Kuranı Kerim – Duhân Suresi Türkçe Meali

DUHÂN SÛRESİ CÜZ: 25, SÛRE: 44

Mekke’de inmiştir; 59 ayettir.

Bu sûre, 10. ayetinde geçen “duhan” (duman)
kelimesinden adını almıştır. İmam Sadık
(a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim
farz ve nafile namazlarında Duhan Sûresi’ni
okumayı âdet edinirse, Allah onu kıyamet
günü güvende olanlardan olarak diriltir, onu
Arş’ının altında gölgelendirir, kolay bir hesaba
tâbi tutar ve kitabını sağ eline verir.” (bk.
Sevabu’l-A’mal ve Mecmau’l-Beyan.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Açıklayıcı kitaba andolsun ki,

3. Biz onu kutlu bir gecede indirdik.
(Çünkü) biz uyarıcıyız.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Kur’ân
toplu olarak Ramazan ayında Beytü’l-Mamur’a
nazil oldu. Sonra yirmi yıl boyunca
(halka iletilmek üzere Peygamber’e) indi.”
(bk. el-Kâfî, c.2 s.629.)

4. Her sağlam iş, o gecede kararlaştırılır.

5. Katımızdan bir iştir. Çünkü biz peygamber
göndericiyiz.

6. Bu, Rabbinden bir rahmettir. Kuşkusuz
O, işitendir ve bilendir.

7. Eğer yakin etmişseniz, O, göklerin,
yerin ve o ikisinin arasında bulunanların
Rabbidir.

8. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; diriltir
ve öldürür; O, sizin ve sizden önceki
babalarınızın Rabbidir.

9. Hayır; onlar, şüphe içinde oyalanmaktalar.

10-11. Göğün, insanları saracak apaçık
bir duman getireceği günü gözetle. İşte
bu, acı bir azaptır.

12. “Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu,
biz iman ettik.” (derler.)

13. Nerede onların öğüt alması?! Onlara
gerçeği aydınlatan bir peygamber geldi.

14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve, “Bu,
öğretilmiş bir delidir.” dediler.

15. Biz, azabı birazcık kaldıracağız. Ama
siz, (yine eski hâlinize) döneceksiniz.

16. Fakat o büyük yakalayışla yakalayacağımız
gün, elbette biz intikam alıcıyız.

17. Onlardan önce Firavun’un kavmini
de sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi.

18. “Allah’ın kullarını bana bırakın; kuşkusuz,
ben size gönderilmiş güvenilir bir
elçiyim.”

19. “Allah’a karşı yücelik taslamayın; kuşkusuz,
ben size apaçık bir delil getirdim.”

20. “Beni taşlamanızdan, benim de Rabbim,
sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”

21. “Eğer bana inanmıyorsanız, beni kendi
hâlime bırakın.”

22. Sonra (Musa), “Bunlar, suçlu bir kavimdir.”
diyerek Rabbine dua etti.

23. (Allah şöyle buyurdu:) “Kullarımı geceleyin
hareket ettir; kuşkusuz, siz takip
edileceksiniz.”

24. “Denizi sakin hâlde geride bırak; kuşkusuz,
onlar, boğulacak bir ordudur.”

25. Onlar, nice bahçeler ve pınarlar geride
bıraktılar;

26. Nice ekinler ve iyi mevkiler,

27. Ve içinde şen oldukları nice nimetler.

28. İşte böyle oldu. Biz onları, başka bir
topluma miras bıraktık.

29. Onlara gök ve yer ağlamadı ve onlara
mühlet de verilmedi.

30-31. Geçekten biz İsrailoğulları’nı
o aşağılayıcı azaptan, Firavun’dan
kurtardık. Kuşkusuz
o, büyüklenen bir azgındı.

32. Gerçekten biz, bilerek İsrailoğulları’nı
dünya halkına üstün kıldık.

33. Onlara açık bir imtihanı içeren
ayetler verdik.

34. Kuşkusuz, bunlar (bu müşrikler)
diyorlar ki:

35. “İlk ölümümüzden başka bir şey
yok. Biz diriltilecek değiliz.”

36. “Doğru söylüyorsanız, atalarımızı
getirin.”

37. Onlar mı daha hayırlı, yoksa Tübbe’
kavmi ve onlardan daha öncekiler
mi? Onları yok ettik; kuşkusuz onlar,
suçlu idiler.

38. Biz gökleri, yeri ve o ikisinin arasında
bulunanları eğlence olsun diye
yaratmadık.

39. Biz onları, sadece hak olarak yarattık.
Ancak onların çoğu, (bunu) bilmezler.

40. Yargı günü, onların tümü için bir
buluşma zamanıdır.

41-42. O gün Allah’ın kendisine rahmet
ettiği müstesna, dostun dosta bir
faydası olmaz ve onlara yardım da
edilmez. Kuşkusuz O, üstündür ve sürekli
merhamet edendir.

43. Şüphesiz, zakkum ağacı,

44. Çok günah işleyenin yemeğidir.

45. Eritilmiş bakır gibi karınlarında
kaynar.

46. Kaynar suyun kaynaması gibi.

47. Yakalayın onu ve cehennemin ortasına
sürükleyin.

48. Sonra başına azap olarak kaynar
suyu dökün.

49. Tat! Hani sen üstün ve değerli idin!

50. İşte hakkında şüphe ettiğiniz budur.

51. Takvalılar, güvenli bir yerdedirler.
Abdullah b. Sinan, İmam Cafer Sadık (a.s)’ın
şöyle dediğini nakleder: “Kim Allah’ın sevdiği
şeylere yönelirse, aziz ve celil Allah da
onun sevdiği şeylere teveccüh eder ve kim
Allah’a sarılırsa, Allah onu korur. Allah kime
yönelir ve kimi korursa, gökten yere düşse
de veya bir bela gelip yeryüzünün bütün
halkına sarsa da, o, takvasıyla Allah’ın hizbinde
her beladan korunmuş olur. Allah Teala,
“Takvalılar, güvenli bir yerdedirler.” diye
buyurmuyor mu?” (el-Kâfî, c.2, s.65.)

52. Bahçelerde ve pınar başlarında.

53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek
karşılıklı otururlar.

54-55. İşte böyle. Ayrıca onları iri gözlü
hurilerle evlendiririz. Orada huzur içinde
her çeşit meyveyi isterler.

56. İlk ölümden başka orada bir ölüm tatmazlar
ve Allah onları cehennem azabından
korumuştur.

57. Bunlar, Rabbinden bir lütuftur. İşte
büyük başarı budur.

58. Biz öğüt alırlar diye Kur’ân’ı senin diline
kolaylaştırdık.

59. Artık bekle; onlar da beklemektedirler.