Baskılar Artıyor

O vakit Zübeyr ayağa fırladı, kılıcını çekerek: “Yazıklar olsun sana Hattâb oğlu! Rasûl’ün kardeşi ve va-sîsi  Ali b. Ebî Tâlib’i (aleyhisselâm), Abdullah b. Abbâs’ı, Hâşim oğullarının reislerini ve Rasûl’ün seçkin ashâbını, insanların en rezillerinden olan İbn Ebî Kuhâfe’ye  biat etmeye çağırıyorsun. Rasûl’ün akra-baları burada hazır bulunuyorken ve imâmet ve hilâfet için gereken tüm şartlar onlarda mevcutken, se-nin bu işle nasıl bir alâkan olabilir!” dedi. Kılıcı Ömer’in kafasına indirmek üzere hamle yaptığında, Ömer feryat kopararak, Sellâm Kelbî’yi  imdâdına çağırdı. Sellâm arkadan gelip kılıcı Zübeyr’in elin-den kaptı. Ömer de Sellâm’ın elinden o kılıcı alıp parçalayacak oldu. Bunun üzerine Hâşim oğulları kılıçlarına sarıldı. Ancak Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) onları bundan men ederek ;
“Kılıçlarınızı kınından çıkarmanız Allah’ın emri değil. Bizim için sabretmekten başka yol yok.” buyurdu.
Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm), münâfıklardan bazılarının isteyerek, bazılarının da zorla ve mecbur ka-larak biat ettiğini görünce; Ömer’e, Ebûbekir’e ve halka dönerek şöyle hitap etti: “Ey cemaat, Peygambe-rinize karşı çıktınız ve Allah’ın hükmünü iptal ettiniz. Bu konuda hak sahibi benim! Çünkü ben, Hz. Rasûlüllâh’a Ebûbekir’den daha yakınım ve bu makama herkesten öncelikliyim.  Herkesten daha bilgili ve daha cesurum. Daha fasih konuşan, daha takvâlı ve daha zâhidim . O yüzden bu benim hakkım! Allah’tan korkun, Rasûl’den utanın ve benim hakkımı bana bırakın!”
Ömer ayağa kalktı ve dedi ki: “Ya Ali, hepimiz öldürülsek bile sana tabi olmayacağız ve biat etmedikçe senden el çekmeyeceğiz. Ya kendi isteğinle ve gönüllü olarak biat edeceksin, ya da korkuyla ve mecbu-ren!”  Emîru’l-Mü’minîn ona şu karşılığı  verdi:
“Allah’a yemin olsun ki korkum yok; ne senden, ne de insanlardan!  Seni ölmüş bir sinek gibi görüyorum. Kılıcımı kınından çıkarmamı, Allah’ın emri ve Rasûl’ün (sallallâhu aleyhi ve âlih) vasiyeti  engelledi. Şayet Allah’ın emri  olmasaydı, üç hali bunun dışında tutardım: Yeryüzünde kâfirlerden nefes alan tek varlık bırakmazdım. Rasûl’e  (sallallâhu aleyhi ve âlih) düşmanlık edenlerden hiç kimseyi geride koymazdım. Velâyetimi inkâr edenlerden hiçbirini affetmezdim. Gel gör ki, sabredip, gam ve kederimi Allah’a şikâyet ediyorum . Yoksa topunuzu kısa sürede perişan eder, boyunlarınızı yumuşatırdım!”
Ebûbekir ve Ebû Ubeyde, her ikisi de yerlerinden kalkıp dediler ki: “Ey Rasûlüllâh’ın amcasının oğlu, bizler senin ona yakınlığını ve fazîletlerini reddetmiyoruz. Ancak gençsin ve henüz otuzüç yaşındasın!” Ebû Ubeyde dedi ki: “Ey Ebü’l-Hasan , Ebûbekir yaşlı birisi. O yüzden halkın çıkaracağı güçlüğe daha iyi tahammül gösterebilir . Allah sana ömür verirse bu işi sana bırakacak. Sesini çıkarma, uyuyan fit-neyi uyandırma. Arapların ve diğerlerinin kalplerinde, sana dair nelerin olduğunu sen de biliyor-sun.”
Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) şöyle dedi: “Ey Muhâcirûn ve Ensâr , Allah’tan korkun, Peygamber’i hesaba katın ve Peygamber’in Ehl-i Beyti’ne ait olan hakkı, onun soyundan dışarı çıkarmayın. Çok iyi biliyorsunuz ki, biz Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyti’yiz ve bu konuda öncelik bizim. Allah bu işi bize mahsus kıldı.”  Bunun üzeri-ne Beşîr b. Sa’d Ensârî dedi ki: “Ey Ali, eğer Ensâr bu sözleri Ebûbekir’e biat etmeden önce işitseydi, hiçbiri sana karşı çıkmazdı.”
Emîru’l-Mü’minîn (a.s) sözlerine şöyle devam etti: “Allah biliyor, hiç kimsenin şu yaptığınızı yapmayacağını ve helal görmeyeceğini sandım. Kıyamet günü Allah’ın Rasûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve âlih) cevap verirken ne huccet getireceksiniz, bilmiyorum. Allah için, Ğadîr gününde Allah’ın Rasûlü’nün “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allahım! Onu seveni sev, ona düşman olana sen de düşman ol!”  buyurduğunu işitenler ayağa kalk-sın ve şahitlik etsin!”
Emîru’l-Mü’minîn’in muhâliflerinden Zeyd b. Erkam’ın rivâyetine göre, Ebûbekir’e biat etmiş, Bedirli  (= Bedir muharebesine katılan sahâbeden) oniki kişi ayağa kalktı ve şahitlik etti.  Bunun üzerine Ömer b. Hattâb herkesin Hz. Ali’ye biat edeceklerinden korktu ve meclisin altını üstüne getirdi, karışıklık çı-kardı ve insanları dağıttı. ”
İmam Ali’nin hakkını savunan oniki yiğit sahâbî
Hüsniye konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ertesi gün ashâbın büyüklerinden oniki kişi aralarında konuşup dediler ki: “Ebûbekir Allah Rasûlü’nün minberine  çıktığı vakit, onu minberden alaşağı edelim. ” Bazıları “Emîru’l-Mü’minîn ile istişare etmeden bunu yapmak yakışık almaz.” deyince, topluca onun yanına gittiler ve: “Yâ Emîre’l-Mü’minîn, kendi hakkını bir kenara ittin . Allah Rasûlü buyurdu ki: “Ali hak ile, hak da Ali ile birliktedir.”  Niyetimiz Ebûbekir’i minberden alaşağı etmek. Bunu doğru bulup bulmadığını ve ne buyuracağını öğrenmek üzere yanına geldik.” dediler.
Oniki kişiydiler. Muhâcirûn’dan altı kişi vardı : İlki Selmân-ı Fârisî, ikincisi Hâlid b. Saîd b. Âs, üçün-cüsü Ebûzer Ğıfârî, dördüncüsü Mikdâd b. Esved, beşinci Ammâr b. Yâsir, altıncısı ise Büreyde Eslemî idi. Ensâr’dan da altı kişi vardı: İlki Ebu’l-Heysem Teyyihân, ikincisi Sehl b. Huneyf, üçüncüsü Osman b. Huneyf, dördüncüsü Huzeyme b. Sâbit, beşincisi Übey b. Ka’b, altıncısı ise Ebû Eyyûb Ensârî idi.
Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: “Allah hakkı için, eğer böyle yaparsanız bütün kılıçlar çekilir ve hepinizi katlederler. Hâşim oğulları da sizinle ittifak yapar.  Böyle olunca da, her ne şekilde olursa olsun, bunu defetmem lazım gelir. Oysa Allah Rasûlü bana şöyle haber vermişti:
“Ümmet benden sonra sana zulmedecek ve ahitlerini bozacaklar ! Ey Ali, benim için sen, Mûsâ için Hârûn gibi-sin . Nitekim İsrail oğulları Hârûn’u bir kenara itip buzağıya tapmayı tercih etmişlerdi . Aynı şekilde, benim ümmetim de seni bir kenara itip başkasını tercih edecekler.” O vakit dedim ki: “Ya Rasûlallâh, bu durumda bana ne yapmamı buyurursunuz?” Şöyle buyurdular: “Sabret. Onlarla çatışmaya girme. Aksi takdirde kılıçlar çekilir ve “O, ölüden diri çıkarır.”  âyetinin sırrı  bertaraf olur; bunun neticesinde İslâm ortadan kalkar. Aman ha kendini koru, evine çekil. Hatta ilahî emir, bana mazlum olarak ulaşmandır.”
Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve âlih) vefat ettiğinde, Emîru’l-Mü’minîn onun yıkanması, kefenlenmesi ve defin işleriyle meşgul olurken, onlar başka işle uğraşıyordu. Ümmet arasında bu ihtilaf ortaya çıkınca, hepsine huccet gösterdi; ama çok azı hariç, hiç kimse kabul etmedi. Hz. Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) onlara şöyle buyurdu: “Gidin, Allah Rasûlü’nden işittiklerinizi Ebûbekir’e ve bağlılarına anlatın.”
Gittiler, Allah Rasûlü’nün minberinin etrafında toplandılar. O gün, Cuma günüydü. Ebûbekir minbere çıkınca, büyük sahâbeden bu oniki kişinin her biri, Ali b. Ebî Tâlib’in (aleyhisselâm) fazîletlerinden birini zikretmeye başladı. Bu arada Ebûbekir’i kınıyor ve kendisini Allah’tan korkmaya çağırıyorlardı. –
Ebûbekir onların delillerini işitince kala kaldı ve hiç cevap vermedi. Tek söylediği şu oldu: “Beni başını-za getirdiniz ama, sizin en üstününüz ben değilim. Azledin beni!”  Ömer, Ebûbekir’in bu söyledikleri-ni duyunca, “Bunlara cevap veremedin ya; in o minberden, habis alçak! ” dedi.
Ebûbekir kalkıp evine gitti. Üç gün dışarı çıkmadı. Dördüncü gün Hâlid b. Velîd üç bin kişiyle çıkagel-di. Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim de üç bin kişiyle orada bulundu.  Kalpleri Emîru’l-Mü’minîn’e karşı nefret ve nifakla dolu ve hepsi de onun kılıcından korkarak Müslüman olduklarını söylemiş münafık Araplar da oradaydı. Öyle ki devasa bir ordu toplanmıştı. Kılıçlar çekilmiş, önlerinde Ömer, Rasûl’ün mescidine yöneldiler. Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) ise ashâbın önde gelenleriyle mescitte oturuyordu. Ömer dedi ki: “Vallâhi, eğer bugün sizden biri tek kelime etsin, başını alırım!”
Hâlid b. Saîd b. Âs ayağa kalkarak şöyle dedi: “Ey Habeşli Sahhêk’in  oğlu!  Bizleri bu kılıçlarınızla ve topladığınız münafık askerlerle korkuttuğunuzu mu sanıyorsunuz? Allah’a and olsun ki, bizim kılıçlarımız sizinkinden daha keskindir. Sayımız az görünse de, sizden çoğuz. Çünkü Allah’ın hucceti Hz. Ali bizimledir. Eğer imama itaat bize farz olmasaydı, kılıçlarımızı çekerek sizinle cihad eder ve mevlâmızın hizmetinde kadrü kıymetimizi ortaya koyardık!”
Hazreti Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: “Otur ey Hâlid, senin makamın herkesin malumudur ve gayretin de takdire şâyândır.” Hâlid yerine oturdu. Peşinden Selmân kalktı ve dedi ki: “Allâhü Ekber! Allah’a and ol-sun ki, şu iki kulağımla Allah Rasûlü’nden işittim; değilse iki kulağım da sağır olsun. Şöyle buyurmuş-lardı: “Kardeşliğim ve amcamın oğlu, mescidimde kendi yarenleriyle birlikte otururken, cehennem ehli bir grup köpeğin hücumuna uğrayacak!” Hiç kuşkum yok, o cehennem köpekleri sizlersiniz!”
Ömer kılıcını çekerek yerinden fırladı ve Selmân’ın üzerine yürüdü. Ancak Emîru’l-Mü’minîn ayağa kalkarak Ömer’in yakasına yapıştı ve kendine doğru çekti. Kılıcı elinden uçtu, sarığı başından düştü. İnsanların önünde rezil oldu. Ebûbekir ve bir grup sahâbe kalkıp Ömer’i oturttular. Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Ey Habeşli Sahhêk’in oğlu! Eğer Allah’ın hükmü ve Rasûlü’ne verdiğim ahit olmasaydı, kimin gücünün zayıf ve sayıca az olduğunu görürdünüz!  Sonra Emîru’l-Mü’minîn (aleyhisselâm) dostlarıyla birlik-te kalktı ve “Rahmet olsun size!” dedi.
