Kuran-ı Kerim – En’am Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 7, SÛRE: 6

Mekke’de inmiştir; 165 ayettir. Ancak İbn
Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre altı
ayeti, yani 91. ayetten itibaren üç ayet ve 151.
ayetten itibaren üç ayet, Medine’de inmiştir.

Bu sûrenin 136-146. ayetlerinde küçük baş
ve büyük baş hayvanlara ait hükümlerden
bahsedildiği için sûreye bu anlama gelen
“En’âm” adı verilmiştir.

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kuşkusuz En’âm Sûresi bir defada
topluca inmiştir ve yetmiş bin melek de onu
Hz. Muhammed’e ininceye kadar uğurlamıştır.
Bu sûreye ta’zim edin ve onu övgüyle
anın. Allah’ın adı bu sûrede yetmiş yerde
geçmektedir. İnsanlar bu sûreyi okumakta
ne (mükâfat) olduğunu bilselerdi, onu okumayı
asla terk etmezlerdi. (bk. es-Safî Tefsiri,
el-Kâfî ve Sevabu’l-A’mal’dan naklen.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları
ve nuru ortaya çıkaran Allah’a
aittir. (Tüm bu tevhit işaretlerini gördükten)
sonra, inkâr edenler, (başka
şeyleri) Rablerine denk tutuyorlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 64)

2. Sizi çamurdan O yarattı. Sonra (dünyadaki
yaşayışınız için) bir süre koydu.
Belirlenmiş süre ise O’nun yanındadır.
Sonra siz yine şüphe ediyorsunuz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 65)

3. O, göklerde ve yerde Allah’tır. Gizli
tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu
da bilir ve kazandıklarınızı da (yaptığınız
işleri de) bilir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 66)

4. Rablerinin ayetlerinden kendilerine
gelen her ayetten mutlaka yüz çevirirlerdi.
5. Hak onlara gelince onu yalanladılar.
Yakında alay konusu ettikleri şeyin haberleri
onlara gelecektir.
6. Onlardan önce, nice ümmetleri yok
ettiğimizi görmüyorlar mı?! Onlara
yeryüzünde size vermediğimiz güç ve
imkânları verdik. Gökten sürekli olarak
onlara yağmur yağdırdık. Altlarından
ırmakların akmasını sağladık. Ama günahları
yüzünden onları helak ettik ve
arkalarından yeni bir nesil türettik.
7. Eğer sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap
indirseydik ve onlar ellerini ona sürselerdi,
yine küfre sapanlar, “Bu, sadece apaçık
bir sihirden ibarettir.” diyeceklerdi.

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

8. Onlar, “Niçin ona bir melek inmedi?”
dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş biterdi
ve artık onlara fırsat verilmezdi.
9. Eğer onu (peygamberi) bir melek yapsaydık,
yine onu bir insan (şeklinde) yapardık
ve yanıldıkları şeyde yine onları
yanıltırdık.
10. Kuşkusuz, senden önce birçok peygamberle
alay edildi. Ama onlarla alay
edenleri, alay ettikleri şey (azap) yakaladı.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 67)

11. De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da,
sonra (peygamberleri) yalanlayanların
akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.”
12. De ki: “Göklerde ve yerde olanlar
kimindir?” De ki: “Allah’ındır. O, merhamet
etmeyi kendine farz kılmıştır.
Sizi gerçekleşmesinde şüphe olmayan
kıyamet gününde bir araya toplayacaktır.
Kendilerini (varlık sermayelerini)
ziyan edenler var ya, artık onlar
iman etmezler.”
“Merhamet etmeyi kendine farz kılmıştır”
yani, merhamet edeceğine dair kesin söz
vermiştir.

13. Gece ve gündüzde yerleşen her şey
O’nundur. O işitendir ve bilendir.
14. De ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah’tan
başkasını mı kendime veli
(koruyucu ve yönetici) edineyim?! O
besler, ama beslenmez.” De ki: “Bana,
(Allah’a) boyun eğenlerin ilki olmam
emredildi ve, ‘Asla müşriklerden
olma.’ (denildi).”
15. De ki: “Rabbime karşı gelirsem,
gerçekten büyük bir günün azabından
korkarım.”
(bk. Açıklamalar Bölümü 68)

16. O gün kimden (azap) uzaklaştırılırsa,
(Allah) ona merhamet etmiştir. İşte
budur apaçık kurtuluş ve başarı!
17. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa,
O’ndan başka bunu giderecek
olmaz. Sana bir hayır da ulaştırırsa,
(başkası bunu engelleyemez;) O’nun
her şeye gücü yeter.
18. O, kullarının üzerinde mutlak egemenlik
sahibidir. O, hikmet sahibidir
ve (her şeyden) haberdardır.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

19. De ki: “Şahitliği en büyük olan şey
nedir?” De ki: “Allah benimle sizin
aranızda şahittir. İşte bu Kur’ân sizi ve
ulaştığı herkesi uyarayım diye bana
vahyolundu. Siz Allah’la beraber başka
ilahların var olduğuna mı şahitlik
ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.
O, ancak tek bir ilahtır ve gerçekten
ben, sizin ortak koştuğunuz
şeylerden uzağım.”
20. Kendilerine kitap verdiklerimiz
onu (Peygamber’i) kendi oğullarını tanıdıkları
gibi tanırlar. Şüphesiz, kendilerini
ziyan edenler var ya, artık onlar
iman etmezler.
21. Allah’a yalan isnat eden veya
ayetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir?! Şüphesiz, zalimler kurtuluşa
ermezler.
22. Onların tümünü bir araya toplayacağımız
günü an. Sonra ortak koşanlara
şöyle deriz: “(Allah’a ortak) sandığınız
ilahlarınız nerede?”
23. Sonra onların bahaneleri ancak şöyle
demek olur: “Rabbimiz olan Allah’a
yemin olsun ki, biz Allah’a ortak koşan
değildik.”
24. Bak, kendilerine karşı nasıl da yalan
söylediler ve uydurdukları şeyler
(nasıl da) kaybolup gitti!
25. Onlardan bazıları seni dinlerler;
(ama) biz onu (Kur’ân’ı) anlamalarını
önlemek için kalplerinin üzerine perdeler
çektik ve kulaklarının üzerine da
ağırlık koyduk. Her türlü ayeti (mucizeyi)
görseler de, ona inanmazlar. Hatta
tartışmak için senin yanına geldiklerinde
kâfirler, “Bu öncekilerin masallarından
başka bir şey değildir.” derler.

26. Onlar (müşrikler, insanları) ondan
(Kur’ân’dan) sakındırırlar ve (kendileri
de) ondan uzak dururlar. Onlar, sadece
kendilerini helâk ederler, fakat bunun
farkında değillerdir.
27. Ateşin önünde durdurulduklarında,
“Keşke (dünyaya) geri döndürülsek de
Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve
iman edenlerden olsak!” dediklerini bir
görsen!

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

28. Oysa önceden gizledikleri şeyler kendilerine
aşikâr oldu. Eğer geri döndürülseler,
kendilerine yasaklanan şeye tekrar
dönerler. Şüphesiz, onlar yalancıdırlar.
29. Ve, “Bu dünya hayatımızdan başka
bir hayat yoktur ve biz kabirlerden çıkarılacak
değiliz.” dediler.
30. Onları Rablerinin huzurunda durdurulmuş
iken bir görsen! (Allah,) “Bu hak
değil mi?” diyecek. Onlar, “Evet, Rabbimize
ant olsun ki haktır.” diyecekler. (Allah,)
“Öyleyse inkâr ettiğiniz için tadın
azabı!” diyecektir.
31. Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar, gerçekten
ziyan ettiler. Nihayet aniden o saat
(kıyamet) onlara gelince derler ki: “Gevşeklik
ettiğimiz şeyler yüzünden yazıklar
olsun bize!” Ve onlar kendi günahlarının
yükünü sırtlarında taşırlar. Dikkat
edin, taşıdıkları şey ne de kötüdür!

32. Dünya hayatı, ancak bir oyun ve
oyalanmadan ibarettir. Gerçekten ahiret
yurdu, takvalılar için daha hayırlıdır.
Bunu düşünüp anlamıyor musunuz?!
33. Onların söyledikleri sözlerin seni
üzdüğünü biliyoruz. Onlar seni ya-
lanlamıyorlar; gerçekte zulmedenler,
Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
34. Gerçekten senden önce birçok peygamber
de yalanlandı da, kendilerine
yardımımız erişinceye dek yalanlanmalarına
ve uğradıkları eziyetlere sabrettiler.
Allah’ın sözlerini (kanunlarını)
değiştirecek bir şey yoktur. Peygamberlerin
haber(ler)i sana gelmiştir.
35. Eğer onların yüz çevirmeleri sana
ağır geldiyse, yerde bir delik veya
gökte bir merdiven arayarak onlara
bir ayet (mucize) getirmeye gücün
varsa, (bunu yap. Ancak şunu bil ki,)
Allah dileseydi, onları hidayet üzere
bir araya toplardı. O hâlde sakın cahillerden
olma.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

36. (Bu çağrıyı) sadece (hakkı) duyan
kimseler kabul ederler. Ölülere gelince,
Allah onları diriltecektir, sonra
O’na döndürüleceklerdir.
37. Onlar, “Niçin Rabbinden ona bir
ayet (mucize) inmiyor?” dediler. De
ki: “Şüphesiz, Allah bir ayet (mucize)
indirmeye kadirdir; ama onların çoğu
bilmezler.”
38. Yeryüzünde gezen her canlı ve iki
kanadıyla uçan her kuş, ancak sizin gibi
bir topluluktur. Biz kitapta (Kur’ân’da
veya Levhi
Mahfuz’da) hiçbir şeyi eksik
bırakmadık. Sonra onlar, Rablerine
doğru haşredileceklerdir (toplanıp götürüleceklerdir).
39. Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar,
karanlıklarda kalmış sağırlar ve dilsizlerdirler.
Allah, dilediğini saptırır ve
dilediğini doğru yola iletir.
40. De ki: “Sizce, Allah’ın azabı size
gelse veya o kıyamet saati size gelse,
Allah’tan başkasını mı çağırırsınız?!
Doğru iseniz (söyleyin).”
41. “Hayır! Yalnız O’nu çağırırsınız; O
da dilerse, gidermesini istediğiniz şeyi
giderir; ortak koştuğunuz şeyleri ise
unutursunuz.”
42. Kuşkusuz, senden önceki ümmetlere
de (peygamberler) gönderdik; (Allah’a)
yalvarsınlar diye onları sıkıntı ve zorlukla
karşı karşıya koyduk.
43. Niçin bizim azabımız onlara gelince
(Allah’a) yalvarıp yakarmadılar?! Ama
onların kalpleri katılaştı ve Şeytan yaptıkları
işleri onlara süslü gösterdi.
44. Kendilerine hatırlatılan şeyleri unutunca,
her şeyin (her türlü nimetin) kapısını
yüzlerine açtık. Nihayet kendilerine
verilene sevinince, ansızın onları yakala-
dık da bir anda ümitlerini yitirdiler.

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

45. Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi.
Ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a
mahsustur.
46. De ki: “Size göre, eğer Allah işitmenizi
ve görmenizi alsa ve kalplerinizi mühürlese,
Allah’tan başka onları size getirecek
ilah kimdir?” Bak, ayetlerimizi nasıl çeşitli
şekillerde (kendilerine) açıklıyoruz!
Sonra onlar (yine) yüz çeviriyorlar!
47. De ki: “Sizce Allah’ın azabı aniden
veya apaçık şekilde size gelse, zalimler
topluluğundan başkası mı helak olur?”
48. Biz peygamberleri sadece müjdeci
ve korkutucu olarak gönderiyoruz. Kim
iman eder ve kendini düzeltirse, artık
onlar için ne bir korku var, ne de onlar
üzülürler.

49. Ayetlerimizi yalanlayanlar ise, yoldan
çıkmaları yüzünden azaba uğrarlar.
50. De ki: “Size, ‘Allah’ın hazineleri
benim yanımdadır.’ demiyorum. (Allah’ın
bildirdiğinin dışında) gaybı da
bilmiyorum ve size, ‘Ben bir meleğim.’
de demiyorum. Ben ancak, bana vah-
yedilene uymaktayım.” De ki: “Körle
gören bir olur mu?! Acaba düşünmez
misiniz?!”
51. Rablerinin huzurunda kendileri için
O’ndan başka ne bir dost ve ne de bir
aracı olmadan bir araya getirilmekten
korkan kimseleri onunla (Kur’ân’la)
uyar. Umulur ki takvalı olurlar.
52. Rablerini hoşnut etmeyi dileyerek
sabah akşam O’nu çağıran kimseleri
yanından kovma. Onların hesabından
sana bir sorumluluk yoktur ve senin
hesabından da onlara bir sorumluluk
yoktur ki onları kovasın da zalimlerden
olasın.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

53. Böylece onlardan bir kısmını diğer
kısmıyla denedik ki, “Allah’ın bizim
aramızdan (seçip) kendilerine nimet
verdiği kimseler bunlar mı?!” desinler.
Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?!
54. Ayetlerimize iman edenler sana
geldiklerinde, de ki: “Selam olsun size.
Rabbiniz rahmeti kendi üzerine farz
kıldı. Şöyle ki: Sizden biriniz cahillik
yüzünden bir kötülük işler de sonra
peşinden tövbe eder ve kendini düzeltirse,
(bilsin ki) şüphesiz O, sürekli bağışlayan
ve merhamet edendir.”
55. Böylece, suçluların yolu açıkça belli
olsun diye ayetlerimizi sana ayrı ayrı
açıklıyoruz.
56. De ki: “Allah’tan başka çağırdıklarınıza
kulluk etmek bana yasaklandı.” De
ki: “Ben sizin heva ve heveslerinize uymam.
Yoksa doğru yoldan sapmış olurum
ve hidayete erenlerden olmam.”
57. De ki: “Ben Rabbim tarafından açık
bir delil üzereyim; siz ise onu yalanla-
dınız. Çabuk gelmesini istediğiniz şey
(azap) benim elimde değildir. Hüküm
yalnız Allah’a aittir. O hakkı anlatır ve O
hüküm verenlerin en iyisidir.”

“Hakkı anlatır” yerine “Hakkı takip eder” diye
de tercüme edilebilir. (bk. Cevamiu’l-Cami’)

58. De ki: “Sizin çabuk gelmesini istediğiniz
şey (azap) benim yanımda olsaydı,
benimle sizin aranızdaki iş son bulurdu.
Allah, zulmedenleri daha iyi bilir.”
59. Gaybın anahtarları O’nun katındadır;
O’ndan başka kimse onları bilmez. Karada
ve denizde olan her şeyi O bilir. (Ağaçtan)
bir yaprak bile onun bilgisi olmadan
(yere) düşmez. Yerin karanlıklarındaki
her tane, her yaş ve kuru, mutlaka açıklayıcı
bir kitapta kaydedilmiştir.

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

60. Geceleyin sizi(n ruhunuzu) alan,
gündüz kazandıklarınızı bilen, sonra belirlenmiş
süre dolsun diye sizi gündüzleri
uyandıran O’dur. Sonra dönüşünüz
O’nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı
size bildirecektir.
61. O, kullarının üzerinde mutlak egemenlik
sahibidir. Üzerinize koruyucular
gönderir. Nihayet birinize ölüm gelince,
elçilerimiz bir gevşeklik etmeden onu(n
ruhunu) alırlar.
62. Sonra hak mevlaları olan Allah’a
döndürülürler. Bilin ki, hüküm yalnız
O’nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.
63. De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından
kurtaran kimdir? Hani
siz yalvararak ve gizlice, ‘Eğer bizi
bundan kurtarırsa, mutlaka şükredenlerden
olacağız.’diye O’nu çağırıyorsunuz!
64. De ki: “Allah sizi ondan ve her türlü
sıkıntı ve üzüntüden kurtarmakta-
dır. Sonra yine siz (O’na) ortak koşuyorsunuz.”
65. De ki: “O üzerinizden veya ayaklarınızın
altından size bir azap göndermeye
veya sizi gruplara bölerek
birbirinizle uğraştırmaya ve kiminizin
çıkaracağı zorlukları kiminize tattırmaya
kadirdir.” Bak, belki anlarlar
diye nasıl ayetlerimizi çeşitli şekillerde
açıklıyoruz!
66. Hak olduğu hâlde senin kavmin
onu inkâr etti. De ki: “Ben size koruyucu
değilim.”
67. “Her haberin gerçekleşeceği bir
zaman vardır ve siz yakında bileceksiniz.”
68. Ayetlerimiz hakkında münasebetsizliğe
dalanları gördüğünde, başka
bir sohbete dalıncaya kadar onlardan
yüz çevir. Eğer Şeytan (bunu) sana
unutturursa, hatırladıktan sonra artık
zalimler topluluğuyla oturma.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 69)

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

69. Takvalı olanlara onların (zalimlerin)
hesaplarından bir yükümlülük yoktur.
Ancak bu bir hatırlatmadır; olur ki
(onlarla oturmaktan) sakınırlar.
Yani hakkı söylemek niyetiyle onlarla oturmaları
durumunda takvalı kişilere bir yükümlülük
yoktur.

70. Dinlerini oyun ve eğlence yapan ve
dünya hayatı kendilerini aldatmış olan
kimseleri bırak. Yaptığı işler yüzünden
hiçbir nefsin helak olmaması için
onunla (Kur’ân’la) hatırlatmada bulun.
Ona Allah’tan başka ne bir dost ve ne
de bir aracı bulunur; (kurtuluşu için)
her türlü karşılığı ödese de yine kabul
edilmez. İşte onlar, kendi kazançları
(yaptıkları işler) yüzünden helake uğramışlardır.
Küfre sapmaları yüzünden
onlara kaynar sudan bir içecek ve
acı bir azap vardır.
71. De ki: “Allah’ı bırakıp da (O’nun
yerine) bize ne bir zarar veren, ne de
bir faydası olan şeyleri mi çağıralım ve
Allah bizi hidayete erdirdikten sonra
(hak yoldan) geriye mi dönelim?! Kendisini
‘Bize gel’ diye hidayete doğru
çağıran birtakım dostları olduğu hâlde,
şeytanların baştan çıkardığı ve yeryüzünde
şaşkınlık içinde kalan kimse gibi
mi (olalım)?!” De ki: “Gerçek hidayet,
Allah’ın hidayetidir. Bize Âlemlerin Rab-
bine teslim olmamız emredildi.”

72. “Ve, ‘Namazı hakkıyla kılın ve Allah’tan
korkun.” (denildi.) Huzurunda bir
araya getirileceğiniz O’dur.”
73. “O’dur gökleri ve yeri hak üzere yaratan.
Bir şeye ‘Ol!’ dediği gün o hemen
oluverir. Sözü haktır. Sûr’a üfleneceği
gün hükümranlık O’nundur. Gaybı da,
aşikâr olanı da bilir. O, hikmet sahibidir
ve (her şeyden) hakkıyla haberdardır.”

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

74. Hani İbrahim, babası (velisi olan amcası)
Azer’e, “Putları (kendine) ilah mı
ediniyorsun?! Ben seni ve kavmini apaçık
bir sapıklık içinde görüyorum.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 70)

75. Böylece kesin bilgiye erenlerden olsun
diye göklerin ve yerin melekûtunu
İbrahim’e gösteriyorduk.
76. Gece karanlığı üzerine çökünce bir
yıldız gördü; “İşte bu benim Rabbimdir.”
dedi. Yıldız batınca da, “Ben kaybolanbatan
şeyleri sevmem.” dedi.
77. Ayı doğarken gördüğünde, “İşte bu
benim Rabbimdir.” dedi. O da battığında,
“Eğer Rabbim beni hidayete
erdirmezse, şüphesiz ben sapanlar
zümresinden olurum.”
dedi.

78. Güneşi doğarken gördüğünde, “İşte
bu benim Rabbimdir; bu daha büyüktür.”
dedi. O da batınca, “Ey kavmim!
Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz
şeylerden uzağım.” dedi.
79. “Ben, hakka yönelerek (ihlâsla)
yüzümü gökleri ve yeri var edene çevirdim.
Ben müşriklerden değilim.”
(dedi.)
80. Kavmi, onunla (Allah hakkında)
tartışmaya koyuldu. Dedi ki: “Beni
hidayete erdirmişken Allah hakkında
mı benimle tartışıyorsunuz?! Rabbimin
bir şeyi istemesi müstesna, sizin
(Allah’a) ortak koştuklarınızdan korkmam.
Rabbimin ilmi her şeyi kapsamıştır.
Hâlâ öğüt almaz mısınız?!”
“Vesia” kelimesin karşılığı olarak bazıları ‘kuşatmıştır’
tabirini kullanmışlardır, ama biz
‘kapsamıştır’ ifadesini daha uygun bulduk.
Çünkü burada ifade edilmek istenen ihata
değil, içermek ve kapsamına almaktır; yani
ilahî ilmin genişliğidir, üstünlük ve egemenliği
değildir.

81. “Ben sizin (Allah’a) ortak koştuklarınızdan
nasıl korkarım?! Oysa siz
Allah’ın kendileri hakkında hiçbir
delil indirmediği şeyleri O’na ortak
koşmaktan korkmuyorsunuz?! Şimdi
bilginiz varsa (söyleyin), bu iki kesimden
hangisi güvende olmaya daha
layıktır?”

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

82. İman eden ve imanlarını zulümle
karıştırmayan kimseler var ya, işte
güven onlarındır ve onlar hidayete
erişmişlerdir.
83. İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e
verdiğimiz hüccetimizdir (delilimizdir).
Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Şüphesiz, Rabbin hikmet sahibidir
ve bilendir.
84. Ona İshak’ı ve Yakub’u bahşettik.
Hepsini de hidayete erdirdik. Nuh’u
da önceden hidayete erdirmiştik ve
onun soyundan Davud, Süleyman, Eyyub,
Yusuf, Musa ve Harun’u da (hidayete
erdirdik). Biz iyilere böyle karşılık
veririz.
85. Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı
da (hidayete erdirdik). Hepsi de
salihlerdendi.
İmam Musa Kâzim (a.s)’ın Halife Harun’un
bir sorusuna cevap verirken şöyle dediği
nakledilir: “İsa (a.s)’ın peygamberlerin
zürriyetinden sayılması, annesi Meryem
vasıtasıyladır. Biz de annemiz Fatıma (a.s)
vasıtasıyla Peygamber’in (s.a.a) soyundan
sayılıyoruz.” (bk. es-Safî Tefsiri)

86. İsmail’i, elYesa’ı,
Yunus’u ve Lut’u
da (hidayete erdirdik). Hepsini de
âlemlere üstün kıldık.
87. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden
bir kısmını da (hidayete
erdirdik). Bunları seçkin kıldık ve doğru
yola ilettik.
88. İşte bu, Allah’ın hidayetidir; kullarından
dilediğini onunla doğru yola
iletir. Eğer (Allah’a) ortak koşsalardı,
yaptıkları işler kesinlikle boşa giderdi.

89. İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet
ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir.
Eğer bunlar (Mekke’nin müşrikleri), bu
hakikatleri (kitap, hikmet ve peygamberliği)
inkâr ederlerse, (hiçbir zararı yok;
çünkü) biz, onları inkâr etmeyen (başka)
bir kavmi onlara koruyucu kılmışızdır.
90. İşte onlar (peygamberler), Allah’ın
hidayete erdirdiği kimselerdir. Sen de
onların hidayetlerine uy. De ki: “Buna
(peygamberliğime) karşılık sizden bir
ücret istemiyorum. Bu, sadece âlemlere
bir hatırlatmadır.”

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

91. (Yahudiler), “Allah hiçbir insana bir
şey indirmemiştir.” dediklerinde Allah’ı
hakkıyla tanımadılar. De ki: “Musa’nın
insanlara nur ve hidayet olarak getirdiği
kitabı kim indirdi?! Siz onu kâğıtlar
hâline getirip (bir kısmını) açıklıyorsunuz,
birçoğunu ise gizliyorsunuz ve
(onunla) sizin de, babalarınızın da bilmediği
şeyler size öğretilmiştir.””Allah (indirdi).”
de, sonra onları bırak, daldıkları
(boş) sözlerde oynayıp dursunlar.
92. Bu (Kur’ân), Ümm’ülKura’yı
(Mekke’yi)
ve bütün çevresindekileri uyarman
için indirdiğimiz kutlu ve öncesindeki
kitapları doğrulayıcı bir kitaptır. Ahirete
iman edenler ona inanırlar ve onlar
namazlarını sürekli korurlar (vaktinde
kılarlar).

“Ümmü’l-Kura”; Mekke’nin diğer bir adıdır ve
‘Ana şehir’ anlamındadır. Mekke’nin bu adı
alması, yeryüzünde ilk beliren kara parçası
olması yüzündendir, başka bir ifadeyle yaratılan
ilk toprak parçası olduğu içindir. (bk.
es-Safî)

93. Yalan uydurup Allah’a isnat eden
veya kendisine bir şey vahyedilmediği
hâlde “Bana vahyedildi.” diyen ve
“Allah’ın indirdiğinin (Kur’ân’ın) benzerini
ben de yakında indireceğim.”
diyen kimseden daha zalim kimdir?!
Zalimleri can çekişmeleri sırasında
bir görseydin! Melekler (onlara doğru)
ellerini uzatarak (şöyle derler):
“Haydi canlarınızı çıkarın! Hak olmayan
şeyleri Allah’a isnat ettiğiniz ve
ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız
için bugün aşağılayıcı azapla cezalan-
dırılacaksınız!”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 71)

94. Sizi ilk defa yarattığımız gibi bize
yapayalnız geldiniz ve size verdiklerimizi
arkanızda bıraktınız. Sizi yaratmada
Allah’a ortaklar olduklarını san-
dığınız aracılarınızı da beraberinizde
görmüyoruz. Kuşkusuz, aranızdaki
bağ kopmuştur ve sandığınız şeyler de
kaybolup gitmiştir.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 7, SÛRE: 6

95. Şüphesiz, Allah taneyi ve çekirdeği
yarandır; ölüden diriyi çıkaran ve
diriden ölüyü çıkarandır. İşte budur
Allah. Öyleyse nasıl (haktan) yüz çeviriyorsunuz?!
96. Sabahın aydınlığını yarıp çıkarandır.
Geceyi dinlenme zamanı, güneş ve
ayı hesaplama aracı kıldı. İşte bu, üstün
ve bilen Allah’ın ölçüsüdür.
İmam Zeynelabidin (a.s)’dan rivayet edil-
diğine göre, İmam hizmetçilerine şöyle diyordu:
“Fecr doğmadan koyun kesmeyin;
çünkü Allah geceyi her şey için dinlenme
vesilesi kılmıştır.” (bk. es-Safî Tefsiri, elKâfî’den
naklen.)

97. Kara ve denizin karanlıklarında
yolu bulasınız diye yıldızları sizin
için var eden O’dur. Gerçekten bilen
bir topluluk için ayetleri, genişçe
açıkladık.
98. Sizi tek bir nefisten ortaya çıkaran
O’dur. (Sizin için) bir yerleşme yeri ve
bir de geçici mekân var etmiştir. Gerçekten
ayetleri, anlayan bir topluluk
için genişçe açıklamışız.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 72)

99. Gökten bir su indiren O’dur. Sonra
da biz o suyla her şeyin bitkisini
çıkardık. Ondan, üzerinde yığın yığın
taneler oluşturduğumuz yeşillik ortaya
çıkardık; hurma ağacının tomurcuğundan
da birbirine yakın salkımlar
vardır; (yine ondan) birbirine benzeyen
ve benzemeyen üzüm bahçeleri, zeytin
ve nar ortaya çıkardık. O (ağaçlar) meyve
verince meyvesine ve bir de meyvenin
yetişmesine bakın. İşte bunlarda iman
eden bir topluluk için birçok ayet vardır.

100. Allah’a cinden olan ortaklar kıldılar.
Oysa onları O yarattı. Bilgileri olmadan
O’na oğullar ve kızlar uydurdular. O, onların
nitelendirdikleri şeylerden münezzehtir
ve yücedir.
101. Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır.
O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?!
Her şeyi O yaratmıştır ve O, her şeyi bilir.

CÜZ: 7, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

102. İşte bu sizin Rabbiniz olan Allah’tır;
O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; her şeyi
yaratandır; öyleyse O’na ibadet edin; O,
her şeye vekildir (her şeyi koruyan ve yönetendir).
103. Gözler O’nu idrak etmez; O gözleri
idrak eder. O, incelikleri bilendir ve (her
şeyden) haberdardır.
Ebu Haşim diyor ki: İmam Muhammed Taki
(a.s)’a, “Gözler O’nu idrak etmez.” ayetini sordum,
İmam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Haşim! Kalplerdeki
tasavvur gücü gözlerden daha dakiktir.
Örneğin tasavvur gücün ile Sind’i, Hindistan’ı
ve şimdiye kadar bulunmadığın, görmediğin
diğer ülkeleri de tasavvur edebiliyorsun. Buna
rağmen kalplerdeki tasavvur gücü bile O’nu
idrak edemiyor. Öyleyse gözler O’nu nasıl görebilir?!”
(bk. Tabersî, el-İhticac, c.2, s.238)

104. Gerçekten Rabbiniz katından size
basiretler (apaçık deliller ve alametler)
gelmiştir. Artık kim bilinçli davranırsa,
bu kendi yararınadır; kim de körleşirse,
bu kendi zararınadır. Ben üzerinize
koruyucu değilim.
105. Böylece biz ayetlerimizi çeşitli şe-
killerde açıklıyoruz. Bırak onlar, “Sen
ders aldın (bunları başkalarından öğrendin).”
desinler. Biz, bilen bir toplum
için onu açıklamak istiyoruz.
106. Rabbinden sana vahyolunana uy.
O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Müşriklerden
yüz çevir.
107. Allah dileseydi, onlar (Allah’a)
ortak koşmazlardı. Biz seni onlara
bekçi kılmadık ve sen onlara vekil de
değilsin.
108. Onların (müşriklerin) Allah’tan
başka çağırdıklarına sövmeyin ki, onlar
da düşmanlıkla (ve) bilmeyerek Allah’a
söverler. İşte böyle her topluma yaptıklarını
güzel gösterdik. Sonra dönüşleri
ancak Rablerinedir. O, yapmakta oldukları
işleri onlara bildirecektir.
109. Kendilerine bir ayet (mucize) gelirse,
mutlaka ona iman edecekler diye
Allah’a sıkı sıkıya yemin ettiler. De ki:
“Ayetler ancak Allah’ın katındadır. O
(ayet) geldiği zaman da iman etmeyeceklerini
bilir misiniz?”
110. Onların kalplerini ve gözlerini
ters çeviririz, ilk defa iman etmedikleri
gibi (yine de iman etmezler) ve onları
şaşkınlık hâlinde azgınlıkları içinde
bırakırız.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 6

111. Eğer melekleri onlara indirseydik,
ölüler onlarla konuşsaydı ve topluluklar
hâlinde her şeyi onların önünde bir
araya toplasaydık, yine de Allah dilemedikçe
iman edecek değillerdi. Fakat
onların çoğu bilmezler.
112. Böylece her peygambere insan ve
cin şeytanlardan bir düşman var ettik.
Onlar aldatmak için birbirlerine gizlice
yaldızlı sözler aktarırlar. Rabbin dileseydi,
bunu yapamazlardı. Artık onları
uydurdukları yalanlarla baş başa bırak.
113. Ahirete inanmayanların kalpleri
bu sözlere eğilim göstersin, bunlardan
hoşlansın ve işleyecekleri suçları işlesinler
diye (buna yaptık).
114. Allah’tan başka bir hakem mi araya-
yım?! Oysa açıklanmış olarak kitabı size
indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiklerimiz,
O’nun (Kur’ân’ın) hak üzere
Rabbin tarafından indirildiğini bilirler.
O hâlde asla şüphecilerden olma.
115. Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet
üzere tamamlandı. O’nun sözlerini
değiştirecek yoktur. O, işitendir ve
bilendir.
116. Eğer yeryüzünde olanların çoğuna
uysan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.
Onlar sadece zanna uyarlar ve onlar
sadece tahminde bulunurlar.

Kur’ân mantığında çoğunluk hakkın ölçüsü
sayılmaz. Bu gerçek, bu ve benzeri ayetlerde
açıklanmıştır. Çünkü insanların çoğu, babalarının
doğru yol üzere olduğunu sanarak
onların yolunu takip ederler ve o yola sarılıp
bağnazlığa kapılırlar. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Takipçileri azdır diye hidayet
yolunda yalnızlık hissine kapılmayın.” (bk.
Nehcü’l-Belağa, s.181, Kısa Sözler: 201)

117. Kuşkusuz Rabbin, yolundan sapanı
daha iyi bilir O, hidayete ermiş olanı da
daha iyi bilir.
118. Artık Allah’ın ayetlerine iman ediyorsanız,
(kesilirken) üzerine Allah’ın adı
anılan hayvanlardan yiyin.

CÜZ: 8, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

119. Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız
müstesna, haram kıldığı şeyleri size
açıklamışken üzerine Allah’ın adı anılan
hayvanlardan ne diye yemiyorsunuz?!
Kuşkusuz, birçokları heva ve heveslerine
uyarak bilgisizce (insanları) saptırırlar.
Şüphesiz, Rabbin haddi aşanları
daha iyi bilir.
120. Günahın açığını da, gizlisini de bırakın.
Kuşkusuz, günah kazanmakta
olanlar, yakında işledikleri (günahlar) ile
cezalandırılacaklardır.
121. Üzerine Allah’ın adı anılmayan hayvanlardan
yemeyin. Kuşkusuz, bu itaatten
çıkıştır. Şüphesiz, şeytanlar kendi
dostlarına sizinle tartışsınlar diye
fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz,
şüphesiz siz de (Allah’a) ortak koşmuş
olursunuz.

122. Ölü iken dirilttiğimiz ve insanlar
arasında dolaşması için kendisine bir
nur verdiğimiz kimse, karanlıklarda
kalıp ondan çıkmayacak olan kimse
gibi olur mu?! İşte böylece kâfirlere
yaptıkları (kötü) işler süslü gösterildi.
123. Ve böylece biz her beldeye büyük
azgınlarını hile yapsınlar diye yerleştirdik.
Onlar sadece kendilerine hile
yaparlar, ama farkında olmazlar.
“Böylece her şehirde hile yapsınlar diye ileri
gelenleri, oranın suçluları yaptık…” diye de
tercüme edilebilir. (bk. Feyzü’l-İslam, Farsça
Kur’ân Tercümesi)

124. Onlara bir ayet geldiği zaman,
“Allah’ın peygamberlerine verilenin
bir benzeri bize verilinceye kadar biz
iman etmeyiz.” derler. Allah risaletini
(elçilik görevini) nereye koyacağını
daha iyi bilir. Suç işleyenler, yapmakta
oldukları hilelere karşılık yakında Allah
katında bir aşağılanmaya ve bir de
şiddetli azaba uğrayacaklardır.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 6

125. Allah kimi hidayete erdirmek isterse,
gönlünü İslam’a açar; kimi de
saptırmak isterse, göğe zorlukla yükseliyormuş
gibi kalbini daraltır ve sıkıntılı
kılar. İşte Allah, bu şekilde pisliği
iman etmeyen insanların üzerine
bırakır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 73)

126. Bu, Rabbinin doğru yoludur. Şüphesiz,
öğüt alan topluluk için ayetlerimizi
genişçe açıkladık.
127. Rablerinin katında esenlik yurdu
onlarındır ve O, yapmış oldukları
amellerden dolayı onların velisidir
(dost ve koruyucusudur).
128. (Allah) onların hepsini bir araya
toplayacağı gün (şöyle der): “Ey
cin topluluğu! İnsanlardan birçoğunu
elde ettiniz.” İnsanlardan onlara
uyanlar, “Rabbimiz! Biz birbirimizden
yararlandık ve bizim için belirlediğin
sürenin sonuna ulaştık.” derler. (Allah,)
“Yeriniz ateştir; Allah’ın dilediği
müstesna, orada ebedi kalacaksınız.
Şüphesiz, Rabbin hikmet sahibidir ve
bilendir.” der.
Burada “veli” sözcüğünün, sözlük anlamı
göz önünde bulundurularak “takip eden”
ve “uyan” olarak tercüme edilmiştir.

129. İşte böylece kazandıkları (günahlar)
yüzünden zalimlerin bir kısmını
diğer bir kısmına musallat ederiz.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan rivayet
edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Allah,
zalimden ancak başka bir zalim vasıtasıyla
intikam alır. Allah’ın, ‘Zalimlerin bir kısmını
diğer bir kısmına musallat ederiz.’ buyurma

sı da bunu ifade eder.” bk. Ayyaşî ve es-Safî
Tefsirleri)

130. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden
size ayetlerimizi anlatan ve bugünkü
buluşmanız hakkında sizi uyaran
peygamberler gelmedi mi?!” Onlar, “Biz
kendi aleyhimize şahitlik ediyoruz (peygamberlerin
geldiğine itiraf ediyoruz).”
derler. Dünya hayatı onları aldattı ve
kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine
şahitlik ettiler.
131. Bu (peygamberlerin gönderilişi) şunun
içindir ki: Rabbin, beldelerin halkını
işledikleri zulümlerden dolayı onlar habersizken
helak edici değildir.

CÜZ: 8, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

132. Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri
vardır. Rabbin, onların yaptıklarından
gafil değildir.
133. Rabbin ihtiyaçsızdır ve rahmet sahibidir.
Sizi başka bir topluluğun soyundan
meydana getirdiği gibi, dilerse sizi yok
eder ve dilediğini yerinize getirir.
134. Size vadedilen şey mutlaka gelecektir
ve siz (O’nu) âciz kılamazsınız.
135. De ki: “Ey kavmim! Kendinize yakışanı
yapın! Ben de (kendime yakışanı)
yapacağım. İleride yurdun (güzel) akıbetinin
kime ait olduğunu bileceksiniz.
Şüphesiz, zalimler kurtuluşa ermezler.”
136. Allah’ın yarattığı ekinler ve hayvanlardan
O’na bir pay ayırdılar. Kendi
zanlarınca, “Bu Allah için, bu da
O’na ortak bildiklerimiz için.” dediler.
Ortak bildiklerine ait olan, Allah’a
ulaşmaz; ama Allah’a ait olan ortak bildiklerine
ulaşır. Onların yargıları ne de
kötüdür!
137. Aynı şekilde ortak bildikleri (putlar),
onları helake sürüklemek ve dinlerini
karıştırmak (ve belirsiz kılmak)
için müşriklerin birçoğuna, evlatlarını
öldürmeyi güzel gösterdi. Allah dileseydi,
bunu yapamazlardı. Öyleyse
uydurdukları şeylerle onları baş başa
bırak.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 6

138. Yine (müşrikler) kendi zanlarınca,
“Şunlar, yasak (haram) hayvanlar ve
ekindir; onları bizim dilediğimiz kimseler
dışında kimse yiyemez.
Şunlar da, sırtlarına binilmesi
haram kılınmış hayvanlardır.”
dediler. Bazı hayvanlar da var
ki, (keserken) üzerine Allah’ın
adını anmazlar ve bu işi yalanla
Allah’a isnat ederler. Yakında
ettikleri iftira yüzünden (Allah)
onları cezalandıracaktır.

139. “Şu hayvanların karnında olan
(yavrular), sadece erkeklerimize mahsustur
ve eşlerimize (onları yemek)
haramdır; ama (o yavru) ölü olursa
onların hepsi onda ortaktır.” dediler.
Yakında (Allah) bu açıklamalarının cezasını
verecektir. Şüphesiz, O hikmet
sahibidir ve bilendir.
140. Bilgisizlik yüzünden beyinsizce
çocuklarını öldürenler ve Allah’a yalan
isnat ederek Allah’ın verdiği rızkları haram
kılanlar ziyana uğramışlardır. Gerçekten
onlar (hak yoldan) sapmışlardır
ve zaten hidayete erişmemişlerdi.
141. Çardaklı ve çardaksız bahçeleri,
hurma ağaçlarını, değişik ürünleri
olan ekinleri, birbirlerine benzeyen ve
benzemeyen zeytin ve nar ağaçlarını
var eden O’dur. Meyve verince meyvelerinden
yiyin, devşirme ve toplama
zamanı da hakkını verin ve israf etmeyin.
Kuşkusuz O, israf edenleri sevmez.

Ehl-i Beyt’ten gelen hadislere göre, ayette yer
alan “devşirme ve toplama zamanı da hakkını
verin” ifadesinden maksat farz olan zekâtın
dışında olan bir haktır. el-Kâfî’de İmam Sadık
(a.s)’dan şöyle nakledilir: “Ekinde iki hak vardır;
biri bilinen zekâttır, diğeri ise toplama işi bitinceye
kadar fakirlere toplanan ürünlerden Allah
rızası için avuç avuç veya demet demet
verilmektir.” (bk. es-Safî Tefsiri, el-Kâfî ve Ayyaşî
Tefsiri’nden naklen)

142. Evcil hayvanlardan yük taşıyanı ve
yük taşımayanı var edendir. Allah’ın size
verdiği rızktan yiyin ve Şeytan’ın adımlarını
takip etmeyin. Gerçekten de o, size
apaçık bir düşmandır.

CÜZ: 8, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

143. (Hayvanlardan) sekiz çifti var edendir.
Koyundan iki ve keçiden de iki. De
ki: “(Allah) o iki erkeği mi haram kılmış,
yoksa o iki dişiyi mi, yoksa o iki dişinin
rahimlerinde bulunanları mı (yavruları
mı)? Eğer doğru söylüyorsanız, bilgiye
dayanarak bana bildirin.”
144. Deveden iki ve sığırdan da iki (dişi
ve erkek çiftini var edendir). De ki: “(Allah)
o iki erkeği mi haram kılmış, yoksa o
iki dişiyi mi, yoksa o iki dişinin rahimlerinde
bulunanları mı (yavruları mı)? Yoksa
Allah size bunu tavsiye ederken şahit
miydiniz? O hâlde bilgisizce insanları
saptırmak için Allah’a yalan isnat eden
kimseden daha zalim kim olabilir?!
Gerçekten Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez.

145. De ki: “Bana vahyolunanların içinde
leş, (hayvan kesilirken) akıtılmış
kan, domuz eti ki
kuşkusuz o pistirve
itaatsizlikle Allah’tan başkasının adı
anılarak kesilen hayvandan başka, yiyene
haram kılınmış bir şey bulmuyorum.”
Kim başkasına zulmetmeksizin
ve sınırı aşmaksızın (bunları yemek
hususunda) çaresiz kalırsa, şüphesiz
ki Rabbin bağışlayandır ve merhamet
edendir.
Ayetin son bölümü ile ilgili olarak bk. Bakara:
173 ayetin açıklaması.

146. Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları
haram kıldık. Sığır ve koyunun ise,
sırtında veya bağırsaklarında olanlar
veya kemiğe karışanlar dışındaki içyağlarını
onlara haram kıldık. Haksızlıkları
yüzünden onları işte bununla
cezalandırdık. Kuşkusuz, biz doğru
söyleyeniz.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 6

147. Eğer seni yalanlasalar, de ki: “Rabbiniz
geniş rahmet sahibidir. (Bununla
birlikte) O’nun azabı suçlular topluluğundan
geri çevrilmez.”
148. (Allah’a) ortak koşanlar diyecekler
ki: “Allah dileseydi, biz ve babala-
rımız (Allah’a) ortak koşmazdık ve bir
şeyi de (kendi yanımızdan) haram kılmazdık.”
Onlardan öncekiler de (peygamberleri)
işte böyle yalanladılar da
sonuçta bizim azabımızı tattılar. De ki:
“Sizin yanınızda bize açıklayabileceğiniz
bir bilgi var mı? Siz sadece zanna
uyuyorsunuz ve yalnızca tahmin üzere
konuşuyorsunuz.”
149. De ki: “Öyleyse yetkin (eksiksiz)
hüccet Allah’ındır. Eğer O dileseydi, elbette
sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”
“De ki: Öyleyse yetkin (eksiksiz) hüccet
Allah’ındır.” ayeti hakkında sorulduğunda
İmam Sadık (a.s)’ın, şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kıyamet günü Yüce Allah kula şöyle
hitap edecektir: ‘Kulum biliyor muydun?’
Eğer ‘Evet.’ derse Allah, ‘Niçin amel etmedin?’
diyecektir. Eğer bilmeyen biri olursa
ona da, ‘Öğrenerek amel etmen gerekmez
miydi?’ diyecektir. Böylece Allah, kulun delilini
çürütecek ve mağlup edecektir. İşte
Allah’ın yetkin delili bundan ibarettir.” (bk.
es-Safî Tefsiri, el-Emalî’den naklen.)

el-Kâfî’de yer alan bir hadise göre, İmam
Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın
kulları üzerinde iki hücceti (açık delili) vardır:
Biri açıkta olan hüccet ve diğeri içte olan
hüccet. Açıkta (dışta) olan hüccet peygamberler,
resuller ve imamlardır. İçte olan
hüccet ise akıllardır.” (bk. es-Safî Tefsiri, elKâfî’den
naklen.)

150. De ki: “Allah’ın bunu haram kıldığına
dair şahitlik eden şahitlerinizi getirin.”
Eğer şahitlik ederlerse, sen onlarla
şahitlik etme ve ayetlerimizi yalanlayanların,
ahirete inanmayanların ve (başka
şeyleri) Rablerine denk tutanların heva
ve heveslerine uyma.

151. De ki: “Gelin Rabbinizin size haram
kıldığı şeyleri okuyayım: Allah’a hiçbir
şeyi ortak koşmayın; baba ve anneye iyilikte
bulunun; çocuklarınızı yoksulluk
yüzünden öldürmeyin; size de, onlara da
biz rızk veriyoruz; kötülüklerin açığına
da, gizlisine de yaklaşmayın ve hak olan
durum müstesna, Allah’ın haram kıldığı
nefsi öldürmeyin. İşte düşünüp anlayasınız
diye (Allah) bunları size tavsiye etti.”

CÜZ: 8, SÛRE: 6 EN’ÂM SÛRESİ

152. “Yetimin malına, erginlik çağına erişinceye
kadar en iyi tutum (o malları korumak
gayesi) dışında yaklaşmayın; ölçü
ve tartıyı adaleti gözeterek tam tutun;
biz herkesi ancak gücü yettiği miktarda
yükümlü kılarız; bir şey söylediğinizde,
yakınlarınız hakkında olsa bile adaleti
gözetin ve Allah’ın ahdine vefa edin. İşte
öğüt alasınız diye (Allah) bunları size
tavsiye etti.”
153. “Kuşkusuz ki, bu benim doğru yolumdur.
Artık bu yola uyun; sizi O’nun
yolundan ayrı düşürecek diğer yollara
uymayın. İşte takvalı olasınız diye (Allah)
bunları size tavsiye etti.”
154. Sonra iyilik yapana (nimetlerini)
tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet
ve rahmet olmak üzere Musa’ya
kitabı verdik. Olur ki, Rablerine kavuşacaklarına
inanırlar.
155. Bu da bizim indirdiğimiz kutlu bir
kitaptır; ona uyun ve takvalı olun ki,
size merhamet edilsin.
156. (Bu kitabı indirdik ki,) “Kitap, sadece
bizden önceki iki taifeye (Yahudiler
ve Hıristiyanlara) inmiştir ve biz
onların okuduklarından habersizdik.”
demeyesiniz.
157. Ya da, “Eğer bize kitap inseydi,
biz hidayette onlardan daha ileri olurduk.”
demeyesiniz. İşte Rabbinizden
size apaçık delil, hidayet ve rahmet
gelmiştir. Öyleyse Allah’ın ayetlerini
yalanlayan ve onlardan yüz çeviren
kimseden daha zalim kimdir?! Yakında
ayetlerimizden yüz çevirenleri,
yüz çevirmelerinden ötürü en şiddetli
azapla cezalandıracağız.

EN’ÂM SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 6

158. Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini
veya Rabbinin gelmesini yahut
Rabbinin bazı ayetlerinin (mucizelerinin)
gelmesini mi bekliyorlar?! Rab-
binin ayetlerinin bazısı geldiği gün,
önceden iman etmemiş veya imanlı
iken bir hayır kazanmamış kimseye (o
gün) iman etmesi bir yarar sağlamaz.
De ki: “Bekleyin; şüphesiz ki, biz de
beklemekteyiz.”
159. Dinlerini bölüp fırka fırka olanlarla
senin bir ilişkin yoktur. Onların işleri
Allah’a kalmıştır. Sonra O, kendilerine
yapmakta olduklarını bildirecektir.
Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:
“Ümmetim yetmiş üç fırka olacaktır.
Hepsi ateştedir, yalnız biri hariç. O da, vasim
olan Ali’ye uyanlardır…” (bk. es-Safî Tefsiri)

160. Kim bir iyilik getirirse, ona on katı
vardır ve kim bir kötülük getirirse, ancak
onun misliyle karşılık görür ve onlar
haksızlığa uğramazlar.
161. De ki: “Rabbim beni doğru bir
yola, sağlam bir din olan, hakka yönelmiş
İbrahim’in dinine iletmiştir;. O (İbrahim),
müşriklerden değildi.”
(İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle rivayet
edilmiştir: “Haniflik (hakka yönelmiş
olan İbrahim’in dini), hiçbir şeyi açıklamadan
bırakmamıştır. Hatta tırnağı kesmek, bıyığı kısaltmak
ve sünnet olmak da hanif dinin kuralları
arasında yer alır.” (bk. Ayyaşî Tefsiri)

162. De ki: “Benim namazım, ibadetlerim
(hac amellerim) hayatım ve ölümüm,
âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
163. “O’nun bir ortağı yoktur. Bana bu
emredildi ve ben Allah’a teslim olanla-
rın (Müslümanların) ilkiyim.”
164. De ki: “Allah her şeyin Rabbi iken
O’ndan başka kendime bir Rab mi araya-
yım?! Herkesin kazandığı (günah), yal-
nız kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr,
başkasının günah yükünü taşımaz. Sonra
dönüşünüz Rabbinizedir ve O, hakkında
ayrılığa düştüğünüz şeyi (n gerçeğini)
size bildirecektir.”
165. Verdiği şeyler hakkında sizi sınamak
için yeryüzünde sizi halifeler kılan
ve bazılarınızı bazılarınızdan derecelerle
üstün yapan O’dur. Şüphesiz, Rabbin
çabuk azap edendir ve şüphesiz O, çok
bağışlayan ve sürekli merhamet edendir.