Fussilet Suresi Türkçe Meali

FUSSİLET SÛRESİ CÜZ: 24, SÛRE: 41 

Mekke’de inmiştir; 54 ayettir.

Bu adı, üçüncü ayetinde yer alan “açıklanmış”
anlamında “Fussilet” kelimesinden almıştır.
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim
Ha Mîm Secde (Fussilet) Sûresi’ni okursa, kıyamet
günü gözünün alabildiği mesafe kadar
nuru olur ve dünyada beğenilen ve imrenilen
biri olarak yaşar.” (bk. Sevabu’l-A’mal ve
Mecmau’l-Beyan.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Rahman ve Rahim tarafından indirilmiştir.

3. Ayetleri açıklanmış bir kitaptır. Bilen
bir topluluk için Arapça bir Kur’ân’dır.

4. Müjdeci ve uyarıcıdır. Fakat
onların çoğu yüz çevirmişlerdir,
artık işitmezler.

5. “Bizi çağırdığınız şeye karşı kalplerimizde
perdeler var, kulaklarımızda da
bir ağırlık var ve bizimle senin aranda
bir perde var. Artık sen (dinince) çalış,
biz de çalışmaktayız.” dediler.

6. De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim,
bana ilahınız bir ilah olduğu vahyedilmektedir.
Artık O’na yönelerek
sebat gösterin ve O’ndan bağışlanma
dileyin. Ortak koşanların vay hâline!”

7. Onlar, zekâtı vermezler ve onlar,
ahireti de inkâr ederler.

8. Kuşkusuz, iman edip doğru işler
yapanlara kesintisiz (minnetsiz) bir
mükâfat vardır.

9. De ki: “Siz yeri iki günde yaratanı
inkâr edip O’na eşler mi kabul ediyorsunuz?!
O, âlemlerin Rabbidir.”

10. “O, yeryüzünün üstünde sabit
dağlar yerleştirdi, orada bolluk var
etti ve gıdalarını, isteyenler için eşit
olarak dört günde (dört mevsimde)
kararlaştırdı.

11. Sonra bir duman olan göğe yöneldi;
ona ve yere, “İster gönüllü, ister
gönülsüz gelin.” dedi. “Gönüllü olarak
geldik.” dediler.

12. “Onları yedi gök olarak iki günde
var etti ve her göğe işini vahyetti. Dünya
göğünü kandillerle süsledik ve koruduk.
İşte bu, üstün ve bilen Allah’ın
koyduğu ölçüdür.”

13. Eğer yüz çevirseler, artık de ki:
“Sizi Ad ve Semud’un uğradığı yıldırıma
benzer bir yıldırıma karşı uyarıyorum.”

14. Hani, “Allah’tan başka bir şeye tapmayın.”
diye önlerinden ve arkalarından
onlara peygamberler gelmiş, onlar
da, “Eğer Rabbimiz dileseydi, melekler
indirirdi. Biz sizin ulaştırmak için gönderildiğiniz
şeyleri inkar etmekteyiz.”
demişlerdi.

15. Ad’a gelince; onlar, haksız yere yeryüzünde
büyüklük taslamışlar ve “Bizden
daha güçlü kim var?” demişlerdi.
Onları yaratan Allah’ın kendilerinden
daha güçlü olduğunu görmediler mi?!
Onlar, bizim ayetlerimizi bile bile inkâr
ediyorlardı.

16. Biz de onlara, dünya hayatında
aşağılatıcı azabı tattırmak için uğursuz
günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı ise daha aşağılayıcıdır. Onlar
yardım da görmezler.

17. Semud’a gelince; biz onları (doğru
yola) hidayet ettik; ama onlar, körlüğü
hidayete tercih ettiler. Onları da, kazandıkları
kötülükler yüzünden alçaltıcı
azabın yıldırımı çarptı.

18. İman edip takvalı olanları ise kurtardık.

19. Allah’ın düşmanlarının bir arada tutularak
toplu hâlde ateşe sürüldükleri
günü de (an).

20. Nihayet oraya vardıklarında kulakları,
gözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında
onların aleyhine tanıklık edecektir.

21. Derilerine, “Ne diye aleyhimizde tanıklık
ettiniz.” derler. Onlar da, “Her şeyi
konuşturan Allah, bizi de konuşturdu.”
derler. O, sizi ilk defa yarattı ve O’na döndürüleceksiniz.

22. Ve siz (günah işlediğinizde) kulaklarınızın,
gözlerinizin ve derilerinizin
aleyhinize tanıklık etmesinden saklanmıyordunuz.
Siz Allah’ın yaptıklarınızdan
birçoğunu bilmediğini sanıyordunuz.

23. Rabbiniz hakkındaki bu zannınız, sizi
helak etti ve siz ziyana uğrayanlardan oldunuz.

İmam Cafer Sadık (a.s), Resulullah (s.a.a)’den
şöyle nakleder: Ateşe atılmasına emredilen
son kişi, bu emir gelince dönüp bir bakar. Allah
(c.c) ona, “Neden bana doğru yöneldin?” der.
O şöyle der: “Ey Rabbim! Senin hakkındaki
zannım böyle değildi. (Senin bana bunu
yapacağını düşünmemiştim).” Allah, “Benim
hakkındaki zannın ne idi?” der. O, “Ey Rabbim!
Benim hatamı bağışlanmanı ve beni
cennetine yerleştirmeni düşünmüştüm.”
der. Cebbar olan Allah şöyle der: “Ey meleklerim!
Hayır. İzzetime, yüceliğime, nimetlerime,
üstünlük ve yüce makamıma andolsun
ki, şu kulum benim hakkımda bir saat
olsun iyi zanda bulunmamıştı. Eğer benim
hakkımda iyi zanda bulunmuş olsaydı, onları
ateşle korkutmazdım. (Ama siz yine de)
onun yalanını geçerli kılın ve onu cennete
yerleştirin…” Sonra Resulullah (s.a.a) şöyle
dedi: “Allah hakkında iyi zanda bulunan her
kula zannınca davranır.” (bk. Tefsir-i Kummî.)

24. Artık dayanabilirlerse, ateştir onların
barınağı; özür dilerlerse, özürleri
kabul edilmez.

25. Onlara, önlerinde ve arkalarında
olanları güzel gösteren arkadaşlar verdik
ve onlardan önce gelip geçmiş insan
ve cin toplulukları arasında, onlar
hakkında da azap sözü gerçeklik kazandı.
Kuşkusuz, onlar ziyana uğrayanlardı.

26. Kâfir olanlar, “Bu Kur’ân’ı dinlemeyin
ve (okunurken) boş sözler ortaya
atın, belki galip olursunuz.” dediler.

27. Biz de mutlaka kâfir olanlara şiddetli
bir azap tattıracağız ve onlara yaptıklarının
en kötüsüyle karşılık vereceğiz.

28. İşte bu ateş, Allah’ın düşmanlarının
mükâfatıdır. Bizim ayetlerimizi bile
bile inkâr etmelerine karşılık orası onların
ebedi evleridir.

29. Kâfir olanlar, “Ey Rabbimiz! Cinlerden
ve insanlardan bizi saptıranları
göster de en aşağılık kimselerden olsunlar
diye onları ayaklarımızın altına
alalım.” dediler.

30. “Kuşkusuz, “Rabbimiz Allah’tır.”
deyip, sonra sebat gösterenlere
melekler inerler
(ve şöyle derler): “Korkmayın ve üzülmeyin
ve size vadedilen cennet müjdesiyle
sevinin.”

31. “Biz dünya hayatında da, ahirette
de sizin dostlarınızız. Orada sizin
için canlarınızın çektiği her şey vardır
ve orada istediğiniz her şey sizin için
mevcuttur.”

32. “Bağışlayıcı ve rahim olan (Allah)
tarafından bir ağırlama olarak.”

33. Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve
ben “(Allah’a) boyun eğenlerdenim”
diyen kimseden daha güzel sözlü
kimdir?!

34. İyilikle kötülük eşit değildir. Kötülüğü
en iyi olan yolla sav. Bir de bakarsın
ki, aranızda düşmanlık olan kimse
sanki senin en yakın bir dostundur.

35. Bu huyu, ancak sabredenler alıp taşırlar;
bunu ancak büyük pay sahibi (akıl ve
iman sahibi) olanlar alıp taşırlar.

36. Eğer Şeytan’dan bir vesvese seni galeyana
getirirse, Allah’a sığın. Kuşkusuz O,
işitendir ve bilendir.

37. Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun
ayetlerindendir. Yalnız O’na kulluk ediyorsanız,
ne güneşe ve ne de aya secde
edin, onları yaratan Allah’a secde edin.