Ömer kalabalık bir orduyla birlikte Medine’de dolaşmaya başladı. Ebûbekir’in halîfeliğini kabul etmeye yanaşmayan insanlardan tek tek biat istiyor, zorla ve zorbalıkla biat topluyordu. Nerede evine gizlen-miş birileri varsa, onları dışarı çıkarıyor ve biat alıyordu. Bu arada bazılarını da katlediyordu. Hilâfet karmaşa ve tartışması üç ay boyunca devam etti. Sonunda Emîru’l-Mü’minîn’den (aleyhisselâm) biat talep etmeye gitti. Seyyidetü’n-Nisâ  Hz. Fâtıma’nın incitilip eziyet gördüğü olay  da o sırada yaşandı. Ö-mer b. Hattâb’ın kapıya tekme attığı, herkesin bildiği bir konudur. –
Hazrec kabîlesinden Sa’d b. Ubâde’nin dokuz bin kişiyle birlikte muhâlefeti ve oğlu Kays b. Sa’d olayı da hiç kimseye gizli değildir. Ona Mâlik b. Nüveyre  ve kabîlesinden on bin kişi de biat etmedi. O yüzden Hâlid b. Velîd’i onun üzerine gönderdiler ve o mü’mini, kabîlesinden on bin kişiyle birlikte kat-letti, mallarını yağmaladı, kadınlarını ve çocuklarını esir aldı!
Ey İbrâhîm, buna rağmen, nasıl olur da ümmetin havâssının icmâ ettiğini öne sürebilirsiniz?! Allah’tan korkun ve bu bozuk itikattan  dönün. Allah ve Rasûlü’ne karşı bu kadar cüretkâr olmayın. Ey İbrâhîm, Ebûbekir’in halîfe seçilmesinde ümmetin icmâsına  itibar ediliyorsa ve şayet icmâ denilen şu ittifak da oluşmuş ise; dinin müfsitleri ve lanetli kâfirler olan Yezid ve diğer Ümeyye oğullarının da imam sayılmaları gerekmez mi? O kadar insan onlara biat etmişken, üstelik tabi olanlarının sayısı Ebûbekir ve Ömer’e biat edenlerin yüz katıyken , bu takdirde mel’un Muâviye, Yezid ve diğer Ümeyye oğulları neden imam olamasın?! Halbuki Allah Rasûlü’nün evlâdının başını kesen, onun Ehl-i Beyti’ni çıplak develere bindirip, (Şam’a) esir olarak götüren ve uzun yıllar Allah Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve âlih) Ehl-i Beyti’ne sövdüren; bu (sözde) ‘imamlar’ güruhunun küfründe hiç kimsenin kuşkusu yoktur.
Ey İbrâhîm, Osman’ın öldürülmesi olayı dışında, Ehl-i İslâm arasında icmâ hiçbir vakit gerçekleşmedi. Halîfe Osman’ın katli olayında, İslâm beldelerinin tamamından, havâs ve avâmdan insanlar birbirlerine mektuplar yazdılar. Ahâliyi onu öldürmeye teşvik edip yönlendirdiler. Hatta Mısır’dan otuz bine yakın insan, Osman’ın zulmünden şikâyet için Medîne’ye  gelmişti. Hepsi birden ittifak edip, onu feci şekil-de öldürdüler. Kaç gün boyunca, ölü bir köpek gibi ; ayağına ip bağlayıp Medine sokaklarında sürü-düler. Müslümanlar grup grup gelip başına ve yüzüne tekme atıyor, zulmünden şikâyet ediyorlardı.
Ey İbrâhîm; Ömer b. Hattâb, Hâlid b. Velîd ve Ümeyye oğullarından nice münâfık, bütün o fenalıkları, Ali b. Ebî Tâlib’e (aleyhisselâm) karşı içlerinde sakladıkları düşmanlıklarından yaptılar. İnanan nice kimse-leri haksız yere katlettiler. Ümmet-i Muhammed’i yoldan çıkarıp, esfel-i sâfilîne  gönderdiler.
Ey İbrâhîm, kendi peygamberinin dininde bu denli bozgunculuk yapan, peygamberinin Ehl-i Beyti’ne böyle bir zulmü revâ gören bir ümmet var mıdır? Acaba kendi nefislerine uyarak bazen Osman’ı, bazen de Sa’d b. Ubâde’yi halîfe yapmaları, sonra onları azlederek; çıkarlarına uygun düşen Ebûbekir’de karar kılmaları revâ mıydı