Kuranı Kerim – Enbiyâ Suresi Meali

CÜZ: 17, SÛRE: 21

Mekke’de inmiştir; 112 ayettir.

Bu sûrede birçok peygamberin (enbiya)
durumu açıklandığından bu adı almıştır.
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Kim bu sûreyi severek
okursa, nimetlerle dolu olan cennetlerde
peygamberle beraber olur ve dünyada
da halkın gözünde görkemli birisi
olur.” (bk. Cevamiu’l-Cami Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. İnsanların hesaba çekilme zamanı
yaklaştı. Fakat onlar, hâlâ gaflete dalıp
yüz çevirmekteler.

2. Rablerinden onlara ne zaman yeni
bir öğüt ve hatırlatma gelse, mutlaka
oynayarak (eğlenerek) onu dinlerler.

3. Kalpleri eğlenceyle meşguldür. Zulmedenler
gizlice şöyle fısıldaştılar:
“Bu ancak sizin gibi bir beşerdir. Şimdi
gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?!”

4. Dedi ki: “Rabbim, gökte ve yerde
olan her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir
ve bilendir.”

5. Onlar, “Hayır, (bunlar) karışık rüyalardır;
hayır (belki,) onu kendisi uydurmuştur;
hayır, o bir şairdir. Öyle
değilse, önceki peygamberlerin gönderildikleri
gibi, o da bize bir ayet getirsin.”
dediler.

6. Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir
şehir iman etmemişti; şimdi bunlar
mı iman edecekler?!
Yani, onlar mucizeleri görmelerine rağmen
iman etmemiştiler.

7. Senden önce de, ancak kendilerine
vahyettiğimiz birtakım erkekler gönderdik.
Eğer bilmiyorsanız, zikir ehlinden
(bilgi sahiplerinden) sorun.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 124)

8. Biz onları, yemek yemeyen ceset(ler)
yapmadık. Onlar, ebedi de değillerdi.

9. Sonra onlara verdiğimiz sözü gerçekleştirdik.
Onları ve dilediğimiz kimseleri
kurtardık ve aşırı gidenleri helak ettik.

10. Size, içinde sizin için öğüt bulunan
bir kitap indirdik. Hâlâ düşünmüyor
musunuz?!

CÜZ: 17, SÛRE: 21 ENBİYÂ SÛRESİ

11. Zalim olan nice şehri yok ettik ve ondan
sonra nice başka topluluklar meydana
getirdik.

12. Onlar, bizim azabımızı hisseder hissetmez
hemen oradan kaçmaya başladılar.

13. “Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha
ve evlerinize dönün! Çünkü sorguya
çekileceksiniz.” (dedik.)

14. “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz
zalim idik.” dediler.

15. Onları biçilmiş cansız bir ekin hâline
getirinceye kadar bu feryatlarını sürdürdüler.

16. Biz, göğü, yeri ve ikisinin arasında
olan şeyleri oyun olarak yaratmadık.

17. Eğer kendimize bir eğlence edinmek
isteseydik, mutlaka onu kendi
katımızdan edinirdik. Ama bunu yapacak
değiliz.

18. Oysa biz, hakkı batıla çarparız da
hak, batılı ezer. Bir de bakarsın ki, o yok
olup gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız nitelikler
yüzünden yazıklar olsun size!
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
Mutlaka hak her insanın kalbini çalar; ister
kabul etsin, ister kabul etmesin. Nitekim Allah
şöyle buyurur: “Oysa biz hakkı batıla çarparız
da hak, batılı ezer. Bir de bakarsın ki, o yok
olup gitmiştir.” (bk. es-Safî ve el-Mehasin.)

19. Göklerde ve yerde kim varsa
O’nundur. O’nun katında olanlar, O’na
ibadet etmek hususunda kibirlenmezler
ve yorulmazlar.

20. Gece ve gündüz gevşemeksizin tesbih
ederler.

21. Yoksa onlar, yerdeki varlıklar türünden
ilahlar mı edindiler? Onlar mı
ölüleri diriltecekler?!

22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka
ilahlar olsaydı, mutlaka (yer ve gök)
bozulurlardı. Arş’ın Rabbi olan Allah,
onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzehtir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 125)

23. Allah, yaptığı işler yüzünden sorguya
çekilmez; ama onlar (insanlar)
sorguya çekilirler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 126)

24. Yoksa onlar, O’nu bırakıp da O’nun
yerine kendilerine başka ilahlar mı
edindiler? De ki: “Delilinizi ortaya koyun.
İşte bu, benimle beraber olanların
zikridir (anısıdır) ve benden öncekilerin
zikridir.” Oysa onlardan çoğu hakkı bilmezler
ve onlar haktan yüz çevirirler.

ENBİYÂ SÛRESİ CÜZ: 17, SÛRE: 21

25. Biz, senden önce hiçbir peygamber
göndermedik ki ona, “Benden başka
hiçbir ilah yoktur; öyleyse bana ibadet
edin.” diye vahyetmiş olmayalım.

26. “Rahman olan Allah, çocuk edindi.”
dediler. O, her eksiklikten uzaktır.
Aksine onlar ( melekler), değerli kullardır.

27. O’ndan önce söz söylemezler ve sürekli
O’nun emri ile hareket ederler.

8. Allah, onların önünde olan her
şeyi ve arkalarında olan her şeyi bilir.
O’nun hoşnut olmadığı bir kimse
hakkında şefaat etmezler. Onlar, Allah
korkusundan ürperirler.

İmam Musa Kâzım (a.s) ataları vasıtasıyla
Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediğini nakletmiştir:
Benim şefaatım ümmetimden büyük
günah işleyenler içindir. İyi olanlar için zaten
bir sorun yoktur. Orada bulunanlar dediler
ki: Ey Resulullah’ın evladı! Nasıl büyük
günah işleyenlere şefaat edilir, oysa Allah
“O’nun hoşnut olmadığı bir kimse hakkında
şefaat etmezler.” diye buyurmaktadır?

Büyük günah işleyen birisi ise hoşnut olunan
biri olmaz… İmam şöyle dedi: Mümin
olan birisi günah işlediğinde, bu işi ona
kötü gelir ve yaptığı işten pişman olur. (Bu
yüzden şefaati hakkeder) (bk. es-Safî, etTevhid’den
naklen.)

29. Onlardan her kim, “O değil, ben
ilahım.” derse, onu cehennemle cezalandırırız.
İşte biz, zalimlere böyle karşılık
veririz.

30. Küfre sapanlar, göklerle yer birbirlerine
bitişik iken, onları (birbirinden)
ayırdığımızı ve canlı olan her şeyi
sudan var ettiğimizi görmediler mi?
İman etmezler mi?!

31. Onları sarsmasın diye yeryüzünde
dağlar var ettik ve maksatlarına ulaşsınlar
diye orada geniş yollar oluşturduk.

32. Göğü korunmuş bir tavan hâline getirdik.
Oysa onlar, göğün ayetlerinden
yüz çevirirler.

33. Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan
O’dur. Bunların her biri, bir yörüngede
yüzmektedir.

34. Senden önce hiçbir beşere ebedilik
vermedik. Eğer sen ölürsen, onlar sanki
ebedi mi kalacaklar?!

35. Her nefis, ölümü tadacaktır. Bir imtihan
olarak sizi hayır ve şerle sınıyoruz.
Siz ancak bize dönersiniz.

CÜZ: 17, SÛRE: 21 ENBİYÂ SÛRESİ

36. Küfre düşenler seni gördüklerinde,
“Sizin ilahlarınıza dil uzatan bu mu?” diyerek
hep seninle alay ederler. Gerçekte
onlar, Rahman’ı anmayı inkâr ederler.

37. İnsan aceleci yaratılmıştır. Yakında
size kendi ayetlerimi göstereceğim; bunu
çabuklaştırmamı istemeyin.

38. “Doğru söyleyenler iseniz, bu vaat
(kıyamet) ne zaman gerçekleşir?” derler.

39. Küfre düşenler, yüzlerinden ve sırtlarından
azabı geri çeviremeyecekleri ve bir yardım
görmeyecekleri zamanı bir bilselerdi!

40. Oysa (ateş) onlara aniden gelir ve onları
şaşkına çevirir; ne onu geriye çevirebilirler,
ne de onlara bir fırsat verilir.

41. Kuşkusuz, senden önceki peygamberlerle
de alay edildi ve alay edenleri,
alay ettikleri şey (azap) yakaladı.

42. De ki: “Sizi gece ve gündüz Rahman’dan
kim korur?” Ama onlar Rablerini
anmaktan yüz çevirirler.

43. Yoksa bizden başka onları koruyacak
ilahları mı vardır?! Onlar (o ilahlar)
ne kendilerine yardım edebilirler, ne
de tarafımızdan bir destek görürler.

44. Biz, onları ve babalarını (nimetlerimizden)
yararlandırdık. Nihayet
ömürleri uzadı. Bizim sürekli yere gelerek
(yönelerek) onun etrafından azalttığımızı
görmüyorlar mı?! O hâlde,
üstün gelen onlar mı?!

ENBİYÂ SÛRESİ CÜZ: 17, SÛRE: 21

45. De ki: “Ben sadece, sizi vahiy ile
uyarıyorum. Fakat, sağırlar uyarılınca
çağrıyı duymazlar.”

46. Eğer onlara Rabbinin azabından
ufak bir esinti dokunursa, “Yazıklar
olsun bize! Biz zulmeden kimselerdik.”
derler.

47. Kıyamet günü adalet terazilerini
koyarız, hiçbir kimse,
zulme uğramaz. Eğer (yapılan
amel) bir hardal tanesi ağırlığında
bile olsa, onu getiririz.
Hesap gören olarak biz yeteriz.
İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında: “Adalet
terazileri peygamberler ve vasilerdir…”
dediği ve diğer bir rivayette de, “Biz, adalet
terazileriyiz.” diye buyurduğu nakledilmiştir.
(bk. es-Safî, el-Kâfî ve el-Meanî’den naklen.
Ayrıca bk. A’raf: 8.) Buna göre insanların
amellerinin doğruluğunda ölçü peygamberler
ve onların vasilerinin davranışlarıdır.

Onların amel ve davranışlarıyla uyum içinde
olan ameller kabul edilir, onların amel ve
davranışlarına ters düşen işler reddedilir. Bu
temel üzere, Peygamber’in (s.a.a) en güzel
örnek oluşunun ve sahih hadislerde açıklandığı
üzere İmam Ali’nin (a.s) hakkın ölçüsü
olduğunun, Hz. Fatıma’nın hoşnutluğunun
Peygamber’in ve Yüce Allah’ın hoşnutluğu
ve onun gazabının Allah’ın ve Peygamber’in
gazabı olduğunun anlamı onların tüm fikir,
davranış ve tutumlarında masum ve ölçü
oldukları gerçeği anlaşılır.

48. Gerçekten Musa ve Harun’a, hakkı
batıldan ayıran, takva sahipleri için bir
ışık ve bir öğüt olan kitabı verdik.

49. Onlar, gizlide Rablerinden korkarlar.
Ve onlar, kıyametten de korkarlar.

50. Bu da, bizim indirdiğimiz mübarek
bir zikirdir. Siz onu inkâr mı ediyorsunuz?

51. Gerçekten biz daha önce de İbrahim’e
olgunluğunu vermiştik. Biz
onu iyice biliyorduk.

52. Hani o, babasına ve kavmine, “Sürekli
karşısında ibadet için dikildiğiniz bu
heykeller nedir?” demişti.

53. Onlar, “Biz, babalarımızı bunlara tapar
bulduk.” dediler.

54. “Gerçekten siz de, babalarınız da açık
bir sapıklık içindesiniz.” dedi.

55. “Gerçeği mi bize söylüyorsun, yoksa
şaka mı ediyorsun?” dediler.

56. (İbrahim,) “Hayır, sizin Rabbiniz göklerin
ve yerin Rabbidir. Onları yoktan var
eden O’dur. Ben buna şahitlik edenlerdenim.”
dedi.

57. “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı
dönüp gidince putlarınıza karşı bir tuzak
kuracağım.”

CÜZ: 17, SÛRE: 21 ENBİYÂ SÛRESİ

58. O, putların tümünü paramparça etti;
ona müracaat etsinler diye yalnız büyüğünü
sağlam bıraktı.

59. (Puta tapanlar,) “Tanrılarımıza bunu
kim yaptı? Kuşkusuz o, zalimlerdendir.”
dediler.

60. “İbrahim denilen bir gencin onlara dil
uzattığını duyduk.” dediler.

61. “O hâlde onu, halkın göreceği şekilde
getirin, belki (aleyhine) şahitlik ederler.”
dediler.

62. “Ey İbrahim! Sen mi putlarımıza bunu
yaptın?” dediler.

63. “Hayır, şu büyükleri bu işi yapmış olmalı!
Konuşuyorlarsa, onlara sorun.” dedi.

64. Bunun üzerine kendilerine gelerek
(birbirlerine), “Doğrusu siz haksızsınız.”
dediler.

65. Sonra (tekrar) şaşkınlığa uğrayıp,
“Sen bunların konuşmadığını iyice biliyorsun.”
dediler.

Ayette geçen “nukisû” kelimesi, bir şeyin
ters çevrilmesi anlamına gelir. Buna göre,
onların hakkı anladıktan sonra tekrar eski
durumlarına dönmeleri kastedilmiştir. Yani,
kalplerinde kısa bir süre hak yukarıya çıkıp
batıla galip gelmişse de tekrar hak yenilerek
batıl ona galip gelmiştir. Bazıları da maksadın,
utanç ve şaşkınlıktan başlarını aşağıya
salmaları olduğunu ileri sürmüşlerdir.

66. “Allah’ı bırakıp da size ne bir faydası,
ne de bir zararı olan şeylere mi
ibadet ediyorsunuz?” dedi.

67. “Yazıklar olsun size ve Allah’tan
başka taptığınız şeylere! Hiç düşünmüyor
musunuz?”

68. “Eğer bir şey yapacaksınız, onu yakın
ve tanrılarınıza yardım edin.” dediler.

69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı soğuk ve
esenlik ol.” dedik.

70. Ona tuzak kurmak istediler; fakat
biz kendilerini, en büyük kaybedenler
kıldık.

71. Onu ve Lut’u kurtararak, âlemler
için kutlu kıldığımız yere yerleştirdik.

72. İshak’ı ve fazladan bir bağış olarak
Yakub’u ona verdik. Hepsini de iyi
kimseler yaptık.

İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında şöyle
dediği nakledilmiştir: “Oğlun oğlu (torun),
fazladan bir bağıştır.”

ENBİYÂ SÛRESİ CÜZ: 17, SÛRE: 21

73. Onları, emrimizle hidayete erdiren
imamlar yaptık. Kendilerine hayırlı işler
yapmayı, namazı hakkıyla kılmayı
ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar, sürekli
bize ibadet eden kimselerdi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 127)

74. Lut’a da hikmet ve ilim verdik ve
onu kötü işler yapan beldeden kurtar-
dık. Onlar, kötü ve sapkın bir topluluktu.

75. Onu rahmetimize yerleştirdik. Gerçekten
o, salihlerden idi.

76. Ve Nuh’u da an. Hani o, daha önce
bize yalvardı, biz de onun duasını kabul
ettik. Böylece onu ve ailesini büyük
sıkıntıdan kurtardık.

77. Ayetlerimizi yalanlayan kavme
karşı ona yardımda bulunduk. Onlar,
kötü bir topluluk idi; onların tümünü
suda boğduk.

78. Davud ve Süleyman’ı da an. Hani
ikisi, topluluğun koyunlarının geceleyin
otlamış olduğu ekin hakkında
hüküm veriyorlardı. Biz de onların
hükümlerine şahittik.

İmam Cafer Sadık’tan nakledilen hadislere
göre, bu ayette söz konusu edilen yargı,
geceleyin birinin üzüm bağına hasar veren
koyun sürüsü ile ilgilidir. O güne kadar varolan
geçerli ilahî hüküm gereği Hz. Davud,
koyunlardan verdikleri hasar miktarında
bağ sahibine verilmesini, Hz. Süleyman ise
ilahî bir ilhamla koyunun doğuracağı kuzu,
yün ve süt gibi ürünlerinden bu hasarın karşılanmasına
hükmetmiştir. (bk. Seyyid Haşim
el-Hüseynî el-Behranî, el-Burhan Tefsiri.)

79. Süleyman’a bu meselenin çözümünü
anlattık. Onlardan her birine, hikmet ve
ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud’la
beraber Allah’ı tesbih etmeye yönelttik. Ve
biz, bu gibi işleri yapmaktayız.

80. Ona, savaşta sizi koruyacak zırh yapma
sanatını öğrettik. Artık şükreder misiniz?
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Yüce Allah, Hz. Davud’a şöyle vahyetti:

“Sen, beytülmalden geçimini karşılayan ve
kendi el emeği ile bir iş yapmayan biri olmasaydın,
ne güzel kuldun!” Bunun üzerine Hz.
Davud kırk gün ağladı Böylece Allah demire,
kulu Davud için yumuşamasını vahyetti…” (el-
Burhan Tefsiri, et-Tehzib’ten naklen.)

81. Süleyman’ın emrine de şiddetli rüzgârı
verdik. Onun emri ile kutlu kıldığımız
yere doğru eserdi. Ve biz her şeyi
biliyorduk.

CÜZ: 17, SÛRE: 21 ENBİYÂ SÛRESİ

82. Onun için dalgıçlık yapan ve başka işler
gören şeytanları da emrine verdik ve
biz onları gözetiyorduk.

83. Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine şöyle
yalvarmıştı: “Sıkıntı ve belaya duçar oldum;
sen, merhamet edenlerin en merhametlisisin.”

84. Biz de onun duasını kabul ettik. Katımızdan
bir rahmet olarak ve ibadet
edenlere bir öğüt olsun diye başına gelen
sıkıntıyı giderdik. Ailesini ve onlarla birlikte
onların bir mislini ona verdik.

85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de an. Onların
hepsi sabredenlerdendi.

86. Onları rahmetimize yerleştirdik.
Gerçekten onlar salihlerdendi.

87. Zünnun’u da an. Hani o, öfkeli bir
hâlde gitmişti. Kendisini asla sıkıntıya
düşürmeyeceğimizi sanmıştı. Sonunda
karanlıklarda, “Senden başka ilah yoktur.
Sen her eksiklikten münezzehsin.
Gerçekten ben zalimlerdendim.” diye
yalvardı.

İmam Rıza (a.s)’dan gelen rivayette, “len
nakdire aleyhi” ifadesine, “onu sıkıntıya sokmayacağız”
anlamı verilmiştir. Nitekim Fecir
Sûresi’nde “fe kadere aleyhi rizkahu” ifadesi
de, “rızkını daralttı, sıktı” anlamındadır. “Len
nakdire aleyhi” ifadesine, “ona gücümüzün
yetmeyeceğini sandı” şeklinde mana vermek,
peygamberlerin masumluk makamıyla
çelişeceği için doğru olmaz. (bk. es-Safî,
Uyunu Ahbari’r-Rıza’dan naklen.)

88. Biz de onun duasını kabul ettik ve
onu üzüntüden kurtardık. İşte müminleri
böyle kurtarırız.

89. Zekeriyya’yı da an. Hani o, Rabbine
yalvararak şöyle demişti: “Ey Rabbim!
Beni yalnız bırakma! Sen, mirasçıların
en hayırlısısın.”

90. Biz de onun duasını kabul ettik;
ona Yahya’yı verdik, eşini de doğurmaya
elverişli hâle getirdik. Onlar, iyi
işlere koşar; ümit ve korku ile bize yalvarır
ve bize karşı mütevazı idiler.

ENBİYÂ SÛRESİ CÜZ: 17, SÛRE: 21

91. O kadını (Meryem’i) da an. O, ırzını
korudu; biz de ona kendi ruhumuzdan
üfledik; onu ve oğlunu âlemlere bir
ayet kıldık.

92. Gerçekten bu (İslam dini), tek bir
din olarak sizin dininizdir. Ben de sizin
Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.

93. Ama onlar, dinlerini aralarında böldüler.
Onların hepsi de bize döneceklerdir.
Dinde bölünme birçok ayette kınanmıştır.

Dinde bölünmenin temel sebebi, Allah’ın
belirlediği ölçüleri bırakıp kendi başına birtakım
ölçülere, örneğin babalarının gidişatı
vb. ölçülere veya nefse uymaktır. Peygamber
(s.a.a), kendisinden sonra ümmetin bölünmemesi
ve haktan uzaklaşmamaları için
iki temel ölçü bırakmış ve bunların Kur’ân
ve Ehl-i Beyt’i olduğunu bildirmiştir.

Fakat insanlar, dünyaya düşkünlük, kıskançlık, kabile
vb. bağnazlıklar yüzünden bu iki ölçüden
her ikisini veya birini bırakarak ayrılığa
düşmüş ve çeşitli fırkalara ayrılmışlardır. Bu
yüzden tek çare, Emevîler, Abbasîler vb.
zulüm ve bozukluk üzere kurulu, Kur’ân ve
Ehl-i Beyt’ten kopuk, hatta onlara düşman
din anlayışlarının yerine Peygamber’in koyduğu
ölçülere geri dönüp, o ölçüler çerçevesinde
olan bir din anlayışına sahip
olmaktır.

94. Kim mümin olarak iyi işler yaparsa,
artık onun çabasına nankörlük edilmez.
Biz onun (iyiliklerini) hesabına
yazmaktayız.

95. Helak ettiğimiz şehirler için artık
(geri dönüş) yasaklanmıştır; onlar,
(dünyaya) geri dönemezler.
96-97. Ye’cuc ile Me’cuc (seddi) açıldığı,
onlar her tepeden akın ettikleri ve
hak vaadin yaklaştığı zamana kadar
(bu böyle devam eder). Derken birden küfre düşenlerin gözleri donakalır. “Yazıklar
olsun bize! Bundan habersizdik. Gerçekten biz zalim idik.” derler.

98. Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız,
cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

99. Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi.
Oysa hepsi orada sürekli kalırlar.

100. Orada onların sızlayıp inlemesi vardır
ve onlar orada bir şey işitmezler.

101. (Ama) tarafımızdan kendilerine güzel
bir söz verilen kimseler, işte onlar, ondan
uzak tutulurlar.

CÜZ: 17, SÛRE: 21 ENBİYÂ SÛRESİ

102. Onun uğultusunu duymazlar ve onlar,
gönüllerinin dilediği nimetler içinde
sürekli kalırlar.

103. Büyük dehşet, onları üzmez. Melekler
onları karşılarlar (ve onlara derler ki):
“İşte bu, size vadedilen gündür.”

104. O gün, yazılı sayfaların tomarını dürer
gibi göğü düreriz. Yaratılışı ilk defa
başlattığımız gibi, onu tekrar geri çeviririz.
Bu, üzerimize aldığımız bir sözdür.
Kuşkusuz, biz bunu yapacağız.

105. Gerçekten Zikir’den (Tevrat’tan) sonra
Zebur’da da, “Yeryüzüne mutlaka salih
kullarım mirasçı olacaklar.” diye yazdık.

İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan şöyle
nakledilmiştir: “Salih kullardan maksat, ahir
zamanda ortaya çıkacak olan Mehdi’nin
ashabıdır. Resulullah (s.a.a), “Eğer dünyadan
yalnız bir gün bile kalsa, Allah Ehl-i
Beyt’imden birini göndererek zulüm ve adaletsizlikle
dolan yeryüzünü eşitlik ve adaletle
dolduruncaya kadar o günü uzatır.” buyurmuştur.”
bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri.

106. Gerçekten bunda, kulluk eden
topluluk için açık bir mesaj vardır.

107. Biz seni, ancak âlemlere rahmet
olarak gönderdik.
Bu ayetten anlaşıldığı üzere, Müslümankâfir
herkes, Resulullah’ın ümmeti ve onun
mektebinin öğrencileridirler ve onun yüzü
hürmetine bu âlemdeki nimetlerden yararlanırlar.
Onlardan bir kısmının mektepten
kaçmış öğrenci olmaları, onların Peygamber’e
mensubiyetlerini gidermez. İstisnalar
hariç, ne durumda olurlarsa olsunlar, insanlara
bu gözle bakmalıyız.

108. De ki: “Bana, sizin ilahınızın sadece
tek bir ilah olduğu vahyedilmektedir.
Şimdi siz (buna) boyun eğecek
misiniz?”

109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Ben
size eşit şekilde (hakkı) ilan ettim. Size
vadedilen azabın yakın mı, uzak mı olduğunu
bilmiyorum.”

110. “O, açıkça söylenen sözü de bilir,
gizlediğinizi de bilir.”

111. “Bilmem, belki de bu, sizin için bir
imtihandır ve bir süreye kadar sizi yararlandırmak
içindir.”

112. (Peygamber): “Rabbim! Hak üzere
hükmet. Rabbimiz, Rahman’dır ve
nitelemelerinize karşı O’ndan yardım
dilenir.” dedi.