Kuran-ı Kerim – Furkan Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 18, SÛRE: 25

Mekke’de inmiştir; sadece İbn Abbas’a göre
68, 69 ve 70. ayetleri Medine’de inmiştir. 77
ayettir.

Bu sûre, adını birinci ayetten alır. Bu ayette
Kurandan “Furkan” olarak söz edilmiştir. Furkan,
hak ile batılı ayırt eden anlamına gelir.

İmam Musa Kâzım (a.s)dan şöyle nakledilmiştir:
“Kim bu sûreyi her gece okursa, Allah
ona asla azap etmez ve hesaba çekmez.
Onun yeri yüce Firdevs cennetinde olur.”
(bk. Nuru’s-Sekaleyn, Sevabu’l-A’maldan
naklen.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Âlemlere uyarıcı olması için Furkan’ı
(hak ile batılı ayırt eden bu
kitabı) kuluna indiren (Allah) pek
yücedir.

2. Göklerin ve yerin hükümranlığı Ona
aittir. O, bir oğul edinmemiştir. Hükümranlığında
bir ortağı da yoktur.
Her şeyi yaratmış ve ona belli bir ölçü
vermiştir.

3. (Kâfirler) O’nu bırakıp da, yaratılmış
olup bir şey yaratmayan; kendilerine
bir zarar veya bir yarar verme yetkisine
sahip olmayan; öldürmeye, yaşatmaya
ve ölümden sonra tekrar diriltmeye
güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.

4. Kâfirler, “Bu (kitap), ancak onun uydurmuş
olduğu bir yalandır. Başka bir
topluluk da bu hususta kendisine yardım
etmiştir.” dediler. Onlar, (bu sözleriyle)
bir zulüm ve iftira işlemişlerdir.

5. “Bu, öncekilerin masallarıdır; onu
başkalarına yazdırmıştır. Bu masallar,
sabah akşam kendisine okunmaktadır.”
dediler.
kendisi için yazmıştır” anlamına da ” اکتتبها
gelir. Buna göre ayetin anlamı şöyle olur.
“Onu kendisi için yazmıştır.” (bk. Menhecu’s-
Sadıkin.)

6. De ki: “Göklerde ve yerdeki gizliliği
bilen (Allah) onu indirmiştir. Kuşkusuz
O, çok bağışlayan ve sürekli merhamet
edendir.”

7. Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber?
Yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor!
Kendisiyle beraber uyarıcı olması için
ona bir melek indirilseydi ya!”

8. “Yahut kendisine bir hazine inseydi,
ya da meyvelerinden yemesi için bir
bahçesi olsaydı ya!” Yine o zalimler dediler
ki: “Siz, ancak büyülenmiş birisine
uyuyorsunuz.”
9. Bak, nasıl sana örnekler verip sapıklığa
düşmekteler! Artık yolu bulamazlar.
10. Dilerse, sana bunlardan daha iyisini,
altlarından ırmaklar akan bahçeler
verebilen ve saraylar kurabilen (Allah)
yücedir.
11. Kaldı ki onlar, ahireti (de) yalanladılar.
Biz de ahireti yalanlayanlar için alevli
bir ateş hazırladık.

12. Cehennem uzak bir yerden onları
görünce, ateşinin hiddet ve uğultusunu
işitirler.

13. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun
dar bir yerine atıldıkları zaman, “Helak
olduk!” diye feryat ederler.

14. İşte bugün bir defa değil, defalarca
“Helak olduk!” diye feryat edin.
13. ve 14. ayetler, şu şekilde de tercüme edilebilir:
“Orada yok olmayı isterler. (Onlara,) “Bir
defa yok olmayı istemeyin; birçok defalar yok
olmayı isteyin!” denir.”

15. De ki: “Bu mu daha iyidir, yoksa muttakilere
vadedilen, onlara bir mükâfat ve sonuç olarak (hazırlanan) ebedilik
cenneti mi?”

16. Onlar için orada istedikleri her şey
vardır. Orada ebedi kalırlar. Bu, Rabbinin
yerine getirmeyi üstlendiği bir
vaattir.

17. Onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları
şeyleri bir araya topladığımız
gün (Allah) der ki: “Şu kullarımı siz mi
saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan
saptılar?”

18. Onlar, “Sen her eksiklikten uzaksın.
Seni bırakıp da başka dost ve koruyucular
edinmek bize yaraşmaz;
fakat sen onları ve babalarını çeşitli
imkânlardan yararlandırdın da sonunda
seni anmayı unuttular ve helaki hak
eden bir topluluk oldular.” derler.

19. Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar.
Artık ne (azabı kendinizden) geri
çevirebilir, ne de bir yardım bulabilirsiniz.
İçinizden zulmedenlere büyük
bir azap tattıracağız.

20. Senden önce gönderdiğimiz peygamberler
de mutlaka yemek yer ve
çarşılarda gezerlerdi. Sizi birbiriniz
için imtihan vesilesi kıldık; bakalım
sabredecek misiniz? Rabbin, (her şeyi)
sürekli görür.

21. Bizimle karşılaşmayı ummayanlar,
“Bize melekler indirilseydi
veya Rabbimizi görseydik
ya!” derler. Gerçekten
onlar, kendilerini büyük gördüler
ve büyük bir azgınlığa
duçar oldular.

22. Melekleri görecekleri gün, artık o
gün suçlulara sevinç haberi yoktur.
“Cennet size kesinlikle yasaktır.” derler.

23. Onların yaptıkları işlere yöneliriz,
onu savrulmuş toza çeviririz.
İmam Cafer (a.s), bu ayetten neyin kastedildiği
hakkındaki bir soruya şöyle cevap
vermiştir: “Allah’a yemin olsun ki, onların
amelleri bembeyaz kumaştan daha beyazdı.
(Namaz kılar, oruç tutar ve benzeri iyi
işler yaparlardı.) Ama kendilerine bir haram
sunulunca haramı işlemekten geri durmazlardı.”
(bk. el-Kâfî, c.2, s.81.)

24. O gün cennetlikler, en iyi yurda ve
en güzel dinlenme yerine sahiptirler.

25. O gün gök beyaz bulutlarla yarılır
ve melekler indirilirler.

26. İşte o gün, hükümranlık gerçekten
Rahman’a aittir ve kâfirler için çetin bir
gündür.

27. O gün, zalim kimse ellerini ısırır ve
şöyle der: “Keşke Peygamber’le birlikte
kendime bir yol tutsaydım!”
28. “Eyvah! Keşke falancayı kendime
dost edinmeseydim!”

29. “Öğüt ve hatırlatma bana geldikten
sonra o, beni ondan saptırdı.” Şeytan,
insanı zillet içinde yardımcısız bırakır.

30. Peygamber, “Ey Rabbim! Kuşkusuz, kavmim bu Kur’ân’ı kenara bıraktılar.”
der.

31. İşte biz böylece her peygambere suçlulardan
bir düşman meydana çıkardık.
Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin
yeter.

32. Küfre düşenler, “Kur’ân ona bir defada
indirilseydi ya!” derler. Onunla senin
kalbini sağlamlaştıralım diye böyle indirdik
ve onu ağır ağır okuduk.
Yani, Kur’ân’ın tedrici olarak inişi, onun ayetlerinde
olan yüce gerçeklerin özümsenmesi için
gerekli fırsatı sağlıyor; bunun yanında ayetlerin
ilişkilendirilmiş olduğu olaylar ve vak’alarla
doğrulanmasını sağlayarak onun hak olduğunun
ortaya çıkmasına sebep oluyordu.

CÜZ: 19, SÛRE: 25

33. Sana verdikleri her örneğe (eleştiriye)
karşılık, biz, hakkı en güzel açıklamayla
sana getiririz.

34. Toplu hâlde yüz üstü cehenneme götürülenler
var ya, işte onlar, yerleri en
kötü ve yolları en sapık olanlardır.

35. Gerçekten biz Musa’ya kitap verdik ve
kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık.

36. “Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin.”
dedik. Sonunda o kavmi şiddetle
helak ettik.

37. Nuh kavmi de peygamberlerini yalanladıklarında,
onları suda boğduk ve
onları insanlara bir ayet ve ibret vesilesi.
kıldık Zalimlere de acı bir azap
hazırladık.

38. Ad’ı, Semud’u, Ress halkını ve bunların
arasında (gelip geçmiş) birçok nesilleri
de (helak ettik).

39. Onların hepsi için örnekler vererek
açıklamada bulunduk ve biz onların
hepsini tarumar ettik.

40. Gerçekten onlar, o felaket yağmurunun
yağmış olduğu şehre uğramışlardır.
Peki, onu görmediler mi? Hayır,
onlar tekrar dirilmeyi ummuyorlar.

41. Seni gördükleri zaman, mutlaka
seninle alay eder ve, “Allah’ın peygamber
olarak gönderdiği bu mudur?!”
(derler.)

42. “İlahlarımıza bağlılıkta direnmeseydik,
neredeyse bizi ilahlarımızdan
saptıracaktı.” (derler.) Bunlar azabı
görünce, kimin daha sapık olduğunu
bilecekler!

43. Nefsinin isteklerini kendine ilah
edinen kimseyi gördün mü? Sen mi
ona sahip ve koruyucu olacaksın?!

CÜZ: 19, SÛRE: 25

44. Yoksa sen, onların çoğunun (söz)
dinlediklerini veya anladıklarını mı
sanıyorsun?! Onlar, sadece dört ayaklı
hayvanlar gibidirler; hatta gidişat olarak
daha sapıktırlar.

45. Rabbinin nasıl da gölgeyi uzattığını
(yaydığını) görmüyor musun? Dileseydi,
onu durgun yapardı. Sonra güneşi
ona kılavuz kıldık.

46. Sonra onu yavaş yavaş kendimize
doğru çekip topladık.

47. Geceyi size örtü, uykuyu dinlenme
ve gündüzü de hareket ve dağılma
(zamanı) yaptı.

48. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci
olarak gönderdi ve (böylece) gökten
temizleyici bir su indirdik.

49. Onunla ölü bir bölgeyi diriltelim ve
yaratmış olduğumuz birçok hayvana
ve insana su içirelim, istedik.

50. Gerçekten biz bunu (yağmuru),
öğüt alsınlar diye aralarında dolaştırdık.
Ancak insanların çoğu nankörlük
etmede direttiler.

51. Dileseydik, her şehirde bir uyarıcı
çıkartırdık.

52. O hâlde, kâfirlere itaat etme ve bununla
(Kur’ân’la) onlara karşı büyük
bir cihada giriş.

53. Birinin suyu tatlı ve güzel içimli, diğerininki
tuzlu ve acı iki denizi (birbirine
doğru) akıtan ve o ikisinin arasında bir
engel ve aşılmaz bir sınır koyan O’dur.

54. Sudan insan yaratıp onu soy ve hısım
olarak var eden O’dur. Rabbin, güç
sahibidir.

Soy erkeklerle ve hısımlık da kadınlarla oluşur.
Buna göre Allah Teala, insanları erkek ve kadın
olarak yaratmakla hem soy ve hem hısımlık
bağlarının oluşmasına zemin hazırlamıştır.

55. Allah’ı bırakıp, kendilerine ne bir yarar
veren, ne de bir zarar veren şeylere
tapıyorlar. Kâfir, sürekli Rabbine karşı
olanı (Şeytan’ı) destekler.

56. Biz seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı
olarak gönderdik.

57. De ki: “Buna (elçiliğe) karşılık sizden,
Rabbine doğru bir yol tutmak isteyen
kimseler dışında bir ücret istemem.”
Bu yoldan maksadın Ehl-i Beyt’in sevgisi olduğu
Şûra Sûresi’nin 23. ayetinden anlaşılıyor.

