Fedek Davası

Bunun üzerine Hüsniye dedi ki: “Ey İbrâhîm, söz çok uzadı. Zamanın halîfesi  ile devlet erkanı bu tar-tışma ve mücadeleden usandı. Sana bir soru daha sorup, tartışmayı bu soruyla bitireceğim. Doğruyu söyle; Allah’ın Elçisi (sallallâhu aleyhi ve âlih), Seyyidetü’n-Nisâ  Hz. Fâtıma hakkında buyurdu ki: “Fâtıma benden bir parçadır. Kim onu incitirse beni incitmiş sayılır. Beni inciten ise Allah’ı incitmiş olur.”  Bu hadis sizin nezdinizde sâbit ve sahih  değil midir?”
İbrâhîm dedi ki: “Bu hadis sahihtir. Ümmetin tamamı, hadisin sıhhati konusunda ittifak etmiştir. O ba-kımdan inkârı mümkün değildir.”
Hüsniye dedi ki: “Bütün mahlûkâtı yaratan Allah’a yemin ederek doğruyu söyle; Ömer ve Ebûbekir’in Fedek  arazisini  Hazreti Seyyidetü’n-Nisâ’dan geri alması zulüm değil midir?”
İbrâhîm dedi ki: “  Ebûbekir, Fedek’i alırken Hz. Rasûl’den naklettiği bir hadise dayanmıştır. Söz konusu hadiste “Biz peygamberler miras bırakmayız. Geriye ne bırakmışsak, hepsi sadakadır.”  buyurulmuştur.”
Hüsniye dedi ki: “Sizin hadisçilerinizden olan Ebû Saîd Hudrî’nin rivâyetine göre; “Akrabaya hakkını ver.” âyeti  nâzil olduğunda, Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve âlih) Fâtıma’yı çağırdı; “Kızım! Allah biliyor ki, babanın, şu gök kubbenin altında Fedek’ten başka bir mülkü yoktur.” dedi ve o gün Fedek’i Hz. Fâtıma’ya bağışlayıp ona teslim etti.
Rasûlüllâh (sallallâhu aleyhi ve âlih) hayattayken, üç yıl boyunca Hazreti Fâtıma’nın (aleyhesselâm) bir işçisi oradaydı ve böylece Fedek’in bütün mahsulü Hazret’e ulaştırılıyordu. Bunun beş yıl sürdüğünü söyleyenler de var .
Allah Rasûlü’nün irtihalinden sonra, Ebûbekir Fedek’i o mazlûmenin  elinden aldı. Fâtımatü’z-Zehrâ, “Fedek benim hakkımdır!” diyerek  hakkını savunduğunda, Ebûbekir ondan iddiasını ispat için şahit getir-mesini istedi. Hz. Emîru’l-Mü’minîn, İmam Hasan ile İmam Hüseyin (aleyhimüsselâm), Ümmü Eymen  ve Kanber ; Hz. Peygamber’in Fedek’i kızı Fâtıma’ya (aleyhesselâm) bağışladığına şahitlik ettiler.
Hazreti Emîru’l-Mü’minîn, eşi Fâtıma’nın (aleyhimesselâm) yardım talebi üzerine şahitlik edince; “O senin kocandır; kendi menfaatine yontar. Onun şahitliğiyle hüküm veremem!”  dediler. Aynı şekilde, Hasan ve Hüseyin’in (aleyhimesselâm) şahitliklerini de; “Onlar senin çocuklarındır!” diyerek reddettiler. Halbuki Hz. Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve âlih) “Ali hak ile, hak da Ali ile birliktedir.”  buyurduğu; hem onlar, hem de sizin nezdinizde sabittir.
Durum böyleyken, “O kendi menfaatine yontar!” diyerek, Hz. Ali’nin sözünü dinlemeyen kâfir ve zın-dıklar , Allah Rasûlü’nün Ehl-i Beyti’ne bu açık zulmü yapmak için; “Biz peygamberler miras bırakmayız. Geriye ne bırakmışsak, hepsi sadakadır.” hadisini, kendi menfaatleri için uydurmakta hiçbir sakınca gör-mediler. Aynı şekilde, “Bir kadının şahitliğiyle hüküm verilmez!” diyerek, Ümmü Eymen’in tanıklığına da kulak asmadılar.  Böylece, Allah Rasûlü’nün vefatından sonra, ondan geriye kalan bostan ve arazi-lere el koydular, Fedek’i Fâtıma’nın elinden söküp aldılar. Fedek’in Rasûlüllâh’ın mülkü olduğunu ve ciğerparesi Fâtıma’ya, sadece ürününden faydalanması için verdiğini söylediler.