Fatıma’i Zehray’ı (s.a) Sevmek

Fatıma-i Zehra selamullahi aleyhâ, sevgisi bizlere farz olan Ehli Beyt’tendir. Zehra selamullahi aleyhâ’yı sevmek, Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in onu sevmesinden kaynaklan-maktadır. O, Ümm-ü Ebihâ (babasının annesi)dir; peygamberin bedeninin bir parçası ve göğ-sündeki ruhudur.

Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih onu, babaların kızlarını sevmesine benzeme-yen fazla bir sevgiyle sevmekteydi. Babaların kendi kızlarını sevmesi sadece babalık şefkatin-den kaynaklanan bir durumdur; fakat Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in ona sevgisi, saygı ve ihtiram taşımaktaydı.

Bunun nedeni ise Hz. Fatıma selamullahi aleyhâ’nın üstün faziletlere, çok büyük özelliklere sahip olmasıydı. O, Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in kucağında büyüyen, yüksek derecelere varan ve imamet gölgesinde (himayesinde) yetişip gelişen ilk İslam kızıydı. O bütün kusur ve ayıplardan masumdur; İslam dininin örnek kadını, her asır ve her yerde uyulmaya lâyık birisidir.

Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih, her fırsatta ve her münasebette Fatıma selamullahi aleyhâ’nın yüceliğini vurgular, faziletlerini anlatır, Allah ve Resulü sallallah’u aleyhi ve âlih yanın-daki makam ve mevkisini beyan eder ve böylece Müslümanları onu sevmeye ve kendisinden sonra onun kadrini bilmeye yöneltmeyi amaçlardı; çünkü o Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’ten sonra bâki kalan bakiyyesi, Müslümanların önderi, İslam’ın risaleti ve dedeleri Muhammed Mustafa sallallah’u aleyhi ve âlih’in sünnetinin koruyucları olan Masum İmamların (a.s) annesiydi.

Aşağıda Resul-i Ekrem sallallah’u aleyhi ve âlih’ten nakledilen ve o hazretin Fatıma-i Zehra selamullahi aleyhâ’i ne kadar sevdiğini ortaya koyan bazı rivâyetlere değineceğiz:

1- Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih buyurmuştur ki: “Fatıma benden bir parçadır, onu öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur.”[1] 

2- Yine şöyle buyurmuştur: “Fatıma benden bir parçadır; onu rahatsız eden beni rahat-sız etmiş olur ve ona eziyet eden de bana eziyet etmiş olur.” [2]


3- Yine şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma! Allah senin gazabınla gazab eder ve senin rı-zanla razı olur.” [3]

4- Aişe’den şöyle nakledilir: Fatıma kadar sözleri ve konuşması Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’e benzeyen birini görmedim. Fatıma içeri girince Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih ayağa kalkar, onu öper, kendi yerinde oturturdu. Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih da Fatıma’nın yanına gittiğinde Fatıma ayağa kalkar, onu öper ve kendi yerinde oturturdu.[4]

5- Aişe’ye, “Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in yanında insanların en sevimlisi kimdir?” diye sorulduğunda, “Fatıma’dır”, dediği, “Ya erkeklerden?” sorusuna da, “Kocasıdır” cevabını verdiği rivâyet edilmiştir.[5]

6- Bureyde’den şöyle dediği rivâyet edilir: Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in yanında kadınlardan en sevimlisi Fatıma ve erkeklerden ise Ali’ydi.” [6]

Yukarıda geçtiği gibi, Hz. Fatıma aleyhaselam’ı sevmek Kur’an-ı Kerim ve Resulullah’ın sünnetinde sabit olmasına rağmen babası Resul-i Ekrem sallallah’u aleyhi ve âlih’in vefatından hemen sonra türlü türlü üzüntü ve zulümlere maruz kalmış, babasının mirasını on-dan alıkoymuşlar, onu öfkelendirmişler ve eziyet etmişlerdir; öyle ki, insanlarla muhatap olup sevgisinin bütün Müslümanlara farz olduğu hususunda onlara babası Muhammed Mustafa sallallah’u aleyhi ve âlih’in mübarek dilinden dökülen buyruklarla delil getirmek zorunda kalmış ve: “Allah aşkına söyleyin; siz ikiniz (Ebubekir’le Ömer) Resulullah’ın, ‘Fatıma’nın rızası be-nim rızamdır, Fatıma’nın öfkesi benim öfkemdir; kızım Fatıma’yı seven beni sevmiş olur’ bu-yurduğunu duymadınız mı?” demiştir, onlar da, evet, duyduk demişlerdir..[7]

Sanki onlar bunu hiç duymamışlar, Allah Teala’nın, Fatıma aleyhaselam’ın gazabından gazaplandığını ve onun rızasıyla razı olduğunu işitmemişlerdi!! Allah Teala buyurmuştur ki: “Allah ve Resulünü incitenler var ya, işte Allah onlara dünya ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.”[8]
Böylece Hz. Fatıma aleyhaselam onlara (Ebubekir ve Ömer’e) gazaplı olarak ve onlar-dan razı olmadan bu dünyadan göçüp gidince bu büyük tehlikeye uğradılar.

Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in İki Torunu Hasan ve Hüseyin aleyhimasselam’ı Sevmek

Hasan ve Hüseyin aleyhisselam, Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in torunları, onun güzel kokulu iki reyhanı, cennet gençlerinin efendileri, Allah’ın kendilerinden her türlü kötülük ve çirkinliği giderip tertemiz kıldığı Kisâ ashabındandırlar. Bu bölümün başında değindiğimiz Meveddet Âyetinde onların sevgisi Kur’an-ı Kerim’in nassıyla sabit olmuştur. Burada ise Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’ten sahih kanallarla bize ulaşan, o hazretin onlara karşı sevgi-sini belirten, onları sevmeyi ve onlara sarılmayı vurgulayan bazı hadislere değineceğiz. Bu nur-ları sevmenin bu kadar önemle vurgulanmasının sebebi ise onların, söz ve amelle asil İslam kaynaklarına, Kur’an-ı Kerim ve Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in parlak sünnetinin gidişatına sarılmaya davet eden doğru risalet hattını temsil etmeleridir.

Aşağıda İmam Hasan ve İmam Hüseyin aleyhimasselam’ı sevmek hususunda sahih ve mütevatir hadislerden bazısına değineceğiz:

1- Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur:

“Hasan ve Hüseyin benim oğul-larımdır; onları seven beni sevmiş olur, beni seveni Allah sever, Allah da kimi severse onu cennete sokar; onlara buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzedene Allah buğzeder, Allah da kime buğzederse onu cehenneme sokar.”[9]

 

2- Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur:

“Bu ikisi benim oğullarım Hasan ve Hüseyin’dir; Allah’ım! Ben onları seviyorum. Allah’ım! Ben onları seviyorum;onları seven-leri de seviyorum.” [10]

 

3- Ebu Hureyre’nin rivâyet ettiği bir hadiste şöyle geçer: Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle dediğini duydum:

“Kim beni severse, bu ikisini sev-sin.”[11]

 

4- Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur:

“Bu ikisine sığının; anam-babam bunlara feda olsun; kim beni severse, bu ikisini sevsin.”[12]

 

5- Yine Resul-i Ekrem sallallah’u aleyhi ve âlih, İmam Hasan aleyhisselam’ı kucaklayarak şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Ben onu seviyorum; ben onu ve onu seveni seviyorum.”[13]

 

6- Başka bir yerde ise şöyle buyurmuştur:

“Hüseyin bendendir ve ben de Hüseyin’de-nim; Hüseyin’i seveni Allah sevsin; Hüseyin torunlardan bir torundur.”[14]

 

7- Yine şöyle buyurmuştur:

“Hasan ve Hüseyin güzel kukulu iki gülümdür.”[15]

 

8- Ebu Eyyub-i Ensari’den şöyle rivâyet edilir: Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in huzu-runa girdiğimde Hasan ve Hüseyin’in o hazretin karşısında oynadıklarını görünce, ‘Ya Resulellah! Onları seviyor musun?’ diye sordum. O hazret buyurdu ki: “Nasıl onları sevmem; o ikisi dünyadan kokladığım iki güzel güldür.”[16]

Buraya kadar geçenlerden anlaşılıyor ki Hasan ve Hüseyin aleyhimasselam’ı sevmek bütün Müslüman erkek ve kadınlara farzdır; çünkü Allah Teala buyuruyor ki:

“Andolsun Al-lah’ın Elçisinde sizin için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.“[17]  

Ve bu sevgi, Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’i, İmam Ali ve Hz. Zehra aleyhimasselam’ı sevmekten ayrılmayacak bir par-çadır ve işte rızvan ve en yüce derecelere ulaşmak bu sevgiyi gerektirmektedir. Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih’in Hasan ve Hüseyin’in elinden tuttuğu bir sırada şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

“Beni seven, bu ikisini seven, bunların babasını ve annesini seven kıyamet gününde benim derecemde benimle birlikte olacaktır.”[18]

Ancak şu da var ki, Ehli Beyt aleyhimusselam’ın sevgisinin farz oluşu sadece kuru bir sevgi değildir, aksine, onlara uymanın, onları sevmek ve onların düşmanlarından berî olmanın gerektirdiği ameldir. Resulullah sallallah’u aleyhi ve âlih şöyle buyurmuştur:

“Kim, benim haya-tımla hayatta olmak, ölümümle ölmek ve Rabb’imin diktiği adn cennetinde sakin olmak isti-yorsa, benden sonra Ali’yi ve onu seveni sevsin ve benden sonra Ehli Beyt’ime uysun; onlar benim itretimdir, benim tinetimden yaratılmışlar; benim anlayış ve ilmimle rızıklanmışlardır; o halde, vay ümmetimden onların faziletlerini yalanlayanların ve benim onlarla olan yakınlığımı kesenlerin haline; Allah, benim şefaatimi onlara ulaştırmayacaktır.”[19]

