapla azaplandırır. O hâlde O’na muhalefet etmekten sakının. Aksi takdirde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşe duçar olursunuz.

Ey insanlar, Allah’a yemin olsun ki önceki peygamberler ve elçiler bana müjde vermişlerdir ve ben Allah’a yemin olsun ki peygamber ve elçilerin sonuncusuyum, gök ve yerdeki bütün yaratıkların üzerinde hüccetim. Her kim bu konuda şek ederse câhiliyye küfrü gibi kâfir olmuş olur. Her kim bu sözümden bir şeyde şek ederse bana nâzil olmuş olan her şeyden şek etmiştir. Her kim İmâmların birinde şüphe ederse onların tümünde şüphe etmiştir ve kim bizim hakkımızda şüpheye kapılırsa, hiç şüphesiz ateştedir.

Ey insanlar, Allah, bu üstünlüğü bana bağışta bulunmuştur, bu O’nun bana bir minneti ve O’ndan bana bir ihsandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Ebediyyete kadar, sonsuza dek, her haliyle O’na hamd ve senâda bulunuyorum.

Ey insanlar, Ali’yi üstün biliniz. Zira O, Allah rızk indirdiği ve yaratıklar bâki kaldığı müddetçe kadın ve erkek tüm insanların en üstünüdür. Bu sözü reddeden ve O’nunla uyumlu olmayan kimse mel’undur, mel’undur, gazaba uğramıştır, gazaba uğramıştır!

Biliniz ki Cebrâîl, Allah tarafından bu haberi benim için nâzil kıldı ve şöyle buyurdu: “Her kim Ali’ye düşmanlık eder ve velâyetini kabul etmezse, lânetim ve gazabım onun üzerine olsun.”

Herkes yarın için önceden ne göndereceğine baksın. Ali’ye muhalefet etmekten ve ayağının sâbit olduktan sonra sürçmesinden dolayı Allah’tan korksun. Allah yaptıklarınızdan hiç şüphesiz haberdardır…

Ey insanlar, Kur’ân hakkında tefekkür ediniz, âyetlerini anlamaya çalışınız, muhkem âyetlerine bakınız, müteşâbih âyetlerinin ardından koşmayınız.

Allah’a yemin olsun ki Kur’ân’ın bütününü sizlere beyan edebilecek ve tefsirini sizler için açıklayabilecek olan kimse, benim elinden tuttuğum, O’nu kendime doğru yükselttiğim, pazısından tuttuğum, iki elimle kaldırdığım ve sizlere, “Ben kimin mevlâsıysam bu Ali de onun mevlâsıdır” diye bellettiğim kimsedir ve o benim kardeşim ve vasîm [yerime geçecek olan] Ali b. Ebî Tâlib’dir. O’nun velâyeti, bana nâzil buyuran Allah tarafındandır.

Ey insanlar, Ali ve O’nun soyundan olan temiz çocuklarım, sıkl-i asğar [daha küçük değerli emânet] ve Kur’ân ise sıkl-i ekber [daha büyük değerli emânet]dir. Bu ikisinden her biri diğerini haber vermekte ve onunla uyum içinde bulunmaktadır. Onlar Kevser havuzunun başında yanıma gelinceye kadar, asla birbirinden ayrılmazlar. Biliniz ki onlar, insanlar arasında Allah’ın emin kulları ve yeryüzündeki hâkimleridir.

Biliniz ki ben eda ettim! Biliniz ki ben tebliğ ettim! Biliniz ki ben duyurdum! Biliniz ki ben açıkladım! Biliniz ki Allah buyurmuştur ve ben Aziz ve Celil olan Allah adına konuşuyorum. Biliniz ki “Müminlerin Emiri” sadece benim bu kardeşimdir. Biliniz ki “Müminlerin Emiri” olmak, benden sonra O’ndan başka hiç kimse için helal değildir.

Daha sonra Peygamber [s.a.a] eliyle Ali’nin pazısından tuttu ve yukarı kaldırdı. Müminlerin Emiri [a.s] ise Peygamber [s.a.a] minberin üstüne çıktığı zamandan beri, O’ndan bir basamak aşağıda bulunuyordu. Peygamber’in yüzüne [s.a.a] oranla sağ tarafa meyletmişti ve dolayısıyla da her ikisi de bir mekanda durmuş gibiydiler.

Sonra Peygamber [s.a.a] elini kaldırdı. Her ikisi de elini göğe doğru açtı. Ali’yi yerinden kaldırdı ve ayağı Peygamber’in diziyle aynı hizaya geldi. Daha sonra Peygamber şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, bu Ali’dir, O, benim kardeşim, vasîm, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerinde halifemdir. Allah’ın Kitabını tefsir etmekte, Allah’a davet etmekte, Allah’ı râzı eden şeylerle amel etmekte, Allah’ın düşmanlarıyla savaşmakta, Allah’a itâatle dostluk etmekte ve Allah’a isyan etmekten sakındırmakta benim yerime geçen kimsedir.

Allah Resûlü’nün halifesi O’dur, Müminlerin Emiri O’dur, Allah tarafından hidâyet imâmı odur. Nâkısîn [ahdini bozan Cemel ashabı], Kâsıtîn [Zulmeden Muaviye taraftarları] ve Mârikîn’i [dinden çıkan Hâriciler’i] Allah’ın emriyle öldüren O’dur.

Allah şöyle buyurmuştur:  “Nezdimde söz değişmez.”

Ey Rabbim, senin emrinle şöyle diyorum: “Allah’ım, Ali’yi seven kimseyi sev, Ali’ye düşman olan kimseye düşman ol, O’na yardım edene yardım et, O’nu yalnız bırakan kimseyi sen de yalnız bırak. Ali’yi inkâr eden kimseye lanet et, Ali’nin hakkını inkâr eden kimseye gazap et.”

Ey Rabbim, sen, bu konu aydınlandıktan ve Ali’yi bugün tayin ettikten sonra şu âyeti bana nâzil buyurdun:

“Bugün, size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam’ı beğendim.”[Maide, 3]

“Kim, İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O, âhirette de kaybedenlerdendir.”[Al-i İmran, 85]

Ey Rabbim, seni de şâhit tutuyorum ki ben tebliğ ettim.

Ey insanlar, Allah dininizi imâmetle kâmil buyurmuştur. O hâlde Kıyâmet gününe ve Allah’ın huzuruna varılacağı güne kadar, her kim O’na ve benim çocuklarımdan ve O’nun soyundan gelecek vasîlere iktidâ etmezse-uymazsa, böyle kimselerin amelleri dünyâ ve âhirette yok olmuş olur ve sürekli azap içinde bulunurlar, azapları asla hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.

Ey insanlar, bu Ali, sizlerden bana en çok yardım eden, bana en lâyık olan, bana en yakın bulunan ve nezdimde en değerli olan kimsedir. Aziz ve Celil olan Allah ve ben O’ndan razıyız. Kur’ân’da Ali dışında hiç kimse hakkında rızâyet âyeti [kendisinden razı olunduğunu bildiren bir âyet] inmemiştir. Allah, müminlere hitap ettiği her yerde önce ona hitap etmiştir.

Kur’ân’da var olan övgü âyetleri onun hakkındadır ve Allah, İnsan sûresinde sadece onun cennete gireceğine şahadette bulunmuştur. Bu sûreyi ondan başkası hakkında nâzil buyurmamış ve bu sûreyle ondan başkasını övmemiştir.

Ey insanlar, O [Ali], Allah’ın dininin yardımcısı, Allah Resûlü’nün [s.a.a] savunucusudur. O, takvâlı, temiz, hidâyet eden ve hidâyet olmuş kimsedir. Peygamberiniz en iyi Peygamber, vasîniz en iyi vasî, onun çocukları da en iyi vasîlerdir. Ey insanlar, her peygamberin soyu kendi sulbündendir. Ama benim neslim, Müminlerin Emiri Ali’nin sulbündendir.

Ey insanlar, Şeytan Âdem’i hasetle cennetten dışarı çıkardı. Sakın Ali’ye haset etmeyiniz. Aksi taktirde amelleriniz boşuna gider, ayaklarınız sürçer. Âdem bir sürçme sebebiyle yeryüzüne gönderildi. Oysa Âdem, Allah’ın seçtiği kimseydi. O hâlde sizler, aranızda Allah’ın düşmanları olduğu hâlde nasıl bir halet içinde olacaksınız? Biliniz ki sadece şekâvet sâhibi kimse, Ali’ye düşmanlık eder ve sadece takvâ sâhibi kimse, Ali’yle dost olur. Ali’ye sadece halis mümin olan kimse iman eder. Allah’a yemin olsun ki Asr sûresi Ali hakkında nâzil olmuştur:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Asra andolsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir.”

Asra andolsun ki iman eden, hak ve sabırdan hoşnut olan Ali dışında tüm insanlar hüsran içindedir.

Ey insanlar, ben Allah’ı şâhit tuttum, risâletimi sizlere tebliğ ettim. Peygamber’in sadece açıkça tebliğ etmeden başka bir sorumluluğu yoktur. Ey insanlar, Allah’tan hakkıyla korkun ve dünyadan sadece Müslüman olarak ayrılın.

“Ey Kitap verilenler, bir takım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut cumartesi ashabını [Yahûdileri] lânetlediğimiz gibi lânetlemeden önce, elinizdeki Kitab’ı tasdik ederek indirdiğimiz Kur’ân’a iman edin.”[Nisa, 47]

Ey insanlar, Allah’a yemin olsun ki bu âyette kendilerini isim ve soylarıyla bildiğim ashabımdan bir grup kastedilmiştir. Ama onları ifşa etmemekle görevlendirildim. O hâlde her kim amel ederse, kalbinde Ali’ye karşı taşıdığı sevgi veya kinle mutâbık olan şeyi bulacaktır. Ey insanlar, Aziz ve Celil olan Allah tarafından bana bir nur verilmiş, benden sonra Ali b. Ebî Tâlib’e ve ondan sonra da Mehdi-i Kâim’e kadar, onun nesline verilmiştir.

Mehdi de Allah’ın hakkını ve bize ait olan her hakkı geri alır. Zira Allah bizleri kusur edenlere, düşmanlık gösterenlere, muhâliflere, hâinlere, günahkarlara, zâlimlere ve tüm âlemlerden gasp edenlere karşı hüccet karar kılmıştır.

Ey insanlar, sizleri Allah’tan korkutuyorum ve uyarıyorum ki ben Allah’ın Resûlü’yüm. Benden önce de peygamberler var olmuştur. Ben ölür veya öldürülürsem, sizler gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah çok yakında şükredenlere ve sabredenlere mükâfât verecektir. Biliniz ki sabır ve şükürle nitelendirilen Ali’dir. O’ndan sonra da O’nun neslinden olan çocuklarım da aynen böyledir.

Ey insanlar, Müslüman oluşunuz sebebiyle bana, hatta Allah’a minnet etmeye kalkışmayın. Aksi taktirde Allah amellerinizi ortadan kaldırır, size gazap eder ve Allah sizleri ateşten ve [erimiş] bakırdan alevlere müptelâ kılar, şüphesiz Rabb’iniz pusudadır.

Ey insanlar, benden sonra da ateşe davet edecek olan imâmlar olacaktır, onlar Kıyâmet günü yardım görmezler. Ey insanlar, Allah ve ben onlardan uzağız. Ey insanlar, onlar ve yardımcıları, onlara tabi olanlar, onları takip edenler, ateşin en alt derecesinde olacaklardır ve kibirli kimselerin yeri nede kötüdür!  Biliniz ki onlar, Ashab-ı Sahife’dir. O hâlde sizden her biriniz kendi sahifesine baksın.”

Râvî şöyle diyor: “Peygamber [s.a.a], “Ashab-i Sahife” adını zikredince insanların çoğu Peygamber’in bu sözden neyi kastettiğini anlamadılar. Kendileri için bir soru teşkil etti. Oradakilerden çok azı Peygamber’in maksadını anlayabildi.”

“Ey insanlar, ben hilâfet emrini Kıyâmet gününe kadar imâmet veraseti olarak neslime emanet ediyorum. Ben tebliğ etmekle görevli olduğum şeyi tebliğ ettim ki, burada hazır olan ve olmayan, dünyaya gelen ve gelmeyen herkese hüccet olsun. O hâlde Kıyâmet gününe kadar, burada hazır olanlar hazır olmayanlara ve babalar çocuklarına ulaştırsınlar.