Böylece bu yolu izleyen, yani bu muhabbete
ermiş insanların kendileri o muhabbetle bütünleştikleri
için Peygamber’in risaletinin ücreti
sayılırlar. Bazı meallerde ise, “bir amel” kelimesi
takdir edildiği varsayımıyla şöyle tercüme
edilmiştir: “…bir yol tutmak isteyen kimselerin
ameli dışında…” Buna göre de yine amelden
maksat, Ehl-i Beyt’in muhabbetidir. (bk. Şûra
Sûresi, 23. ayet.)

58. Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a
dayan ve hamd ederek O’nu tesbih et.
Kullarının günahlarını O’nun bilmesi
yeter.

59. Gökleri ve yeri ve o ikisinin arasındakileri
altı günde yaratan, sonra Arş’a
egemen olan O’dur. O, Rahman’dır.
Bunu iyi bilen kimseye sor.

60. Onlara, “Rahman’a secde
edin.” denildiği zaman, “Rahman
da nedir?! Emrettiğin şeye
mi secde edelim?!” derler ve bu,
onların kaçışını arttırır.

61. Gökte burçlar var eden ve orada bir
lamba (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratan
(Allah) yücedir.

62. Öğüt almak veya şükretmek isteyenler
için gece ve gündüzü birbiri ardınca
getiren O’dur.

63. Rahman’ın kulları yeryüzünde yumuşak
ve mütevazı olarak yürürler ve
cahiller onlarla konuştuğunda, “Selam!”
derler.

64. Gecelerini Rableri için secde ve kıyam
ederek geçirirler.

65. “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını
bizden uzaklaştır. Gerçekten onun
azabı ağır ve kalıcıdır.” derler.

66. Gerçekten orası, kötü bir yerleşim
yeri ve kötü bir yurttur.

67. Onlar, (fakirlere) harcarken ne savurganlık
ederler ve ne de sıkı davranırlar;
bu ikisinin arasında orta bir yol
tutarlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 134)

68. Onlar, Allah ile birlikte başka bir
ilaha yalvarmazlar; Allah’ın haram
kıldığı canı haksız yere öldürmezler
ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa,
cezasını bulur.

69. Kıyamet günü azabı iki kat olur ve
orada zillet içinde sürekli kalır.

70. Tövbe edip iman eden ve iyi işler
yapan kimse başka. Allah, onların kötülüklerini
iyiliğe çevirir ve Allah çok bağışlayan
ve sürekli merhamet edendir.

71. Kim tövbe edip iyi işler yaparsa,
gerçekte o güzel bir dönüşle Allah’a
dönüş yapar.

72. Onlar, yalan toplantılarında bulunmazlar;
boş işlerle karşılaşınca onurla
onu bırakıp geçerler.
Muhammed b. Müslim ve Ebu’s- Salah el-
Kinanî, İmam Cafer Sadık (a.s)’ın, “…boş işlerle
karşılaşınca onurla onu bırakıp geçerler.”
ayetinde geçen “boş işler”den maksat,
müzik ve şarkıdır.” buyurduğunu rivayet
ederler. (el-Kâfî, c.6, s.433.)

73. Rablerinin ayetleri onlara hatırlatıldığı
zaman, kör ve sağır olarak onların
üzerine kapanmazlar.

74. O kullar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizden
ve soyumuzdan gözlerimizin aydınlığı
olacak kimseler bize ver ve bizi
takva sahiplerine önder kıl!” derler.

75. İşte onlar, sabretmelerine karşılık
(cennette) yüksek makamla mükâfatlandırılırlar
ve orada ağırlama ve selam ile
karşılanırlar.

76. Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel
bir barınak ve yurttur.

77. De ki: “Duanız olmasa, Rabbiniz size
ne diye değer versin?! Gerçekten (hakkı)
yalanladınız; bu yüzden azap yakanızı
bırakmayacaktır.”

İmam Bâkır (a.s)’a, “Çok Kur’ân okumak mı
daha faziletlidir, yoksa çok dua etmek mi?”
diye sorduklarında, “Çok dua etmek.” dedi ve
sonra bu ayeti okudu. (bk. Ayyaşî Tefsiri.)