Kuranı Kerim – Fetih Suresi Meali

FETİH SÛRESİ CÜZ: 26, SÛRE: 48

Medine’de inmiştir; 29 ayettir.

Birinci ayetinde geçen “fetih” kelimesi için bu
adı almıştır.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği
nakledilmiştir: “İnna fetehna leke fethen sûresini
okumakla mallarınızı, hanımlarınızı ve malik
olduklarınızı telef olmaya karşı korumaya alın.
Kim bu sûreyi okumayı âdet edinirse, kıyamet
günü mahlukatın duyacağı şekilde ona şöyle
seslenilir: Sen ihlaslı kullarımdansın. Bunu,
salih kullarıma kavuşturun ve nimetlerle dolu
cennetime yerleştirin ve ona kâfur karışımlı,
mühürlü, saf (halis) bir içki içirin.” (bk. Sevabu’l-
A’mal.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Biz sana apaçık bir zafer ihsan ettik.

2. Ki Allah, senin önceki ve sonraki günahlarını
bağışlasın, sana nimetini tamamlasın
ve seni doğru yola iletsin.

3. Ve üstün bir zaferle seni desteklesin.

4. Varolan imanlarını daha da artırmaları
için, müminlerin kalplerine güven
indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları
Allah’ındır. Allah, bilendir ve hikmet
sahibidir.

5. (Bu lütuflar,) mümin erkek ve mümin
kadınları, içinde ebedi kalacakları,
ağaçlarının altından ırmaklar akan
cennetlere yerleştirmesi ve günahlarını
örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında
büyük bir başarı ve kazançtır.

6. Bir de, Allah hakkında kötü zanda
bulunan münafık erkeklerle münafık
kadınlara, ortak koşan erkeklerle ortak
koşan kadınlara azap etmesi içindir.
Müminler için bekledikleri kötülük
çemberi kendi başlarına gelecektir.
Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş
ve onlar için cehennemi hazırlamıştır.
Orası ne kötü dönüş yeridir!

7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.
Allah, üstündür ve hikmet sahibidir.

8. Şüphesiz, biz seni gözetici, müjdeleyici
ve uyarıcı olarak gönderdik.

9. Allah’a ve Peygamberi’ne inanasınız,
ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz
ve sabah akşam Allah’ı tesbih
edesiniz (noksan sıfatlardan tenzih
edesiniz) diye.

10. Şüphesiz, sana biat edenler, gerçekte
Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın
eli (kudreti) onların ellerinin üstündedir.
Artık kim ahdini bozarsa, ancak
kendi aleyhine bozar. Kim de Allah
ile olan ahdine vefa gösterirse, (bilsin
ki,) Allah ona pek yakında büyük bir
mükâfat verecektir.

11. Bedevi Araplardan (savaştan) geri
kalmış olanlar, sana, “Bizi mallarımız
ve ailelerimiz oyaladı. Allah’tan bizim
bağışlanmamızı dile.” diyecekler.
Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler.
De ki: “Allah size bir zarar gelmesini
dilerse veya bir fayda elde etmenizi
isterse, Allah’ın iradesine karşı sizin
için bir şey yapmaya kimin gücü yeter?
Doğrusu, Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.”

12. Aslında siz, Peygamber ve müminlerin
bir daha asla ailelerine geri dönmeyeceklerini
sandınız. Bu (hayal), gönüllerinize
güzel göründü ve kötü zanda
bulundunuz. Siz, Allah katında helak
olmayı hak eden bir topluluktunuz.

13. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne inan mazsa, (bilsin ki,) biz kâfirlere yakıcı bir
azap hazırlamışızdır.

14. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır.
Dilediğini bağışlar ve dilediğine
ceza verir. Allah, bağışlayandır ve
sürekli merhamet edendir.

15. Savaşa katılmayıp geride kalanlar,
ganimetleri almak için hareket ettiğinizde,
“Bırakın, biz de arkanızdan gelelim.”
diyecekler. Onlar, Allah’ın sözünü değiştirmek
isterler. De ki: “Siz asla bizim arkamızdan
gelemezsiniz. Allah, önceden
sizin için böyle buyurmuştur.” “Hayır;
siz bizi kıskanıyorsunuz.” diyeceklerdir.
Hayır; onlar, pek az anlayan kimselerdir.

16. Bedevilerden (savaştan) geri kalmış
olanlara de ki, “Siz yakında güçlü bir
kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız.
ya onlarla savaşırsınız ya da onlar Müslüman
olurlar. Eğer itaat edecek olursanız,
Allah size güzel bir mükâfat verir.
Ama eğer önceden döndüğünüz gibi
yine dönecek olursanız, sizi acı bir azaba
uğratır.”.

17. Köre vebal yoktur, topala da vebal
yoktur; hastaya da vebal yoktur. Kim
Allah’a ve Peygamberi’ne itaat ederse,
Allah onu ağaçlarının altından ırmaklar
akan cennetlere yerleştirir. Kim de yüz
çevirirse, onu acı bir azaba uğratır.

18-19. Allah, ağacın altında sana biat
ederlerken müminlerden razı olmuştur.
Gönüllerinde olanı (imanlarını ve
samimiyetlerini) bilmiş de üzerlerine
güvenini indirmiş, yakın bir zaferle ve
ele geçirecekleri bol ganimetlerle onları
mükâfatlandırmıştır. Allah, üstündür
ve hikmet sahibidir.

20. Allah size, ele geçireceğiniz çok ganimetler
vadetmiştir. Ancak müminlere
bir delil olsun ve Allah sizi dosdoğru
yola iletsin diye bunu (zafer ve
ganimeti) hemen verdi ve insanların
size uzanan ellerini engelledi.

21. Henüz elde edemediğiniz başka
ganimetler de vardır ki, Allah onları
(bilgi ve kudretiyle) kuşatmıştır. Allah,
her şeye kadirdir.

22. Eğer kâfirler sizinle savaşsalar, arkalarını
dönüp kaçarlar. Sonra bir dost
ve yardımcı da bulamazlar.

23. Allah’ın öteden beri süregelen sünneti
(yöntemi) budur. Allah’ın sünnetinde
asla bir değişiklik bulamazsın.

24. Sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan
sonra Mekke’nin içinde onların
elini sizden ve sizin ellerinizi de onlardan
çeken, O’dur. Allah, yaptıklarınızı
görendir.

25. İnkâr edenler, sizi Mescidu’l-Haram
ziyaretinden alıkoyanlar ve bekletilen
kurbanların yerlerine ulaşmasına engel
olanlar, onlardır. Eğer (Mekke’de)
sizin tanımadığınız mümin erkekleri
ve mümin kadınları çiğneyip de bu
yüzden bilmeyerek size bir vebal gelme
korkusu olmasaydı (Allah savaşa
engel olmazdı). Allah, dilediğini rahmet
etmek için böyle yaptı. Eğer onlar
birbirinden ayrılmış olsalardı, elbette
inkâr edenleri acı bir azaba uğratırdık.

26. Hani inkâr edenler, kalplerinde taassubu,
cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi.
Allah da Elçisi’ne ve müminlere
huzur ve güvenini indirdi ve takva sözünü onlardan ayrılmaz kıldı. Zaten
onlar, buna layıktılar ve bunun ehliydiler.
Allah, her şeyi bilendir.

27. Gerçekten Allah, Elçisi’nin rüyasını
doğru çıkardı (gerçekleştirdi). Allah dilerse,
mutlaka güven içinde, başlarınızı
tıraş ettirmiş ve(ya) kısaltmış olarak
korkmadan Mescidu’l-Haram’a gireceksiniz.
Allah, sizin bilmediğinizi biliyordu.
Bu yüzden bundan önce (size) yakın
bir fetih verdi.

28. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere,
Elçisi’ni hidayet ve hak din ile gönderen
O’dur. Şahit olarak Allah yeter.

29. Muhammed, Allah’ın elçisidir. Beraberinde
bulunanlar, kâfirlere karşı sert,
kendi aralarında merhametlidirler. Onları
rükû ve secde hâlinde görürsün. Allah’ın
lütuf ve hoşnutluğunu elde etmek isterler.
Secde izinden alametleri yüzlerindedir.
Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır.
İncil’deki örnekleri ise, filizini çıkarmış,
onu kuvvetlendirmiş, böylece kalınlaşıp
da gövdesi üzerinde dikilmiş, ekincilerin
de hoşuna giden bir ekine benzer. Böylece
Allah, kâfirleri onlara karşı öfkelendirmek
ister. Allah, onlardan iman edip
iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir
mükâfat vadetmiştir.