Çok yakında benden sonra imâmeti padişahlık olarak zulüm ve zorbalıkla alacaklardır. Allah gasp edenlere ve [bu hakka] tecavüzde bulunanlara lanet etsin. Bu esnada ey insanlar ve cinler, sizlere dökülmesi gerekeni döker, sizlere ateş ve [erimiş] bakırdan alevler gönderir ve siz onu asla defedemezsiniz.

Ey insanlar, Allah sizleri, kötüyü iyiden ayırt etmek için başıboş bırakmamıştır. Allah sizleri gaipten haberdâr kılmamıştır. Ey insanlar, Allah, Kıyâmet kopmadan ünce yalanlamaları sebebiyle bayındır olan her bölgeyi helak edecektir ve onu Mehdi’nin hâkimiyyeti altına geçirecektir. Allah kendi vaat ettiği şeyi uygulayacaktır.

Ey insanlar, sizden öncekilerin çoğu helak oldu. Allah onları helak etti ve gelecek nesilleri de helak edecek olan O’dur. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız. Suçlulara böyle yaparız. O gün yalanlamış olanların vay haline!”[Müselat, 16-19]

Ey insanlar, Allah bana emretmiş ve beni sakındırmıştır. Ben de Allah’ın emriyle Ali’ye emrettim ve O’nu sakındırdım. Emir ve yasaklama ilmi onun nezdindedir. O hâlde O’nun emrini dinleyiniz ki esenlikte kalasınız. O’na itâat edin ki hidâyet bulasınız. O’nun yasaklamalarını kabul edin ki doğru yolda olasınız ve O’nun maksat ve muradına doğru hareket edesiniz ve bilinmedik yollar sizleri O’nun yolundan alıkoymasın.

Ey insanlar, ben Allah’ın uymayı emrettiği doğru yoluyum. Benden sonra da Ali ve sonra onun neslinden olan çocuklarım da hidâyet imâmlarıdır. Hakka hidâyet eder, hakkın yardımıyla adâlet üzere davranırlar.

Daha sonra Peygamber [s.a.a] şu âyeti tilavet buyurdu:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın Adıyla. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur…”

Hamd sûresini sonuna kadar okudu ve daha sonra şöyle buyurdu: “Bu sûre benim hakkımda nâzil olmuştur. Allah’a yemin olsun ki onlar [İmâmlar] hakkında nâzil olmuştur. Genel olarak onlara şâmildir, özel olarak da onlar hakkındadır. Onlar Allah’ın dostlarıdır, onlara bir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler. Biliniz ki Allah’ın hizbi galip gelecektir.

Biliniz ki onların düşmanları, sefihler [beyinsizler], sapıklar ve şeytanın kardeşleridir. Onlar batıl şeyleri gurur yüzünden birbirine iletirler.

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları ise Allah’ın kitabında kendilerini zikrettiği ve

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir millettir, babaları veya oğulları veya kardeşleri yada akrabaları olsa bile Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. işte Allah, imanı bunların kalplerine yazmıştır…”[Mücadele, 22]

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları, Allah’ın kendilerini nitelendirdiği ve haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

“İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık karıştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.”[En’am, 82]

Biliniz ki onların [Ehli Beyt’in] dostları iman edenler ve şüpheye düşmeyen kimselerdir.

Biliniz ki onların [Ehli Beyt’in] dostları esenlikle ve güven içinde cennete girenlerdir. Melekler selâmla onları karşılamaya gelirler ve şöyle derler: “Selâm olsun size, tertemiz oldunuz. O hâlde ebedi olarak Cennete giriniz.”

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları, cennetin kendilerinin olduğu ve içinde hesapsız rızıklanan kimselerdir.

Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları ise ateşin alevleri içine girecek olan kimselerdir. Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları cehennemden kaynadığı hâlde korkunç bir ses duyan ve cehennemin alevlenmesini gözleriyle gören kimselerdir.

Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:  “Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lânet eder.“[A’raf,38]

Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

“Oraya atıldıkları zaman, bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Onlar: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik” derler… Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!”[Mülk, 8-11]
Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları, gizlide Rab’lerinden korkan ve kendileri için mağfiret ve büyük ecir bulunan kimselerdir.  Ey insanlar, ateşin alevleri ve büyük ecir arasındaki fasıla ne de uzundur!