38. Eğer büyüklük taslarlarsa, (bilsinler
ki) Rabbinin katında olan kimseler, hiç
usanmadan gece ve gündüz O’nu tenzih
ederler.

39. O’nun ayetlerinden biri de şu: Yeryüzünü
kupkuru görürsün; su indirdiğimizde
canlanır kabarır. Onu dirilten,
elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz, O’nun
her şeye gücü yeter.

40. Ayetlerimiz hakkında eğriliğe sapanlar
bize gizli değildir. Ateşe atılan mı
daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle
gelen mi? Dilediğinizi yapın; kuşkusuz
O, bütün yaptıklarınızı iyice görür.

41. Kuşkusuz, kendilerine Kur’ân geldiğinde
onu inkâr edenler (mutlaka bunun
cezasını çekeceklerdir). Hâlbuki o üstün
bir kitaptır ki,

42. önünden de, ardından da ona batıl
gelmez. Hikmet sahibi ve övgüye layık
olan (Allah) tarafından indirilmedir.

43. Sana, ancak senden önceki peygamberlere
söylenen söylenmektedir: Kuşkusuz,
Rabbin (hem) mağfiret sahibidir
ve (hem de) acı bir azap sahibidir.

44. Eğer onu yabancı dilden bir Kur’ân
yapsaydık, onlar, “Ayetleri genişçe
açıklansaydı ya! Yabancı dilden bir kitap
ve bir Arap?! (Olacak şey mi bu?!”
derlerdi. De ki: “O, iman edenler için
hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerinse
kulaklarında bir ağırlık vardır
ve Kur’ân onlara bir körlüktür. Onlar,
(sanki) uzak bir yerden çağrılıyorlar.”

45. Gerçekten biz Musa’ya kitap verdik
de onda ayrılığa düşüldü. Eğer
Rabbinden daha önce kararlaştırılmış
(azabın ertelenmesi ile ilgili) bir emir
olmasaydı, aralarında hükmedilirdi.
Gerçekten onlar, onun (Kur’an) hakkında
derin bir şüphededirler.

46. Kim iyi bir iş yaparsa, yararı kendisinedir;
kim de kötü bir iş yaparsa, zararı
kendisinedir. Rabbin, kullara asla
zulmeden değildir.

FUSSİLET SÛRESİ CÜZ: 25, SÛRE: 41

47. O saatin (kıyametin) bilgisi, O’na
havale edilir (O’na mahsustur). O’nun
bilgisi dışında meyvelerin hiçbiri kabuklarından
çıkmazlar, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara,
“Ortaklarım nerede?” diye nida ettiği
gün, “Bizden (buna) tanık olan birisi
olmadığını sana arz ederiz.” derler.

48. Önceden yalvardıkları şeyler, onlardan
kaybolup gider ve onlar, kaçacak
bir yerlerinin olmadığını anlarlar.

49. İnsan, hayır istemekten hiç usanmaz.
Fakat kendisine bir kötülük dokunursa,
yeise düşer, ümidini kaybeder.

50. Kendisine dokunan sıkıntıdan sonra
ona katımızdan bir rahmet tattırırsak,
“Bu benimdir. Kıyametin kopacağını
da sanmıyorum. Eğer Rabbime
doğru götürülsem bile onun katında
benim için daha güzel bir mükâfat vardır.”
der. Biz kâfir olanlara, yaptıkları
işleri bildireceğiz ve onlara katı azaptan
tattıracağız.

51. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirir
ve yan çizer. Ama kendisine kötülük
dokununca uzun uzun dua eder.

52. De ki: “Size göre, eğer (bu Kur’ân)
Allah’ın katından olur, siz de onu inkâr
ederseniz, uzak bir muhalefet içinde
olandan daha sapık kimdir?”

53. O’nun gerçek olduğu kendilerine
açıklık kazanıncaya kadar ayetlerimizi
ufuklarda da, kendi nefislerinde de onlara
göstereceğiz. Rabbinin, her şeye gözetici
olması yetmez mi?!

54. Bilin ki onlar, Rablerine kavuşma konusunda
şüphe içindedirler. Bilin ki O,
her şeyi kuşatmıştır.