Kaynaklar
1-Sahih-i Buharî, c.5, s.92 / 209 ve s.150 / 255; Sahih-i Müslim, c.4, s.1902 / 93-2449; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.298 / 3867; Misbah-us Sünne, c.4, s.185 / 4799; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.158; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.203; Cami-us Sağir, c.2, s.208 / 5833.
2- Sahih-i Buharî, c.7, s.65-66 / 159, Kitab-un Nikah ve bunun bir benzeri de Müsned-i Ahmed, c.4, s.5 ve 323, 328 ve 332’de. Sünen-i Tirmizî, c.5, s.698 / 3869; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.154, 158 ve 159; Hasais-un Nesaî, s.36, Hilyet-ul Evliya, c.2, s.240; Kenz-ul Ummal, c.6, s.219; ve s.8, s.315, Savaik-ul Muhrika, s.190, el-İmamet-u ve’s Siyase, c.1, s.14.
 3 Müstedrek-i Hakim, c.3, s.513, Usd-ul Gabe, c.7, s.224; el-İsabe, c.8, s.159; Savaik-ul Muhrika, s.175, 11. bab, 1. bölüm, üçüncü kısım; el-Hasais-ul Kubra, c.2, s.265; Tehzib-ut Tehzib, c.12, s.331; Kenz-ul Ummal, c.6, s.219 ve c.7, s.111; Zehair-ul Ukba, s.39.
4Sünen-i Tirmizî, c.5, s.700 / 3872; Fezail-us Sahabe / Nesaî, s.68.
5-Sünen-i Tirmizî, c.5, s.701/3874; Müstedrek-u Hakim, c.3, s.157; Usd-ul Gabe, c.7, s.223; el-Bidâyet-u ve’n Nihaye, c.7, s.254.
6 – Sünen-i Tirmizî, c.5, s.698/3868; Müstedrek-u Hakim.
7 – el-İmamet-u ve’s Siyase -İbn-i Kuteybe-, c.1, s.13-14, Beyrut-Müesseset-ul Vefâ.
8- Ahzab, 57.
9- el-Müstedrek-u ala’s Sahihayn -Hakim-, c.3, s.166; der ki: Bu hadis iki şeyhin şartıyla sahih-tir; Müsned-i Ahmed, c.2, s.288; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.656-660; Kenz-ul Ummal, c.13, s.105; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.179 ve 181; Savaik-ul Muhrika, s.191-192, 11. bab; Zehair-ul Ukba, s.123.
10 – Sahih-i Buhari, c.5, s.100-101/235; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.656, 3769 ve 3772; Müsned-i Ahmed, c.2, s.336 ve c.5, s.369; Müsned-i Tiyalisî, c.10, s.332, Beyrut-Dar-ul Marifet; Tarih-ul Kebir -Buhari-, c.2, s.286; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.180; Kenz-ul Ummal, c.6, s.220; Usd-ul Gabe, c.2, s.12.
11  – Müsned-i Tiyalisî, c.10, s.327; Tarih-ul İslam -Zehebî-, c.5, s.100.
12  – Hilyet-ul Evliyâ, c.8, s.305; Mu’cem-ul Kebir, c.3, s.40/2644; Zehair-ul Ukba, s.123; Kenz-ul Ummal, c.13, s.107; Câmi-us Sağir, c.2, s.328; el-İsabe, c.1, s.329; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.179.
13  – Sünen-i Tirmizî, c.5, s.641-642.
14  – Tarih-ul Kebir -Buhari-, c.8, s.415/3536; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.658/3775; Sünen-i İbn-i Mâce, c.1, s.151/144; Müsned-i Ahmed, c.4, s.172; el-Müstedrek -Hakim-, c.3, s.177; Mesabih-us Sünne, c.4, s.195/4833; Usd-ul Gabe, c.2, s.19; Câmi-us Sağir, c.1, s.575/3727; Câmi-ul Usul, c.10, s.21 ve sayıları oldukça fazla olan diğer kaynaklar.
15  – Sahih-i Buhari, c.5, s.102/241 ve c.8, s.11/23, Kitab-ul Edeb; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.657/3770; Müsned-i Ahmed, c.2, s.85, 93, 114 ve 153; Müsned-i Tiyalisî, c.8, s.260-261; Hilyet-ul Evliyâ, c.5, s.70; Feth-ul Barî, c.8, s.100; Usd-ul Gabe, c.2, s.20.
16  – Kenz-ul Ummal, c.6, s.222 ve c.7, s.110; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.181; bunun bir benzeri de Sünen-i Tirmizî’dedir, c.5, s.657/3770 ve 3772.
17  – Ahzab, 21.
18- Sünen-i Tirmizî, c.5, s.641-642/3733; Müsned-i Ahmed, c.1, s.77; Câmi-ul Usul, c.9, s.157/6706.
19  – Şerh-u İbn-i Ebi’l Hadid, c.9, s.170/12; Hilyet-ul Evliyâ, c.1, s.86; Kenz-ul Ummal, c.12, s.103/24198; Kifâyet-ut Talib, s.214; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.108; Tercemet-u Emirulmüminin min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.95.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir