Fâtır Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 22, SÛRE: 35

Mekke’de inmiştir. Ama bazılarına göre 29.
ve 32. ayetleri Medine’de inmiştir. 45 ayettir.

Bu sûre, adını 1. ayetinde geçen Fâtır (Yaratan)
kelimesinden almıştır. Bu sûreye, Melaike
Sûresi de denir. Bu sûreyi okumanın fazileti
ile ilgili hadis önceki sûrede aktarıldı.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd, gökleri ve yeri bir örnek olmaksızın
yaratan, melekleri ikişer, üçer ve
dörder kanatlı elçiler kılan Allah içindir.
O, yaratılışta dilediği artırmayı yapar.
Allah’ın her şeye gücü yeter.

2. Allah’ın insanlar için açtığı rahmeti
önleyen, önlediğini ise O’ndan sonra
gönderen olmaz. O, üstündür ve hikmet
sahibidir.

3. Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini
hatırlayın. Allah’tan başka size gökten
ve yerden rızk veren bir yaratıcı var mı?
O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde
nereye yönlendiriliyorsunuz?!

4. Seni yalanlıyorlarsa, senden önceki birçok
peygamber de yalanlanmıştır. İşler,
Allah’a döndürülecektir.

5. Ey insanlar! Kuşkusuz, Allah’ın vaadi
haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın.
Sakın o aldatıcı Şeytan, Allah hakkında
sizi aldatmasın.

6. Kuşkusuz, Şeytan size düşmandır; siz
de onu kendinize düşman bilin. O, kendi
grubunu ancak cehennemlik olmaya
çağırır.

7. Kâfir olanlara şiddetli bir azap vardır.
İman edip doğru işler yapanlara bağışlanma
ve büyük bir mükâfat vardır.

8. Acaba kötü işi kendisine süslü gösterilen,
sonuçta onu güzel gören birisi
(iyiyi kötüden ayırt eden birisi gibi
olur mu)? Kuşkusuz, Allah dilediğini
sapıklıkta bırakır ve dilediğini hidayete
erdirir. O hâlde sakın, onlar için
üzüntüler çekerek canın gitmesin.
Kuşkusuz, Allah onların yaptıkları her
şeyi bilir.

9. Bulutları harekete geçiren rüzgârları
gönderen, Allah’tır. Biz onu ölü bir beldeye
süreriz ve ölümünden sonra yeri
onunla diriltiriz. İşte ölümden sonra
diriliş de böyledir.

10. Kim üstünlük isterse, (bilsin ki)
bütün üstünlük Allah’a aittir. Güzel
sözler O’na çıkar ve salih amel o sözleri
yükseltir. Hileyle kötülük kuranlara
acı bir azap vardır. Ve onların hilesi
mahvolup gider.

11. Allah sizi topraktan, sonra nutfeden
yarattı; sonra sizi çiftler yaptı.
Hiçbir dişi O’nun ilmi dışında ne gebe
olur, ne de doğurur. Uzun ömürlü birinin
ömrünün uzaması da, ömrünün
kısaltılması da, mutlaka bir kitaptadır.
Kuşkusuz, bunlar Allah’a kolaydır.

12. İki deniz eşit değildir. Biri tatlı, hoş
ve kolay içimlidir; öteki
ise tuzlu ve
acıdır. Her birinden de taze et yersiniz
ve giydiğiniz süs eşyaları çıkarırsınız.
O’nun lütfundan bir şey elde edip şükretmeniz
için gemilerin orada suyu yarıp
gittiğini görürsün.

13. Geceyi gündüze geçirir, gündüzü
geceye geçirir ve güneş ile ayı emir
altına almıştır; onların her biri, belirlenmiş
bir süre için akıp gider. İşte o
Allah, sizin Rabbinizdir. Hükümranlık
O’nundur. O’ndan başka çağırdığınız
şeyler, hurma çekirdeğinin üzerindeki
zara bile sahip değildirler.

14. Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler.
İşitseler bile, çağrınıza karşılık vermezler.
Kıyamet günü de ortak koşmanızı
tanımazlar. Her şeyden haberdar
olan (Allah) gibi hiç kimse sana bilgi
veremez.

15. Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız,
Allah ise zengin ve övülendir.

16. Eğer dilerse, sizi yok eder ve yeni bir
yaratık getirir.

17. Bu, Allah’a göre güç bir şey değildir.

18. Hiçbir yük sahibi, başkasının günah
yükünü yüklenmez. Eğer ağır yüklü biri,
akraba bile olsa başkalarına onu taşımak
için çağrıda bulunsa, onun yükünden
hiçbir şey taşınmaz. Sen, ancak gizlide
Rablerinden korkanları ve namazı hakkıyla
kılanları uyarırsın. Temiz olmaya
çalışan, kendisi için temiz olur. Dönüş,
Allah’a doğrudur.

19. Kör ile gören bir olmaz.

20. Karanlıklar ile aydınlık da.

21. Gölge ile güneşin sıcağı da.

22. Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah,
dilediğine işittirir; ama sen kabirlerde
olanlara işittiremezsin.

23. Sen sadece bir uyarıcısın.

24. Kuşkusuz, biz seni, hak üzere müjdeci
ve uyarıcı olarak gönderdik. Kendisine
bir uyarıcı gelip geçmemiş hiçbir ümmet
yoktur.

25. Eğer seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki)
onlardan öncekiler de yalanladılar. Peygamberleri
apaçık delillerle, yazılarla
ve aydınlatıcı kitapla onlara gelmişti.

26. Sonra küfre sapanları yakaladım.
(Bak,) benim cezalandırmam nasılmış?!

27. Allah’ın gökten su indirmesini görmedin
mi? Biz onunla değişik renkte
meyveler çıkardık. Dağlardan farklı
renklerde beyaz ve kırmızı veya simsiyah
yollar/katmanlar var.

28. İnsanlardan, canlılardan ve ev hayvanlarından
da, böyle farklı renkte
olan türler var. Allah’tan, kulları içinden
ancak bilginler (Rabbani âlimler)
korkar. Kuşkusuz, Allah üstündür ve
bağışlayandır.

29. Kuşkusuz, Allah’ın kitabını okuyanlar
ve namazı hakkıyla kılanlar
ve kendilerine verdiğimiz rızklardan
gizlide ve açıkta (Allah yolunda) harcayanlar,
zevali olmayan bir ticareti
umarlar.

30. Allah, onların mükâfatlarını tam
olarak verir ve lütfundan onlara daha
fazlasını ihsan eder. Kuşkusuz O, çok
bağışlayan ve iyiliğe değer verendir.

31. Kitaptan sana vahyettiğimiz, gerçektir
ve önceki kitapları doğrulamaktadır.
Allah, kullarından hakkıyla haberdardır
ve onları iyice görendir.

32. Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize
miras bıraktık. Onlardan (kullardan)
kendisine zulmeden var, onlardan
orta halli olan ve onlardan Allah’ın
izni ile iyiliklerde (başkalarından) öne
geçen var. İşte büyük lütuf budur.
Yani, kitabı kulların hepsine değil, seçkin
kıldığımız kimselere vermemizin sebebi, onlardan
bir kısmının kendilerine zulmeden
kimseler oldukları için kitabı almaya layık
olmayışlarıdır.

33. (Haklarındaki lütuf,) girecekleri
Adn cennetleridir. Orada altın bileziklerle
ve incilerle süslenirler ve orada
elbiseleri de ipektir.

34. Derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren
Allah’a hamd olsun. Kuşkusuz,
Rabbimiz çok bağışlayandır ve iyiliğe
bol mükâfat verendir.”

35. O, lütfuyla bizi asıl konaklanacak
yurda yerleştirdi; artık bize burada ne
bir sıkıntı gelir, ne de usanç gelir.

36. Kâfir olanlar için de cehennem ateşi
vardır. Ne ölümlerine hükmedilir ki ölsünler,
ne kendilerinden cehennem azabı
hafifletilir. İşte biz, her nankörü böyle cezalandırırız.

37. Orada, “Ey Rabbimiz! Bizi (buradan)
çıkar da önceden yaptığımız işlerden
farklı olan iyi işler yapalım.” diye feryat
ederler. (Onlara deriz ki:) “Öğüt alanın
öğüt alacağı kadar sizi yaşatmadık mı?!
Size uyarıcılar da geldi! Şimdi tadın (azabı)!
Zalimlerin bir yardımcısı da yoktur.

38. Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir.
Kuşkusuz O, yüreklerin özünü de bilir.

39. Sizi yeryüzünde (öncekiler) halef kılan
O’dur. Kim küfre saparsa, küfre sapması
sadece kendi zararınadır. Kâfirlerin
küfre sapmaları, Rablerinin katında onlar
için gazaptan başka bir şey artırmaz.
Kâfirlerin küfre sapmaları, zarardan başka
bir şey artırmaz.

40. De ki: “Allah’ı bırakıp da yalvardığınız
ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin
bana, yerden neyi yaratmışlar? Ya da onların
göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya
da onlara bir kitap verdik de, o kitaptan
apaçık bir delile mi dayanıyorlar? Hayır;
zalimler, birbirlerine aldatmadan başka
bir şey vadetmezler.”

41. Allah, gökleri ve yeri (yörüngelerinden)
kaymasınlar diye tutmaktadır.
Eğer kayacak olsalar, O’ndan başka
kimse onları tutamaz. Kuşkusuz O,
halimdir ve çok bağışlayandır.

42. Kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetler
arasında en çok hidayete ermiş
bir ümmet olacaklarına dair Allah’a
ağır yeminlerle yemin ettiler. Fakat
onlara bir uyarıcı geldiği zaman, bu
onlara haktan kaçıştan başka bir şey
sağlamadı.

43. Bu yeryüzünde büyüklük taslamaları
ve kötü tuzaklara başvurmaları
yüzündendi. Kötü tuzak, ancak sahibini
kuşatır. Onlar, öncekilerin hakkında
geçerli olan kurallardan başkasını mı
beklerler?! Allah’ın kuralında bir değiştirme
bulamazsın. Allah’ın kuralında
bir çevirme de bulamazsın.
“Değiştirme”den maksat, azabın afiyete
dönüşmesi; “çevirme”den de maksat, azabın
bir kavimden diğer bir kavme aktarılmasıdır.
(bk. el-Mizan Tefsiri.)

44. Onlar, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden
daha güçlü olan öncekilerin
sonunun nasıl olduğunu görmediler
mi? Allah’ı, göklerde ve yerde olan
hiçbir şey âciz bırakamaz. Kuşkusuz
O, bilendir ve güçlüdür.

45. Eğer Allah, insanları kazandıkları
işler yüzünden cezalandırsaydı, yeryüzünde
hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat
onlara belirli bir vakte kadar süre
tanıyor. Vakitleri geldiğinde, kuşkusuz,
Allah kullarını iyice görür.