Ey insanlar, bizim düşmanlarımız, Allah’ın kendilerini kınadığı ve lânet ettiği kimselerdir. Bizim dostlarımız da Allah’ın kendilerini methettiği ve sevdiği kimselerdir.  Ey insanlar, biliniz ki ben uyarıcı ve korkutucuyum, Ali de müjdeleyicidir.  Ey insanlar, biliniz ki ben uyarıcıyım ve sakındırıcıyım. Ali ise hidâyet edicidir.

Ey insanlar, Ben Peygamberim, Ali ise benim halifemdir.

Ey insanlar, biliniz ki ben peygamberim ve Ali de bundan sonra benim vasîm ve imâmdır. O’ndan sonraki İmâmlar da onun evlatlarıdır. Biliniz ki ben onların babasıyım. Onlar da onun [Ali’nin] sulbünden vücuda gelecektir.

Biliniz ki imâmların sonuncusu, bizden kıyam edecek olan, Mehdi’dir. Dinlere galip gelecek olan Odur, zâlimlerden intikam alacak olan, Odur, kaleleri fetheden ve onları yok eden kimse de Odur, şirk ehlinden her kabileye üstün gelen ve onları hidâyet eden, O’dur.

Biliniz ki Allah’ın evliya kullarına ait her kanın intikamını alacak olan O’dur. Allah’ın dinine yardım edecek olan da O’dur.

Biliniz ki derin denizden istifâde eden O’dur, her fazilet sâhibine fazileti miktarınca ve cehalet sâhibine cehaleti miktarınca karşılık verecek olan O’dur. Allah’ın seçtiği ve seçkin kıldığı kimse O’dur. Her ilmin vârisi ve her anlayışı ihata eden O’dur.

Biliniz ki Rabb’inden haber veren O’dur, ilahi âyetleri yukarı yükselten O’dur, hidâyete eren temeli sağlam kimse O’dur ve işlerin kendisine ısmarlandığı kimse de O’dur. Öncekilerin müjdelediği kimse O’dur. Hüccet olarak baki kalacak olan O’dur ve O’ndan sonra hiç bir hüccet yoktur. Var olan her hak O’nunladır ve var olan her nur O’nun nezdindedir.

Biliniz ki o gâlibi olmayan kimsedir. Hiç kimseye O’nun aleyhine yardım edilmez. Allah’ın yeryüzündeki velisi, kulları arasında hükmedicisi, gizli ve açık eminidir.

Ey insanlar, ben sizler için açıkladım ve sizlere anlattım. Benden sonra sizlere anlatacak olan da Ali’dir.

Biliniz ki ben, hutbemin sonunda sizleri biat etmek ve O’na ikrarda bulunmak için elinizi uzatmaya davet ediyorum ve benden sonra da sizleri kendisiyle biatleşmeye dâvet ediyorum.

Biliniz ki ben Allah’a biat ettim, Ali de bana biat etti ve ben de Allah tarafından O’nun için sizlerden biat alıyorum. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:[Fetih, 10]

“Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler [biat edenler], Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dünmüş olur ve kim Allah’a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.”

KAYNAKLAR :

İbn-i Cebir, “Nehc’ül İman” S. 91-112
El-Meclisi, “Bihar’ül Envar” C. 37, S. 201-217
Eş-Şeyh Cafer En-Nakdi , “Envarül Aleviyye” s. 60-70
Faris Husün Kerim “Er-Revd’un Nadir” S. 19-38
Et-Tıbrisi , “El-İhticac” C. 1, S. 68- 84
Seyyid bin Tavus El Hasani “El Yakîn Fi İmret Emir’ül Müminin” S. 343-361
El-Fettal en-Nisaburi, “Ravdat’ül Vaizin” S. 89-99
Muhammed Bakır el-Ansari, “Hutbet’ül Gadir” S. 25-58
Ravzatü’l-Muttakîn, c. 13, s. 247,
Ali Rızâ Sâbirî “1001 Hadis Işığında İmam Ali” [as] S. 202-221 587.  Hadis

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir