Hz.Muhammed(sav) – Hayatı

Hz.Muhammed(sav) anne karnındayken babasını, altı yaşına geldiğinde de annesini kaybetti. Hayatının ilk yıllarını Mekke dışında ve süt annesi Halime’nin yanında geçirdi. Daha sonra dedesi Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından sonra da sekiz yaşından itibaren amcası Ebu Talib’in yanında kaldı.

Ebu Talib, bi’setten sonra da müşriklerden gelen saldırılara karşı Hz.Muhammed(sav)’in en büyük himaye edicisi ve destekçisi olmuştur. Hayatının çocukluk dönemleri ilahi gözetim ve gaybi denetim altında geçen Hz.Muhammed(sav)’in gençlik dönemi de herkese örnek olacak bir vefalılık ve sadakat örneğidir.

Gençlik dönemlerinde bile özü sözüne uygun, güvenilir birisi olması nedeniyle Muhammed’ül Emin lakabını almıştı. Hz.Muhammed(sav), peygamber olmadan önceki olgunluk dönemi yıllarını, Yaratıcısına raz-u niyaz, dua ve ibadete ayırmıştı.

Hatta bazen ibadet için halktan uzaklaşarak Nur dağındaki Hira mağarasına çekilirdi. Kırk yaşlarına ulaştığı sıralarda, yine bir gün Hira mağarasındayken Vahiy Meleği (Cebrail) Kur’an’dan Alak suresinin ilk ayetlerini indirmiş ve beklenen ilahi güneş, cehalet ve zulmet karanlığı üzerine hiç batmamak üzere doğmuştu.

Peygamberliğin gerçekleşmesiyle insanlığa Allah’ın elçisi olarak gönderilen Hatem’ül Enbiya Hz.Muhammed(sav), 23 yıl sürecek olan tebliğ ve cihad hareketini başlattı. Bu dönemde nice mücahid, mü’min ve kabiliyetli, fedakar insanlar yetiştirdi. Hz.Muhammed(sav)’in peygamberlik dönemi, söz ve amelle, bütün insanlığa kurtuluş yolunu gösterdi. Resulullah(sav)’ın siretini tam olarak burada anlatamayacağımız için, bazı önemli taraflarına değinmekle yetineceğiz.

Tebliğ, bir mesajı ulaştırmak anlamına geldiğinden en büyük mesaj olan Kur’an’ı Kerim’in ulaştırıcısı ve açıklayıcısı olan Hz.Muhammed(sav), en büyük teblig görevini üstlenmiştir. Bu tebliğ görevi, hicretten önce, daha çok  TEVHİD, NÜBÜVVET VE MEAD (Ahiret) inançlarını insanlara benimsetmek için müjdeleyici ve korkutucu ayetleri açıklamak noktasında ağırlık kazanıyordu. Elbette Resulullah(sav)’ın tebliğ yöntemi diğer bütün ilahi peygamberlerde olduğu gibi, ilk baştan müşriklerin inançlarının temelini oluşturan PUT ve TAĞUT’ları reddetmek ve onların batıl düzen ve sistemlerine karşı düşman olduğunu belirterek, onlara karşı düşman olduğunu ilan etmek esasına dayalıydı.

Yani LA İLAHE İLLALLAH’ı kalplere, gönüllere ve nihayet toplumunher birköşesine hakim kılmak tebliğin ana gayesiydi. Bu yüzden Resulullah(sav) ve yaranı ilk baştan müşriklerin çeşitli işkence ve eziyetlerine maruz kalmışlardır. Hicret sonrası dönemde ise, Resulullah(sav), İslamın müdafaası için bir çok savaş sahnesinde hazır bulunmanın yanısıra, ferdin ruhi kemala ulaşması için yerine getirmesi veya uzak durması gereken konuları ve içtimai hayatın İslama göre, şekillendirilmesi için lazım olan siyasi, iktisadi, hukuki ve cezai esasları açıklamıştır.

Diğer müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye hicret eden İslam Peygamberi (sav), Medine’deki on yıllık İslam hakimiyeti döneminde o zamana kadar tebliğ ettiği ve etmekte olduğu İslam dinini, bir hayat nizamı olarak tatbik etti. Yine bu dönemde insanları her türlü esaret zincirlerinden kurtaran tevhid fikrini yaymak bu fikir önündeki engelleri kaldırmak ve İslam toplumunu müdafaa etmek için bir çok savaşa katılmıştır.

Müslümanların talim ve terbiyesiyle de uğraşan Resulullah(sav), eshabından bazısının eğitimine özel bir itina göstermiştir. Özel ihtimam gösterilenler arasında Hz.Ali(as)’nin müstesna bir yeri vardır. Hz.Ali(as), ister çocukluk dönemi olsun ister sonraki dönem Hz.Muhammed(sav)’e en yakın kimse olarak onun yanında talim ve terbiye gördü. Nitekim Resulullah(sav), Hz.Ali(as)’ye hitaben  “Bana göre menziletinin (makamının) Harun’un Musa’ya göre menzileti gibi olmasına razı olmaz mısın?” buyurarak, onun kendisi tarafından özel olarak terbiye edilişinin yanısıra vehbi bir ilahi makama sahip olduğunu da belirtmiştir.

Allah tarafından yaratılmış ilk ve en kamil nur olan Peygamberlerin şereflisi, Hatem’ül Enbiya ve yüce mesajın sahibi Hz.Muhammed(sav) hicretin 11. Yılı (632 M) dünyadan irtihal buyurdular.
Selam olsun o yüce hazrete, doğduğu ve vefat ettiği gün. Selam olsun ona tekrar dirilip kalkacağı gün, Yine selam olsun O’nun pak Ehl-i Beytine…..

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir