Kuran-ı Kerim – Fatiha Suresi Türkçe Meali

(Mekke’de inmiştir; 7 ayettir.)
(Bu sûreye başlangıç anlamında el-Fâtiha,
Kur’ân’ın başlangıcı anlamında Fâtıhatu’l-Kitab
denilmiştir. Yine ikinci ayeti Allah’a hamd ile başladığı
için Hamd ve yedi ayetten oluşup iki defa
indiğinden Seb’u’l-Mesani diye adlandırılmıştır.)
1. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
2-4. Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman ve
Rahim, din gününün sahibi Allah’a mahsustur.
5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden
yardım dileriz.
6. Bizi doğru yola ilet.
7. Gazaba uğramamış ve sapmamış olan,
nimet verdiğin kimselerin yoluna.
(Her Müslümanın günlük namazlarında bu
sûreyi okumasının farz oluşu, bu sûrenin dini
öğretiler arasında büyük bir önem taşıdığını
gösterir. Bu sûrenin önemini ve onu okumanın
kişinin manevi yönden yücelmesinde büyük
bir etkiye sahip olduğunu bildiren birçok hadis
Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarından nakledilmiştir.
Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Fâtihatu’l-Kitab’sız namaz olmaz.”
İmam Ca’fer-i Sadık (a.s) da bu sûrenin ruh ve
bedendeki etkisine işaretle: “Eğer Fatıha sûresini
bir ölüye yetmiş kere okuduktan sonra o
ölü dirilirse buna şaşırmamak gerekir.” diye buyurmuştur.
(el-Kafi c. 2 s. 623) Bu sûre, bir yandan
Allah’a hamd ve senayı diğer yandan
yakarış ve duayı içerir. Böylece ruhu okşayan
ilahi bir nağme ve kulluğun ameli bir eğitimi
olmanın yanı sıra fikir alanında da dinde temel
ilke olan tevhit ilkesini, en kapsamlı ve en derin
anlamıyla açıklamaktadır. Şöyle ki, Allah’ın
bütün âlemlerin sahibi olduğu vurgulanarak
her türlü şirk ve guluv inancı iptal edilmekte
sonra bu mutlak egemenliğin en belirgin yönünün
kuşatıcı ve kalıcı bir merhamet olduğu
vurgulanmaktadır. Daha sonra Allah, mükafat
günün sahibi olarak tanıtılarak tevhid inancının
tabii bir sonucu olarak yaratılışın başıboş,
hedefsiz olmadığı bildirilmekte ve ahiret inancı
açıklanmaktadır.
Mükafat ve ceza gününün
Allah’ın mutlak ege menliğinin tecellisi
altında gerçekleşeceğinin tekit edilmesi
insanın hiçbir durumda ümidini yitirmemesi
gerektiğine işaret eder, böylece onun ümit
ve korku içinde bütün davranışlarına yön
vermesi sağlanır. Sonra hak yolu tanıma ve
takıp etmede Allah’ın seçkin kıldığı kişileri
tanımanın ve onların yolunu takip etmenin
önemi dile getirilir. Böylece peygamberlere
ve masum imamlara uymanın önemi vurgulanır.
Son olarak da bu yolun kesin çizgilerinin
olduğu ve hak yolu takip etmenin
ancak hakka karşı olanlardan ayrılmakla,
onları reddetmekle mümkün olduğu beyan
edilir.)
* * *
(Dördüncü ayette geçen “din” kelimesi,
ceza ve mükâfat anlamındadır.
Bir arada tercüme ettiğimiz 2-4 ayetlerinin
ayet ayet tercümesi söyle yapılabilir:
2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
3. O, Rahman ve Rahim’dir.
4. Din günün sahibidir.)
* * *
(“Bizi doğru yola ilet” yani bizi, ömrümüzün
geri kalan kısmında da sana itaat etmeye
muvaffak eyle! Hayat canlı bir süreç olarak
sürekli insanı farklı tavırlar ortaya koymak
zorunda bırakır. Bu tavırlar; eğilimler, davranışlar,
etki ve tepkiler olarak kendini gösterir.
Tüm bu süreçte insanın Allah’ın belirlediği
çizgi üzerinde hareket etmesi ve O’nun rızası
doğrultusunda ilerlemesi, doğru yol üzere
olmasını sağlar. Buna göre ayetten şu anlam
çıkıyor: “Bizi her gün için karşılaştığımız
olaylara karşı ortaya koyduğumuz tavırlarda
batıla eğilim göstermeden yalnız senin
emirlerini gözetmeye muvaffak eyle!” Dolayısıyla
doğru yoldan maksat; gerek inanç ve
akide, gerekse ahlak, tutum ve davranışlar
alanında kişinin hem aşırılık ve hem de tefrit
içinde olmaması, batıla eğilim göstermemesi
ve orta yolu takip etmesidir. Örneğin inanç
alanında hakka sarılma iddiasını taşıyan bir
kişi guluv (aşırılık) veya taksir (eksiklik) içinde
olursa, doğru yoldan uzaklaşmış olur. Ancak
dünyada bu doğru inanca sahip olan kişi,
ahirette cennete giden doğru yolu takip
edebilir ve bu yoldan cehenneme doğru
sapmaz. bk. Tefsir-i İmam Hasan Askerî ve
Meani’l-Ahbar-i Saduk, s.33